GenBilim
Türkiye Bilim Sitesi  
Anasayfa | Forum | Bilimler | Arşiv Tarama | GenKalem | GenKampüs | Site Haritası | Linkler | RSS | Reklam | Arkadaşını Davet Et | İletişim
Kontrol Paneli Anasayfa arrow Bilimler arrow Felsefe arrow Mantık ve Muhakeme Hataları Üzerine Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Üye OlŞifre Hatırlat Kontrol Paneli
Eki 30 2009

Mantık ve Muhakeme Hataları Üzerine Yazdır E-posta
(0 Oy)



 Facebook'ta Paylaş

Cuma Özusan   
Cumartesi, 31 Ekim 2009
Okunma: 1066 kez

Düşünüş ve davranışlarımızda çoğu zaman akla ve mantığa göre değil; duygularımıza, arzularımıza, menfaatlerimize göre hareket ederiz. Böyle davranmakla iyi yaptığımızı sanır, doğru ve mantıklı düşünmeye önem vermeyiz.

Bu yazımızda pek çok insanın bilerek veya bilmeyerek yaptığı mantık hatalarını ele alacağız. Ki akıllı ve aydın sandığımız kimseler de hatalardan uzak değiller. Çünkü sağduyulu düşünme ve davranmanın tahsille alakası yoktur. Bilgili olmak ayrı, doğru düşünmek ayrıdır. Mantık bilimi olmadan da insanlar doğru veya yanlış düşünebiliyorlardı. (Mantık bilimi şekli ‘formel’ bir bilimdir. Öncüllerden doğru sonuçlar çıkarılıp çıkarılmadığını denetler. Öncüllerin doğru veya yanlışlığını araştırmaz).           

Aşırı sevgi veya nefret mantıklı düşünmemizi engelliyor. Seven, sevdiğinin kusurlarını görmez. Kin, nefret ve intikamla dolu olan kimseler düşmanlarında hiç bir iyi yan görmezler. Bizim en büyük hatalarımızın başında bir şeyi bütünüyle kabul veya reddetmek gelir. Hiç ara ve gri bölge bırakmayız. Nesneler ya siyah ya beyazdır. Bu insan ya dost ya düşmandır. Bu fikir ya doğru ya yanlıştır. Böyle bütüncül hareket etmemiz hiç şüphesiz bizim doğruyu görüp değerlendirmemize engeldir. Hiçbir şey bütünüyle iyi veya kötü olamaz. Peygamberimizin ölmüş bir köpekte bile inci gibi dişlerinin varlığını görmesi ne kadar gerçekçi bir davranıştır.           

Bazen insanlar öyle ilkel, batıl ve saçma sapan bir mantık ortaya sürerler ki en mantıklı insanların bile diyecekleri bir şeyleri kalmaz. Çünkü ileri sürdükler düşüncenin yanlış olduğunun kanıtlanması mümkün değildir. Buna bir örnek vereyim. Siyasete girip yüzde yarım oy almış bir profesörümüz diyordu ki: “halk bize siyaseti bırak dedi ama bize oy vermemenin cezasını çok ağır çekecek, büyük sıkıntılara düşecektir”. Bu çok dehşetli bir mantıktır. Dini bir cemaatin mensupları da kendilerinden ayrılan veya gevşeklik gösterenlerin sıkıntılara maruz kalacaklarını söylerler. Bunların dilinde bu uğranılan sıkıntılar “şefkat tokatları” dır. Bunlar hadiselerin hangi amaçlarla meydana geldiklerini nereden biliyorlar.           

İnsanlarda bir kusur gördüğümüzde onu genelleştirir, hiçbir iyi yanını görmeyiz. Veya bir şehirden, bir kavimden, bir bölgeden, bir meslekten birisi bize bir kötülük yaptı ise onların hepsini kötü biliriz. Hepsini aynı teraziye koyarız. Esasında genelleştirerek kavramlar oluştururuz. Bu olmasa hiç bir şey öğrenemezdik. Mesela bir şeftaliyi görmekle bütün şeftaliler hakkında bir fikir sahibi oluruz. Olumlu bir şekilde kullanıldığında bilgi sağlayan bu durum, tersine kullanıldığında kötü algılamalara yol açar. İlk denemesinde sudan korkan bir insanın suya alışması çok kolay olmaz.           

Sonuçları sebep gibi algılamak da bir muhakeme hatasıdır. Eğer insanlar bir olayı iyi gözlemleyip tahlil edemezlerse sebebini anlamakta güçlük çekebilirler. Mesela bir ülkede baş gösteren terör ve anarşinin gerçek sebepleri insanlar arasında çoğu zaman yanlış algılanabilir. Vakaların görünür sebeplerini saptamak daha kolay olduğundan terörün bir örgüt tarafından veya düşmanlar tarafından çıkarıldığı öne sürülebilir ve böylece esas sebep gözden kaçabilir. Keza mesela kalkınmış ülkelerdeki nüfus doğum oranları insanları aldatabilir ve kalkınmanın az çocuk sahibi olmakla ilişkisi olduğunu sanılabilir.           

Demagoji(mugalâta), halkı aldatmak için başvurulan parlak, aldatıcı ve görünürde çok haklı bir muhakeme tarzıdır. Fazla kültürlü olmayanlar bunun etkisinden kolaylıkla kurtulamaz. Bu tarzı daha çok siyasiler propaganda amaçlı kullanır. Demagojide bir gerçek vardır fakat bu gerçeğin tamamı değildir. Diğer yarısı insanlardan saklanır. Mesela bir siyasetçi kürsüde insanlara hitap eder ve der ki “şu kadar yılda şu ilerlemeleri sağladık, iki katı kalkınma meydana getirdik, ülkeyi nereden nereye getirdik. Bir iğne yapamıyorduk şimdi otomobil ve uçak yapıyoruz. Elektriksiz, yolsuz, okulsuz köy bırakmadık. Evlerinizde uygarlığın bütün aletlerini kullanıyorsunuz”. Şimdi bu sözler insana ne kadar parlak ve makul görünüyor. Fakat bu konuşmayı yapana şu soruları sorun: “Başka ülkelerle karşılaştırmayı neden yapmıyorsunuz. Onlar olduğu yerde mi duruyor? Onlarla aramızdaki mesafeyi kısalttık mı?” Sanırım bunlara kolaylıkla cevap veremeyecektir.           

Totoloji(kısır döngü) bir kavramın dışına çıkmadan aynı veya farklı sözlerle tekrarlanmasıdır. Mesela “masa masadır” veya “gayret göstermek için çabalamalıyız” gibi sözler totolojidir. Bilgimize hiçbir yeni şey eklemezler. John Stuart Mille klasik tümdengelimi de bir totoloji sayar. “Zaten sonuç öncüllerin içinde mevcuttur” der. Kıyas yaparak sadece gizli olan şey açıklanmış oluyor. İddiayı delil gibi kullanmak da bir şeyi ispatlamak için getirilen delilin ispatlanmadığı halde doğru farz edilmesine dayanır. Hiçbir kıymeti yoktur. Mesela bir politikacı propaganda yaparken şöyle söylüyor: “Size fabrika, yol, su, elektrik, okul getireceğiz. Bunlar kötü şeyler midir”? Birinci cümle bir vaat veya iddiadır. İkinci cümle ise bu iddiayı desteklemek için getirilmiştir. Hiçbir değeri yoktur. Çünkü ortaya konulmuş bir şey yoktur ki iyi veya kötü olsun. Bunları gerçekleştirebileceğine dair hiç bir delil ileri sürmüyor. Bunları yapılmış gibi farz ederek soruyor: “Bunlar kötü müdür”  İspatlanmamış bir şeyi davasına delil yapıyor. “Totoloji” ile “iddiayı delil yerine kullanmak” birbirlerine benzerler. Aralarındaki fark, birinde olan bir şey yeni bir şey gibi gösterilmek istenir. Diğerinde ise olmayan bir şey varmış gibi gösterilmek istenir.           

İkilem(kıyasımukassem), iki ucundan hangisi tutulsa savunulabilecek ve muhatabın aleyhinde kullanılabilecek önermelerle daha doğrusu önermelerin teşkiliyle gerçeği saptırmaktır. Eğer muhatap akıllı ve zeki ise aynı önermelerle ve eşit derecede aksini savunabilir. Bu tarz mantık yürütmeleri eski Yunanistan’da sofistler yapıyordu ve bu sanatı öğreterek para da kazanıyorlardı. İnsanları -muhakeme açıklarını bularak- susturabiliyorlardı. Buna bir örnek verelim. Sofistlerden biri öğrencilerinden birine diyalektik(konuşma ve münakaşa usulü) dersi verir ve onunla bir anlaşma yapar. Eğer öğrencisi bu öğrendikleriyle mahkemede ilk davasını kazanırsa oradan aldığı parayı hocasına verecektir. Günler geçer öğrenci hiçbir davaya giremez. Hoca onu çağırır ve ücretini ister. O da hiçbir dava almadığını söyler. Hoca öğrencisini mahkemeye verir ve fakat der ki: “mahkemenin sonucu ne olursa olsun senden paramı alacağım. Sen mahkemeyi kazanırsan aramızdaki anlaşma göre, kaybedersen mahkeme kararına göre senden hakkımı alacağım”. Öğrencisi de der ki: “hiçbir durumda sana bir şey ödemeyeceğim. Kazanırsam mahkeme kararıyla, kaybedersem aramızdaki anlaşmaya göre sana hiçbir vermeyeceğim”.           

Şimdi de doğru kullanılsa bile mantığın yetersiz kaldığı konulara işaret edeceğiz. Mantık insanın spekülatif düşünme gücüdür. Olgular üzerinden göreceli bir doğruluk taşır. Mutlak bilgi elde etmek için yetersiz kalır ve kendi kendini iptal eder. Örneğin varlığın ve Tanrının mahiyeti ile ilgili konular böyledir. Siz bu konularda çelişkilere düşmekten kurtulamazsınız. Felsefe diliyle buna antinomi(çatışkı) deniyor. Bunlar çözülemez önermelerdir. Birbirini çürütürler. Mesela sonsuzluk ve sebeplilik kavramları böyledir. Kavranamazlar. Kavranmaya kalkındığında zihin içinden çıkılmaz çelişkilere düşer. Biz bu konuda bazı aforizmaların ve iddiaların eski Yunanistan’da ortaya atıldığını biliyoruz. Bunlara safsata(sofizm) denir. Mesela sofistlerden Zenon hareketin varlığını bu tarz muhakeme ile inkâr ediyordu. Aşil’in bir metre önündeki kaplumbağaya hiçbir zaman yetişemeyeceğini söylüyordu. Şimdi bu iddianın mantıken ispatlanması mümkündür. Fakat doğrudan verilerimize ne kadar ters düşüyor! Eğer saf mantığa bağlı kalsaydık yaşamamız mümkün olmazdı. Zenon’u reddetmek için yapacağımız hamle hiçbir zaman zihinsel ve spekülatif olamaz, eylemsel olabilir. İki adım atarsın ve onu yalancı çıkarırsın eyleminle. Mantığınla değil. Keza bunun gibi, “her şeyin sebebi varsa Tanrının sebebi nedir” sorularına da cevap verilemez. “Sonsuzluk kavramı” ve “uzayda ve mekânda sonsuz bölünebilirlik kavramları” da kavranamaz. Çünkü bunlar görüngüler(fenomenler) dünyasına ait olmayan kavramlardır. Pratik hayatımıza uygulanamaz, kullanılamaz ve işe yaramazlar.           

Çok çeşitli mantık ve muhakeme hataları vardır. İnsanlar çoğu zaman akıllarına göre değil, duygularına göre hareket ederler. Eğer her kes akıl ve mantığa göre hareket etseydi, dünyada hiç kavga ve anlaşmazlık olmayacaktı. Dünya hayatı bir Cennet olurdu.                                                                             

3 Ekim 2009
 


Etiketler:  



Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.





Reddit!Del.icio.us!Facebook!Slashdot!Netscape!Technorati!StumbleUpon!Newsvine!Furl!Yahoo!
 

GenBilim
GenBilim
Makale İçinde Ara GenBilim    
GenBilim
        RSS Kategorileri GenBilim
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
GenBilim
Makale İşlemleri
Sizde Yazi Ekleyin
Yorum Ekleyin
Bu makaleyi favorilerime ekle
Sizde Link Ekleyin
Bu makaleyi PDF olarak kaydet
 Makaleyi rapor et
Untitled 1
GenBilim
Sponsor Bağlantılar


        Favori Makalelerim
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
GenBilim
GenBilim
Sponsor Bağlantılar

Nbrsin: Ne yapıyorsun?

GenBilim
GenBilim
GenBilim
Son Etkinlikler
Yakın tarihte gerçekleşecek etkinlik bulunamadı.
GenBilim