Okunma: 2017 kez
Bütün uygarlaştırmaları boşa çıkaran bu boyun eğdirilemez dinginsiz gücün hem çocuğu hem ta kendisi olarak tarihimizi yaratırız. Bir yandan erkek ve kadın olarak ayrılmışlığımızdan yılmış gibi kenetlenme peşinde koşar ve bunun adını aşk koyarız. Öte yandan her aşk sanki bir soluklanma molasıdır, ağır ağır besler ayrılık tohumunu ve başka bir aşkı doğurur. Varoluşumuzun en gizemli yanıdır bu: Ne ayrılık doyurur ne birlik.
Ama her üreme cinsel değildir. 'Cinsiyet' bu bildik gerçeği, iki cins olarak ayrılmışlığımızı dile
getirir. 'Cins' Arapça kökenli, sınıf demek. Eşanlamlısı olan 'seks'
ise Latince 'sexus'tan geliyor ve o da sınıf demek. Cinsellik,
biyolojik işlev, cüsse, oktav, kas gücü, hormon dağılımı, hatta beyin
yapıları değişik er ve dişi olarak ayrılmışlığımızda kalmayıp
birbirimize yönlenişimizi ve bu sayede yeni bir canlı üretmek üzere
girdiğimiz ilişki biçimlerini anlatır.
Cinsellik, eş bulmanın kolaylaşmasını gerektirdiğinden daha başından
toplumsallığa açıktır. Kadın erkek ilişkisi temel çelişkinin
pençesindedir ama feragata dayandığından sevginin kökeninde cinsellik
vardır. Kenya’da da Pokot kızları ve erkekleri tören
sırasında karşılıklı zıplıyor ve birbirlerinin gözüne girmeye çalışıyor
.
Bu bölünmüşlüğün biyolojideki karşılığı eşeyli üreme oluyor. Ama
yaşamı, dört milyar yıl önce, eşeysiz üreyen bir tekhücreli canlı
başlattı. Eşeysiz üreme tekin ikilenmesidir. Tek birey (mutasyonu göz
ardı edersek), özdeşi iki birey yaratarak bölünür, sonra onlar da
bölünürler. Yirmi dakikada bir yinelense (örn. Escherichia coli) bir
günde nüfus on milyarları bulur. Bu da evrim kuramının en yalın
ilkesini verir: 'Gen bencildir.' Bu ilk tekhücreli canlı, bakteri,
genetik bilgisi yoluyla durmadan klonlanarak sanki dünyanın kendi
tıpkısı kardeşleriyle dolmasını ister. Bölündükçe ardında ceset
bırakmadan özdeşi başka bir bireye dönüşür. Onun için her bölünme
saatlerin geri alınmasıdır. Böylece daha ürerken sonsuzuna kavuşur. Ama
ölümsüzlüğünün bedelini tarihsizlik olarak öder. Hep aynı nitelikte
kalır. İki anı birbirinden yalnızca nicelikle ayrılır. Başta tektir
sonra yalnızca çoktur.
Milyonlarca sperm hücresinden büyük olasılıkla yalnızca biri dölleme
şansını yakalar. Ortamda başka erkek spermleri varsa onlarla rekabet
eder. Ama her bir hücre babanın genlerinin yalnızca bir kısmını taşır.
Beden hücrelerinden değişik olarak eşey hücrelerinin kromozomları tek
ipliklidir.
İlk yaşam kımıltısından yaklaşık iki buçuk milyar yıl sonra tekhücreli
bir canlı nasılsa eşeyli üremeye başlamakla, cennetten kovulmuş gibi
sonsuzunu yitirir. Ana, yavrudaki gen hakkını babayla paylaşır. Er
dediğimiz cins sperm üreterek; dişi dediğimiz yumurta üreterek genetik
bilgisini aktarır. Yavru, kendini yapan genetik bilginin yarısını
anadan yarısını babadan aldığından, ne onların tıpkısı olur ne de
tümden ayrıdır. Cinsellik böylece, evrim kuramına, öncekinin tersi bir
ilke koyar: 'Gen bencil değildir.' Ökaryot denilen bu tekhücreli ve
cinsli canlıyı, evire evire insana çeviren işte bu ilkedir. Gelgelelim
cinselliğin bedeli, ölümlülüktür. Yavru bir daha asla anababasının
klonu olamayacağından, ana da baba da ölür. Eşeyli üreme de bir bakıma
saatleri geri alır, aşkın meyvesinin bebek olarak doğması bundandır. O
da büyür, ürer ve yerini, tıpkısına değilse de benzeşiğine bırakarak
fraktalı çizmeyi sürdürür.
