Okunma: 1301 kez
MİT’İN KÖKENİ
George Smith’in 1870’ler de Babiller’in Gılgamış Destanının onbirinci tabletlerini bulup,çözümlediği zamandan bu yana tufan öyküsünün bir İbrani yada ilahi bir yaratı olmadığını biliyoruz.
George Smith Babil kaynaklarını incelediği sırada Tanrı’nın sözcükleri olarak kabul edilen İncilde’ki Tufan öyküsünün,daha eski bir zamanda yazılmış yabancı bir hikayeye nasıl bu kadar benzeyebildiği konusunda kafa yordu.
Smith
tercümeyi tam olarak bitirdikten sonra ,hikayeyi İncil Arkeoloji Derneği
salonlarında seçkin kalabalıklarla paylaşmaya karar verdi.Smith buradaki bilim
adamlarına,metnin M.Ö 17 yy’dan daha yakın bir tarihte yazılamayacağını hatta
daha eski bile olabileceğinden bahsetti.Ardından da çevirinin bir özetini
sundu.Kahramanlar ve ufak tefek ayrıntılar hariç dinleyiciler hikayeyi hemen
tanıdılar ve hayrete düştüler.
Özetle
Smith , İsrailoğulları’nın Babil’de esir düştükleri sırada hikayeyi
duyduklarını ve hikayeyi çalıp kendi kitaplarına yerleştirerek
sahiplendiklerini dinleyicilere anlatmaya çalışmıştır.Dinleyicilerden
bazılarına durum mantıklı gelse de,Smith’in anlattıklarına karşı çıkanlar da
olmuştur.
G.Smith’in
hocası olan Rawlinson ‘ göre ise,Tufan Hikayesi kuşkusuz İbrahim Topluluğunun
Kaldeliler’in Ur kentinden Harran ve Filistin’e ilk göçleriyle birlikte
taşınmıştı ve kutsal kitaplardaki anlatım bunun başka bir biçimiydi.
Tabletlerde,
kutsal kitaplardaki Nuh’a karşılık gelen kişi Ziusudra’ dır. Ziusudra çıkan
tufanda çok büyük bir gemi yapmış,dünya üzerindeki tüm canlıları bu gemiye
toplamış,onları tufandan korumuştur.
Fakat
Babil Tufan Miti de özgün değildir.Bu hikayenin kaynağı Sümer
kökenlidir.Ziusudra’nın Sümer’de ki karşılığı ise Utnapiştim ’dir.Kısaca Tufan
Miti,Sümer’den Babil’e,Babil’ den İsrailoğulları’na ve Tevrat’a,Tevrat’tan
İncil’e,İncil’den de Kuran’a doğru hareket eden bir yol izlemiştir.
Yani
Tufan Miti,kendilerinden önce yaşamış olan uygarlıkların çok tanrılı
inanışlarını alaycı bir tavırla eleştiren toplumların,alay ettikleri
tapınımlardan çıkmış ve kendi kutsal kitaplarında yer almış ilginç bir
hikayedir.
Tufan
Öyküsü
Tabletin
günümüze ulaşan üçte birlik kısmından önce gelen yaklaşık 37 dize uzmanlar
tarafından tam olarak okunamadığından hikayenin nasıl başladığını net olarak
bilemiyoruz.Okunabilen kısmında bir tanrının diğer tanrılara insanlığı yok
olmaktan kurtaracağını ve sonuçta insanların tanrılar için yeni
kentler,tapınaklar kuracağını açıklar.
Bu
bölümden sonra yaklaşık 37 dizelik bir kırık daha vardır.Bu dizelerde büyük
olasılıkla tanrıların bir tufan çıkartıp insanları yok etmek istediklerini
ancak bazı tanrıların durumdan hoşnut olmadıklarını yazmaktadır.
