GenBilim
Türkiye Bilim Sitesi  
Anasayfa | Forum | Bilimler | Arşiv Tarama | GenKampüs | Linkler | RSS | Reklam | English | İletişim
Kontrol Paneli Anasayfa Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Üye OlŞifre Hatırlat Kontrol Paneli
Şub 17 2009

Zaman Makinesinin Olasılığı ve İmkânsızlığı Yazdır E-posta
(4 Oy)



 
Paylaş


metu gen   
Salı, 17 Şubat 2009
Okunma: 9632 kez

ImageHayatım boyunca aklımın bir köşesinde bulundurduğum ve çok sevdiğim bir söz vardır: " İmkânsız diye bir şey yoktur, gerçekleşmesi sadece zaman alır." Tüm araştırmalarımı hatta hayalini kurduğum tüm projelerimi her zaman bu sözü temel kabul ederek gerçekleştirmeye çalıştım. Fakat daha sonra başka bir araştırma içerisine girdim: "Acaba bu evrende "imkânsız" diyebileceğim bir şey var mı?" Araştırmaya başladığım ilk anda, Albert Einstein ve Newton dahil olmak üzere halen bir çok bilim insanının rüyası olan ve bilimkurgu filmlerine malzeme olmaktan kurtulamayan bir makine dikkatimi çekti: "Zaman Makinesi". ImageHayatım boyunca aklımın bir köşesinde bulundurduğum ve çok sevdiğim bir söz vardır: " İmkânsız diye bir şey yoktur, gerçekleşmesi sadece zaman alır." Tüm araştırmalarımı hatta hayalini kurduğum tüm projelerimi her zaman bu sözü temel kabul ederek gerçekleştirmeye çalıştım. Fakat daha sonra başka bir araştırma içerisine girdim: "Acaba bu evrende "imkânsız" diyebileceğim bir şey var mı?" Araştırmaya başladığım ilk anda, Albert Einstein ve Newton dahil olmak üzere halen bir çok bilim insanının rüyası olan ve bilimkurgu filmlerine malzeme olmaktan kurtulamayan bir makine dikkatimi çekti: "Zaman Makinesi". İlk olarak Zaman nedir? , Zaman Makinesi teorik olarak nasıl çalıştırılabilir? Geçmişe yolculuk yapabilme ihtimalimiz olsa bile neden gelecek zamana böyle bir yolculuğun ihtimali çok daha azdır ya da sıfırdır? Gibi soruların cevaplarını arayarak işe başladım. "Zaman" ı tanımlamaya başladığımızda bilim çevresinin kabul ettiği bir tanımlama karşımıza çıkar. Prof. Dr. Osman Çakmak bu tanımlamayı şu sözlerle açıklıyor: " Zaman kolayca kavrayamasak da, onun kolayca anlayacağımız bir yönü var: boyut oluşu... Uzay-Zaman, dört boyutlu bir ölçüm sistemidir; et ve tırnak gibi." Einsteinın Genel Görelilik Kuramına göre evrende her şey, üç mekân ve bir de zaman boyutu olmak üzere dört boyutlu bir uzaydan oluşur. Zamanı tanımladıktan sonra bilim insanlarının onlarca yıldır uğraştığı Zaman Makinelerinin teorik olarak nasıl oluşturabileceklerini aramaya koyuldum. İlk Zaman Makinesi kabul edebileceğimiz hipotez Avustralyalı ünlü matematikçi Kurt Gödel tarafından ortaya atılmıştı. Einsteinın denklemlerine göre hızlı dönen bir evren modeli ortaya çıkartan Gödel, evrenin bu dönüşü sayesinde zamanın kendi üzerinde katlanabileceğini ve ışığın da çizgisel yerine döngüsel bir yol izleyebileceğini 1949 yılında kâğıt üzerinde gösterdi. Eğer bu döngü üzerine -bir şekilde- çıkılabilirse, bu döngüden inene kadar aynı anı yaşayıp durmak olası olacaktı. Olası ikinci bir Zaman Makinesi adayı Kara delikler olarak düşünülmeye başlandı. 