Rotifera (Latince rota, 'teker'; fera, 'li'). Bir milimetreden daha
ufak. Siyah beyaz fotoğrafta görüldüğü gibi ağız mastaks adı verilen
ızgaralı çeneyle yutağa bağlanır. Yalnızca kasılıp açılarak, bükülerek
devinirler. Adını, ağzının çevresindeki kirpiksi uzantıların suyu
çırpmasıyla oluşan döner çark görüntüsünden alır. Bu kirpiksilerle
yarattığı akıntı yoluyla çektiği besini çenesiyle yakalar. Dolaşım ve
solunum sistemleri yoktur. Yavrunun hücre sayısı anasıyla aynıdır.
Seksen milyon yıl öncesine ait yalnızca dişi reçine fosilleri
bulunmuştur.
Eşeysiz üremenin ilkesi egoistliktir ve bu, hızla kopyalanarak
çoğalmaya denk düşer. Eşeyli üremenin ilkesi ise feragattır ve bunun
karşılığı, yavaş ama çeşitlenerek çoğalmadır. Evrim çeşitlenerek
karmaşıklaşma olarak alınırsa, cinsellikle başlamıştır. Kendini
aynılıkla yineleyenin ne tarihi ne evrimi olabilir.
Bilimciler, eşeysizden eşeyliye nasıl geçildiği üzerinde
ortaklaşamasalar da, evrimi cinsel üremenin başlattığı üzerinde örtükçe
anlaşmışlarken, 'tekerli' diye anılan bir canlının üreme biçimi ve
evrilme örüntüsü, evrim kuramında 'skandal' yarattı.
Tek Elle Alkış Tufanı Kopartmak
Tekerli (rotifer), su birikintileri gibi sucul ortamlarda yaşayan
zararsız mikroskopik bir çokhücrelidir. Skandalı yaratan ise bunların
bdelloid türüdür (b harfi okunmuyormuş). Bdelloid tekerlisi, eşeysiz
üreyen iki bin çeşit canlıdan biridir. Bunların bazısı iki üreme
biçimini de uygular. Ama bu türde, yaklaşık 300 yıldır bilinmesine,
üzerinde sayısız gözlem, deney ve araştırma yapılmış olmasına rağmen
hiç er b. tekerli görülmemiş. Eşeysiz üreyenlerin bazısı ise görece
kısa bir süre sonra eşeyli üremeye geçmişler (en uzunu birkaç milyon
yıl). Oysa b. tekerlilerinin, 80 milyon yıl öncesine ait yalnızca dişi
reçine fosilleri var. Bu hayvanı şaşırtıcı kılan da kendini klonladığı
kesin olmasına karşın eşeyliler kadar hatta onlardan fazla çeşitlenmeye
uğramış olmasıdır. Örneğin eşeyli üreyen rotifer cinsinde (Rotifera,
Monogononta) % 2.4 oranında bir çeşitlenme gözlenirken bizim
tekerlilerde bu % 49 olmuş. İlk atalarından bu yana, erkeğe gerek
duymadan 18 cins ve 1700'den fazla tür yaratmışlar.
Cinsellik, 'gen bencil değildir' ilkesini uygular ama 'gen bencildir'
ilkesini ortadan kaldırmadığından amansız çelişkilere sahne olur.
İşte bu tek elle nasıl alkış tufanı koparılabildiğinin yanıtı, bu yıl,
Cambridge Üniversitesi Biyoteknoloji Enstitüsü'nden Dr. Alan
Tunnacliffe ve ekibinin çalışmalarından geldi. Science dergisinde (12
Ekim 2007) yayımlanan rapor, sanılanın tersine eşeysiz üremenin de
mutasyonun çeşitlenerek korunumunu sağlayabileceğini göstermektedir.
Yalnız şu var; üreme eşeysizdir ama bakterilerdeki bölünmeden ve kısa
erimli eşeysiz üreyen başka canlılardan değişik olarak b. rotiferlerin
yumurtaları çift kromozomludur.
Yani döllenmiş yumurta gibidir. Bu kromozomlar üzerindeki karakter
genlerinin evrimlenme biçimidir çeşitliliği yaratan. Dolayısıyla bu b.
tekerlisinin, er mi dişi mi olduğu sorusu ortada kalmıştır. Dış dünyada
erkeğine rastlanmamaktadır ama aslında döllenmiş yumurtanın içinde
saklıdır. Tıpkı elimizdeki bir çatalın içinde onu üreten işçilerin
geçmiş emeklerinin saklı olması gibi. Böyle bakılırsa, tekerlilerin de
kuralı bozmadığı, en başarılı eşeysiz üremede bile çeşitlenmenin
erkeksiz olamayacağı söylenebilir. Bir zamanlar erkeği dışında olan
tür, sert yaşama koşullarına uyayım derken onu içine almış görünüyor.