Bu
açıklamalardan sonra Kitabı Mukaddeste’ki Nuh’un karşılığı olan Kral
Ziusudrayla tanışırız.Ziusudra,tanrı korkusu olan ve tanrının emirlerine uyan
dindar bir kral olarak betimlenir.Mite göre mistik bir ses ,tanrılar meclisinin
bir tufan çıkarma ve “insanlığı tohumunu kurutma” kararı aldığını bildirdiğinde
Ziusudra bir duvarın yanında bulunuyordu.Yani Ziusudra’ya bir anlamda vahiy
geldiğini söyleyebiliriz.
Metin
bundan sonra Ziusudra ’ ya kocaman bir gemi yapmasını ve
kendisini,krallığını,insanlığı ve diğer canlıları yok olmaktan kurtarması ile
ilgili öğütler ile devam ediyor olmalıydı.
Bu
bölümden sonra tabletlerde 40 dizelik bir kırık vardır.Metin yeniden okunabilir
hale geldiğinde , tufanın bütün şiddetiyle ülkeyi kapladığını ve yedi gün yedi
gece ülkeyi sular altında bıraktığını görüyoruz.
Tufandan
sonra Ziusudra 7 gün bekliyor ve bir güvercin salıyor dışarıya. O konacak yer
bulamadığı için geri dönüyor. Daha sonra bir kırlangıç gönderiyor, fakat o da
geri geliyor. Son olarak uçurduğu kuzgun geri dönmeyince dışarı çıkıyorlar.
Tufandan
sonra Ziusudra’nın gemisi Nisir Dağı Tepesi’ne oturur.Güneş tanrısı Utu değerli
ışığını her yere saçarak tekrar ortaya çıkar.Ziusudra Utu ’ nun önünde yerlere
kapanıp ona bir öküzü ve bir koyunu kurban olarak adar.Etlerin kokusunu duyan
tanrılar olay yerine üşüşüyor.
Metnin
günümüze ulaşan son dizelerinde Ziusudra‘ nın (Nuh’un) tanrılaştırılması
anlatılır.Ziusudra’ya tanrılarınki gibi ebedi bir yaşam ve ebedi soluk
verilir.Sonra da güneşin doğduğu yer olan Dilmum’a gönderilir.
Tabletlerin
son 39 dizelik bölümü hasarlı olduğu için ölümsüzler ülkesinde Ziusudra’nın
başına neler geldiğini bilemiyoruz.
Kutsal
Kitaplardaki Anlatım
Tevrat’ta
(Tekvin bap 6-9) bu konu çok uzun anlatılıyor: İnsanlar fena ve bozulmuş
olduklarından Rab onları yok etmeye karar veriyor. Nuh, Allah’ı tanıyan, onunla
birlikte giden biri. Rab, ona insanları yok etmek için bir Tufan
yapacağını,göklerin altında yaşayan bütün canlıların bu tufanda yok olacağını
bildiriyor. Nuh’a kendisine bir gemi yapmasını söylüyor ve geminin nasıl
yapılacağını, içine neler alacağını bildiriyor. Nuh söyleneni yerine getiriyor.
Gemiye oğullarını,karısını,gelinlerinin yanında hayvanları erkek ve dişi olarak
gemiye bindiriyor.Tufan başlıyor ve 40 gün sürüyor. Tufan başladığında Nuh’un
600 yaşında olduğu yazılıyor. Yeryüzünde her şey yok oluyor. Sular ancak 150
günde azalıyor. Gemi 7. ayda ve ayın 17. gününde Ararat dağına oturuyor. Tekrar
40 gün bekliyor Nuh. Sonra suların tamamıyla çekilip çekilmediğini anlamak için
önce bir kuzgun salıyor dışarı. O geri gelince bekliyor, bir güvercin uçuruyor.
Üçüncü defa gönderdiği güvercin dönmeyince karaya çıkıyorlar. Kurbanlar kesiyor
Nuh. Rab hoş kokular duyunca artık tekrar Tufan yapmamaya karar veriyor. Nuh ile
konuşarak bir daha yeryüzünde Tufan yapmayacağına söz veriyor.Nuh,Tufandan
sonra 350 yıl daha yaşıyor ve bütün insanların onun soyundan geldiği kabul
ediliyor.
İncil’de
çok yer alan bir olay değildir.Deyim yerindeyse adeta geçiştirilmiştir.Kitapta
bütün insanların yiyip,içtiğini ve evlenip,evlendirdiklerini yazıyor.Tanrı da
bu insanları cezalandırmak maksadıyla tufanı yaratıyor.Tanrı tufandan önce
Nuh’u uyarıyor ve Nuh’ta kendini ve ev halkını korumak için büyük bir gemi
yapıyor.İncil’de hayvanlardan bahsedilmiyor.Tufan bütün dünyayı etkiliyor ve
canlıları yok ediyor.İncil’de sadece Nuh ve yedi kişi kurtuluyor.Dünya suyla ve
tufanla mahvoluyor.
Kuran’da
da Allah büyük tufandan önce Nuh’u uyarıyor ve halkını imana davet etmesini
telkin ediyor.Nuh Allah’ın buyruklarını halkına iletiyor fakat,halkı Nuh’u
yalancılıkla suçluyor ve ona inanmıyor.Hatta oğullarından biri de Nuh’un
gemisine binmeyi reddediyor.Sonunda Tufan başlıyor; Nuh kendine inanan birkaç
kişiyi ve her cinsten bir çift hayvanı gemiye bindiriyor.Hayvanlar birbirlerine
zarar vermeden geminin içinde günlerce kardeşçe yaşayabiliyorlar.Allah tufanla
kendine iman etmeyenlerin üzerine bela yağdırıyor ve onları yok ediyor.
Kuran’da tufanın tüm dünyayı değil yalnızca Nuh’un ve kaviminin yaşadığı coğrafyada
etkili olduğu yazılıyor.Bunun yanı sıra Kuran’da geminin Cudi Dağı’na
oturduğundan bahsediliyor.Tufandan sonra geminin içindeki binlerce hayvan
dünyanın dört bir yanına dağılıyor.Nuh Allah’a şükrediyor,Allah’ta Nuh’a çok
uzun bir yaşam bağışlıyor.
Babil
efsanesinde Tanrılar, insanların çoğalması dolayısıyla gürültülerinin artarak
Tanrıları rahatsız ettikleri için Tufan yapmaya karar veriyorlar. Sümer ,Kuran
ve Tevrat’ta ise insanların fena olması yüzünden tufan patlıyor.
Sümer
ve Babil metninde bu kararı gizlice bildiren Bilgelik Tanrısı. Tevrat’ta
ve Kuran’da ise Allahın kendisi.
Tufan,
Sümer'de 7 gün sürüyor, Babil'de 6 gün, 6 gece sürüp 7. gün bitiyor.
Tevrat’ta 40 gün sürüyor, kahramanlar gemiden çıkmak için de aylarca
bekliyorlar.
Babil'de ve Sümer’de Tufan'ı başlatan Tanrı ,Enlil
(Babil) Enki (Sümer)’ye kurtarıldıkları için çok kızıyor, fakat Bilgelik
Tanrısı onu yatıştırıyor ve kurtulana ölümsüz bir yaşam verilerek Tanrıların
bahçesine gönderiliyor. Tevrat’ta ve Kuran’da ise Tufan'a karar
veren,insanları cezalandıran, Nuh'u kurtaran, yaptığına pişman olan, Nuh'u uzun
ömürle ödüllendiren hep tek Tanrı.
Kuran’da Nuh’un Gemisi Cudi Dağı’na otururken
Tevrat’ta Ararat Dağı’na oturuyor.
Ayrıca
diğer anlatıların ve Tevrat’ın aksine Kuran’da sadece Nuh’un kavimi hedef
alınıyor ve tufan belirli bir coğrafyada etkili olup oradaki insanları yok
ediyor.Diğer anlatılarda tufanın bütün dünyayı etkilediğinden bahsediliyor.
Bilimsel
Veriler
Kutsal
kitaplara inanan bilim insanlarının yaygın görüşü ,dünya üzerindeki buzulların
Nuh Tufanı esnasında sürüklenerek bulundukları yerde konumlandığını
savunmalarıydı.
1837
yılında İsviçre Doğa Bilimleri Derneği Başkanı Louis Agassiz, buzulların tufan
sonucu değil,geçmişte yaşanan bir buzullaşma yada buzul çağı sonucu oluştuğunu
ileri sürdü.
Agassiz
’in buzullaşma teorisi geniş kitleler tarafından kabul görmesine karşın,teoriyi
reddeden ve kutsal kitapların güvenilirliğine inanan bir çok kişi
bulunuyordu.Bu kişilerden en başta geleni Rahip William Buckland’dı.Rahip
William diğer dindar kişiler gibi buz çökellerinin tufanın sürüklemesi sonucu
yer değiştirdiğine inanmaktaydı.
Bu
ikili İngiliz Bilim Geliştirme Derneği’nin yıllık toplantısı ertesi Rahip
William’ın daveti üzerine ,buz çökellerinin bulunduğu klasikleşmiş bir yer olan
Blackford Tepesi’nde buluştu.
Rahip
Agassiz ’e katmanlaşmamış kil parçalarını göstererek,bu kayaçların buzulların
oymasıyla oluşacak çentikleri ve olukları içermediğini söyledi.
Bunun
üzerine Agassiz Rahip’i daha önce ikisinin de gitmediği bir alana
götürdü.Agassiz burada kayanın üzerindeki tozu temizledi ve Rahip’e oluk
izlerini gösterdi (Jeolojide paralel oluklar hareketli buzulların aşındırma
eyleminin göstergesidir).Rahip William izleri gördüğü an “Tufancılık” görüşünü
terk etti.
Böylece
buzulların tufan sonucu sürüklenmiş olduğu düşüncesi bilimsel kanıtlar
neticesinde yerle bir oldu.
Kafaları
karıştıran birçok soru arasından en önemlisi ,Nuh’un kendi yaptığı yada
yaptırdığı gemiye onca malukatı nasıl sığdırdığı ve onları nasıl onlarca gün
nasıl idare ettiğidir.
R.
Cooper ,Tevrat'taki ölçülere göre yapılan Nuh'un gemisinin o kadar
yolcuyu, hayvanı ve onlara aylarca yetecek yiyecek ve içeceği taşımasına imkân
olmadığını, ayrıca gemide bir pencere olduğunu ve onun da kapalı bulunması ile
bu kadar canlının havasız yaşayamayacağını, bu yüzden bunların Tanrı bildirisi
değil uydurma olduğunu yazıyor. Bir başka deyişle Cooper kutsal kitapları bir
yaratıcının değil insanların yazmış olduğunu düşünüyor.
Sonuç
Jeologlara
göre, Nuh Tufanı Karadeniz'de olmuştu. Buzullar erimeden önce Karadeniz,
Boğazın tabanından 85 metre derinlikteydi ve Marmara’nın suyu Karadeniz’e
akmıyordu. 11 bin yıl önce buzullar eriyince denizler birdenbire yükseldi ve
sular, Boğaz'dan büyük şelaleler halinde denize boşaldı. Bu boşalma ile
deniz kıyısında olan yerler su altında kaldı. Bundan kurtulanlar veya bu
felaketi görenler Mezopotamya'ya göç etti. Yazı icat edildikten sonra da
ağızdan ağıza ulaşan bu olayın yazıya geçirildiği düşünülmektedir.
Sonuç
olarak Nuh Tufanı bugün insanlığın yaşadığı büyük felaketler gibi,geçmişte
yaşanmış bir felaket olarak insanların zihninde doğaya karşı olan bilgisizlik
yüzünden abartılmış ve nesilden nesile aktarılarak kutsallaştırılmıştır.
Kaynaklar
Sümer
Mitolojisi - Samuel Noah Kramer
Tarih
Sümer’de Başlar – S.N. Kramer
Sümerler
– S.N. Kramer
Nuh
Tufanı - William Ryan, Walter Pitman
Kuran,
İncil ve Tevrat'ın Sümer’de ki Kökeni - Muazzez İlmiye Çığ

Etiketler:
Bilimler
Arkeoloji
Nuh Tufanı
|
| 1 | Nuh Tufanı Gerçektir 
Berker Sancakoglu 2010-02-08 12:03:26 Nuh tufanı bir efsane değil, gerçektir. Birçok kültürde ve kutsal kitapların tümünde sözkonusu tufan bazı farklılıklara sahip olmakla birlikte açıklanmaktadır. Burada insanların kafasını karıştıran, hatta makalede de vurgulanan bir konuya açıklık getirmek gerekmektedir. Eski medeniyetlerin kalıntılarında da Nuh tufanından bahsedilmesi, Nuh tufanının bu kültürlerden kutsal kitaplara geçtiğini göstermez. Öncelikle Kuran bir vahiydir. Yani insan yazması değildir, dolayısıyla bir kültürden etkilenemez. Diğer taraftan Allah her kavme bir elçi göndermiştir. Böylece her kavim tarihteki birçok olay hakkında bilgi sahibi olmuştur. Dolayısıyla farklı kültürlerde Nuh tufanından bahsedilmesi, bu kavimlere de elçi gönderilmesi nedeniyle meydana gelmiştir. Tufandan bahseden kalıntıların Kuran'la çelişmesinin nedeni ise, her dönemde yaşandığı gibi, elçilerin tebliğlerinin kavim tarafından çarpıtılmasıdır. Ancak Kuran sonsuza kadar korunacağı için, bu tür çarptırmaların kutsal kitabımıza girmesi imkansızdır. Ayrıca Kuran'daki ayetler incelendiğinde görülecektir ki, Nuh tufanı bazı kültürlerde ya da diğer dinlerde aktarıldığı gibi dünya çapında bir olay değil, bölgesel bir olaydır. (bu gerçeği ortaya koyan pekçok arkeolojik bulgu vardır). Ayrıca Kuran'da Hz. Nuh'un inşa ettiği gemiye tüm hayvanları aldığına dair bir ayet de yoktur. Hz. Nuh'un gemisine alınan hayvanlar, olay bölgesel de olduğu için, hayvanların soyunu korumak için değil, afet sonrası gemi halkının yaşamasını kolaylaştırmak amacıyla belli başlı hayvanlar arasından seçilmiştir.(Allah bilir)
| | 3 | Berkant'ın ve Berkant gibilerinin yanlı 
Berker Sancakoglu 2010-03-06 05:37:59 Berkant da dini reddeden birçok insan gibi belli bazı yanlışlar üzerine dünyasını kurmuş..biraz dinler tarihi okuyarak biraz ateist yazarlardan okuyarak Kuran'ın insan yazması olduğunu zannetmiş. Elbette ki Allah'ın yarattığı bir dünyada belli gelenekler belli olaylar farklı kültürlerde ya da farklı kutsal kitaplarda yer alacaktır. Bunlar Allah'ın ayetleridir ve elbette ki bu ayetler her dönemde yaşayan insanlar tarafından görülecektir, öğrenilecektir ve bunlardan bir ders çıkarılacaktır. Örneğin İncil'in indirilmesinden evvel meydana gelmiş ibret verici bir hadisenin hem İncil'de hem Kuran'da yer alması gayet doğaldır. Nasıl 1600'lü yıllarda yazılmış bir tarih kitabı Osmanlı'nın kuruluşundan bahsediyorsa, su an yazılan bir tarih kitabı da Osmanlı'nın kuruluşundan bahseder. Çünkü Osmanlı'nın kuruluşu önemli bir hadisedir ve farklı dönemlerde yazılmış tarih kitaplarında bundan bahsedilmesi asla yadırganmaz ve bu süreçte gerçekleşenler son yazılan tarih kitabının değerini, özgünlüğünü etkilemez. Önemli olan hadisenin doğru olmasıdır. Dileyen kişi önceki incelemelerden faydalanır, DİLEYEN OLAYI ÖNCEKİ İNCELEMELERDEN BAĞIMSIZ ELE ALIR. Yani Kuran'dan önceki kitaplarda bazı olaylardan bahsedilmesi ve bunların Kuran'da yer alması, Kuran'ın önceki kitaplardan etkilenerek hazırlandığını göstermez. Bu mantıken de çürük bir iddiadır. Bunları anlatmamın sebebi berkant'ın Kuran hakkındaki çarptırmalarıdır. Kuran Allah'ın vahyidir. Bunu ispatlayan sayısız delil vardır ve bu deliller, insanın, Kuran'ın insan yazması olmadığını anlamısını sağlarlar. Fakat konu olayların farklı kültürlerden farklı kültürlere geçmesi çerçevesinde ilerlediğinden, gerçeği bu örneklerle anlatmaya çalıştım; yoksa Kuran'ın Allah tarafından indirildiğine inanmamız için bu örneklere de ihtiyacımız yoktur. Evrenin bir Yaratıcısı vardır ve tabii ki o evrenin bir varoluş amacı olduğu için de, Yaratıcı tarafından o amacı bize anlatacak ve neler yapmamız gerektiğini bize bildirecek kutsal kitaplar gönderilecektir. Bozulmamış bir kutsal kitapta ise hiçbir çelişki olmamalıdır ki, Kuran böyledir. Ayrıca Berkant bazı insanlar gibi bilimle dinin uzlaşmayacağını söylemiş, buradan hareketle de bilimi kendi gibi düşünenlere mal etmiş, haliyle dindarları da bilimden soyutlamış. 1800'lerden kalma bir metod :) Gerçekte, bilim bir yönüyle dine hizmet eder. Bilimle din gayet güzel uzlaşır, zira geçmişte bunun örnekleri vardır. Şu an da aksi yöndeki tüm çabalara rağmen din ve bilim yeniden buluşmaktadır. Bu buluşma, birkaç yıl içinde tamamlanacaktır. Bunu hızlandırmak elimizdedir. Yeter ki ateist olup da önyargılardan ve bilgisizlikten dolayı dindarları ve dini dışlayanlara ya da dindar takılıp da cahillikten ve gelenekçilikten dolayı bilime karşı olanlara aldanmayalım.
| | 5 | Tekrar vurguluyorum... 
Berker Sancakoglu 2010-03-09 17:41:39 1) Nuh tufanı bölgesel bir olaydır ve gemiye alınan hayvanlar sadece o bölgede yaşayan hayvanlardan seçilmiştir. (yeryüzündeki tüm hayvanlar gemiye alınmamıştır) Hayvanların gemiye alınmalarındaki amaç da, bu canlıların soyunu korumak değil, yeni yerleşilecek yerde kolaylık sağlamaktır.(en doğrusunu Allah bilir) 2) Geçmiş kavimlere de elçiler gönderilmiştir. Ancak bu kavimlerin mensuplarının büyük bölümü tarihin her dönemindeki gibi elçileri yalanlamışlardır. Kültürlerini kendilerine tebliğ edilen dinin bazı gerçeklerini kabul ederek oluşturmuşlardır. Dolayısıyla bu kültürlerin (veya mitolojik olarak adlandırılan ilgili dinlerin) hak dinlere hem bazı benzerlikleri hem de bazı aykırılıkları bulunur. 3) Berkant tarafından örnek verilen horus, attis, krisna gibi karakterler Hz. İsa'nın ta kendisidir. Bu topluluklara gönderilen elçiler ilerleyen dönemlerde gerçekleşecek hadiseleri Allah'ın öğretmesiyle bildirmişlerdir. Nasıl Hz. Muhammed günümüzde yaşanacak olayları kendi kavmine anlattıysa, geçmiş kavimlere gönderilen elçiler de ilerleyen dönemlerde meydana gelecek hadiseleri kendi toplumlarına anlatmışlardır. İşte geçmiş medeniyetlerden kalma eserlerde keşfedilen yazıların sonraki dönemlerde yaşanmış olayları anlatmasının sebebi budur. Kuran'da şöyle geçer: "Sana söylenen şeyler, senden önceki elçilere söylenenden başkası değildir. Şüphesiz, Rabbin, hem elbette mağfiret sahibidir, hem de acı bir azab sahibidir." (Fussilet Suresi, 43) Yani Peygamberimize bildirilen bilgilerle geçmiş elçilere bildirilenler benzerdir. Hz. İsa konusu da bu kapsamda değerlendirilmelidir.
