Şub
05
2010
|
Özgür Bilinç ve Gerçek Düşman |
|
|
Facebook'ta Paylaş
|
Berkant Gültekin
|
|
Cuma, 05 Şubat 2010 |
Okunma: 594 kez
Hayalinizden bir ülke düşünün. İnsanlar bu ülkede doğru söz söylemeye, dürüst yaşamaya çekinsin. Bir azınlığın daha fazla tüketebilmesi uğruna çoğunluk sefalet içinde yaşasın. Üstelik ülkede k, yasalar, kanunlar, güvenlik teşkilatları ve basın-yayın organları da lükse düşkün azınlık için çalışsın. Üstelik de tüm bunlar insanlar tarafından normal kabul edilsin ve kendilerini yoksullaştıran bu sistemin elemanlarına kutsal bir tabu gözüyle bakılsın. Bu çarpık düzene karşı çıkanlar ise dışlansın, işkencelere, tehcirlere maruz kalsın. Aydınlanma uğruna yapılan tüm girişimlere karşı, zengin azınlığın medya yoluyla yaptığı yönlendirmeler sounucu madur kesim olumsuz tepki versin, kendi çıkarlarına olan şeyleri engellesin. Aydınların bulunduğu bir oteli ateşe versin, bir halkın kimliğini yok saysın, muhalifler linç edilsin ya da yaftalansın. Böyle bir ülkede yaşadığınızı düşünün, bu kadar beyhude bu kadar silik bir şekilde var olduğunuzu hayal edin.
İnsanları bu silinmişliğe bir
çok neden sürükler. Belki çok klişe ancak, bu nedenlerden en önemlisi bilinçsizliktir. Hatta
nedenlerin köküdür. Diğer sorunlar bilinçsizlik kökünden türemiş detay
sorunlardır. Mevzu bahis toplumlarda yetişen insanlar, durumu idare
etme, alttan alma, gönül koyma, duygusal baskı yöntemleriyle işlerini
çözümlemeye çalışırlar. Yani kişisel insiyatiflerle yürüyen bir sistemin
ta çocukluklarından itibaren bir parçası olurlar. Aslında işin kötü
tarafı tam olarak bu değildir.Evet bu bir sorundur ancak asıl sorun bu
çarpık ve alçak düzeninin insanlara normal bir şeymiş gibi görünmesi ve
değiştirilmesi için kimsenin en ufak bir şekilde sorumluluk
almamasıdır. Kısacası gerçek sorun insanlar tarafından sorunların
normal,olağan şeyler gibi algılanmasıdır. Bu kültür sorunu
bilinçsizliğin bir ürünü olmakla beraber, her egemen düşünce gibi
(düşüncesizlik) var olan sisteme hizmet eder ve sistemin daha da
kökleşip sağlamlaşmasını sağlar.
Bu karamsar tablonun dışında, bu tür toplumlarda mevcut sisteme muhalif
olan ve çevrenin biraz daha aydınlanması için mücadele kişilerde az da
olsa vardır. Bu insanlar, halk düşmanlarının insanları boyunduruk altına
alan özel mülkiyetine karşı çıkar ve toplumun özgürlüğe bu mülkiyetin
ortadan kaldırılmasıyla kavuşacağını söylerler. Savundukları düşünceye
muhalif olan zümre, kişinin düz mantığını kullanarak bulabileceği
cinsten değildir. İnsan düz bir mantıkla, x, x' in özgürlüğü için y' nin
hakimiyetini kaldırmak istiyor,o halde y, x'e düşman olur sonucuna
varır.Bu mantıksal açıdan son derece makul bir çıkarımdır. Fakat
unutulmaması gereken bir şey var ; hakkında
fikir yürüttüğümüz toplum insanları içlerindeki 50 de 1'lik bir
azınlığın refahı,lüks içinde yaşaması için varıyla yoğuyla
çalışan,bedenlerini bu uğurda eskiten fedakar,emekçi kişiler! Bu
fedakarlık insan tabiatı açısından normal bir durum değil. Bunun içindir
ki yaptığımız mantık hesabı yanlışa düşüyor. Sisteme muhalif olan
insanların karşılarında dikilip onlara düşman olanlar sistem tarafından
sömürülen, sabah akşam fabrikalarda, tarlalarda ve bilimum işhanelerde
aferdersiniz köpek gibi çalışan insanlardır. Bu insanlar, kötülüklerine
işleyen bir düzeni kaldırmak isteyen kişilere düşman olup sisteme olan
bağlılıklarını çeşitli ezbere bildikleri sloganlarla dile getirip, bir
anlamda sömürüldükleri sistemi korur, ona siper olurlar.
Bu
insanlar neden böyle davranır? Neden aleyhlerine olan şeyi korumaya
çalışır, neden kendi tarafdaşlarına karşı dururlar? Sistemde bunu
sağlayan, korku psikolojisinden başka çok önemli bir mekanizma daha
vardır; inanç.
