Okunma: 2256 kez
Bir ülkenin gelişmişliği ve uluslararası alandaki saygınlığı bilimsel buluşları, veya bilime yaptıkları katkıları ile belirlenmektedir. Bugün gelişmiş batı toplumlarının tümünün ortak özelliklerinin başında bilimde ilerlemiş olmalarının sonucu oluşan artı değerle sağlanan yüksek refah düzeyleri ve bunun halkın günlük yaşamına yansıtılması ile ölçülmektedir.
( www.genbilim.com )
Bilimde gelişmişliğin ölçüleri değişik şekillerde belirlenmekte olup bunlardan birisi de bilimsel buluşlarını yayın sayısı ve niteliği olarak kabul görmektedir. Ülkemizde son yıllarda bilimsel yayın sayısı yönünden ilk 25’inci sıraya çıkması beraberinde olumlu ve olumsuz tartışmaları da getirmiştir. Kanımca tartışma yanlış bir mecrada yürütülmektedir. Yayın sayısı şimdilik yetkililerin ve konu ile ilgilenen bilim insanlarının en çok dikkate aldığı konuların başında geliyor. Gerçekten sayı önemli fakat nitelikli yayın sayısı ise daha da önemlidir. Tartışmayı doğru yapmak için önce şu soruları sormak gerekir:
- Türkiye’de bilimsel makale sayısının artmasındaki temel unsur nedir?
- Bu yayınların kaç tanesine uluslararası bilimciler tarafından atıfta bulunuldu ve günlük hayata yönelik önemi nedir?
- Bu yayınlardaki ham bilginin ne kadarı yenidir ve yaratıcılık olarak algıladığımız pratiğe dönüştürülebildi?.
Bu soruların cevabı gelişmiş ülkelerdeki bilimin kalitesini ve yaratılan bilgiden ürüne giden kapının yolunu aralamaktadır. Her ülke hatta her üniversite veya fakülte bu konuya önem veriyor fakat bizdeki sayıdan çok kendi bilimsel etkinliklerini ve kalitelerini değerlendirmek için yapıyorlar.
Bir diğer sorun da yapılan yayınların ne işe yaradığıdır. Salt yayın sayım çok olsun ve ismim üstlerde bayrak gibi salınsın mı diyeceğiz yoksa yayınlara yapılan atıf sayısı ve yayınlardan yararlanma ölçütü olan ‘flow of Index’ dedikleri yayınların pratiğe aktarımı konusunda Türkiye kaynaklı yayınların kaç tanesi hayata geçmiştir ilişkisine mi bakacağız. Kanımca bütün dünyadan ‘flow of Index’ son derece önemli bir gösterge olup herkes tarafından bilimin pratiğe aktarımı olarak kabul edilmektedir.
Ülkemiz ve özelde de üniversitelerimizin indeks sıralamasındaki durumu şudur: Türkiye'nin 2000 yılında 6074 yayın ile 25. sıraya yerleştiğini belirtirler. 1990'da 41 ve 1991'de 37. sırada olan Türkiye'nin 1998 yılında yükseldiği 25. sıra ve rekoru koruduğu belirtilmektedir. ABD, bilimsel çalışma sıralamasında ise 305 bin 597 makale ile ilk sırada yer alıyor. ABD'yi; İngiltere 91 bin 513, Japonya 78 bin 941, Fransa 53 bin 467 makale ile izliyor. Ülkemizde ise 2000 yılında yayımlanan makale sayısına göre, 71 üniversite arasında en çok bilimsel çalışmayı Hacettepe Üniversitesinin yaptığı, bu üniversiteyi İstanbul Üniversitesi, Ankara Üniversitesi, ODTÜ ve İTÜ’nün izlediği ve Bilkent ve Başkent üniversiteleri dışındaki vakıf üniversitelerinin, sıralamada en geride kaldığı görülüyor. Bazı özel üniversitelerin ise hiç yayın yapmadığı da belirlenmiştir. Türkiye'nin araştırma ve geliştirme (AR-GE) harcamaların ise GSMH'ye oranının 1990'da binde 32 olduğu, 1994 yılında ise ekonomik kriz nedeniyle binde 36'ya ve 1999 yılında ilk kez yüzde yarımı geçerek binde 63 düzeyine yükselmiştir. Bu oran ABD'de yüzde 2.64, Japonya'da yüzde 3.04 iken, AB ülkelerinin ortalaması, yüzde 1.85'tir''. Ar-Ge’ye ayrılan dilim ile ülkelerin bilimsel yayın sıralaması ve gelişmişliği arasında yüksek bir ilişki bulunmaktadır.
Bununla birlikte yakın geçmişe kadar daha kolay kullanımı olan Araştırma Fonlarının kapatılması ve yeni oluşumun belirsizliğini koruması ise bilimsel araştırmaların gelecekte olumsuz yönde etkileneceği beklenilmektedir.
Bilimsel yayın sayısı yönünden sıralamaya ön saflarda giren ülkelerin ortak özellikleri
- yabancı dilleri İngilizce veya İngilizce sorunları yok
- Bilimsel potansiyellerinin güçlü olması ve ülkelerinden güçlü ekonomik destek görmeleri nedeniyle kendi dillerinde yayınladıkları dergileri indeks sınıfına sokabilmektedirler (Ör; Almanya, Fransa, Hollanda ve İspanya).
- Söz konusu ülkelerin bilimsel faaliyet gösterdikleri her alanda bir dergileri indeks sınıfına girebilmesidir.
Uluslararası yayınlar ile ilgili sunulan Tabloyu doğru okur isek Türkiye’de yayın sayısının zamanı ve geliştiği döneme göre artmasında bir kaç temel unsur ön plana çıkmaktadır. Bunları şöyle sıralayabiliriz.
- Son yıllarda, YÖK veya Milli Eğitim Bakanlıkları tarafından yurt dışına gönderilen (1987 yılından itibaren) öğrencilerin getirdikleri bazı verilerini Türkiye’de iken yayın için uluslararası dergilerde yayınlanıyor.
- Akademik yükselme (ciddi olarak yayın sayısının artmasında önemli bir etken).
- Eski Doğu Blok'u ülkelerinden gelen bazı bilim adamalarının yaptığı makaleler.
- Yayınların küçük de olsa teşvik görmesi (kısmen etkili olmuş olabilir fakat tam da emin değilim. Araştırılsa yararlı olur.
- Bilimsel sorumluluğu gereği çalışan ve kafasında belirlenmiş bir sorunu olan ve bulgularını uluslararası alanda meslektaşları ile paylaşan sorumluluk sahibi kişiler.
Ülkemizde toplam öğretim elemanı ve üyesi ile araştırıcı sayısının 63 bin civarında olduğu söyleniyor, fakat toplam yayın sayısı birim araştırıcı sayısı ile oranlandığı zaman 0.10 gibi bir rakam ortaya çıkmaktadır. Yanı her on kişiden biri yurtdışı yayın yapıyor. Bazı araştırıcıların birden fazla yayın yaptığı dikkate alınırsa bu oranın daha düşük olması da bir gerçektir.
Burada sorulması gereken en önemli soru diğerleri neden yayın veya araştırma yapamıyor? Sorunun maddi ve manevi boyutu ciddi olarak araştırılmalı ve bu konudaki sorunlar mutlaka çözülmelidir.