1963'te Yeni Zelandalı matematikçi Roy Kerr, kara deliklerin 'tekillik' olarak adlandırıldığını ve tek bir noktada kütlesinin bulunduğunu söyledi. Bu durumda kara delik bir halka genişliğine ulaşıyor ve bu halkadan doğru yönde geçmek, geçmişe yolculuk için Zaman Yolculuğu biletlerinin kesileceği anlamına geliyordu. Bilim insanları şimdi bu iki temel üzerine kurulabilecek olası Zaman Makinelerini düşünmeye devam ederken üçüncü soru ortaya çıktı: neden hep geçmişe yolculuk edebileceğimiz konusunda araştırmalar varken geleceğe yolculuk hakkında hiçbir kıpırdanma göremiyorum? Cevabını bulmakta pek zorlanmadım. Bu soruya cevabımı açıklarken ilkin ışık nedir? ve ışık aslında bilgimidir? Sorularını cevaplayarak açıklık getirmek istiyorum. Evrende gözlemleyebildiğimiz her şey (gerek yardımcı araçlarla -mikroskoplardan teleskoplara kadar- gerekse de gözlerimiz yardımıyla) ışığın madde üzerinde kendine has yansımasıyla oluşuyor. Işığı -bildiğimiz gibi- birçok dalga boylarının birleşmesiyle beyaz olarak gözlemleyebiliyor ve ayrıca gözlemleyebildiğimiz spektrum dışında olan elektromanyetik dalgaları ( gama ışını, X ışını, U.V, I.R. , radyo dalgası ) ile birlikte elektromanyetik spektrum içerisinde tanımlayabiliyoruz. Örneğin, *çeşitli teleskoplar yardımıyla bir gezegenin yüzeyinden yansıyan ışınları toparlayıp gezegen yüzeyi hakkında detaylı bir resim ya da veri elde edebiliyoruz. Ve ya *çeşitli mikroskoplar yardımıyla hücre üzerine gönderdiğimiz ışının yansımasından gelen ışınımı objektiflerde odaklayarak hücre altı birçok yapıyı gözlemleyebiliyoruz. Ve son olarak gözlerimiz yardımıyla hiç bir araca gerek durmadan ışığın bir madde üzerinde yansımasıyla göz merceklerinde odaklayarak o maddenin şeklini ve rengini tayin edebiliyoruz. İşte tüm bunlardan dolayı, mikro âlemden makro âleme kadar topladığımız tüm bilgiler ışık formu olarak hareket edip depolamamıza olanak tanıyor. Kısacası ışığı bir bilgi formu olarak kabul edebiliriz. Böylece geçmişte olan durum veyahut şuan gerçekleşen olay bu ışık huzmelerinin maddeler üzerinde yansımasıyla başka bir forma geçip zaman içinde şekillenmesiyle oluşuyor (mesela geçen yıl doğum günü partimizde gözlerimizle gördüğümüz tüm anlar). Bununla birlikte geçmişte ve şuan yaşadığımız anlar enerjinin yok edilemeyeceği kanunu üzerinden her zaman ışık formu vasıtasıyla tüm evrene yayılır. İşte bu noktada Zaman Makineleri devreye girer. Eğer geçmişte şekillenmiş bir ışık huzmesi varsa ve biz bu enerjiyi yok edemiyorsak o ışık grubuna ulaşıp onun başka bir şekle dönüştürebiliriz. Yani geçmişte olan bir olayı değiştirebiliriz çünkü ışık formunun başka bir şekle sokulmasının tek yolu, ışığın (başka bir durumun gerçekleşmesi anında) maddeler üzerinden yansımasına bağlıdır (örn: geçmişte yaşadığımız bir olayı yaşamamak için o zamana gidip durumu değiştirmek). Ama geleceğe yolculuğu düşündüğümüzde bu olasılık yoktur ve imkânsızdır çünkü gelecekte yaşadığımız bir olayı görmek için o olayda olan ışığın(bilginin) şekillenmesi lazım gelir. Yani gelecekte yaşayacağımız bir olay anında ışığın madde üzerinde şekillenip evrene yayılması lazımdır. Bu olay gelecek bir zamanda gerçekleşeceğinden ileriki bir