| | 7 | Kuran Allah'ın vahyidir 
Berker Sancakoglu 2010-03-11 19:37:43 Verdiğim ayette Peygamberimizden önce gönderilmiş tüm elçiler kastedilmektedir ki toplumlara gönderilmiş çok sayıda elçi vardır. Bu elçiler Hz. Musa, Hz. Nuh veya Hz.İsa ile sınırlı değildir. Kuran'da bizlere bilgisi verilmeyen çok sayıda elçi olduğu anlatır. Kuran basit mantıklarla yalanlanacak bir kitap değildir. Kuran'ı yalanlamak isteyen komik durumlara düşer. Her dönemde kutsal kitaplar için masaldır, uydurmadır diyen çok sayıda insan yaşamıştır. Kuran bu insanlara şöyle dikkat çeker: 25/4-İnkâr edenler dediler ki: "Bu (Kur'an) olsa olsa ancak onun uydurduğu bir yalandır, kendisi düzüp uydurmuş ve ona bir başka topluluk da yardımda bulunmuştur." Böylelikle onlar, hiç şüphesiz haksızlık ve iftira ile geldiler. 25/5- Ve dediler ki: "Bu, geçmişlerin uydurduğu masallardır, bir başkasına yazdırmış olup kendisine sabah akşam okunmaktadır." 25/6- De ki: "Onu, göklerde ve yerde gizli olanı bilen (Allah) indirmiştir. Doğrusu O, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir." Berkant'a düşen Kuran üzerinde samimiyetle düşünmektir. Samimi düşündüğü takdirde Kuran'ın Allah'ın vahyi olduğuna iman etmesi Allah'ın dilemesiyle çok kolaydır. Berkant gibiler samimi düşünerek Kuran'ın eşşizliğini farkederlerse, insanları kandırmak için saçma mantıklarla ve insanların tam araştıramayacağı konular üzerinden hareket ederek Kuran'a ve dine saldıran insanlara kanmayacaklardır.
| | 9 | Berkant'ın çürük mantıklarına kısa kısa 
Berker Sancakoglu 2010-03-13 17:20:40 1) Öncelikle Kuran'da başka tanrılardan bahsedilmez. Tek ilahın Allah olduğu bildirilir ve bu gerçeğin delilleri verilir. 2)Kuran'da sümer dininden de bahsedilmez. Dolayısıyla onu hurafe sayıp saymaması gibi birşey de sözkonusu değildir. Çoğu insan bilir ki, Kuran'da geçmiş bazı kavimlerin ibret verici kıssalarından örnekler verilir. 3)Sümer dininde bazı gerçeklerden bahsediliyorsa, o kısmıyla sümer dini doğru söylemiştir, ancak burdaki doğruluğu sözkonusu dinin yanlışlarını kapamaz. Bazı konularda doğruları barındırması sümer dinini bir başka dinden de üstün kılmaz. Üstünlük (hak kitap konusu) bu tür karşılaştırmalarla yapılmaz. Zira konumuz açısından gidersek Nuh tufanı ve Hz. İsa tam anlamıyla Kuran'da anlatılmaktadır. Sonuçta Berkant'ı böyle karşılaştırmalar yapması bana bir ilkokul öğrencisinin mantıklarını hatırlatıyor :) 4)Kuran'da zaten birçok insanın Kuran'ı yalanlayacağı ya da Kuran'ı tam olarak hayata geçirmeyeceği bildirilmektedir. Dolayısıyla bilim camiasına hakim olan ateist düşünce şaşırtıcı değildir. Bilimadamlarının ateist olmaları onların bu konuda insanlığa örnek olmaları gerektiği anlamına gelmez. En nihayetinde bilimadamı da aciz bir insandır, bir dünya görüşü vardır ve herşeyden önce üzerinde ideolojik baskı vardır.Dolayısıyla Richard Dawkins de dahil kim olursa olsun Allah'ı inkar etmesi bakımından cahildir.