Basit düşünürsek, bir insanın kendisini hergün dövüp parasını alan bir
insana sadakatini başka hiçbir şeyle açıklayamayız. Bu öylesine bir
şeydir ki, kişi kendini hayali bir dünyaya , hayali vaatlere
inandırır. Kendisine uygulanan zulme bu şekilde cevap verdiğini
düşünür. Sessiz kalır ve sadece ibadet eder. İbadet etmese bile susup
sabır göstermesi sistem için yeterlidir.
İnanç,Marks'ın da dediği gibi kısaca ; toplumdaki insanların yaralarına
bastıkları bir tür uyuşturucudur, kalpsiz dünyanın kalbidir. Bu yüzden
sistem inancını gerek kendi basın organlarınca gerekse toplumda
görevlendirdikleri bir takım insanlar aracılığıyla etkin kılmaya
çalışır. İnanç hakkında bildiriler yayınlayarak insanlara neyin iyi
neyin kötü olduğunu kendi çıkarı doğrultusunda gösterir.Toplumu bu
yolla yönlendirir. Ortaya çıkan toplum modeli ise
susan,sorgulamayan,önüne koyulanı ve ezberletileni mutlak doğru olarak
kabul eden, bilinç anlamında genişlemekten yoksun insanlardan oluşur.
İş bu kadarla da sınırlı değil açıkçası. Sistem o kadar aç gözlü ve o
kadar bir mendaburdur ki ,sömürdüğü insanların sessiz ve tepkisiz
kalmasını sağlamıyormuş kendi sistemini bu şekilde korumuyormuş bir de
ek olarak kendi pazarını dış düşmanlardan korumak için güvenlik amaçlı
bir ordu oluşturur. Bu ordu sistem içinde ezilen,azınlığın boyunduruğu
altında ,onların zenginliği için ,sistem patronlarından katlarca daha
fazla çalışan insanların çocuklarından oluşur. İşin ilginç olan yanı
ise tıpkı aydınlanma konusunda ki mantık sınırları dahilinde
anlaşılabilecek bir şey değil. Orduya katılan insanlar bu işi silah
zoruyla kabul etmiyor, isteyerek gönül rızasıyla kabul ediyor. Sistem
patronlarının pazarlarını,sermayelerini,kendi anne-babalarının
sömürüsünü koruyarak bir vatan hizmeti yaptığını düşünüyor.Kendi
vatanınlarındaki insanların sömürene bekçilik etmek onların düşüncesine
göre vatan hizmeti yani!
Tabi yukarıda ki olayın gerçekleşebilmesinde kimi zaman dolaylı kimi
zamanda doğrudan (kişiye göre değişir) sistemin en büyük silahi inanç
sahneye çıkıyor. İlahi,doğa üstü bir güce tapan ve çocukluğundan
itibaren çevresinde bu güce ibadet eden insanları gören bir genç doğal
olarak aynı inancı benimsiyor, ilahi kitapta yazan kurallara bağlı
kalıyor. Orduya katılıp sermayeye bekçilik etmek inandığı kitapta
da, çeşitli kelime oyunları ve etrataki inanç sömürücüleri tarafından
yapılan türlü türlü cambazlıklarla, ona görev olarak gösterildiği için
bu işi yapmak için adeta can atması kaçınılmaz bir hal alıyor.
Diğer taraftan yaşadığı çevre itibariyle daha az dindar ve daha az
ilahi inançları olan ancak ilahi olmasa da yine yaşadığı çevre
tarafından bir takım ideolojik tabulara bilincinin geliştiği süre
içinde şartlanan genç ise sermaye bekçiliğine bir ideoloji olarak
bakıyor .Onun için bu olay bir ibadetten öte kendisinin düşünceleri
uğruna giriştiği bir iş. Genelde bu tür kafa yapısına sahip
gençlerde, bir öndere aşırı bağlılık ve bu önderin on yıllar öncesine
ait düşüncelerini ölesiyle savunma arzuları göze çarpar. İnançları doğa
üstü olmasada yıllar öncesinin kurallarına kökten bağlı olan
zihniyetleri, içerik açısından olmasa da biçim açısından onları
yukarıda sözü geçen grubun içine sokar. Böylece sözde farklı kültürleri
alan gençler sistem tarafından aynı potada eritilerek ideal vatandaş
haline getirilir!
Peki,toplum içinde var olan farklı düşünceler sistemin kontrol ettiği
alan dışında mıdır? Sistem insanın bilincinin içine girebilir mi?
Dahada ötesi; sistem insanın,dolayısıyla toplumun bilincinin içinde yaşar. Sistem insan bilincinin içinde korunur. İnsan
su gibidir, koyulduğu kabın şeklini alır. Hiç bir insanın doğuştan
görüşü, anlayışı, inancı ve yaşadıkça bilinciyle seçim yapabildiği hiçbir
değeri yoktur. Bu değerleri insan sonradan alır. Zira İran' da doğan
bebeklerin büyüdükten sonra yüzde doksan dokuzunun müslüman
olmasını, Rusya'da doğan bebeklerin büyüdükten sonra yüzde doksan
dokuzunun ortodoks olmasını ve Türkiye'de doğan bebeklerinin büyüdükten
sonra yüzde doksan dokuzunun apolitik olmasını başka hiçbir gerçekle
açıklayamayız.
Toplumdaki her düşünce sistem tarafından
kontrol edilir ya da kontrol edilmeye çalışılır. Bu düşünceler
sakıncalılar ve sakıncasızlar olmak üzere ikiye ayrılır. Sakıncalı
düşünceler elbette ki sisteme muhalif aydınlanmadan ve ilerlemeden yana
olan eşitlikçi düşüncelerdir. Zararsız düşünceler ise buna muakabil
sistem işleyişine tepki vermeyen,daha doğrusu sistemin işleyen ve
işleten parçası olan düşüncelerdir. Yukarıda sözü geçen iki ayrı
düşünceye mensup gençlerin zihniyetleri sakıncasız düşüncelerdir. Ben ve
benim gibi kişilerin düşünceleri ise sakıncalı düşüncelerdir. Bize fikir
özgürlüğü yoktur. Biz her yerde düşüncelerimizi özgürce dile getiremeyiz. Her
ne kadar sistem patronları tarafından, yasalarca bize bu özgürlüğün
sağlanıldığı savunulsa da, yine aynı sistem tarafından toplum bilincine
öteden beri empoze edilen ''muhalif olan düşmandır'' düşüncesi adeta
bize kurulan bir tür tuzaktır.
Bu kurnaz tuzağın
dışında sistemin zararsız düşünceler için geliştirdiği ilginç bir
yöntem var. Saydıklarımızın dışında toplum içinde birkaç tane daha
zararsız düşünceler olsa da ana başlık altında toplarsak bu iki düşünce
üzerinden fikir yürütmek doğru olacaktır. Daha öncede söylediğimiz gibi
sistem aygıtları var olan düzeni sağlamlaştırmaya yarayan düşünceleri
kollar. Ancak atlanmaması gereken bir durum var ; sistem içinde,
sistemin çıkarına çalışan düşünceler arasında da bir husumet
vardır. Evet bu düşünceler aynı çıkara hizmet eder ancak kendi
aralarında da çekişme eksik olmaz. Örneğin sistemi bir futbol takımı
olarak düşünürsek aynı mevki için mücadele eden futbolcular hem takıma
hizmet ederler hemde kendi aralarında çekişirler. Yani mantıksal olarak
aynı şey için mücadele eden iki ögenin birbirleriyle mücadele edememesi
bir çelişki yoktur. Bu açıdan bakıldığında sistemin bir savunma
mekanizması daha karşımıza çıkıyor. Kendi çıkarına kullandığı
düşünceleri düşmanlaştırma,kutuplaştırma politikası izleyerek toplum
içinde bir uzlaşmazlık ve anlaşmazlık oluşturuyor. Bu durumda sistem
içinde sömürülen halkların birbirlerinden uzaklaşması ve aslında aynı
sorun için dayanışmasını imkansız hale getiriyor. Oysa ki bu suni
düşünceler ve buna bağlı olarak suni ayrışmalar olmasa , insanlar
yaşadıkları sorunlar ve bu sorunları çıkaran düşmanları aynı olduğu açıktır. Sistem
bunun farkına çok önceden vardığından, gerçekte kendisi olan hedefi
değiştiriyor ve insanlara hedef olarak birbirlerini gösteriyor. Toplum
içindeki ayrışmalar gerçek ve ortak düşman olan sömürü düzenini
görünmez kılıyor, kurtuluşları aynı yolda olan insanları birbirine
kırdırıyor.
Bir an için size bugüne dek öğretilen her şeyin
yanlış olduğunu düşünün. Bilincinizi size kutsal diye empoze edilen tüm
yargılardan, hurafelerden arındırın. Bildiklerinizi yeniden gözden
geçirin ve en önemlisi özgür bilinçle değerlendirin. O zaman gerçeklerin
size göründüğünden çok daha farklı olduğunu anlayacaksınız. İşte o zaman
gerçek düşmanın kim olduğunu anlayacaksınız. Özgür bilinç sistem
tarafından insanların ellerinden alınmak istenen en büyük ve sistemin
gördüğü en büyük tehdittir. Onlar herkesin aynı şeyi düşünmesini
istiyor, çünkü insanlardan sürü yaratmanın başka bir yolu yok. Ancak
unutmayın ki Oscar Wilde'nin da dediği gibi, ''Herkes aynı fikirdeyse
kimse düşünmüyor demektir". Düşünelim!

Etiketler:
Bilimler
Felsefe
Özgür Bilinç ve Gerçek Düşman
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |
|
RSS Kategorileri
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
Makale İşlemleri
|
|
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
|
Sponsor Bağlantılar

|
Son Etkinlikler
Yakın tarihte gerçekleşecek etkinlik bulunamadı. |
|