# Evans-Pritchard, E. E. The Azande London: Oxford University Press, 1971.
# Suggs, D. N. & Miracle, A. W. Culture and Human Sexuality, 1993.
# Natalia N. Pouchkina-Stantcheva. 2007. Functional divergence of
Former Alleles in an Ancient Asexual Invertebrate. Science 12 October
2007: Cilt. 318. no. 5848, sf. 268 - 271.
Eşeyli Üreme ve Bdelloid Tekerlisindeki Saklı
Eşeyli Üreme: Cinsel üremede, bireyin beden hücrelerindeki genetik
bilgisi, biri anadan öbürü babadan gelmiş iki kromozom ipliği üzerine
yerleşiktir. Bu iplikler benzer yapı ve boyutta olmanın yanı sıra
(cinsiyet kromozomları dışında) benzeşiktir. Yani, aynı karakter
genleri (alel), iki ipliğin de aynı yerinde ve aynı dizilimde
sıralanır. Ama bu alternatif karakter genleri, genetik olarak özdeş
olmak zorunda değildir. Diyelim göz rengi ise bu, ipliğin birinde mavi,
öbüründe kahverengi olabilir. Burada mavi ve kahverengi, aynı karakter
geninin alelleridir. Beden hücrelerinden değişik olarak sperm ve
yumurtanın kromozomları tek ipliklidir ve bu tek iplik, önceki çift
iplik üzerindeki alellerin rasgele yer değiştirmesi (crossing over) ve
aynı dizilimde yeniden birleştirmesiyle (recombination) oluşur.
Dolayısıyla bu sırada bir kısım alel, eşey hücrelerine aktarılmamış
olur. Yeni canlının oluşumu yumurtanın spermle döllenmesiyle çift
iplikli olarak başlar.
Mutasyon: Genetik kopyalanma sırasında yazım hatalarıyla, fiziksel veya
biyokimyasal etkilerle genlerde kalıcı olarak meydana gelen yapısal
değişmelere mutasyon diyebiliriz. Evrim sürecinin hammaddesi
mutasyondur. Nasıl olduğunu bilemesek de ilk eşeyli üremeye geçiren de
odur. İşte eşeyli üremede, ana ve babanın genlerinin yalnızca yarısı, o
da seçilip yeniden birleştirilerek yavruya aktarılırken kuşaklar
boyunca bir yandan yararlı genler bir arada toplanarak birikir ve
bunların atadakiyle özdeşliği büyük ölçüde korunur.
Öte yandan, zararlı genler ayıklanmaya uğrar. Böylece genetik çeşitlenme sürekli artar.
Döllenmiş Eşeysiz Üreme: Gelelim Bdelloid tekerlisine. Püf noktası şu:
Bunların yumurtaları çift kromozomludur. Yani döllenmiş yumurta
gibidir. Yavruya aktarılan çift iplikli genetik bilgidir. Bu sırada
yararlılar kadar zararlı mutasyonlar da olduğu gibi geçirildiğinden,
süreci başlatan ilk atadaki alellerin türdeşliği gittikçe bozulur. Bu
da ata alellerinin, evrime uğrayarak baştakinden bağımsız işlevler
edinmesini sağlar. Buna işlev ıraksaması deniliyor.
Örneğin birbirinin az değişiği veya almaşığı iki alelin baştaki işlevi
dokunmayı algılamak olsun. Mutasyonlar sayesinde, zamanla bu alellerden
biri, ışık fotonlarının dokunmasını, öbürü de ses dalgası
moleküllerinin dokunmasını algılamaya ayrışmış olsun. Böylece baştaki
aynı genin almaşığı olan iki alel şimdi iki ayrı gene dönüşmüştür.Bu
süreçte zararlı mutasyonlar büyük sayılara ulaşan bu canlıların
kitlesel ölümleriyle ayıklanır. Nitekim, eşeysiz üremeye sert yaşama
koşullarında daha sık rastlanır. Bizim tekerliler de buna uygunlukla
-270°C ile +150°C arasında yaşayabilmektedir. Bunu başarabilmek için su
buharlaşıp toprak kuruduğunda hemen tüm yaşamsal etkinliklerini askıya
alıyor, ortam yeniden sulandığında canlanıveriyorlar. İşte bu
kuraklıkla baş etme mücadelesinde, baştaki iki alel, ayrı işlevler
edinerek genleşmişler. Bu da tekerlilerin, yüksek çeşitlenmenin eşeysiz
üremeyle gerçekleşen ikinci yolunu bulmuş olduklarını düşündürüyor.
