Okunma: 1225 kez
Yükseköğretim kurulunun kuruluş yıldönümü bir kez daha protestolarla kutlandı !. Ankara’daki gösterilere kalabalık bir öğrenci kitlesi katıldı. Öğrenciler, Avrupa Birliği sevdasındaki ülkenin yurttaşları olarak, demokratik haklarını kullanıp YÖK’ü protesto etmek istediler. Buraya kadar sorun yok. Ancak gördük ki, AB uyum yasaları ile, gösteri yürüyüşlerine getirilen serbestlik falan unutulmuştu. Türk polisi tüm haşmetiyle ve acımazlığıyla öğrencilerin üzerine bindi, yerlerde tekmeledi. Televizyonlarda yayımlanan görüntüleri tanımlamakta zorluk çekiyorum.
( www.genbilim.com )
Bu kadarı da yetmedi. Tanık olduk ki polisimiz YÖK aleyhindeki gösterilere karşı akıl almaz duyarlıydı. Tüm ülkenin ve dünyanın gözleri önünde genecik bir insan depoya kapatılarak, canlı yayınlanan bir işkenceye alındı. Kameralar çekiyor, polis genci dövüyordu.
YÖK’ün protesto edildiği gösterilerden birkaç hafta sonrasında, İstanbul’daki savaş karşıtı bir gösteride, polis yine hışımla indi göstericilerin üzerine. Polis YÖK’ için nasıl duyarlı ise Bush’un savaş politikaları için de aynı derecede duyarlıydı. Avrupa ülkelerinde ve hatta ABD’de hemen her gün benzeri savaş karşıtı gösteriler yapılırken, ABD savaş lobisinin sorunları polisimizin üzerine dertmiş gibi, nefretle dövdüler yine bu ülkenin gençlerini. İsyan ederek soruyorum. Ne hakla ve kimin-kimlerin adına?
Aslında bunlara yıllardır alıştık, ama tüm bu yazdıklarımdan daha çok önemsediğim bir noktaya gelmek istiyorum. Depoda canlı yayınlanan işkence olayı basında epey yankılandı, TV programlarına konu oldu. Gözüm ve kulağım sürekli bir yerden gelecek tepkiyi bekledi, ama duyamadı, göremedi. Evet, depoda bir üniversite öğrencisi dövülüyordu ve ben YÖK’ten tepki bekliyordum. Düş gibi değil mi? Umdum ki, oradaki hocalar, kendileri aleyhinde gösteri yapıyor olsalar da, toplu dayaktan ve depoda işkenceden geçirilen öğrencilerine sahip çıksınlar.
Olmadı.
Olabilir miydi? Belki de YÖK ve üyeleri bu olayı görmemişler, duymamışlardı. Çok yazık...................
Yeni hükümetle birlikte din egemen bir dünya görüşünün devlet kademelerine yansıdığına tanık olacağız. Yıllardır din eksenli eğitimden geçirilerek imamlaştırılan ülkemizin yeni iktidarı, yükseköğretim sorunları üzerinde düşünecek zamanı – başörtüsü dışında - dileriz bulur.
Kafasını dine takmış kitleler ancak ve ancak eğitimle aydınlığa kavuşabilir. İmam yetiştirme politikaları bırakılmadıkça, bir buz dağının minicik ucu olan başörtüsü olayının şu veya bu yönde çözümü hiç bir anlam taşımayacaktır.
Devlet yıllardır yetiştirdiği milyonlarca imamdan sorumludur, ama şimdi ironik bir şekilde, yetiştirdiği imam eğitimli kızlara “neden başörtüsü takıyorsun?” diye sormaktadır. Devletin eğitim politikalarında yıllardır süregelen laiklik karşıtı ve dinsel motifli uygulamalar (zorunlu din dersleri, üniversitelerin camilerle doldurulması, gereğinden fazla imam yetiştirilmesi, imam olamayacakları halde kız çocuklarına imam eğitimi verilmesi vb.) sonlandırılmalıdır.
Üniversiteleri de yakında daha etkin şekilde kapsayacağını tahmin ettiğimiz din eksenli uygulamalara kesinlikle geçit verilemez. Dinsel dünya görüşünü kamusal alana yaymak isteyen politakalara karşı, Öğretim Üyeleri Derneklerinin örgütlü tepkileri giderek daha önem kazanacaktır. Öğretim Üyeleri Derneklerinin federasyon çatısı altında toplanmaları çabasının tamamlanmakta olduğunu da bu arada okurlarımıza duyuralım.
Bu sayımızla Üniversite ve Toplum yayın yaşamında ikinci yılını dolduruyor. Sağlanan tüm destekler için okurlarımıza ve yazarlarımıza teşekkürler. Yeni sayıda buluşmak üzere.
Prof. Dr. Kadri Yamaç

Etiketler:
Bilimler
Psikoloji
Depoda Dövülen Üniversiteli Genç
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |