GenBilim
Türkiye Bilim Sitesi  
Anasayfa | Forum | Bilimler | Arşiv Tarama | GenKalem | Destek | Site Haritası | Linkler | RSS | Reklam | Arkadaşını Davet Et | İletişim
Kontrol Paneli Anasayfa arrow Bilimler arrow Tıp arrow Yök Yapısında Akreditasyon Olabilir mi? Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Üye OlŞifre Hatırlat Kontrol Paneli
Eki 26 2006
Yök Yapısında Akreditasyon Olabilir mi? Yazdır E-posta
(0 Oy)



Prof. Bekir KARAOĞLU   
Perşembe, 26 Ekim 2006
Okunma: 821 kez

Bir yanda güzel vitrinli binalarda seri halde MBA diploması üretimi yapanlar var, diğer yanda ülkenin uzak köşelerinde yetersiz akademik kadrolarıyla onbinlerce öğrenci alıp diplomalı işsiz üretenler... Kendilerini üniversite sayan bu kurumlar arasında, hiç olmazsa minimum düzeyde eğitim ve araştırma yapanları nasıl ayırdedersiniz? ( www.genbilim.com )

Gelişmiş ülkelerde bu sorun akreditasyon denilen bir süreçle çözülmektedir. Akreditasyon bir tür kalite beratıdır; bu beratı veren kuruluşlar hükümetlerden bağımsız olup, genellikle sisteme katılan üniversitelerin temsilcileri tarafından oluşturulur ve parasal kaynaklarını üye üniversitelerin ortak fonundan alırlar. Akreditasyon süreci birkaç aşamadan oluşur: kurumun kendini incelemesi, akreditörlerin kurumu yerinde ziyareti, rapor hazırlanması, akreditasyon yönetim kurulunda kararın oylaması, ..vb. Üniversite, fakülte veya bölüm düzeyinde inceleme yaparlar. Örneğin, Amerika'daki ABET kuruluşu Mühendislik ve Teknoloji alanındaki fakültelere akreditasyon verir. Bir kısmı sadece akademik alanda inceleme yaparken, bir kısmı mali ve hatta idari yapıyı da denetleyebilirler.

Bizde de yakın zamanlarda, bazı büyük üniversitelerimizde (ODTÜ, İTÜ, Boğaziçi) rektörler tarafından akreditasyon alma girişimleri başlatılmıştır. Bu girişimler sevindirici olmakla birlikte, acaba ne derece ciddi ve kalıcı olabilirler? Burada akreditasyon sürecinin dayandığı esasları YÖK sistemiyle birlikte ele alırsak bu sorunun cevabını bulabiliriz.

 

  • Akreditasyon isteği üniversitenin sahibi olan devlet veya vakıftan gelmelidir. Yani parayı veren, parayı harcayanın denetlenmesini ve kaliteyi yükseltmesini ister. Oysa, burada parayı harcayan rektörler kendiliklerinden böyle bir sürece girmek istemektedirler. İki tarafı, yani hesap soran ile hesap vereni aynı kişi olan yapay bir durum var. Yapay diyorum, çünkü bu işin sonunda görevden alınmak da vardır. İnceleme sonucu olumsuz rapor verilirse, devlet katkısı kesilebilir veya yöneticiler görevden alınabilir. Şimdi, seçilmek için bunca mücadele vermiş olan bir rektörün kendiliğinden görevi bırakacağına inanabilir misiniz? (Nitekim, İstanbul'daki hayli iddialı bir üniversitemizin akreditasyon başvurusunun akibeti belirsizliğini korumaktadır.)
  • Akreditasyon süreklilik gerektiren bir sürectir. Üniversite yöneticileri bir önceki rapordaki öneriler doğrultusunda iyileştirme önlemlerini kaldıkları yerden sürdüreceklerdir. Oysa bizdeki rektörlük seçim mekanizması böyle bir sürekliliğe uygun değildir. İdari kadroları ve parasal kaynakları seçimdeki destekçilerine kullandırmayı göze almış adayın kolayca seçilebildiği, tümüyle akıldışı bir süreçtir. Nasıl ki mevcut rektörler kendilerinden önceki uygulamaları kolayca rafa kaldırabilmişlerse, 4 yıl sonra yeni bir rektörün de onların yönetim anlayışını tümüyle kaldırıp atabileceği bir sistemde akreditasyon olmaz.
  • Akreditasyon takım çalışması gerektiren bir süreçtir. Her birim görev alanına düşen çalışmayı tüm elemanlarıyla tartışarak, onların görüş ve katkılarından yararlanarak gerçekleştirmeye çalışır. Nitekim, bazan en deneyimli profesörlerin gözünden kaçan bir noktayı basit bir asistanın bulduğu çok olmuştur. Oysa, sınırsız yetkilerle donatılmış mutlak hakim bir rektörün bulunduğu YÖK sisteminde karşıt görüşleri serbestçe söylemenin pek kolay olmadığını yaşayanlar bilir. Vaktiyle, dekanların fakülte yönetiminde belli bir ağırlığı vardı. Bugün, en ufak bir iş için kollarında dosyalarla rektörlüğe giden, randevu için günlerce bekletilen dekanların görüntüsü içler acısıdır.
  • Akreditasyonun arkasında finans gerekir. Kalitesini geliştirebilme potansiyeli olanın bütçesi artırılır, düzelme umudu olmayanın bütçesi kısılır ki sistem işleyebilsin, kalitesizler tasfiye edilebilsin. Oysa, devlet üniversitelerimizde bütçe ve maaşlar akıl dışı kriterlere göre düzenlenmektedir. Tümüyle politikacılarının yerel ihtiyaçlarına bağlı olarak belli illerde bütçeler artırılmakta, öğretim üyelerine ek ödenekler verilmektedir. Şimdi bu sistemde, bir ildeki kalitesiz üniversiteye hangi yaptırımları uygulayacaksınız? O ilin milletvekillerine ve müteahhitlerine sırtını dayamış bir rektöre ne yapabilirsiniz?
Sonuç: Evet, yükseköğretimde kalite ve akreditasyon olmalıdır. Ama, rektörlerin varolan bu sistemdeki akreditasyon girişimleri şimdilik gerçekçi ve inandırıcı olmaktan uzaktır. Rektörler önce ellerindeki sınırsız yetkileri paylaştırmayı denemeli, özgür ve katılımcı bir üniversite ortamı yaratmalıdırlar. Akreditasyon sürecinin sağlam ve sürdürülebilir temeller üzerinde oturması gerekir. Ancak mal sahibi devletten veya kullanıcı öğrenci-öğretim üyesi kitlesinden kaynaklanan bir irade gerçekçi ve kalıcı bir süreç getirebilir. Devlet bunu doğal olarak YÖK kanalıyla istemelidir. İşte o zaman mevcut YÖK yapısı, asıl sorunun kaynağı olarak bütün netliğiyle ortaya çıkacaktır. Akreditasyon, belki de bu yönüyle, öğretim üyelerinin desteklemesi gereken bir girişimdir.

Prof. Bekir KARAOĞLU
Beykent Üniversitesi


Etiketler:  



1Akreditasyon=Eşitlik=Denklik
yer  bilimleri 2006-10-27 18:52:43
Tam Türkçe karşılığı olmayan akreditasyon Türkiye şartlarında da olmamalıdır. 
 
Neden? 
Akademik (bilimsel) kadrosu olmayan yerden mezun çıkması sonucu diplomaların anlamsızlaştığını vurgulamaktadır. Yeterli bilimsel kadro -takım, ekip- yoksa o bölümün neden açık olduğu sorgulanmalaıdır? 
 
Başvuru yapan üniversitelerimiz var. Peki bunlar Türkçe eğitim veriyor mu? Bilimin dili İngilizce mi olmalı? Eğitim dili Türkçe olan bir üniversite akredite olacak mı? 
 
Aslında en büyük sorun doğru düzgün bir eğitim sistemi olmamasına rağmen kendini diğerleri -abd, avrupa vs.- ile denk, eşit, akredite görmektir. 
 
Ayrıca bu akredite, yetkin-uzman-yetkili mühendislik (ki nedenleri tam anlamıyla tartılmamış) adı altında çıkacak yasa ile öğrencileri bir bilinmezlik içine sürükleyecek. 
 
Sonuç olarak özel ve vakıf üniversiteleri sınıflarımız dolmadı diyecek -öğrenci=müşteri, devlet üniversiteleri kadro sıkıntısı çekecek mezun verecek, arada işin doğru düzgün yapan değil yapmaya çalışanlar olacak... sen kalkıp kendi ülkende bir sınıf ayrımı daha çıkaracaksın. 
 
Ne güzel memleket... 
 


Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.





Reddit!Del.icio.us!Facebook!Slashdot!Netscape!Technorati!StumbleUpon!Newsvine!Furl!Yahoo!
 

GenBilim
GenBilim
Makale İçinde Ara GenBilim    
GenBilim
        RSS Kategorileri GenBilim
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
GenBilim
Makale İşlemleri
Sizde Yazi Ekleyin
Yorum Ekleyin
Bu makaleyi favorilerime ekle
Sizde Link Ekleyin
Bu makaleyi PDF olarak kaydet
 Makaleyi rapor et
GenBilim
Sponsor Bağlantılar


        Favori Makalelerim
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
GenBilim
GenBilim
GenBilim
GenBilim