Erkek mi Kadın mı?Cinsellik, 'gen bencil değildir' ilkesini uygular ama
'gen bencildir' ilkesini ortadan kaldırmadığından amansız çelişkilere
sahne olur. Eşeyli üreme zordur. Başta ikinci bir bireyi gerektirir.
Bazen bu, öbür cinsiyle yiyecek kaynakları bakımından çatışma yaratır.
Çiftleşme sırasında veya sonrasında dişinin erini yediği kırk kadar tür
biliniyor, bu belki bununla ilgilidir. Bazı türlerde er, bu bakımdan
rakip olamayacak kadar ufaktır, dişinin bacakları arasında yavrusu gibi
dolanır. Başka bir zorluk, birey açısından bakarsak, kendi
alternatifleri arasından onunla eşleşmesi için öbür cinsini razı etme
gerekliliğidir. Ve en zoru ölümü tatmaktır. Her aileden değişik
yaradılışlı bir çocuk doğar ve her biri kendi ortamını arar. Bir
trajedidir bu insan için kendi yavrusu kendisinden değildir. Dışsal
çelişkiler, örneğin memelilerde bir şekilde döllenmiş yumurtanın dişi
veya erkeğe dönüşmesi sırasında içeride de sürer. Erkek doğurmak, dişi
için içine aldığı erkeği dişi formu içerisinden yeniden oluşturmak
gibidir. Dölüt başlangıçta dişi formundadır. Erkeğe dönüşmesi için
başta testosteron, ostrojen ve bunlarla bağlantılı hormon ve
enzimlerin, ilgili biyokimyasal süreçlerin işleyişinde uygun zaman ve
miktarda etkimesi gerekir. Egemen biçim iki cinslilik olmakla birlikte,
hormonsal etkileşme devrelerinin işleyişine ve bu sırada yapılan
hatalara bağlı olarak cinsel görünüm ve algıda bir derecelenme oluşur.
Bu bazen cinsel gelişmeyi bedensel veya beyinsel olarak tersine
döndürebilir. Biyolojik çelişki, olanca çeşitliliği ve karmaşıklığıyla
toplumsal ilişkilerde de sürer. Eski ABD başkanı Clinton,
homoseksüelleri de askere almanın yolunu açtıysa da yaşadığımız çağın
iki cinsliliğe takıntılı olduğu söylenebilir. Ama böyle olmayan
toplumlar da var.
Gene Amerika’da, Novaho, Mandan gibi ova Kızılderililerinde görülen
berdache geleneği, kadın bedeninde erkeği ve erkek bedeninde kadını
tanır. Erkek ruhlu kadın gene kadındır veya kadın ruhlu erkek gene
erkektir. Giyiniş ve tavırlarına öbür cinsin bedenine uygun biçimler
vermeleri benimsenir. İki cinsi de kuşatan bu gelenekte, erkek-kadın
veya kadın-erkek anlamına gelecek terimlerle adlandırırlar. Bunun
tersine, Azande halkı da onlar kadar ilginç olmakla birlikte, bir zor
ilişkisinin kurbanıdır. Tüm kadınlar kralın haremine doldurulup kralın
tarlalarında çalıştırılmasından dolayı halkın erkekleri kadınsız kalır:
'Pek çok genç, oğlanla evlendiğinde az sayıda da olsa oğlanın
anababasına sanki onların kızlarıyla evlenmiş gibi mızrak verir...
Kayınanası için kulübe inşa eder, tarlalarının temizlenmesinde yardımcı
olur; ...Oğlan, erkek-kocası için su getirir, yiyecek ve ateş için odun
toplar ve ateş yakar, ...yolculuk sırasında çantasını hazırlar...
Geceleri ikisi birlikte uyurlar, koca arzusunu, oğlanın butları
arasından giderir. Oğlan büyüdüğünde... oğlan-karı alma sırası ona
gelir.' (Pritchard 1971:199-200) Aslında cinsellik, eş bulmanın zor
olmadığı koşulları gerektirdiğinden daha başından toplumsallığa gebedir.
Toplum dediğimiz, bu çelişkinin ortaya koyduğu kaosu düzene döndürme
girişiminden başka bir şey değildir. Olanaksız bir çaba olduğundan her
toplum, hep dengeden uzakta yaşar. Her şeye rağmen, fedaya ve feragata
dayandığından sevginin kökeninde de cinsellik vardır.
Mustafa Cemal
Atlas Dergisi

Etiketler:
Bilimler
Biyoloji
Cinselliğin Kaos Teorisi
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |