Evrim ve İnanç Arasında Seçim Zorunlu Mudur? Bugün, ülkemizdeki bazı bilim insaları ve evrim teorisinden haberdar kişiler bir ikilem arasında kalmaktadırlar: “Dine inanıyorsan evrim teorisine inanmayacaksın, evrim teorisine inanıyorsan Tanrı’ya inanmayacaksın.” Dini inancı olan kişilerin kafalarına sürekli olarak, evrim terosinin dine inanan kişinin kabul edebileceği bir şey olmadığı pompalanmakta ve ikilemde kalan bazı kişler, insan üretisi olan bilimi (ve evrim teorisini) tercih etmekten ziyade, Tanrı üretisi olan dini kabul etmek uğruna bilimden vazgeçmekte ve ona güvenlerini kaybetmektedirler.
Bugün,
ülkemizdeki bazı bilim insaları ve evrim teorisinden haberdar kişiler
bir ikilem arasında kalmaktadırlar: “Dine inanıyorsan evrim teorisine
inanmayacaksın, evrim teorisine inanıyorsan Tanrı’ya inanmayacaksın.”
Dini inancı olan kişilerin kafalarına sürekli olarak, evrim terosinin
dine inanan kişinin kabul edebileceği bir şey olmadığı pompalanmakta ve
ikilemde kalan bazı kişler, insan üretisi olan bilimi (ve evrim
teorisini) tercih etmekten ziyade, Tanrı üretisi olan dini kabul etmek
uğruna bilimden vazgeçmekte ve ona güvenlerini kaybetmektedirler. Bu
durumda kimseyi suçlamamak lazım. Kendinizi o insanların yerine koyun:
bir elinize Tanrı’yı diğer elinize bilimi varselerdi, siz hangisini
seçerdiniz?
İbn-i Haldun (1332-1406), Mukaddime, Önsöz kısmı
Dönüşümler yoluyla hayvan dünyası çok genişlemiş, sayıları çoğalmış ve
oluşum basamağında insana dek varmıştır. Düşünce ve kavrayış sahibi insana
kadar ulaşmıştır. ‘Düşünen insan’ aşamasına yükselme ‘duyu ve kavrama’
güçlerinin birlikte bulunduğu zamandır. ...Bu aşamadaki hayvan, kendisinden
sonra daha üst aşamada bulunan düşünen insanın ilkel biçimidir. Görebildiğimiz
varlıklar içindeki gelişim ve oluşumların en son ulaştığı aşama budur.”
Charles Darwin, Doğal Ayıklama Yoluyla Türlerin Kökeni’ni 1859’da yazdı.
Bilim ve Din Nedir?
Genel
olarka kabul edilen bilimin, dinsel ve politik görüşlerle
karıştırılmamasıdır. Politik görüşler bizi çevreleyen dünyanın maddesel
geröekliğine yöneltmişken, dinsel görüşler maddesel dünyanın dışında
kalan şeyleri konu edinir. Bilim insnları, hiç bir zaman özel bir takım
öğretilere güvenmemeli, kendi düşünme yöntemlerini özel bir felsefeyle
sınırlandırmamalıdır. Bilimci, bilgilerin dayandığı temellerin yeni
yeni tecrübelerle daima değişebileceğini her zaman hesaplamalı ve
değişime hazır olmalıdır. Edinilen veya kabul edilen ideoloji’leri bir
kenara bırakmalı ve bilimi onların üzerinde görmelidir. Dolayısıyla bir
bilim insanı ideoloji’leri bir kenara koyup idea (düşünce)’leri ele almalıdır.
Bilim
gerçekte laik ve apolitik bir etkinliktir. Bilim, maddi evreni anlamak
için oluşturulmuştur. Ancak, bilimin laik olması, mutlaka Tanrı’nın
varlığını reddettiği anlamına gelmez. Bu sadece, bilimsel gerçeklerin
geçerliliğinin, her ne şekilde olursa olsun, herhangi bir ruhani
otoriteye bağlı olmadığı anlamına gelir. Bilim için gözlem, deney ve
mantık neyin doğru, neyin yanlış olduğunu belirleyen tek hakemdir. Buna
rağmen bir bilim insanı herhangi bir dine inanabilir ve dini
gereklerini sonuna kadar yerine getirebilir. Hem Galileo hem de Newton
dindar Hıristiyanlardı. Daha yakın zamanda ise, elektromanyetik ve
zayıf kuvveti birleştirmeleri nedeni ile Müslüman fizikçi Abdüsselam’a,
dini inancı olmayan Steven Weinberg’e ve Sheldon Glashow’a Nobel ödülü
verildi (1979). Oysa, her ikisinin arasında çok derin inançsal uçurum
vardı. Biri evereni yaratan bir Tanrı’ya inanırken, diğerinin hiçte
böyle bir inancı yoktu. Buna karşın, tamı tamına aynı fizik kuramına,
aynı zamanda ulaştılar. Bundan farklı bir örnek te, derin dini inancı
olan sinir bilimin babası sayılabilecek John Carew Eccles ve ateist bir
felsefeci olan Karl Popper’in tartışmaları çok seviyeli ve yeni ufuklar
getirici olmuştur. Buna karşın, her ikisinin de ortak yönü evrime
inanmalarıydı. Aslında, bilimin ve dinin gerçek anlamına ulaşmış
insanlar için bunda garip olan hiç bir şey yoktur, çünkü bilim tek
doğru yoldur. Bilim insanları bir kuramı sevip sevmediklerine göre
değil, kuramın deneye uygun olarak ön görülerde bulunup bulunmadığına
bakarlar. Bir kuramın, dinsel ve ideolojik olarak hoşa gidip gitmemesi
veya kolay anlaşılıp anlaşılmaması, hatta sağduyu bakımından çok makul
olmaması sorun oluşturmaz.
Bilimin Eğemenliği Ele Geçirmesi
Din
ve bilim, bilimin olgunluğunu ele geçirdiği son 150 yılda belirgin
olarak çatışmaya girmişlerdir. Eski Yunanistan’da din, bilim ile
bugünkü anlamda bir mücadele içinde değildi. Ortaçağ Avrupa’sında ise
din bilim mücadelesi, dinin baskı altına aldığı bir bilim şeklindeydi.
Hıristiyanlığın, bütün beşeri hayata hakim olma sevdasının olduğu bu
dönemde bilimin verilerinin ve felsefi düşüncenin ürünleri bir şekilde,
dinle uyum içinde yorumlanması gerekmekteydi. Bu yapılmazsa, dinin
baskısı altında ezilen bir bilim şekli ortaya çıkmaktaydı. Bilim ve
dinin kendi alanları ne kadar geniş olursa olsun, yetki ve
hareketlerini bu alanlarla sınırlama eğiliminde değildiler. Son 150
yıldır kontrolü mele geçiren bilim, bütün gerçekler dünyasının kendi
inceleme alanında olduğunu öne sürerek dine açıkça savaş ilan etti.
Sonuçta kavga kaçınılmaz oldu.
Din duygusu insanoğlunda bizzat dış dünyanın algılanması ile
oluşmuştur. İnsan suda, aynada ve rüyada kendi hayalini görür. Başka
insanları da rüyasında görür. Gördüğü bu “eşler” aslına benzemesine
karşın, aslı ile aynı değildir. İlk yapılan şey bunları ayrı varlıklar
olarak değerlendirmektir. Ancak rüya bitince “eş” ne oluyor? Muhtemelen
daha sonraki rüyalarda da benzer görüntüleri gördüğünden, demek ki
“eş”ler yok olmuyor düşüncesi doğar. O zaman “ben ölünce” eş ne olacak
düşüncesi de bir ölümsüzlük fikrini geliştirir. Ve buradan da bedenden
ayrı var olan, farklı bir bilinç durumu olan rüyalarda gözükebilen
“ruh” kavramı ortaya çıkar. Bu bakış, sonra da dinin söylemi olarak
ruh-beden ikiliği olarak karşımıza çıkar.
Bilimin,
insan=ruh+beden konusunda söyledikleri ya da söyleyebildikleri aslında
çok fazla değildir. Bilim insanları, konunun kendi alanları içinde
olmadığını söyleyerek ilgi göstermezler. Çünkü tek kabulu vardır:
monizm (bircilik). Yani, beden madedir ve maddeden başka bir şey
yoktur. Bilim insanlarının ilgisinin uzağında kalan bu alan,
ilahiyatçıların ve metafizikçilerin elinde kalmak zorunda kalır.
Onlarda boş buldukları bu alanda akıllarına geleni ve kendi kişisel
bilgilerini, herhangi bir yönteme sokmadan söylerler. Zaten, konu
bilimin yöntemi içinde değildir.
Tablo. Bilim ve Din Çatışmalarının Temel Noktaları
BİLİMİN SÖYLEDİKLERİ
DİN(LER)İN SÖYLEDİKLERİ
İnsan
kainatın merkezi ve gayesi olamaz. İnsan varlıklar zinciri içinde bir
halkadan ibarettir. Canlı madde bizzat yaratma ve değişme özelliğine
sahiptir. İnsanın üstünlüğü, omurgalı hayvanların evrimi esnasında,
diğer hayvanlara göre daha ileri evrim aşamasına gitmiş olmasındandır.
İnsan
seçkin bir varlıktır ve doğaüstü varlık olan “Tanrı” tarafından tüm
evren kendisine hizmet için yaratılmıştır. Evrim yoktur ve insan bizzat
Tanrı eli ile yaratılmıştır. Diğer türler de insandan ayrı
yaratılmıştır.
Dünya ve evren yoktan değil, doğanın kendisinde olan güçlerin bir sonucu olarak var olmuştur.
Yoktan var ediliş vardır ve kanun denilen güçlerin doğaya verilişi, doğaüstü olan Tanrı tarafındandır.
İnsanda
ruh ve ölümsüz ruh diye bir kavram yoktur. Beden yalnız başına vardır
ve ruh olarak hissettiğimiz, beynimizi oluşturan maddenin etkileşimin
bir sonucudur. Ölümle ortadan kalkar (monizm/bircilik).
İnsanda,
bedenden ayrı olarak Tanrı tarafından yaratılan ve bedenle
birleştirilen ruh vardır. Beden ruhun geçici konağıdır. Ölümle ruh
bedenden ayrılır (dualism/ikicilik)ve varlığına başka bir boyutta devam
eder.
Doğada, bilim ve yine doğa ile açıklanamayacak hiç bir şey ve mucize yoktur.
İnsanın anlayamayacağı doğaüstü kuvvetler, olaylar, mucizeler vardır.
Tek gerçek olan bilimsel yöntem ve nesnel gerçekliktir. Bu bilgi de doğadan elde edilir.
Bilimsel bilginin dışında vahiy bilgisi de vardır. Vahiy Tanrının bize ulaşma yolu ve bilgisidir. Doğaüstü bir bilgidir.
Bilimin bilgisi sürekli olarak kendini değiştiri ve yeniler.
Tanrı bilgisi değişmez ve sabittir. Sadece yorumları ve anlaşılması farklıdır.
İnsan zihninin tüm özellikleri zaman içerisinde bilimle anlaşılabilecek ve sır kalmayacaktır.
İnsan zihninde ve ruhunda, daima anlaşılamayacak sırlar olacaktır.
Bilim
ise ortak aklın ürünüdür ve deneyim ve gözlem kişiler arası farklılık
gösterse bile çok azdır. Din esas itibari ile bireyseldir. Ne kadar din
ve dindar varsa o kadar farklı dini bakış açısı vardır.
Evet,
dini tecrübenin özelliği bireysel olmasıdır. Ancak din herkes için
geçerli evrensel kurallar da içerir. İnsanların yaşadığı bakış açısı
farklılıkları onların olgunlaşma aşamaları ile ilgilidir.
Bilimin “Evrim Teorisi” neden dinle çatış(tırıl)ır!
Bilimin Yanlışı
Evrim
teorisyenleri teorilerinin ortaya konulması için bir Tanrı’ya gerek
duymazlar ve oluşun tamamen kendiliğinden, “başlangıçtaki var olan
kuralların” bir doğal sonucu olarak ortaya çıktığını öne sürerler.
Evrim teorisinin içine rastlantı konulması ve bu rastlantının herhangi
bir “üstün varlık” olmadan kendiliğinden meydana gelmesi bir Yaratıcıyı
dışarıda bırakır.
Aslında
bilim evrim teorisi hakkında konuşurken, bir yaratıcının varlığı ya da
yokluğunu iddia etmeden evrimi anlatır. Ancak, evrim teorisini bazı
kişilerce, yaratıcıyı dışlama ideolojisinin bir destekçisi olarak da
ele alınmaktadır. Dışlanan bir yaratıcı durumunda, evrim teorisi
umurlarında olmayan kişilerce önemsenir hale gelir. Tanrıyı dışlamak
isteyenlerce teori, evrim teorisi değil, yaratıcıyı dışlamaya katkı teorisi
haline gelir. Bu nedenle de yaratıcı görüş yanlılarınca, teorinin doğru
olup olmadığına bakılmaksızın, sadece bir yaratıcıya gerek duyulmadığı
için reddedilir. Ancak, bilim insanlarınca Tanrısız evrim teosisini öne
sürmek ya da vurgulamak, tamamen ideolojik bir yaklaşımdır. Gerçekte
bilim bir Yaratıcı’nın olduğu ya da olmadığı hakkında hiç bir kanıt öne
süremez. Çünkü, “Tanrı” bilimin araştırma ve ilgi alanına girmez! Tanrı
kavramı tamamen bir inanç ve kabul işidir.
Yerini Kaybeden İnsan
Dini
bakış açısı ile, insan türünün ve diğer türlerin evrimleşerek ortaya
çıkması, bir değersizleştirme ve aşağılama olarak görüldüğünden evrime
otomatik olarak karşı çıkılır. İnsan var olduğundan beri, kendini
evrenin ya da diğer canlı varlıkların merkezine koymuştur. Bunu hem
din, hem de bir zamanlar bilim yapmıştır. Bütün büyük dinler insanı en
üstün varlık olarak görür ve diğer var olan her şeyin kendileri için
yaratıldığını kabul ederler. Buna benzer olarak, bilim de, din gibi,
insanı uzun zaman evrenin merkezine yerleştirmiş ve orada tutmuştur.
1500 yılına kadar evrenin merkezinde dünya vardı ve Güneş bile insanın
yaşadığı dünyanın çevresinde dönüyordu. Ancak, 1540 yılında Nikolas
Kopernikus (1473-1543) çok çekingen bir tavırla, Güneş’i merkeze
yerleştirdi ve dünyayı da çevresinde dönen sıradan bir gezegen haline
getirdi. Ancak bu fikirlerini açıklamak için epey korku yaşadı. Çünkü,
o zamana kadar hem geçerli bilim hem de dine göre “üzerindeki
insanlarla birlikte dünya evrenin merkeziydi.” Ancak, zamanla artan
bilgilerimizle anladık ki, insanın yaşadığı dünya ve galaksi içindeki
yeri kısmen özelikle arz etse de, benzer özellikte bölgeler evrende
bulmak mümkündü. İnsanın yaşadığı yer seçilmemişti.
Diğer
bir değersizleştirme de, Charles Darwin zamanından kalan ama modern
evrim anlayışında yeri olmayan insanın maymundan türediği şeklinde
evrim anlayışının bazı bilim insanları tarafından ya da evrim
teorisinin tepki çekmesi için karşı tarafça öne sürülmesidir. Oysa,
modern evrim anlayışı, basitçe aşamalı olarak bir canlı gelişiminden
(evrim) ve insanın diğer primatlarla (kuyruksuz maymunlarla) aynı soy
ağacından olmasından oluşur. Maymundan dönüşü modern bilimsel evrim
anlayışı kabul etmez. Bu da bilimin temizleyemediği bir yanlıştır ve
evrim teorisine karşı çıkışın önemli nedenidir.
Bilim
insanın seçilmiş bir varlık olduğunu kabul etmese de dinsel yaklaşımla
insan halen “Tanrı’nın seçkin” kuludur. Dolayısı ile evrim teorisi
insanı küçümseyen ve insanı maymunlardan aynı soy ağacına bağlayan bir
yaklaşım olduğundan, dinsel bakış açısı ile bu bilimsel terori kabul
edilemezdir.
İsra 70. Yemin olsun, biz, âdemoğullarını onur ve üstünlükle
donattık, onları karada ve denizde bineklere yükledik. Onları, güzel ve
temiz rızıklarla besledik. Ve onları, yarattıklarımızın birçoğundan üstün kıldık.
Ancak, Kur’an-ı Kerim insanın bazı durumlarda çok aşağılara indirilebileceğine dikkati çeker ve seçkinliğin aslında her zaman sahibi olunan bir üstünlük değildir.
Tin 4-5. Biz insanı, gerçekten en güzel bir biçimde yarattık. Sonra da onu düşüklerin en düşüğüne/aşağıların en aşağısına çevirip attık.
Yaratıcının Küçümsenmesi
Evrim
teorisine karşı çıkılmasının diğer bir nedeni de, evrimle insanın var
edilmesinin, Yaratıcı’nın küçümsemesi şeklinde algılanmasıdır. Oysaki
evrimsel oluş çok basit değildir. Milyonlarca yıl süren bir plan, devam
eden ardışık aşamalar, her aşamada kazanılan daha değişik ve üstün
yetiler. Kendi içinde çok karmaşaları vardır ve ayrıntısı ile
bakıldığında, bilinçli insanın böyle bir aşama sonrası oluşması
bilimsel açıdan da açıklanması zor mucizedir. Bilimin öne sürdüğü “basamaklı evrimsel oluş”un ya da dindarların öne sürdüğü “Tanrı tarafından pat diye insanın”
yaratılmasının hangisinin daha büyük mucize olduğuna karar vermek insan
için mümkün müdür? “Ol” denilerek birden var olma ya da basamaklı bir
biçimde evrim geçirtilerek var olma. Bilim için “pat” diye var olma
imkansızdır. Bilim bir şeyleri anlamak ve açıklamak için diğer doğa
örneklerine de bakar.
Bilimin
gördüğü örneklerde, en azından canlısal düzeyde, pat diye var olmak
yoktur. Bu nedenle pat diye Tanrı yaratısını kabul etmez. Oysa ki,
dinsel bakış açısından hem pat diye bir anda hem de basamaklı/aşamalı
var oluş dine uygundur. Her ikisi de Yaratıcı için kolaydır. Çatışma
noktası, bir anda insanın var edilmesidir. Am diğer yandan, mademki
Yaratıcı’nın gücü her şeye yeter, evrimsel oluşa da yeter demektir bu.
Birini ya da diğerini seçme O’nu küçültmez:
Ankebut 19. Hiç görmediler mi, Allah, yaratmayı nasıl başlatıyor, sonra onu yeni baştan yapıyor. Kuşkusuz bu, Allah için çok kolaydır.
Tanrının Kendi Kuralları ve Zamanı
Dini
bakışla, yaratan varlık, bizim içinde bulunduğumuz evreni 4-boyutlu
olarak var etmiştir. Bilimin bakış açsı da aynıdır ve bilime göre dört
boyutlu evrenin kurallarına göre, evrendeki her gelişme-dönüşme ve
oluş, belli bir süreç ve kurallara göre ortaya çıkar. Bu kurallara doğa
kanunları denir. Bu kanunların ortaya konulması, anlaşılması ve
dillendirilmesine de bilim denir. Evrenimizin Büyük Patlama (Big Bang)
ile ortaya çıkması böyle bir süreçtir ve bu insanoğlunun saatine göre
13.7 milyar yıl önce gerçekleşmiştir. Anne karnında bir yumurta ve
spermden oluşmamız, gebelik süresince yaşanan gelişme de böyle bir
süreçtir. Bir tohumun toprağa atılıp, ondan bir elma veren ağaç
oluşması da böyle bir süreçtir. Basamaklı, belli aşamalara tabi, belli
kurallara tabi... Bu basamaklı oluş evrenin oluşumundan tutun da
buğdayın oluşumuna kadar aslında aynı kurallarla sınırlıdır. Ancak bu
“olma” ve “oluş” zamansız olan Yaratan açısından “hemen/an/lahza” kadar
kısa olsa da insanoğlunun hesaplarına göre uzun bir süreçtir. Tanrı
zamanı iel insan zamanındaki bu farklılıklar, hem Kur’an-ı Kerim’de
(Mearic 4, Secde 5. ayetler) hem de İncil’de vurgulanır. Bilimin
görelilik teorisine göre zaman izafidir. Bu konuda konuşan bilim,
Tanrının zamanı hakkında konuşamadığından evrimin basamaklı ve zaman
içerisinde oluşu ile Tanrının “Ol” demesi ile olma arasında kopukluk
oluşur. Yaratıcı görüşü kabul edersek, başlangıç kararı üstün bir varlığın “ol” demesi ile başlamış olabilir:
Meryem 35: ...Bir iş ve oluşa karar verdi mi, ona sadece "ol!" der, o hemen oluverir.
Mümin 68. O O'dur ki, hem hayat veriyor, hem öldürüyor. Bir iş ve oluşa hükmedince, ona sadece "Ol!" der; o hemen oluverir.
Aynı Evrim, Farklı Kabuller
Bizim
made evrenimizin, bugünkü duruma gelmesi için 13.7 milyar yıllık bir
süreç, dönüşüm, değişim veya kısaca evrim ile gerçekleşmiştir. Evrenin
bu evrimi, basamaklardan oluşur. Her basamağı ayrı değişim ve
dönüşümdür. Bu süre, yani 13.7 milyar yıl biz insanların, 4-boyutlu
evrenimizdeki zaman anlayışının ifadesidir. Doğa kanunlarından
çıkardığımız bir bilimsel veridir. Buna göre başlangıçta, ne olduğu tam
bilinmeyen “bir şey”den evrenimiz ortaya çıktı. Önce atom altı
parçacıklar, sonra atomlar, sonra moleküller, sonra gaz bulutları,
yıldızlar-galaksiler, galaksi kümeleri ve ardından da gezegenler
evrimleşti. Genelde Büyük Patlama ile oluş olarak bilinir. Bu bilimin
bir kabulü ve bilgisidir. Bilim bu teorisini kanıtlarla ortaya koyarken
Tanrı’yı hiç işin içine sokmaz. Ama Büyük Patlamdanın da nasıl
kendiliğinden başladığı konusunda, Tanrı olmadan yanıtlar aramaya devam
eder.
Bu
aşamalı evren oluşumu ya da evrimi, Yaratıcı görüşe inananlar
tarafından, bir Yaratıcın’nın varlığı için önemli bir kanıt olarak
kabul edildi ve adeta üzerine atlandı. Tanrı vardı ve Evreni büyük
patlama ile yaratmıştı. Oluşan büyük patlama ardından basamaklı olarak
evren, evrimleşerek bugünkü durumunu almıştı ve en sonunda da biz
insanlar ortaya çıkmıştık. Büyük patlamanın olması, adında “büyük”
kelimesini içermesinden mi bilinmez, Yaratılış yanlılarınca büyük bir
samimiyetle kabul edilir. Yani, evrene bir başlangıç koymak ve
ardından evrimsel oluşması Tanrı’yı küçültmez!
Diğer
yandan, büyük patlamanın bir aşaması olan, 6 milyar yılda evrimleşen
Dünya’mızın üzerinde ortaya çıkan insan ve diğer türler için zamansal
dönüşüm ya da biyolojik evrim kabul edilmez. Çünkü bu teori Tanrı’yı
küçümser. Ya da “Ol!” deme ile oluşa göre 3-5 milyon yıl uzundur. Evren
için 13.7 milyar yıllık evrimsel oluşa evet ama insanın 3-5 milyon
yıllık evrimsel oluşumuna hayır! Çünkü, sonsuz, ucu bucağı olamayan dev
evrenimizin aşamalı oluşumunu Tanrı’ya yakıştırırız ama küçük evren
insanı yakıştırmayız. Her ikisini terazi kefesine koyarak kim karar
veriyor, birinin diğerinden daha karmaşık olduğuna. Bugün biliyoruz ki
“bir sivri sineğin yapısı bir yıldızdan daha karmaşıktır”. Sivri
sineğin oluşumunu mu Tanrı kanıtı olarak öne sürmek daha iyidir yoksa
bir yıldız ve galaksi kümesinin büyük patlama ile oluşumunu mu? Bugünün
modern dindarları, sadece evrenin büyük patlama ile oluşumunu kanıt
olarak almaktadırlar. Bu kendi içinde bir çeklişkidir.
Bilimin
büyük patlamasının üzerine atlayan modern dindarlar, bilimin sürekli
bir değişim içinde olduğunu ve yarın büyük patlamayı da dışlayan başka
bir teori ortaya çıkabileceğini bilmelidirler. Günümüzde bile, aslında
büyük patlamanın olmadığını, elde edilen büyük patlama verilerinin
yanlış yorumlanmasının sonucu olarak büyük patlama teorisine
ulaşıldığını öne süren ciddi bilim insanları vardır. Hee ne olursa
olsun, bir büyük patlama evrimini kabul edip, insan evrimini kabul
etmemek iki yüzlülüktür. Özellikle, Kur’an-ı Keri’i okuan birisi için
şu ayeti anlamaktır:
Fatır 43: “Onlar öncekilerin kanunundan başkasını mı bekliyorlar? Allah'ın kanununda/yönteminde asla bir değişme bulamazsın, Allah'ın kanununda/yönteminde”. kesinlikle bir sapma da bulamazsın
Önümüzdeki Evrim Örnekleri
Diğer
yandan günlük yaşamımızda zaman bağlı birçok dönüşüm ve değişimler
vardır. Bir insanın anne karnında, tek hücreden doğuma kadar gelişimi,
zamana bağlı bir farklılaşmadır. Buna her anne ve baba şahit olur. Hele
hele günümüz ultrason çağında, neredeyse, ayda bir yapılan hamile
takipleriye bir dönüşüm ve değişime gözleerimizle şahit oluruz. Bu
süreç, dokuz ay ve 10 gün kadar sürer. Doğumdan ölüme kadar olan
basamaklı değişim ise bir başka süreçtir. Bu basamaklı oluş içinde
yaşadığımız maddi evrendeki fizik ve kimya kurallarının zorladığı bir
oluştur. Bu basamaklı oluşun dışına çıkıp ani olarak bedensel var olma
diye bir şey söz konusu değildir.
Kıyamet 37. O, dökülen meniden bir sperm değil miydi? 38. Sonra o, bir çiğnem et oldu da Allah onu yarattı, ardından düzgün bir şekle ulaştırdı. 39. Nihayet ondan iki çifti, erkeği ve dişiyi vücuda getirdi. 40. Peki bunu yapanın, ölüyü diriltmeye güç yetmez mi?
Yaratan
“ol” emri ile yaratmaya başlayabilir ya da daha önceden koyduğu
evrensel kuralı işletebilir ancak, bizim bulunduğumuz evrende,
başlangıçtaki ilgili kuralların işlemesi gerekir. Bu kurala göre, ani
ve pat diye var oluş, bizim algılamamıza göre yoktur (atom altı
parçasıklarda ani var ve yok oluşlar mümkündür). Belki, fiziğin ileri
sürdüğü 11-boyutlu ya da başka boyutlarda ani var olma ya da yaratma
olabilir. Ama bu evrende, başlangıçta belirlenen kurallar gereği, ani
var oluş bizim gibi büyük nesneler için mümkün değildir. Dolayısı ile
Yaratan’ın yöntemi bizim evrenimizde hep aynı olmak durumundadır:
Fatır 43: “Onlar öncekilerin kanunundan (onlara uygulanandan) başkasını mı bekliyorlar? Allah'ın kanununda/yönteminde asla bir değişme bulamazsın, Allah'ın kanununda/yönteminde kesinlikle bir sapma da bulamazsın”.
“Yaratılışta aynılık”
insan hücreleri ile Dünya atmosferi arasında bile vardır. Atmosfer bir
hücre zarı gibi Dünya’nın zarıdır. Atmosfer bir zar gibi asla tam
düzgün şekilde değildir. Bazı alanlarda zayıf ve ince, bazen kalın,
bazı yerleri su açısından daha yoğundur. İçerdeki bitkiler üzerine su
yağmurla yağar. Hücre içine de zardan adeta su ve besinler yağar.
Atmosferin elektrik enerjisi olan yıldırımlar vardır. Hücre zarında da
elektrik enerjisi vardır. Atmosfer kozmik ışınların ve göktaşlarının
geçmesine izin vermez, hücre zarı da seçici geçirgendir ve gelen her
şeyin geçişine izin vermez. Hücre içinden dışına haberleşme olduğu gibi
Dünya’dan da dışarıya haberleşme yapılabilir. Atmosfer içinde bir hayat
vardır ve hücre içinde de bir hayat vardır.
Evrimi Test Etmek
Bütün
karşı çıkışlara karşın, elde bilimsel olarak var olan fosiller, genetik
kanıtlar vardır. Bunlar ne anlam ifade ediyor o zaman? Bulunan
fosillerin sayısı, 1000 film karesinin belki 1 tanesidir. Ancak bu
kanıtlar bilimin elinde ve arşivlerinde vardır. Fakat ne ilginçtir ki,
İslam dininin kutsal kitabında da buna bir atıf vardır:
Ankebut
20. De ki: Yeryüzünde dolaşın da yaratılışın nasıl başladığına bir
bakın. İleride Allah öteki oluşmaya da vücut verecektir. Allah, her
şeye Kadîr'dir.
Bilim
insanları deneysel olarak test edemedikleri teorileri bilimsel
saymazlar. Evrim teorisi bu yönü ile dindar çevrelerce çok eleştrilmiş
ve bilimsel bir anlamı olamayacağı öne sürülmüştür. Ama Yaratan Kutsal
kitabımızda, bizim yaratılışımıza (hem de meleklerinkine) tanık
olmadığımızı ya da olamayacağımızı ifade eder:
Zühruf 19. Rahman'ın kulları olan melekleri, dişiler saydılar. Onların yaratılışına tanık mıydılar? Tanıklıkları yazılacak ve sorguya çekilecekler.
Kehf 51. Ben onları ne göklerle yerin yaratılmasına, hatta ne kendilerinin yaratılmasına tanık tuttum. Ben, sapıp gitmişleri yardımcı edinecek değilim.
Evrime Karşı Ayet Var mı?
Kur’an
hiç bir yerde evrime karşı çıkan bir ifade kullanmaz. Hatta basamaklı,
aşamalı yaratılışlara sık sık örnekler verir. Hatta “ters evrim”
diyebileceğimiz, insanların başka canlı türlerine (maymunlara)
çevrilebildiğinden bahseder. Bunu bir çok dindar insan “maymuna
çevirme” olarak bilir. Bunu kabul eder ve Tanrı’nın bunu yapabileceğine
inanalır. Ama “insana çevirmeye” sıra gelince bu Tanrı işi olmaz.
A’raf 11.Andolsun ki sizi yarattık, sonra sizi biçimlendirdik,
sonra da meleklere: "Adem'e secde edin" dedik... 166.Ne zaman ki,
yasaklandıkları şeylerden ötürü öfkelenip başka aşırılıklar yapmaya
başladılar, onlara şöyle dedik: "Aşağılık, maskara maymunlar olun!"
Yasin 67. Dilesek, onları oldukları yerde hayvana çeviririz.
O zaman ne ileri gitmeye güçleri yeter ne de geri dönebilirler. 77.
Görmedi mi insan, kendisini bir spermden yarattığımızı! Bir de bize
açık bir hasım kesilmiştir o. 78. Kendi yaratılışını unutmuş da bize
örnek veriyor. Ve bir de şöyle diyor: "Şu çürümüş kemiklere kim hayat
verecek?"
Nuh 14. O ki, sizi halden hale/evreden evreye geçirerek yarattı.
Müminun 12. Yemin olsun ki, biz insanı topraktan oluşan bir özden yarattık.
Bunlara bir çok örnek daha eklenebilir (Sad 71-72, Meryem 67, Taha 55, Hud 61, Hicr 26...).
Sonuç
Dinlerin
yerine getirdiği görevi, bilim ne zaman yerine getirirse, o zaman
dinler ortadan kalkabilir. Zaten dine de gerek kalmaz. Bilim tekrar
uzaklaştığı metafiziği veya bugünkü teolojiyi, bilim dalı olarak ele
almalıdır. Dünya üzerindeki dinler bir şekilde ortadan kaldırılsa bile
insanoğlu kendine mutlaka bir din bulacaktır. Bu durumda, var olan
şartlarda, bilimin dinden uzak kalması ve yokmuş gibi yadsıması
yanlıştır. Bu yanlışın sonucunda, din eline geçeceği insanlar
tarafından yanlış amaçlarla kullanılacak ve yobaz insanların
yetişmesine neden olacaktır. Çünkü, kural olarak, boş bırakılan her
alan bir şekilde doldurulur! Ama iyi ama kötü şekilde.
Bilim,
dış dünyanın doğurduğu ortak tecrübenin bir üretisidir. Ancak,
kendisini tanımladığı ile terimler arasında “nesnellik” var olmasına
karşın, bilimin çoğu alanı “öznellikten” kurtulamamıştır. Bilim dini
öznel kabul ederek, nesnelliğin yanına yaklaştırmaz. Oysa hem din hem
de bilim, zihnin dış dünya ile olan ilişkisinin bir sonucu olarak
ortaya çıkmıştır. Bilim ve dinin diğer bir ortak noktası da,
derinliğine incelenecek olursa, “bilinemez” ve “düşünülemez” bir şeyin
varlığını aramayı içerir. Din daha çok bilinemez şeyden kaynaklanır ve
onu tanımlamak için uğraşır. Diğer yandan bilim, “tanımlanabilir” ve
“bilinebilir” olan şeyin sınırları içinde kalmak için boş yere çabalar
durur. Ancak, bilim ne kadar ilerlerse ilerlesin, ortadan kaldırmak
istediği “bilinemezi”, bir o kadar kabul eder duruma geçer.
Bilim,
kendini kuşatan sırları ve sınırları her yönden tam olarak ortadan
kaldıracak güçte değildir. Bugünün görünen sırları yarın açıklanacaksa
bile beraberinde daha derin sırlar ve soruları da beraberinde
getirecektir. Gerçek bir din ve bilim ortak bir amaç için çalışır:
insanın mutluluğu ve kudreti için.
Ülkemizdeki
ve hatta dünyaki, eğitimcilerin, akademisyenlerin ve hatta resmi
kurumların kafa karışıklığını gidermek için, bu konunun üzerine
gidilmesi ve insanlar, “din mi bilim mi, bilim mi Tanrı mı?” arasında
bir seçim yapmaya zorlanmamalıdırlar. Bir çok dindar insan, evrim
teorisini ve onun ana çıkış yeri olan bilimi, dini inançları gereği
kabul etmemekte ve ona güvenmemektedir. Özellikle bir grup, İsalm
dinini kullanarak, kitap ve medya aracılığı ile sadece tek işi evrim
teorisine karşı çıkmak gibi bir görev üstlenmiştir. Bu bilgi
bombardımanı insanlarda içsel çatışmalar yaratmakta ve ardından da
seçim yapma zorunluluğu doğurmaktadır. Bilimin evrim teorisinin, dinin
büyük patlama teorisinden farkı olmadığı vurgulanarak, okuldaki
öğrencilerde, akamdemisyenlere kadar herkese anlatılmalıdır.
makalede geçen bazı geçersiz mantıklar.. Berker Sancakoglu 2009-12-01 08:52:16 Alıntı: Dini inancı olan kişilerin kafalarına sürekli olarak, evrim teorisinin dine inanan kişinin kabul edebileceği bir şey olmadığı pompalanmakta ve ikilemde kalan bazı kişler, insan üretisi olan bilimi (ve evrim teorisini) tercih etmekten ziyade, Tanrı üretisi olan dini kabul etmek uğruna bilimden vazgeçmekte ve ona güvenlerini kaybetmektedirler. Cvp: Akıllı bir insan ikilimde kalmaz. Çünkü dine inanan biri bilimden kopamaz. Araştırmak Allah'ın emridir. Din ve bilim arasında bir tercih yapma zorunluluğu ve durumu yoktur. Zira din ve bilim birbirini destekler. Burada ikilem varmış gibi gözükmesinin tek nedeni; evrimi Kuran'da arama çalışmalarının bir sonuç vermemesi ve bu nedenle bir tercih yapılması gerektiği anlayışıdır. Alıntı: Son 150 yıldır kontrolü mele geçiren bilim, bütün gerçekler dünyasının kendi inceleme alanında olduğunu öne sürerek dine açıkça savaş ilan etti. Sonuçta kavga kaçınılmaz oldu. Cvp: Bu savaşın sebebi bilimle dinin uyuşmazlığı değil, ateist düşünürlerin bilimi sahiplenme çabaları ve öncesinde gerçek dindarlığı yaşamayan kimselerin bilim insanlarını ezmeye çalışmalarıdır. Sorun dinde ve bilimde değil, insanın kafa yapısındadır. Alıntı: Bilimin, insan=ruh+beden konusunda söyledikleri ya da söyleyebildikleri aslında çok fazla değildir. Bilim insanları, konunun kendi alanları içinde olmadığını söyleyerek ilgi göstermezler. Çünkü tek kabulu vardır: monizm (bircilik). Yani, beden madedir ve maddeden başka bir şey yoktur. Bilim insanlarının ilgisinin uzağında kalan bu alan, ilahiyatçıların ve metafizikçilerin elinde kalmak zorunda kalır. Onlarda boş buldukları bu alanda akıllarına geleni ve kendi kişisel bilgilerini, herhangi bir yönteme sokmadan söylerler. Zaten, konu bilimin yöntemi içinde değildir. Cvp: Ruhun varlığının tam anlamıyla çözülememesi, tek gerçek maddedir gibi geçersiz bir fikri kabul etmeyi zorunlu kılmaz. Böyle bir kabul, insanın korkularının, önyargılarının ve yanlış dünya görüşünün bir sonucudur. Alıntı: Dünya ve evren yoktan değil, doğanın kendisinde olan güçlerin bir sonucu olarak var olmuştur. Cvp: Bilim böyle birşey söylemiyor. Alıntı: Gerçekte bilim bir Yaratıcı’nın olduğu ya da olmadığı hakkında hiç bir kanıt öne süremez. Çünkü, “Tanrı” bilimin araştırma ve ilgi alanına girmez! Tanrı kavramı tamamen bir inanç ve kabul işidir. Cvp: Bilim Allah'ın varlığına dair sayısız kanıt ileri sürer. Canlılardaki estetik, sanat, işlevsellik, görev dağılımı, özellikler, onların bir Yaratıcısı olduğunu beş yaşındaki bir çocuğa bile göstermeye yeterlidir. Alıntı: Dini bakış açısı ile, insan türünün ve diğer türlerin evrimleşerek ortaya çıkması, bir değersizleştirme ve aşağılama olarak görüldüğünden evrime otomatik olarak karşı çıkılır. Cvp: Böyle birşey yok. Evrim teorisi bilimsel olarak çökertildiği için kabul edilmemektedir. "Maymundan gelmiş olamayız" anlayışı ile evrimi reddedenler olabilir, ancak kendini bilen bir kimse evrimi bilimsel olarak inceler, bunun sonucunda kabul veya reddeder. Alıntı: Bilim için “pat” diye var olma imkansızdır. Cvp: Bilim için böyle bir imkansızlık yoktur. Olsa olsa ateistler ya da yıllarca emek verdiği evrimden kopmak istemeyenler için böyle bir imkansızlık sözkonusu olabilir. Zira türlerin bir anda ortaya çıkmaları ve değişmeden günümüze kadar gelmeleri evrimi yıkan önemli gerçeklerden biridir. Alıntı: Dini bakışla, yaratan varlık, bizim içinde bulunduğumuz evreni 4-boyutlu olarak var etmiştir. Cvp: dinde böyle bir sınırlama yoktur. Alıntı: Bugün biliyoruz ki “bir sivri sineğin yapısı bir yıldızdan daha karmaşıktır”. Sivri sineğin oluşumunu mu Tanrı kanıtı olarak öne sürmek daha iyidir yoksa bir yıldız ve galaksi kümesinin büyük patlama ile oluşumunu mu? Bugünün modern dindarları, sadece evrenin büyük patlama ile oluşumunu kanıt olarak almaktadırlar. Bu kendi içinde bir çeklişkidir. Cvp: Allah Kuran'da sivrisineğe de sineğe de dikkat çekmektedir.Zira günümüzde dindar ve araştırmacı kimselerin sivrisinek de dahil olmak üzere birçok canlı ile ilgili kitap yazdığı internette yapılacak kısa bir arama ile hemen görülecektir. Alıntı: Doğumdan ölüme kadar olan basamaklı değişim ise bir başka süreçtir. Bu basamaklı oluş içinde yaşadığımız maddi evrendeki fizik ve kimya kurallarının zorladığı bir oluştur. Bu basamaklı oluşun dışına çıkıp ani olarak bedensel var olma diye bir şey söz konusu değildir. Cvp: Bu tür oluşumlar evrimin mantıklarıyla bir tutulamazlar. Mesela bebeğin anne karnındaki oluşumu tamamen kontrollü ve planlı bir oluşumdur. Evrimsel gelişmede böyle bir oluşum sözkonusu değildir. Ayrıca insan aniden oluşsa, Allah'ın imtihanı ortadan kalkacağından dünyanın var ediliş mantığına aykırı bir durum sözkonusu olurdu. Alıntı: Dinlerin yerine getirdiği görevi, bilim ne zaman yerine getirirse, o zaman dinler ortadan kalkabilir. Zaten dine de gerek kalmaz. Cvp: Yanlış bir bakış açısı. Din bir gerekliliktir. Bilimin giremeyeceği konularda da yapılması gerekenleri bildirir.
2
katılıyorum hasancan başkurt 2009-12-16 07:55:18 Sayın Sancakoğlu'na katılıyorum bu yorumu için tebrik ve teşekkür ediyorum
3
Din toplumların afyonudur Bora Kayalar 2010-01-04 05:39:37 Makalenize genel anlamda katılıyorum. Bilimin anlattıklarını anlayamayan insanların dine ihtiyaçları vardır. Aslına bakarsanız herşey o kadar anlamlı ve bir o kadar da anlamsız ki kendi zaman dilimimizde ve boyutlarımızda duygular, yaşanan sevinçler, üzüntüler, nefretler vs... çok önemli fakat dışımızdaki zaman dilimlerinde çok manasız.
Makalede geçen "OL","PAT" gibi tanımlayamadığımız kısa sürelerde aslında herşey olup bitiyor. Zaman kavramını biz insanlar adlandırmışız ve onu belli eşit aralıklı diye düşündüğümüz dilimlere/parçalara biz bölmüşüz.
İnsanın algılayabildiği en kısa süre milisaniye midir? Eğer evetse bu dilimi katrilyon çarpı katrilyon dilime böldüğünüzü düşünün ve bölünmüş her bir dilimin insanın yıl dediği süreye eşit olduğunu varsayın.
Bu dilimde olan olaylar bize pat ya da ol dedim oldu diyebileceğimiz lahzalarda geçerken ölçeklendirdiğimiz zaman diliminde acaba kaç milyar yılda oldu?
Bu sebeplerle Tanrı'yı anlamak insan aklı ile imkansız çünkü onun koyduğu kurallarla onu anlayama çalışıyoruz oysa oyunun kuralları çok farklı. Bu evreni herzaman bilebildiğimiz kadarı ile algılayabileceğiz.
Din ile ne yazık ki toplumlar uyuşturulmakta ve birşekilde insalar birilerinin istediği hizalara girmekte. Bu sonsuzlukta çok mu önemli sizce?
Bence tek önemli olan birşey var madem bu zaman diliminde ve bu boyutlarda bir hayatı geçiriyoruz vicdan dediğimiz terazi ile bu hayatı çok güzel yaşayabiliriz. Vicdanınız rahatsa en mutlu ve en iyi insan sizsinizdir.
Kaderci olmayın elinizdeki sınırsız gücün farkında olun ve sahip olduklarınıza şükredin.
4
makalede geçen bazı geçersiz mantıklar.. magnetic field 2010-02-09 13:23:02 geçersiz mantık mı? o ne demek ya?
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.
GenBilim Editorial Yazar Hakkında: Türkiye Bilim SitesiYazar Şuan Çevirim DışıYazara E-Posta Atin