GenBilim
Türkiye Bilim Sitesi  
Anasayfa | Forum | Bilimler | Arşiv Tarama | GenKalem | Destek | Site Haritası | Linkler | RSS | Reklam | Arkadaşını Davet Et | İletişim
Kontrol Paneli Anasayfa Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Üye OlŞifre Hatırlat Kontrol Paneli
Eyl 03 2006
Maaş Ünvana mı Yoksa Bilime mi? Yazdır E-posta
(0 Oy)



GenBilim Admin   
Pazar, 03 Eylül 2006
Okunma: 970 kez

Üniversitelerde bilim insanı yetiştirmenin birinci basamağı olan araştırma görevliliğinin özlük haklarının iyileştirilmesi ve böylece araştırma görevliliğinin cazip hale getirilmesi uzun süredir tartışılan bir konu olmakla birlikte, bu güne kadar iyileştirme yönünde hiçbir somut çalışma yapılmamıştır. Bilim ormanının fidanlığı olarak görülmesi gereken araştırma görevliliğinin en üst düzeyde teşviki son derece önem taşırken, son yıllarda gerçekleştirilen maaş iyileştirmelerinde, araştırma görevlileri hiç konu edilmemiştir.

Kimi zaman iyileştirmeler araştırma görevlilerinin yararlanamadığı ek ders ücretleri üzerinden yapılmış ve bilerek yada bilmeyerek Yrd. Doç. ve araştırma görevlilerinin bu iyileştirmelerden yararlanması engellenmiştir. Profesör ve doçentlerin maaşına zam yaparak, üniversitelerden yükselen sesleri kısmen de olsa azaltmak ana amaç olmamalıdır. Burada amaç, sağlıklı, verimli, üretken ve çağdaş eşdeğerleriyle yarış halinde bir üniversite toplumu yaratmak olmalıdır. Üniversite toplumunda “akademik personel” kimlik kartı verilen araştırma görevlileri ve yardımcı doçentlerin varlığının inkar edilmesi, zımnen profesör ve doçentlerin varlığının inkar edilmesi değil midir?

Ülkemizin, gelecekte bilgi toplumundaki yerini alabilmesi için, en iyi beyinleri üniversitelere ve araştırma kurumlarına taşıması gerekir. Uzun süren mücadele ve kamuoyu baskısı sonucu kabul edilen küçük bir maaş artışı ile Doçentler ve Profesörler memnun edilmiş gibi görülebilir. Ancak üniversitelerin maaş artışı istemesindeki temel amaç, nitelikli bilim adamı bulmak, bir çok yetenekli araştırmacı arasından en iyisini seçmektir. Bir başka ifadeyle, yüksek kapasiteli, çok yönlü eğitilmiş, aktif, dinamik, heyecanlı, motivasyonu yüksek, yabancı dil bilen, girişken, yeni perspektifler geliştirebilen ufku geniş, paylaşımcı kişilerin üniversitede tutulması ancak özlük haklarının iyileştirilmesi ile gerçekleşebilir. Aksi halde, yukarıdaki özelliklere sahip ve bilimsel potansiyeli oldukça yüksek genç beyinlerin özel sektöre gitmeleri kaçınılmazdır. Bunun sonucunda da geriye, sadece hocasının gölgesinde yürüyebilen, en iyi meziyeti söyleneni yapmak olan bilim adamları kalabilmektedir.

Eğitimsiz bir personelden daha düşük maaş alan nitelikli personelin üniversitede tutulması nasıl mümkün olabilir? Bu sorunun cevabı bulunmadıkça, Türkiye üniversitelerinin olması gereken noktaya ulaşması, çağdaş gelişmiş üniversitelerle yarışması söz konusu bile olamaz. Yetkililerimiz, salt pragmatik düşünce ile, biraz zam yaparak bilim adamlarını uyuttuklarını düşünüyorlarsa ne yazık ki yanılıyorlar.

Üniversiteliler olarak, üniversite kalitesinin artırılması için Yrd. Doç., Ar-Gör ve diğer araştırıcıların mali durumlarının bir bütünlük içerisinde iyileştirileceğini bekliyorduk. Ancak, şu anda tam bir düş kırıklığı ve üzüntü içerisindeyiz. Yapılan iyileştirmeye yardımcı doçent ve araştırma görevlilerinin dahil edilmemesi, neredeyse sınıfsal bir ayrım yapıldığını çağrıştırmakta ve genç araştırıcıların, devletin kendilerini dışlamış olduğunu hissetmelerine neden olmaktadır. Bugün bazı kurumlarda, son derece başarılı, üretken, Ar-Gör, ya da Yrd. Doç. kadrosunda olan gençler, hayatında çok az yayın yapmış, hiçbir proje üretmemiş bazı hocaların ağırlığı altında ezilmektedir. Başarılı insanların teşvik edilmesi ve onurlandırılması batılı ülkelerde sık aralıklarla yapılmaktadır. Bu durumun ihmal edilmemesi ve gençlerin küstürülmemesi gerekir. Eminim ki bu ülkenin gelecekte bilgi toplumunun koşullarını yakalamış, çağdaş batılı anlamda medeni, üreten, mutlu bir toplum olmasını isteyen yetkililerimiz iyi fidanlarının bahçelerinde kalmasını isteyeceklerdir. Bunun yolu iyi ücret ödemekten geçiyorsa, ödenmelidir. Aksi takdirde kötü, zayıf fidanların oluşturduğu bahçenin ürünleri hiçbir değer taşımaz. Üniversitelerde işin sürekliliği söz konusu olduğu için görevler arasında ayrım yapılmaması gerekir. Sürekli çalışan, yayın yapan, taşıdığı unvanı sonuna kadar hak etmiş bilim adamları Ar-Gör ünvanlı olabilir de profesör ünvanlı da.

Sağduyu sahibi yetkililerimizin Ar-Gör ve Yrd. Doç. arkadaşlarımızın maaşları konusunu en kısa zamanda çözeceklerine olan inancım tamdır. Bu yanlış uygulamaya, adaletin en önemli temsilcisi olan Sn. Cumhurbaşkanımız tarafından da dikkat çekileceğini ummaktayız.

Saygılarımla

Kaynak:
Doç. Dr. İbrahim ORTAŞ
Ç. Ü. Ziraat Fakültesi, Toprak Bölümü, 01330, Adana


Etiketler:  



Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.





Reddit!Del.icio.us!Facebook!Slashdot!Netscape!Technorati!StumbleUpon!Newsvine!Furl!Yahoo!
 


GenBilim
GenBilim