| | 12 | bence bu konuyu tartışmanın sonu yok 
ufuk uslu 2010-03-16 14:53:32 bu konuyu tartışmanın sonu yok neden sonu yok dıyorsanız kardesım bır taraf ınanıyor bır taraf ınanmıyor. ayrıca ınanmayan kişi dine hakaret edıyyor araklamadır ne demek sen ınanmıyor olabılırsın baskalarının dusuncelerıne saygı gostermen gerekıyor bunca sozu bır arayan getırebılıcdek kapasiteye sahıpsın masallah ama insanların düşüncelerine saygı gösterecek erdeme sahip değilsin bu durum bildiğini gölgeliyor bence daha saygılı konusmalıyız...
| | 13 | Berkant ve üslubu hakkında... 
Berker Sancakoglu 2010-03-18 12:04:56 Berkant'ın ateistliği, Allah'a, dine ve dindarlara hakaret etmeyi makul sayan ve saygılı olmanın değerini gözardı eden bir ateizm modelidir. Her ateist böyle değildir. Bu nedenle, kendinden farklı inançlarla uygun bir üslupla tartışan ateistleri tenzih ederek diyorum ki; Berkant gibiler her ne kadar bilgiye önem veriyorum deseler de, bilgiye değil sadece kendi düşüncelerine önem verirler. Berkant demiş ki, Allah'a inanan bilgisizdir, acizdir..o halde Allah'a inanan bilimadamları nedir?...demek istediğim, dünya görüşü çerçevesinde cahillik bilgiyle değil bilginin yorumlanmasıyla alakalıdır. Richard Dawkins kendi alanında çok şey biliyor olabilir ama bildiğini yorumlayamadığı veya yorumlasa da, gerçek yorumlarını içindeki dinsizlik nedeniyle insanlardan gizlediği için (Kuran'a göre de) cahildir. Allah'ın varlığı inkar edilemeyecek kadar açıktır. Evrendeki kanunlar, bu kanunların işleyişlerindeki kusursuzluk ve uyum, evrendeki sanat başı boş meydana gelemez ve sahipsiz olamaz. Bu gerçeği kabul etmek istemeyen insanlar olabilir ancak onlara düşen en azından saygılı olmayı öğrenmektir. Berkant yukarıdaki düşüncelerini aynı mantıklarla fakat hakaretsiz de savunabilir, bunu yapabileceğinin farkındadır. Buna rağmen Berkant'ın Allah'a hakaret ederek düşüncelerini savunması, dindarları rencide etme amacını taşımasından ve gerçekte kavradığı Allah'ın varlığının kalbinde neden olduğu rahatsızlıklardan kaynaklanmaktadır. Ancak bilinmelidir ki dindarlar böyle şeylerden rencide olmazlar, olan Berkant'a olur. Berkant böyle yorumlarla sadece kendi imajını zedeler. Sonuçta Berkant'a tavsiyem, Allah'a, dine ve dindarlara önyargılı yaklaşmaması, bu konularda daha çok okuyup bilgi eksikliğini gidermesi ve tartışmalarda daha güzel bir üslup kullanmak için çaba harcamasıdır.
|
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |