Okunma: 1450 kez
Bu determinist olmama, kuantum tekinsizliğinin ilk örneği idi. Bu, bilinemeyecek ve kestirilemeyecek fiziksel olayların varlığı anlamına geliyordu. Deney yapan insanlar,belli bir atomun ne zaman ışıma yapacağını veya belli bir çekirdeğin ne zaman radyoaktif bozunmaya uğrayacağını bilme çabalarına son vermeliydiler, bu olaylar önceden bilinemez şeylerdi.
İnançları ne olursa olsun,fizikçiler, ilke sorunlarının tehlikede olduğunu hissettiklerinde Tanrıyı çağırabilirler,çünkü fizikçilerin Tanrısı, evrensel düzendir. Kuantum kuramının determinist olmaması,neyin bilinebilir,neyin bilinemez olduğu konusunda bir ilke sorunudur,bir deney tekniği değildir. Einstein’i sıkan da budur. Tanrı bile size bazı olayların oluşu konusunda yalnızca olasılıkları verir,kesinliği değil. Yaklaşık olarak bu dönemde Einstein,Tanrının zar attığına inanmadığını belirterek, yeni kuantum kuramına itirazını belirtmeye başladı. Einstein’i her zaman fizik hocası olarak gören Max Born daha sonraları şöyle yanıt verdi: “Eğer tanrı dünyayı mükemmel bir mekanizma olarak yaratmışsa, O en azından, mükemmel olmayan zekamıza,dünyanın küçük parçalarını kestirmek için,çok sayıda diferansiyel denlem çözmek zorunda kalmayacağımız, fakat zarı oldukça başarılı şekilde kullanacağımız kadar ihsanda bulunmuştur.”. Böylece önceden belirli olmayan evrenin kapısı açıldı.
Şimdi atomik fenomenlerin iki açıklaması vardı, Heisenberg’in matris mekaniği ve Schrodingerin dalga mekaniği. Bu nasıl olabilirdi? Kendi dönüşüm kuramı ile matris ve dalga mekaniklerinin tümüyle eşdeğer olduğunu-bunlar basitçe, aynı kuram içinde farklı temsil etme biçimleriydi- gösteren kişi Paul Dirac oldu: Fizikçiler bunlardan Heisenberg (matris) ve Schrödinger (dalga) gösterimi olarak söz ederler.
Dirac’ın dönüşüm kuramının anlamını kavramanın iyi bir yolu, dil ile matematik arasında benzetme yapmaktır. Her ikisi de dünyayı temsil etmenin sembolik araçlarıdır;dil daha zengindir, matematik ise daha kesindir. Birinin İngilizce diliyle bir ağacı tanımladığını, bu arada bir başkasının aynı işi Türkçe ile yaptığını düşünün. İngilizce ve Türkçe tanımlar aynı nesnenin farklı sembolik temsilleridir. Ağacı tanımlamak isterseniz, en az bir dil veya temsil seçmeniz gerekir. Bir kere temsil şekliniz olunca,çeviri veya dönüşüm kurallarıyla diğerlerini bulursunuz. Bu durum, elektronlar gibi kuantum nesnelerinin matematiksel tanımındaki gibidir. Bazı temsiller dalga tipi özellikleri vurgular,diğerleri parçacık gibi özellikleri vurgular, fakat her zaman temsil edilmekte olan şey aynı bütünlüktür. Farklı temsillerin dönüşüm yasalarına tabi oluşu köklü bir fikirdir. Dönüşümler yoluyla sembolik temsillerde değişimler yaparak değişmezler kavramına ulaşırız. Bunlar, nesnenin,yalnızca onu nasıl tanımladığımıza bağlı olmayan,esas yapısında derinde bulunan özellikleridir. Herhangi bir dilde ağacı neyin oluşturduğunu öğreniriz. Değişmez özellikler bir nesnenin gerçek yapısını belirler.
Dalga mekaniği ve matris mekaniği aynı davranışı tanımlamak için farklı temsiller kullanır. Dirac’ın dönüşüm kuramı da dahil olmak üzere tam kuram, sonunda kuantum mekaniği ya da kuantum kuramı olarak isimlendirilmiştir, bu klasik fiziğin yerine geçen yeni, matematiksel olarak tutarlı bir kuramdır. Yaklaşık otuz yıllık bir çalışma, yeni bir dünya dinamiği getirmişti. Matematiksel formalizm dokunulmamış ve deneysel olarak başarılı olmuştu. Fakat bu ne demekti? Kuantum mekaniğinin yorumu ne idi ve fiziksel gerçeklik konusunda ne diyordu? Heisenberg şunları söylemiştir: “ Bugün çağdaş bilim, geçmişte herhangi bir zamanda olduğundan daha fazla, doğanın kendisi tarafından, gerçekliği zihinsel süreçlerle kavrama olasılığı konusundaki eski soruyu yeniden gündeme getirmeye ve ona biraz farklı bir şekilde yanıt vermeye zorlanmaktadır.”

Etiketler:
Bilimler
Fizik
Tanrı Zar Atar mı?
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |