GenBilim
Türkiye Bilim Sitesi  
Anasayfa | Forum | Bilimler | Arşiv Tarama | GenKalem | Destek | Site Haritası | Linkler | RSS | Reklam | Arkadaşını Davet Et | İletişim
Kontrol Paneli Anasayfa arrow Bilimler arrow Sosyoloji arrow Chomsky ve Türkiye Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Üye OlŞifre Hatırlat Kontrol Paneli
Eyl 03 2006
Chomsky ve Türkiye Yazdır E-posta
(0 Oy)



GenBilim Admin   
Pazar, 03 Eylül 2006
Okunma: 659 kez

Chomsky’nin ülkemizde bulunduğu günlerde basına yansıyan değişik sözleri içinde bir tanesi var ki doğruluğu tartışılmaz: “Medya bilgileri halktan gizliyor ve medyanın ödevi gitgide bilgilerin halktan gizlenmesine dönüştü” demiş Chomsky. Onun burada bulunduğu günlerde hakkında yazılanlar kocaman bir dosya oluşturuyor. Chomsky’nin ülkemize gelişiyle ilgili bir yazı yazmamda çok ısrarlı olan ADKF’li gençler, işimi kolaylaştırmak için bu yazıları özenle toplamışlar. ( www.genbilim.com )

Ne var ki bu yazıların hepsini okumak hiç de kolay olmadı. Bu yazılanları okuyarak gerçeğe ulaşmak ise daha da büyük zorluklar taşıyor.

Yazılı ve sözlü basının hemen her türlüsü, Chomsky’nin ülkemizde bulunduğu günler boyunca onunla ilgili akıl almaz övgüler içeren yazılarla ve haberlerle dolup taşmış. Zaman, Akit, Radikal, Yeni Şafak, Cumhuriyet, Sabah, Hürriyet… değişik saflarda anılmalarına karşın, sanki Chomsky adının esinlediği bir fırtınaya kendilerini kaptırmışlar, aynı cephede kümelenivermişler. Bunların hepsine birkaç satırla da olsa değinmeye, bu yazının boyutları yeterli olamaz. Buna karşılık, Chomsky’yi eleştirenleri sıralamaya bir elin parmakları bile fazla gelir. Bu bağlamda, Oktay Sinanoğlu, Emin Gürses ve Deniz Som’un, Chomsky hakkında çok anlamlı gözlemler ve düşünceler içeren yazılarının yayınlandığını belirtelim.

Kuşkusuz, Chomsky’yi göklere çıkaran yazılarda da bir yan ürün olarak ilginç bazı noktalara değinildiğini kabul etmek gerekir. Örneğin, 16 Şubat tarihli Radikal’de Chomsky’nin “bilimsel” yaşamının ABD ordusunun desteklediği MIT Elektronik Araştırma Laboratuvarında başladığının belirtilmesi ihmal edilmemiş.

Ülkemizin önde gelen edebiyatçılarından bir yazar, 16 Şubat tarihli Cumhuriyet’te, Chomsky hakkında derin bir hayranlık ifade eden ve büyük bir dilbilim kuramcısı olduğunu belirttiği yazısında, onun dilbilime katkılarına dair bir cümleyi Meydan Larousse’dan aktarmış ve böyle “bir cümle, bırakınız sıradan yurttaşı, bizler gibi yazı-çizi erbabı için ne anlama geliyor?” diye çaresizlik içinde sormakta. İnsan anlamadığı şeye nasıl hayran olur ve düşüncelerini anlamadığı bir kimseyi nasıl büyük bir kuramcı olarak kabul edebilir? Bir kere daha anlaşılıyor ki bazen, elbiseleri olsa da olmasa da “kralın elbiseleri var” demek, karşı konulması zor olan bir zorunluluk haline gelebiliyor.

Çok değişik saflarda görünen insanları aynı potada eriten Chomsky aşkının ateşinin bir hayli güçlü olduğunda kuşku yok. Soldan çark etmiş, neoliberalizmin emrindeki numaralı yerlerini çoktan almış olan numaracı cumhuriyetçiler, nasıl olmuş da solcu ilan ettikleri Chomsky’nin peşine takılıvermişlerdir? Hele hele yılların müseccel din istismarcılarının bu “kefere”, üstelik “yahudi” solcuyu baş tacı etmelerine ne demeli? Acaba bu baylar, cümleten ve bir kere daha çark edip şimdi de solcu mu olmuşlardır? Yoksa Chomsky, bildiğimiz solculardan değil de başka türlü bir şey midir? Öyleyse, onun bir başka türlü “solcu” olduğunu kim bu bayların kulağına fısıldamıştır. Böylesine yüksek intikal yeteneğine şaşmamak elde değil!

Chomsky, gerçekte, sosyalizmi baş düşman sayan anarşist ideolojinin günümüzdeki en önde gelen temsilcilerinden birisidir. Chomsky ülkemize gelmeden kısa bir süre önce, Kuvayı Milliye’de yayınlanan “Anarşizm Üzerine” başlıklı yazımda, anarşizmin tarih boyunca egemen güçlere nasıl hizmet ettiğini olgulara dayanarak ortaya koymuştum. Yazının sonunda da anarşizmin günümüzde küresel kapitalizmin neoliberal yeniden yapılanma stratejisinin hizmetinde olduğu görüşünü ifade etmiştim.(Bkz. A.Işıklı, Kumarhane Kapitalizmi, s.180-192) Anarşist Chomsky, sanki benim bu görüşüme tartışılmaz yeni bir kanıt getirmek için, Amerika’dan kalkmış neoliberalizmin ülkemizdeki en faal üslerinden birisi olan Bahçeşehir Üniversitesinin davetlisi olarak buralara gelmekle yetinmemiş “gayri resmi” başkent ilan ettiği Diyarbakır’a kadar gitmiştir. Chomsky, burada, neoliberalizmin kanatları altında, din istirmacılarıyla ve de Pamuk ile elele vererek bilinen oyununu sürdürmüştür.

Chomsky büyük adam ama Türkiye’yi bilmediği için yanıltılıyor diye yazanlar, fena halde yanılmışlardır. Chomsky, bir yandan “Kürt sorunu sizin sorunuz… PKK hakkında konuşmadım” diye alttan almış;(Milliyet, 16 Şubat) diğer yandan ise Türkiye’de görmüş olduğu çılgınca ilgiden başı dönmüş olacak ki Amerika’da kızılderililere yapılanın benzerinin Türkiye’de Kürtlere yapıldığını ileri sürecek kadar kendisini kaybetmiştir.(Sabah,14 Şubat)

Chomsky, asıl hedefinin ulus devletin kalkması olduğunu gizlemiyor. Ona göre “ulus devletler tarihte hep vahşi olmuşlardır”. Deneyimli bir yazarımız, onun bu sözlerini hayranlıkla aktarırken, ulus devletin yerine neyin kurulmakta olduğunu sorgulamak gereğini duymuyor (Y.Doğan, Cumhuriyet, 14 Şubat). Oysa, Kissinger’den Brzezinski’ye kadar kimsenin gizlemediği bir gerçek olarak “küresel imparatorluk” dayatmasıyla karşı karşıya bulunuyoruz. Kurulmak istenen bu imparatorluk, asla demokratik değildir ve sömürüye dayalı, baskıcı ve zalimdir.

Neoliberalizmin hizmetinde olan ve küresel imparatorluğun inşası yolunda ayak bağı olarak görülen ulus devlet olgusunu tarihe gömme misyonuna kendisini adamış olan Chomsky, nasıl oluyor da ABD hakkında en sert eleştirileri dile getirebiliyor? Bu konuda önce şu çok basit soruyu sormak gerekir: Acaba Chomsky bir ABD rejim aleyhtarı olarak değil de Amerikan hükümetinin resmi bir görevlisi hüviyetiyle Türkiye’ye gelmiş ve bölücülük çabalarını bu hüviyetle ortaya koymuş olsaydı, bu ölçüde etkili olması ve bazı çevrelerde böylesine heyecan ve ilgi uyandırması mümkün olabilir miydi?

Kaldı ki Chomsky, ABD ile ilgili olarak herkesin bildiği, duyurulması bir yenilik oluşturmayan bazı gerçekleri dile getirerek aykırı bir kimlik sergilemekte başarılı olmasının yanısıra, yeri geldiğinde bazı kritik konularda Amerikan resmi tezini, başka kimsenin yapması kolay kolay mümkün olamayacak ölçüde ve biçimde savunmaktan da geri kalmamıştır. Bunun en çok bilinen ve anlamlı örneği, Kennedy cinayetinde sergilediği tavırda görülmüştür.

Kennedy cinayetinin resmi açıklamalarda ifade edilenin aksine, bir kişi tarafından tek başına işlenmediğine dair ABD’de çok ciddi gözlemler ve görüşler ortaya konulmuştur. Cinayetin faili olduğu ileri sürülün Oswald’ın o kadar süre zarfında o kadar el ateş edemeyeceği kanıtlanmıştır. Bu yöndeki somut kanıtlar, “JFK” adını taşıyan ünlü filmin konusunu oluşturmuştur. Nixon’un danışmanı H.R. Haldeman, “Kennedy öldürüldükten sonra CIA tuhaf, düşsel bir örtbas etme planı uyguladı… CIA, Kennedy suikasti ile CIA arasındaki bütün ilişkiyi tek harf kalmamacasına sildi” diye yazmaktadır. Nitekim, Oswald başta olmak üzere olaya herhangi bir biçimde karışan veya tanık olan kim varsa, şu veya bu biçimde ortadan kaldırılmışlardır.

Chomsky, bu olaylar çerçevesinde ilginç bir rol oynamış; Kennedy cinayetinin tek kişinin eseri olduğunu hararetle savunmuştur. Ona göre, Kennedy suikastı ile ilgilenenler Kennedy’yi romantikleştirmekte ve değerli enerjilerini boşa harcamaktadırlar. Chomsky, ileri sürülen bunca kanıt karşısında, hiçbir karşı kanıt gösterme gereği duymaksızın iddia eder ki “Kennedy suikastının arkasında CIA komplosu, gizli hükümetler” görenler “komplo mesleği”nden olma zaafı taşırlar.(Michael Parenti, Kirli Gerçekler, İmge Y., 1997, s.206-216)

Anlaşılan o ki Chomsky, Amerikan resmi politikasına sağladığı desteğin karşılığını yeterince almaktadır. Amerikadaki entelektüel ve akademik yaşamı yakından bilen Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu’nun belirlediği üzere “onun gibi devlet siyasetine karşı çıkan başkaları da var. Onların başına gelmedik kalmıyor.” Sinanoğlu bu gibilerin ilk akla gelen örnekleri olarak, Michael Parenti ve Jim Marrs’ın isimlerini sıralıyor. Buna karşılık, Chomsky “el üstünde tutuluyor”.(Bkz. O. Sinanoğlu, “Ey Çomski, nerdeyse beni de kandırmıştın…”, Aydınlık, 24 Şubat) Bunların ötesinde, Kennedy, Martin Luther King gibi düşünce ve eylemleriyle resmi çizgiyi iyice zorlamış ve yaşamları cinayetle noktalanmış olanları da unutmamak gerekir.

Ucuz kahramanlık gösteriyle geçen başarılı Türkiye turundan sonra, anarşist Chomsky’nin bir eli yağda bir eli balda süregelen yaşamının daha da renkleneceği tahmin edilebilir.

Kaynak:
Prof. Dr Alpaslan Işıklı
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi


Etiketler:  



Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.





Reddit!Del.icio.us!Facebook!Slashdot!Netscape!Technorati!StumbleUpon!Newsvine!Furl!Yahoo!
 

GenBilim
GenBilim
Makale İçinde Ara GenBilim    
GenBilim
        RSS Kategorileri GenBilim
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
GenBilim
Makale İşlemleri
Sizde Yazi Ekleyin
Yorum Ekleyin
Bu makaleyi favorilerime ekle
Sizde Link Ekleyin
Bu makaleyi PDF olarak kaydet
 Makaleyi rapor et
GenBilim
Sponsor Bağlantılar


        Favori Makalelerim
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
GenBilim
GenBilim
GenBilim
GenBilim