zamanda neler olabileceğini görmek veya gelecekte olabilecek bir mekâna Zaman Makinesi ile gitmek imkânsızdır ve gerçekleşemeyecektir. Zaman Makinelerinin gerçekleşemeyeceğinin nedenlerine gelince Gödel'in ortaya atığı evrenin döngüsü teorisinde bizde biliyoruz ki evren bu şekilde dönmüyor. Bundan dolayı Gödel'in hesaplarının gösterdiği gibi zamanda yolculuğu bu yolla gerçekleştirmek olanaksız. Kara deliklerin Zaman Makinesi gibi kullanılması düşüncesine geldiğimizde iş daha çok karmaşıklaşıyor. En basit bir cevap verirsek kara delikten kaçış olanaksız ve bu zaman makinesine bilinebilse bile ondan inmek imkânsız bir sorun haline geliyor. Bununla birlikte kara delikleri solucan deliği şeklinde kullanabilsek bile onu açık tutacak negatif enerjili egzotik bir maddeye ihtiyacımız olacak. İşte bu tuhaf maddeyi nereden bulacağız? Sorusunu Arafeva ve Volovich "Karanlık Madde"yi işin içine katıyor. Karanlık madde, sırrı tam olarak çözülemeyen ancak kuramsal olarak kütlesi olmamasına karşın evrenin genişlemesindeki ek hızlanmayı sağladığı öngörülen tuhaf bir madde! Rus ikili kara deliklerin uçlarının bu tuhaf madde ile açık tutulabileceğini öngörüyorlar. Portekiz'deki Lizbon Üniversitesinden Francisco Lobo, bu gizemli maddeyi solucan deliklerinin ağzını açık tutmasını sağlayabileceğimizi düşünsek bile "solucan deliğinin parmak izine rastlamanın bir Zaman Makinesinin varlığına garanti veremeyeceğini sözlerine ekliyor. Zaman, Zaman Makinesi ve geleceğe yolculuğun imkânsızlığı konularını ele aldıktan sonra makalemin en önemli bölümüne geçebiliriz: geçmişe yolculuğun imkânsızlığı ve geçmişe gidemesek bile geçmişte yaşanmış bir olayı izleyebilme olasılığı. Geçmişe yolculuk ihtimali demek gelecekte bir gün yapacağımız bir Zaman Makinesi ile geçmişte hoşumuza gitmeyen bir olayın seyrini değiştirmek anlamına da yorumlanabilir. Bilim insanlarının Zaman Makinesinin olası teorilerini düşünürlerken korktukları birçok paradoks vardır. Zaman Makinesinin hiçbir zaman gerçekleştirilemeyeceğini savunan bir grup bilim insanın temel dayanağı da işte bu paradoksların kaynağıdır: "Nedensellik İlkesi" Bu ilke adı altında verilen en ilginç örnek ise "Büyükbaba paradoksu". Bir Zaman Makinesine atladığınızı hayal edin ve geçmişe gidip atalarınızdan birini öldürmeye gittiğinizi varsayın. Bu durum, sizin dünyaya gelmenize yol açacak olayları engellemek anlamına gelmektedir. Eğer büyükbabanız ölürse, anneniz ya da babanız doğamayacak, dolayısıyla geçmişe gidip onların babasını öldüren birisi de hiç dünya ya gelemeyecektir. Bu örnek nedensellik ilkesinin temelini oluşturuyor. "Sonucun, her zaman nedeni izlediğini dile getiren temel bir ilke" diye açıklıyor Muzaffer Özgüleş. Nedensellik ilkesi, fizikçilerin korkulu rüyası ola dursun; geçmişe yolculuğu düşünürken bir başka olası durum daha gözümün önünde canlanı verdi. Şuan ki teknolojimizin yetersiz olduğunu farz ederek ve inanılmaz bir hızla gelişmekte olan bilim ve teknolojimizin gelecekte bir zaman -mesela 2100 yılları gibi- Zaman Makinesini olası kıldığını hayal edelim. Fakat bu sefer nedensellik ilkesinden daha karışık bir durum ortaya çıkıyor. Çünkü gelecekte yapılacak muhtemel bir Zaman Makinesi demek; o zamanda ki insanların bizim zamanımıza gelmesi ve şuan ki teknolojimizin ve bilimimizin seyrini değiştirerek daha ileri götürmesi demek. Yani gelecekteki insanların aklına şu çözüm mutlaka gelecektir: "Madem Zaman Makinemiz var; o zaman geçmişe dönüp yanlış yöntem ile ilerleyen araştırmaları yönlendirerek 2100 yılında yaptığımız Zaman Makinesini 2009 yılında yapabiliriz. Böylece teknolojimiz ve bilimimiz 2100 yılında daha başka ufuklara yelken açmış olacaktır." Bunu biraz espri ile harmanlarsak: 2100 yılında Zaman Makinesi ile 2009 yılına gelecek bir bilim insanı, zamanımızda ki bilim insanlarımıza ders vererek "şu kuramınızı öyle değil şöyle hazırlarsanız teknolojide şu gelişmeleri yapacaksınız ve 2009 da Zaman Makinesi yapabileceksiniz" diyebilir. Veyahut daha gerçekçi bir senaryo yazarsak: 2100 yılından zamanımıza gelecek misafirimiz, 2008 yılında CERN de atom altı parçacıkları daha iyi anlamak için inşaa edilen Büyük Hadron Çarpıştırıcısına (LHC) gelerek orada çalışmalarını yürüten bilim insanlarına yardım edebilir. Hatta "şu yöntemleri şöyle gerçekleştirirseniz uzay-zamanda solucan delikleri oluşturabilir ve bunu Zaman Makinesi olarak kullanabilirsiniz" diyebilir. Bunlar size şimdi bilimkurgu olarak gelebilir fakat bunu biraz daha heyecanlı hale getirebiliriz. Bildiğiniz gibi 19 Eylül 2008 de, tüm televizyonlarda ve bilimsel dergilerde, daha bir kaç aydır alıştırma safhasında olan LHC de ciddi bir kazanın olduğu ve bu sorunun ortadan kaldırılabilmesi için bir kaç ay Çarpışma Deneyinin durdurulması kararı alındığı açıklandı. Belki de bu bir kaza değildi ve 2100 yılındaki bir misafirimiz zamanımıza gelerek yukarıda anlattığım uyarıyı CERN de ki bilim insanlarımıza aktarmaya başlamıştır ve düzenlemeleri yapmak için bir kaç ay gerekmiş olabilir. Tüm bu anlattığım bilimkurgu dolusu senaryoyu bir kenara bırakırsak (tabi bu senaryo Zaman Makinesinin halen olası olduğunu gösteriyor tabi bunu CERN deki sonuçlar gösterecek), Zaman Makinesinin olasılığından çok imkânsız olduğunu gözler önüne seriyor. Zaman Makinelerinin çalışamayacağını en tatmin edici şekilde Stephen Hawking 'Zaman sıralamasının korunması sanısı' adlı çalışmasında şöyle açıklıyor: " Evren kendisini koruyan bir zaman polisine sahiptir. Herhangi bir şekilde zamanda yolculuğa çıkıp geçmişi altüst etmeye niyetlenecek bir Zaman Makinesinin önüne mutlaka bir engel çıkacaktır." Yapılan birçok araştırmaya rağmen geçmişe yolculuğun üstte saydığım nedenlerden dolayı imkânsızlığı çok daha fazla ağır basmaktadır. Geçmişe ve geleceğe gidememenin imkânsızlığı ve sadece şimdi su gibi akan bir zamanda sınırlı kalmayı düşünürken bir arkadaşımdan aldığım bir e-mail araştırmamı başka bir yöne çekti. E-mail de Okan Üniversitesinden nükleer bilimler konusunda uzman Prof. Dr. Yarman'ın, uzun süredir üzerinde çalıştığı teorisiyle Einstein'ın ''Genel Görecelik Kuramı'' na farklı bir yaklaşım getirdiği belirtiliyordu. Bununla birlikte, konu üzerinde Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Metin Arık ile çalışan Yarman'ın tezinin, Belarus Devlet Üniversitesinde Prof. Dr. Alexander Kholmetskii yönetimindeki deneylerle doğrulandığı kaydediliyordu. Deneylerin, ilk evrede ''bağıl manyetik alanın'' ışık hızından en az dört kat daha hızlı yayıldığını gösterdiği vurgulanan açıklamada, şu hususlara yer verildi:''Bu sonuç ilk bakışta, Einstein'ın özel görecelik kuramıyla çelişiyor; çünkü Einstein'a göre hiçbir etkileşme ışık hızından daha hızlı oluşamaz. Oysa Yarman'ın teorisine göre, enerji alış verişi içermeyen 'bilgi', örneğin 'yer çekimi' ya da 'elektriksel etkileşme' bilgisi, ışık hızından daha hızlı yayılabiliyor. Prof. Dr. Yarman'ın önerisi uzantısında, son olarak, Belarus Devlet Üniversitesinde, nükleer saatler zemininde gerçekleştirilen deneyle kanıtlandı. İşte o an geçmiş zamana gidemesek bile geçmiş zamanda olmuş bazı olayları izleyebileceğim bir hipotez kurdum. Hipotezim şöyleydi: Gelecek bir yüzyılda bu yöntemin geliştirilerek bir uzay gemisine uyarlandığını hayal ettim. Eğer yukarıda belirttiğim gibi ışık bir bilgi ise milyarlarca yıl önce Güneş sisteminin ve içinde bulunduğumuz Dünya'nın yaratılışı sırasında gerçekleşen patlamaların sonucunda oluşan ve evrene halen yayılmakta olan ışınımları -gelecekte yapabileceğimiz bu uzay gemisiyle bir teleskop görevi görerek- toplayıp geçmişte olan olaylara açıklık getirebileceğimizi düşündüm. Kısacası bu yöntemin daha çok geliştirilmesi ile evrenin yaratılışını film izler gibi izleyebilecektik. Bilimsel olarak bu yöntem şöyle gerçekleşebilirdi. Güneş sisteminin yaratılışı sırasında evrene yayılan ışınım bir hıza sahipti (Işık Hızı= 1 saniyede 299 792 458 metre). Ve eğer bu keşifle gelecekte yapacağımız bir teleskop evrene yayılan bu ışınımın önüne geçebilir (çünkü kendisi ışık hızından 4 kat daha hızlı olmuş olacaktı) ve bu ışınımı bir teleskop gibi toplayarak bir görüntü oluşturabilirdik. Dünya yaklaşık 4,6 milyar yıl önce yaratılmıştı. Ve oluşumu sırasında oluşun ışınım bu kadar yıl boyunca evrene yayılmaya devam edecekti. Böylece ışık hızından daha hızlı bir cihaz yaparak bu ışınımın önüne geçebilir ve bilgileri toplayabilirdik. Fakat 4 kat hızın bize hiç bir şey veremeyeceği açıktı çünkü 6 milyar ışık yılı uzaklıkta olan ve halen ilerleyen bir ışınımı yakalamak ve önüne geçmek için 9 ya da 10 milyar ışık yılı lazım olacaktı ve bir de dönüşü hesaba katarsak bu hipotezin imkânsız olduğunu o an kabul ettim. Fakat bir kaç yüzyıl önce olan doğa olaylarını ya da Dünya yüzeyini pekâlâ izleyebilme ihtimalimiz vardı. Örneğin, 1800 lü yıllara ait bir yıllıkta bir rahip Ay da aşırı bir parlamanın olduğunu kaydetmişti yani büyük bir meteor Ay a çarpmıştı. 200 yıl önce olan bu olayı yapacağımız bu teleskopla, evrende yayılan ışınımını yakalayarak 100, 150 yıl içerisinde Dünya ya bir görüntü olarak getirebilirdik. Bu hipotezin imkânsızlığını sağlayan tek etken uzun zaman alabileceği değildi sadece. Eğer gerçekten ışık hızından daha hızlı hareket eden bir yöntem keşfedilmişse bu sadece şuan ki tüm fiziğin yıkılması anlamına gelmiyordu ışık hızının artık bir kat sayı görevini görebileceği anlamına geliyordu. Yani 4 kat, 10 kat ve ya 100 kat ışık hızı gibi. Bu yöntem şuan imkânsız kabul ediliyor çünkü ışık hızından daha hızlı bir madde Özel Göreliliğin temel ilkelerinden birini, ışık hızının geçilmezliğini ihlal etmiş oluyor. Tabi bu kural bile yıkılamaz olmayacağını düşünerek böyle bir şey olabileceğini kabul ettim ve araştırmaları derinleştirdiğimde artık geçmişi izleyebilecek bir yönteminde imkânsız olduğunu yine Einsteinın Genel Görelilik kuramının bir kuralıyla açıkladığını gördüm. Benim hipotezim düz bir yolda giden ışınımın bir teleskopla yakalayabileceğimizi temel ediniyordu ne var ki Görelilik Kuramı uzayın değişmez bir geometriye sahip statik bir yapı olmadığını belirtiyordu. Yani uzay, içinde hareket eden madde ile (ışık dahil) etkileşerek şekil değiştirir, eğilir ve bombeler yapar. Kütle (yani gezegenler yıldızlar vb.) olmadığında uzay düzdür ve ışık yayılım yönünde doğrusal bir hatta ilerler. Ancak kütlesi fazla olan yıldızlar uzayı büker, sonucunda ışık bu bükülmüş uzayda yol alır. Örneğin, Güneş, Dünya'dan bakınca arkasında kalan yıldızlardan gelen ışığın (görüntünün) yönünü değiştirir. Bu yüzden yıldızların konumunu farklı görürüz. Gerçekten de 29 Mayıs 1919 da Britanyalı astronom Arthur Stanley Eddington Batı Afrika kıyısı üzerinde gözlemlenen güneş tutulması sırasında bu fenomeni kanıtlar: Güneşin yakınından geçen yıldızların ışığı (görüntüsü), Güneş'in kütlesinden ötürü, konumu itibariyle sapma göstermektedir. Bundan dolayı evrende ilerleyen bir ışık aldığı yol boyunca bükülmelere ve eğilmelere maruz kalır ve böylece göndereceğimiz ışık hızından hızlı bir teleskopun bile bu ışığı net olarak yakalayamayacağını ve hiç bir zaman geçmişte olmuş bir olayı gözlemleyemeyeceğimizi anladım. Tartışılan tüm bu teorilere göre Zaman Makinesinin gelecekte yapılabileceğinden çok imkânsızlığının çok daha dominant olduğu gözler önüne seriliyor. En azından bana göre. Tabi yapılan ve yapılacak olan onca araştırmanın bu saydığım sebeplerden dolayı kesilmeyeceği aksine bilim insanlarında -teknoloji ve bilimin hızla artmasından dolayı yükselişe geçen merakla- daha da çok hızlanacağını unutmamak gerekir. Ama tüm bu araştırmamın sonunda vardığım sonuca göre; bu evrende halen çözülmeyi bekleyen birçok paradoks ve bilinmezler olmasına karşın bir o kadar da imkânsızlıkların olduğu gerçeğidir. Her şeye rağmen makalemin başında kullandığım " İmkânsız diye bir şey yoktur, gerçekleşmesi sadece zaman alır." Sözünü birazda bu araştırmama göre harmanlayarak İmkânsızlıklar ve Bilinmezlikler çoktur lakin hepsinin anlaşılması imkânsız değil sadece zaman alır. Haline getirdim. Bu ise benim merak ve bilime olan hırsımı ve şevkimi yok etmek yerine bir o kadar ateşledi. *(visible,U.V.,I.R.,gama,radyo dalgası,X ışını) teleskoplar ve mikroskoplar Referanslar: *Muzaffer Özgüleş, Zamanda Yolculuk, Bilim ve Teknik, Ocak 2009, Sayı 494 *Rainer Harf, Zaman ve Mekânı Yerinden Oynattı, Geo, Aralık 2008 *Doç. Dr. Murat A. Güler, Bilim ve Teknik, Ekim 2008, Sayı 491 *Einsteinın Kuramını Çürüten Teori - Aktif Haber - 18 12 2008 16.12, http://tr.newspeg.com/Einsteinin-Kuramını-Çürüten-Teori20956089.html


Etiketler:  



1 Can Hanoğlu 2010-11-03 05:05:19
çok güzel bir yazı..şu an yaşadığımız hayat bile bence gelecekte birgün zaman makinesinin icat edilemediğinin bir kanıtıdır.böyle bir durumda insanoğlunun gelecekten müdahelesini hissederdik diye düşünüyorum.en azından geçmişi görmek yerine sadece duyabileceğimizi düşünüyorum..

2zaman makinesi
 levent özdemir 2011-08-19 04:40:51
yazının tamamını okudum güzel yazı ama zaman makinesi imkansız degil. bende bi fikir uyanmıştı ve noterden bu hipotezimin telif hakkını aldım. (ama dünyanın hiç bi yerinde yok bu hipotezim hiç bir belgeseldede rastlamadım üniversite mezunu olmadığım için tübitak ilgilendi ama dibloma gerekliymiş akedemisyenler aracılığıyla kabul ederlermiş)  
bana sadece havasız bi ortam gerekli ve bütce.  
 
aşagıdaki yazılarımı bbs belgesellerinde izlediğimin bazıları. 
 
sizin yazınızda imkansız diye bişey yokdur şu anda bile zamanda yolculuk mümkün navigasyon cihazlarında bile bu görülüyor. zamanda yolculuk diye bişey olmasaydı dünyadaki saatleri ve uydudaki saatleri aynı ayarlarlardı ve gps de konumumuz sıfır hatayla gösterirdi ama bu böyle olmuyor. ışık hızına yaklaştıkca örnek ışık saatte 300 bin km gidiyor diyelim sen ise 250 bin km ile gittiğini varsayalım ozaman ışıgın yanında 50 bin km lik bir hız la geçtiğini görmen gerek veya ışık sana karşı 300 binle geliyor sende ışıga karşı 270binle gidiyorsun yine ışıgı 300bin km ile geçtiğini görürsün ama sen 250 binlede gitsen 290 bin km yle gitsen ışıgın yanında herzaman 300 bin km ile geçtiğini görüyorsun peki ozaman ışık hızı değişmiyorsa değişen ne (bişeylerin değişmesi gerekiyor değilmi)? ne olduğunu söyleyeyim zaman çünkü sen ışık hızına yaklaştıkca hız seni yavaşlatıyor ışık hızına ulaştığın anda zaman durur ışık hızına yakın gidersen zaman seni yavaşlatıyor ve sizin dediğiniz geleceğe yolculuk imkansızlığı ortadan kalkmış oluyor yani sen yavaşlayınca dünyadaki zaman hızlı akmış oluyor örnek ışık hızının %90 nı ile bi yolculuk 20 yıl yaparsak dünyada bin yıl geçmiş oluyor. navigasyonlarda bu böyle hız zamanı değiştirdiği için dünyadaki saatle uydudaki saati yanlış ayarlıyorlar eğer aynı ayrlamış olsalar km lerce bi sapma oluyor.  
yukarıdaki kaynakları bbs belgesellerinden aldım. 
ama benim zamanda yolculuk fikrim çok farklı ve kesin olduğundan %99.9999999 eminim.

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

 


GenBilim

GenBilim
GenBilim
GenBilim
GenBilim
GenBilim