Sonuç olarak rakamlar yerine daha temelden kalite unsuru üzerinde durmalıyız. Madem bir dünya devletiyiz o zaman bilimde biz neredeyiz? Bilimsel potansiyelimiz nedir? Daha iyi duruma geçmek için hangi tedbirleri almalıyız? Yurtdışına kaç doktora öğrencisi gönderdik, hangi alanlarda eğitildiler ve şimdi nerededirler ve ne yapıyorlar? Bunlardan ne ölçüde yararlanabiliyoruz? Yararlanılamıyorsa ne yapılmalı? Üniversitelerimizin üretkenliği nedir? Eksik nedir, bilimsel isteklendirmeyi nasıl sağlayabiliriz? gibi soruları korkmadan sormalıyız ve cevabı ne olursa olsun bilgi toplumu için sürekli yeni stratejiler çizmeliyiz. Bilgi toplumuna ulaşmak için bu sorulara vereceğimiz sağlıklı cevaplar hayati önem taşımaktadır.
Yayın yapmak bilim yapmanın bir sonucu ve zorunluluğudur. Bilim yoğun emek ve fedakarlık isteyen bir iş olup bilim yapan ülkelerde mesleği seçen kişiler başlangıçta işe isteyerek (iş yeri olarak değil) seçmekte ve elde ettiği bilimsel bulgularını yayınlamak zorundadır. Eğer genel bir araştırma yapılırsa en fazla yayını akademik aşama yapmak isteyen gençlerin yaptığı, buna karşılık kadro sorunu olmayan hocaların büyük bir çoğunluğunun az yada hiç yayın yapmadıkları ortaya çıkacaktır. Bunun anlamı yayınların büyük çoğunluğu akademik aşama yapmak için yapılmaktadır. Zan etmiyorum ki herhangi bir batı üniversitesinde bizdeki gibi öğretim üyesinin zamanının çoğunu bilim dışı işler için harcasınlar. Bu gerçek ise ülkemizde bilim politikasının olmamasının bir göstergesini ortaya koymaktadır. Açık konuşalım hangi Ana bilim Dalımızın, Bölümümüzün, Fakültemizin, Üniversitemizin ve Yüksek Öğrenim Kurumumuzun belirlenmiş uzun ve kısa vadeli bilim politikası ve stratejisi bulunmaktadır? Yine açık konuşacak olursak, bugün ülkemizde bilim ve bilimsel çalışmalar tamamen kişilerin ihtiyaçları ve bazı fedakar bilim adamlarının kişisel inisiyatifleri ile gerçekleşmektedir. Yoksa üniversitelerde kimsenin kimseden bir şey istediği yok. Hatta bugün üniversitelerde bilim yapmaya kalkan araştırıcıların daha çok sorunu var ve çoğu zamanda talepleri olduğu için yöneticiler tarafından sevilmeyen kişiler kategorisine girmektedirler. Açıkçası yetkililerimiz de bundan kaygı duymamaktadırlar. Avrupa Birliği 6. çerçeve programına hangi alanlarda gireceğimiz ve ne tür katkılarda bulunacağımız konusunda ne üniversitelerin ne de ülkemizin ulusal bir proje ve programının olduğunu sanmıyorum. Son günlerde ilişki içinde olduğumuz yabancı meslektaşlarımızın sorduğu en yaygın soru budur. Ne yapacaksınız? Avrupa’da herkes 6. çerçeve programını konuşuyor ve bütün Avrupa çapında laboratuvarlar ortak işbirliği yapacakları alanları tartışıyorlar. Harıl harıl projeler üretiyorlar. Bugün ülkemiz biz de varız diyor peki hangimizin hazırlığı var. Hangi uluslararası kuruluşla işbirliği yapacağız. Hangi alt yapıya sahibiz. Yetişmiş insan kaynaklarımız hangi alanlardadır ve kapasitemiz nedir gibi soruların cevapları hala ortadadır. On bin dolarlar ödetilerek yurtdışında Yüksek lisans ve Doktoraya giden öğrencilerin bir kısmı başarısız, bir kısmı bulundukları ülkeye hazır beyin göçü olarak orada kaldılar ve gerisi ülkemizde. Pekala ülkemize gelen kendi çapında yetişmiş beyinler hiçbir alt yapısı olmayan taşra üniversitelerinde ne yapıyorlar? Yöneticilik? Meslek Yüksek Okulu Müdürlüğü?... Yurtdışına gönderilecek bilim elçilerimiz doktora öğrencilerinin çalışma alanları ülkenin bilim politikasına ve ihtiyaca gör belirlenmeli, ilgili üniversite ile organik bağ kurulmalı ve yurda dönen araştırıcılar mutlaka sıcağı sıcağına altyapısı iyi bilim kuruluşlarında çalışmaya başlamalıdır.
Uluslararası yayın kadar önemli bir konuda yurtiçinde yapılacak olan yayın sayısıdır. Ülkemizde yapılan yurtdışı yayınların büyük çoğunluğunun ülkemizin sorunları değil batılıların istediği literatüre katkı niteliğinde yayınlar olduğu yönündedir. Kişinin vücudu burada kafası dışarıda. Uluslar arası yayını var, fakat pamuk ilacı ile biber yetiştiren bir ülke olarak dünyaya azgelişmişlik imajı veririz. Bu bağlamda hem öğrencilerimizin hem de diğer araştırıcılarında yararlanması için mutlaka Türkçe yayın da yapılmalıdır.
Ülkemizin gelişmişlik yönünden belirli bir yerinin olduğunu göstermek ve kendi varlığını uluslararası alana taşımak istiyorsa bu konuda yapacağı propagandanın başında bilimsel araştırmalara ve bilim insanlarını öncü kabul etmelidir. Uluslararası alanda araştırmalarının yapılması bu konuda yetişmiş araştırma gücünün varlığı, yapılan yayınlar ile diğer araştırıcılara ve kurumlara duyurulmaktadır. Ülkelerin indekse giren dergilerinin çokluğu veya o ülke bilim adamlarının yayınladığı makalelerin kalitesi o ülkenin uluslararası bilim alanında prestijini artırmaktadır. Bu olay dışarıda daha iyi hissedilmektedir. Bu yolla ülkelerin gelişmişliği ve propagandası da sağlanmaktadır.
Bilimsel yayın sayısı yönünden ulaştığımız 25’inci sıralamanın değerlerinin istisnai olduğu, fakat bu konuda kesin bir dönüşümün yapılması gerektiği artık kaçınılmazdır. Türkiye'nin bilimsel makale sayısı ve SSI indeksine giren sayısının artırılması için her alanda mutlaka bir yayınının olması ve bunun desteklenmesi gerekmektedir. Batılı anlamda indekse giren dergiler, Milli Eğitim Bakanlığı, Turizm Bakanlığı, Kültür Bakanlığı, Yüksek Öğrenim Kurumu, Askeriye, Özel sektör, AR-GE ve diğer kuruluşlarca desteklenmeli ve geliştirilmelidir. Bir ülkenin ciddi propagandası ancak bu şekilde yapılabilir. Hepimiz biliriz ki her hafta loto-şans oyunu ve mili piyango çekilişlerinden Türkiye'nin Tanıtımına para aktarılmaktadır. Bu paranın bir kısmı bu iş için ayrılabilir. Bilim kuruluşlarımız ve üniversitelerimiz bunu yüksek sesle talep etmelidirler. Daha önce de belirtildiği gibi mutlaka bilime katkı payı sağlanmalı ve bu bir ulusal proje ile desteklenmelidir.
Yıllar öncesinde Mustafa Kemal Atatürk bizlere ‘ileri medeniyetler’ ülkelerinin üstüne çıkmak için yol gösterici olmuştu. Umarım onun yolundan bu sefer gerçekten gideriz.
Kaynak:
Doç. Dr. İbrahim ORTAŞ
Çukurova Üniversitesi

Etiketler:
Bilimler
Diğer Bilimler
Bilimsel Yayınlar Sorunu
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |