GenBilim
Türkiye Bilim Sitesi  
Anasayfa | Forum | Bilimler | Arşiv Tarama | GenKalem | Destek | Site Haritası | Linkler | RSS | Reklam | Arkadaşını Davet Et | İletişim
Kontrol Paneli Anasayfa arrow Bilimler arrow Diğer Bilimler arrow Bilim ve Üniversite Geleceğe Bakış Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Üye OlŞifre Hatırlat Kontrol Paneli
Eyl 02 2006
Bilim ve Üniversite Geleceğe Bakış Yazdır E-posta
(0 Oy)



GenBilim Admin   
Pazar, 03 Eylül 2006
Okunma: 844 kez

Bana yenilerde "21. Yüzyılda Türk genci nasıl olmalı" diye sordular. Şöyle cevap verdim: Bireysel ve kollektif bağlamda özgüvenli, ama ben-merkezci değil; eleştiren - sorgulayan, yaratıcılığı yaşam biçimi olarak benimsemiş; toplum ve dünya sorunlarına duyarlı; ülke kalkınmasında kendisine rol tanımlayabilen; globalleşen dünyada kendine saygın bir yer bulabilecek düzeyde bilgi ve donanıma sahip; diyaloğa ve işbirliğine açık; çalışkan ve özverili.

21. Yüzyılda Türkiye’yi çağdaşlığa taşıyacak Türk genci profilini ben böyle çiziyorum. Bu kıvılcımların Türk toplumuna yabancı olmadığını düşünüyorum. Ulu Önder Atatürk’e Türkiye’nin geleceğini Türk gençliğine emanet ettirecek güveni Cumhuriyet’in ilk yıllarında devrimleri gerçekleştiren genç misyonerlerdeki ışık vermişti. Daha kolay bir savaşım döneminden geçmiyoruz; ülkemiz yeni binyılda kendine daha saygın bir yer arıyor. Devrim yıllarının gençlerindeki ışığı bugünün gençlerinde de yakmak istiyoruz. Buna Ata'dan miras kalan güveni ekleyip gelecek yüzyılların farklı Türkiyesi için yolumuzu gençler açacaktır.

Bu yazdıklarıma gönülden inanıyorum. Zaman zaman beni naif bulanlar, evrensel bağlamda hedefler koyuşumu "romantik"lik olarak değerlendirenler oluyor. Ülke gerçeklerinin farkındayım; Türkiye'nin çok zorlu sorunlarla boğuştuğunun bilincindeyim, bunun aksi düşünülebilir mi? Ama, çıtayı herşeye rağmen yüksek tutmaktan yanayım. Günü kurtarmak yetmez, hep ileriye, hep daha yükseklere bakmak zorundayız. Yeteneklerimizi, birikimlerimizi abartmayacağız ama azımsamak için çok sağlam nedenleriniz var mı?

Bugün yaşamı bilim ve teknoloji şekillendiriyor ve bu bağlamda gelişmiş ülkelere kıyasla pekçok eksiğimiz var. Biz onlara yetişmeye çalışırken onlar yerlerinde oturmuyorlar ki. O zaman bu çabadan vazgeçmek mi gerekiyor ? Böyle düşünen var mı ? Bize düşen / yakışan, yılgınlığa kapılmak yerine gelişmiş ülkelerin bu noktaya nasıl geldiğini dikkatle araştırıp başarıya giden yol haritaları çizmek.

Bilimde (dolayısıyla ekonomiden, siyasi / askeri güce kadar her alanda) başarılı ülkelerin pek çoğunun arkasında en muhafazakar yaklaşımla 300 yıllık bir bilim geleneği var. Türkiye'de müspet bilimler alanında yüksek öğretim düzeyindeki eğitim 19. yüzyılda askeri mühendis okullarının kurulmasıyla başlamış. Ancak, yüzyılı aşkın bir süre bilime katkı sayılabilecek özgün hiçbir araştırma yapılmamış. Bu noktada bir parantez açıp, araştırma faaliyetinin doktora çalışmalarıyla başladığını hatırlatmak istiyorum. 19. yüzyılın başında öğrenim için Avrupa'ya gönderilen öğrenciler için bu önemli üst basamak öngörülmemiş. Bu nedenle, ülkeye döndüklerinde bir araştırma ortamı oluşturamamışlar, yalnızca öğretmen olarak hizmetle yetinmişler. Doktora eğitiminin "olmazsa olmaz" boyutu ancak Cumhuriyetle tam olarak anlaşılmış. 1927 yılından başlayarak doktora öğrenimi için yurt dışına sistematik olarak öğrenci gönderilmiş.

1933 üniversite reformuyla ve bu tarihlerde bazı mülteci bilim adamlarının ülkemize gelmesiyle bir bilim ortamı oluşmuş. Buna bağlı olarak, müspet bilimlerin birçok dalında araştırmalar başlamış. Yurt dışında doktora yaparak dönmüş genç bilim adamları da bu uygun ortamda yeşerme imkanı bulmuş ve bilim üretim kervanına katılmış. Özetlersek, ülkemizde çağdaş bilim adına bugün ne varsa temelleri ancak 1930'lu yıllara kadar inebiliyor. Geçen 70 yılda çok yol katettik; ama bilim sistemimizin evrensel ölçeklerde etkinlik kazanması için hala ulaşamadığımız kritik hedefler de var kuşkusuz.

Tarihsel perspektiften baktığımızda, bilim sistemimizdeki sorunların kaynağı, uzun yüzyıllar boyu içinde yaşadığımız sistem gibi görünüyor. Bu yapının kendi içinde bir tutarlılığı var; esaslı bir işbölümüne dayalı, yeni arayışları gerektirmeyecek kadar kendine yeterli ve güvenli. Ama bu "mükemmel" sistem bozulur korkusuyla bireysel yaratıcılığı ve aykırılığı hoş görmeyecek kadar da merkeziyetçi bu yapı. Garip gelebilir ama, aslında daha geride olanların daha ileriye gitme şansları daha fazladır. Nitekim 14. - 15. yüzyıllara kadar daha geride olan Avrupa, izleyen yüzyıllarda öne geçmiş ve uzantılarıyla birlikte arayı açmıştır.

Türk bilim insanlarının ileri ülkelerdeki meslektaşlarına göre çok ciddi dezavantajları vardır, doğrudur. Buna karşın özellikle son yıllarda artan bir ivmeyle, Türk insanının zekasını ve yaratıcı yeteneğini uluslararası platformlarda sergiledikleri de bir gerçektir. Bu umut veren bir rüzgardır; kimbilir belki de, geridekilerin öne geçme sırasının bize geldiğinin bir göstergesidir.

Biz Türklerin bir sosyolojik özelliğine değinmek gereğini hissediyorum bu noktada: Fert olarak da ulus olarak da çok aceleci, kısa vadeciyiz. Bu, belki de göçer köklerimizden gelen bir davranış biçimi, bilemiyorum, ama beklemeyi sevmediğimizi biliyorum. Uzun vadeler bize göre değildir, hemen sonuç görmek isteriz. İş dünyasında en kısa zamanda, en karlı işler revaçtadır. Yani, ağaç dikmeyi düşünmeden meyve yemenin peşine düşeriz; bir mevsimde yetişen sebzeleri tercih ederiz.

Oysa bugün gelişmiş diye nitelendirilen ülkeleri bugünkü düzeylerine taşıyan, eğitimi odağa koyup, sistematik ve sabırlı bir biçimde geleceğe yatırım yapmalarıdır. Topyekun eğitim reformu, uzun vadeli bir süreçtir; sabır ister ve zahmetlidir. Sözünü ettiğim aceleci psikolojimizin etkileri bugün Türkiye'de yaşanan eğitim sorunlarında kendisini açıkça göstermektedir. Radikal değişiklikler içeren (ve dolayısıyla ciddi bir finansman gerektiren) uzun vadeli çözümler yerine yaptığımız seçimlerin sonuçları ortadadır.

Eğitim bağlamında çözüm arayışına girmek toplumun ortak sorumluluğu. Bilimciler de bunun önemli bir parçası. Biz bilimciler artık, "siyasetçiler bize para verirse, siyasetçiler şu kanunları çıkarırlarsa, şöyle bir kurumlaşmaya gidilirse, şunları yaparız" diyemeyiz. Biz bilimciler, siyasetçilere “neleri yapacaklarını söyleyebilmek, yol gösterebilmek” durumundayız. Bilim, artık, toplumdaki marjinal bir faaliyet, bir lüks olmadığı gibi, bilimciler de kafeslerde yaşayan renkli kuşlar değildir. Biz bilimciler, aydınlar, topluma, siyaset odaklarına sesleneceğiz; kendi adımıza bir şeyler istemek için değil, yol göstermek için sesleneceğiz. Kurtuluş formülleri, geçiş, transformasyon formülleri yazacağız.

Aslında bu formüllerin amacı çok açıktır: Potansiyel enerjiyi, 21 yy’ın “bilimsel ışığına” çevirmek. Potansiyel, bu topraklardaki mevcut genç insangücü. Bu potansiyel eğitilip yönlendirildiği zaman kinetik bir inovasyon enerjisine dönüşecektir. Üstelik bu konuda herkes de hemfikir. İyi de, büyük bir ekonomik kriz içinde bulunan Türkiye, bu çok büyük eğitim faturasını nasıl ödeyecektir? Bunu da şöyle cevaplamak istiyorum: Türkiye bu krizden ve az gelişmişlik nedeniyle başına gelebilecek daha sonraki tüm krizlerden kurtulmak için, elindeki tüm imkanları bu yolda seferber etmek zorundadır. Bu büyük projeye faturası ne kadar yüksek olursa olsun yatırım yapmazsa, diğer bütün projeleri, AB’ye giriş dahil, hayal olacaktır.

Eğer, “yeni eğitim seferberliği” mega projesini, sadece devlet bütçesinden finanse etmek gibi bir çözüm düşünüyorsanız, elbette, mali sıkıntılarımızı tartışmak gerekecektir. Fakat, bu proje, bütçenin yanısıra, özel sektör ve diğer yapılardan gelen fonlarla gerçekleşmelidir. Daha doğrusu, bu yatırımdan nema alacak her kesim finansmana katılmalıdır: Boğazda 5 milyon $'a yalı alan da, ekonomik zorluklar içinde çocuğunu üniversiteye gönderen memur da. Unutmayın ki, ülkede, yaklaşık 1 milyon civarında insan, yılda en az birkaç milyar TL, üniversiteye giriş için dersanelere yatırım yapıyor. Bu, yılda 1,5-2 milyar dolar demektir. Bu noktada ilginç başka bir rakam da, ulusal bütçeden yükseköğretime ayrılan kaynak: 1.5 milyar dolar.

Bunu kimileri “Türkiye’de halkın zengin, devletin fakir” olduğu şeklinde ifade ediyor. Her neyse, ister halkın doğrudan finansmanı, ister devletin halktan alarak finansmanı; milli ekonomi çerçevesinde çok fark etmez. Sonuçta, ülkede eğitimi finanse edecek pek çok kaynak vardır. Sorun, para olmaması değil, paranın uzun vadeli projelere yatırılmasını düşünecek vizyon ve iradenin henüz olmayışıdır.

Özetle, içeriği ve hedefleri belirlenmemiş bir kitlesel diploma üretimi yerine, bütün kademelerde, ekonominin gereksinmesi olan beşeri güce göre kurgulanmış, niteliği, amaçları, içeriği ve yöntemi belirlenmiş bir modern eğitim programına ihtiyacımız var. Çünkü bu çok boyutlu operasyonel plan yoksa, mezun sayısını artırmak, üretim potansiyelini değil toplumsal sorunları daha da artırmak anlamına geliyor. Türkiye’nin krizlerden çıkması için günümüzde sıkça tekrarlanan söyleme atıf yapmak istiyorum bu noktada: ülkenin fiskal (rant) ekonomi modelinden, üretim ekonomisine dönüşmesi.

Ben bilimi yaşam biçimi olarak seçmiş biriyim. İnsan neden bilimci olmayı seçer ? Bu soruyu Nobel ödüllü ünlü bilim adamı Medawar şöyle yanıtlıyor; "bu soruya gerçekten doyurucu bir yanıt vermek için gerektiği ölçüde kendimden uzaklaşamıyorum. Çünkü, bir bilim insanı olmanın, mümkün olan en heyecanlı şey olduğunu düşünmediğim hiç bir anı, açıkçası, hatırlamıyorum". Benim yanıtım da bu.

Bilimci olabilmenin temel gereksinimi nedir ? Sağduyu, sabır, özen, çalışkanlık, bir erek duygusu, dikkati yoğunlaştırma gücü, gerek şartlar. Ama ben, yaratıcı zekayı bir bilimcinin sahip olması gereken en önemli özellik olarak görenlerdenim.

Zekanın tanımını vermek güç. Ama sanırım, zekanın en önemli özelliklerinden biri önceden hiç karşılaşılmayan durumlarla başedebilme yetisidir. Bu anlamda önceden karşılaşmadığı durumlarla başedebilen birey ya da toplumların, önceden karşılaştığı durumlarla bile başedemeyenlerden daha zeki olduğunu rahatça söyleyebiliriz.

Bir üniversite etkinliğinde olduğumuza göre bilime bir de bu pencereden, üniversite penceresinden bakmak gerekir diye düşünüyorum. Çünkü, bilimin yeşertilip yayıldığı en önemli kurumlardan biri, belki de başlıcası üniversitedir.

Araştırmanın getirdiği yeni düşünceler ve esinler olmadan üniversite düzeyindeki öğretimden söz edilemeyeceğinde günümüzde herkes hemfikir. "Araştırma" ve "öğretim" üniversite öğretim üyelerinin kimliklerinin birer parçasıdır. Üniversite profesörü başkalarından kaynaklanan bilgiyi öğrencilere aktarmakla yetinen bir öğretici değildir; yeni bilgiler üreten ve en son bilgileri tüm öğrencilere aktaran biridir.

İnsanları araştırma faaliyetine ne yöneltir ?


Öğrenmeye ve bilime duyulan tutku,
Meslekteki ilerlemenin zorladığı gereksinimler,
Ticari amaçlar.
Ülkemizde araştırma yapmaya yönelten nedenler henüz ilk iki maddeyle sınırlı görünmekte. Ancak gözardı edilmemesi gereken, birçok akademik araştırmanın sonuçlarının etkin bir inovasyon sisteminin kurulmasıyla bir ekonomik değer haline dönüşebileceğidir. Bu yolda 1993 BTYK toplantısında alınan ve bir paradigma değişikliği ol arak değerlendirilebilecek kararlarla yeni bir evreye girilmiştir.

Bilim insanlarını herhangi bir konuyu incelemeye yönelten güdülerin arasında yeni şeylerin bulunabileceği ve daha derinlemesine ANLAMA olasılığının bulunduğu inancı da vardır. Araştırma, ilerlemenin olabileceğine inanmanın bir işaretidir. Bu bakımdan insanlığın durumu hakkında iyimser olma anlamına gelir. İlerleme olasılığının bulunduğuna inanan ve dolayısıyla entellektüel açıdan iyimser bir bakış açısına sahip öğretim üyeleri herhalde daha iyi (esin verici) öğretmenlerdir.

Üniversite eğitimi, bir mesleği yürütebilmek için gerekli bir diplomayı almanın yanısıra, kişinin bir bütün halinde gelişmesini kapsar. Yani, bireyin yaşamdaki amaçlarının uygarlaşması, duygusal tepkilerinin incelmesi ve günümüzdeki yeni ve geçerli bilgilerin ışığı altında nesne ve olayların doğası hakkındaki anlayışının olgunlaşmasını kapsar.

İnsan üniversiteye bilginin de ötesinde bir şeyler almak, bazı alışkanlıkları ve sanatları kazanmak için gider: Özen gösterme alışkanlığı için, başkasının ne düşündüğünü hemen anlayabilme sanatı için, görüşlerimizin onaylanması ya da reddedilmesine katlanabilme alışkanlığı için, medeni bir şekilde olumlu ya da olumsuz görüş bildirebilme sanatı için, en küçük ayrıntılara dikkat edebilme alışkanlığı için, belli bir zaman süresinde mümkün olanı kestirebilme alışkanlığı için, ayırt edebilmek için, zihinsel cesaret için ve zihinsel sağlamlılık için. Hepsinden önemlisi insan üniversiteye kendisini tanımak için gider.

Burada değerli meslektaşlarımın üzerinde düşünmesi gereken nokta şudur (ilkelerin kabul edildiğini varsayarak): Çağdaş üniversitenin vermesi gerekenler en etkin ve kalıcı bir şekilde nasıl verilebilir? Kuşkusuz bunlar sadece ders programlarıyla verilemez. Toplumun üniversiteden mezun ettiğimiz meslek sahiplerinden yüksek düzeyli teknik beceri beklemeye hakkı vardır. Bu hekimlerimiz için de, ziraat mühendislerimiz için de, fencilerimiz için de geçerlidir. Mesleki yetkinlik çok gereklidir, ancak kuşkusuz yeterli değildir. Yani ideal bir meslek topluluğu yalnızca işini iyi yapan profesyonellerden ibaret değildir. Bütünsel hedef, profesyonel yetkinlik ile alçakgönüllülük, rasyonellik ve çalışma azmini birlikte kazandırmaktır. Bu noktada değerli meslektaşlarıma çok önemli rol modelliği görevi de düşüyor.

Bilimcilerin büyük çoğunluğuna göre insanoğlunun karşılaştığı sorunlar, insan doğasındaki kusurlardan kaynaklananlar da dahil, bilimsel araştırmalarla çözülecek, yorgun ve hırpalanmış olan bu dünya yerine, barış ve refahın egemen olduğu huzurlu bir dünyanın yolu açılacaktır. Çok mu ütopik? Ütopik olsa da, düşlemesi bile mutluluk vermiyor mu insana?

Bilimin ışığıyla aydınlanmış bir yaşam dileğiyle.

Kaynak:
Prof. Dr. Namık Kemal PAK
TÜBİTAK Başkanı


Etiketler:  



Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.





Reddit!Del.icio.us!Facebook!Slashdot!Netscape!Technorati!StumbleUpon!Newsvine!Furl!Yahoo!
 

GenBilim
GenBilim
Makale İçinde Ara GenBilim    
GenBilim
        RSS Kategorileri GenBilim
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
GenBilim
Makale İşlemleri
Sizde Yazi Ekleyin
Yorum Ekleyin
Terim Ekleyin
Bu makaleyi favorilerime ekle
Sizde Link Ekleyin
Bu makaleyi PDF olarak kaydet
 Makaleyi rapor et
GenBilim
Sponsor Bağlantılar


        Favori Makalelerim
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
GenBilim
GenBilim