GenBilim
Türkiye Bilim Sitesi  
Anasayfa | Forum | Bilimler | Arşiv Tarama | GenKalem | GenKampüs | Site Haritası | Linkler | RSS | Reklam | Arkadaşını Davet Et | İletişim
Kontrol Paneli Anasayfa arrow Bilimler arrow Psikoloji arrow Zamanın Çizgisinde Ölümün Kırılma Noktaları Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Üye OlŞifre Hatırlat Kontrol Paneli
Ağu 25 2009

Zamanın Çizgisinde Ölümün Kırılma Noktaları Yazdır E-posta
(5 Oy)



 Facebook'ta Paylaş

Nesrin Dabağlar   
Salı, 25 Ağustos 2009
Okunma: 1676 kez

Zamanı tarif etmek zordur, doğumla gireriz yaşam boyutuna ve ölümle çıkarız içinden. Doğumla ölüm arasında bizim yürüdüğümüz yaşam çizgisi, bir cetvel gibi dümdüz tarif edilir ve düşünülür; günlere aylara yıllara bölünerek… Acaba bu çizginin üzerinde girintiler, zikzaklar, kırılma noktaları, vektörel gidip gelmeler yok mudur? Pek çoğumuz tanık olduk mutlaka; bazı önsezilere ve altıncı hislere. Kendimiz yaşamasak bile çevremizdeki insanlardan duyduk.

Zamanı tarif etmek zordur, doğumla gireriz yaşam boyutuna ve ölümle çıkarız içinden. Doğumla ölüm arasında bizim yürüdüğümüz yaşam çizgisi, bir cetvel gibi dümdüz tarif edilir ve düşünülür; günlere aylara yıllara bölünerek…

Acaba bu çizginin üzerinde girintiler, zikzaklar, kırılma noktaları, vektörel gidip gelmeler yok mudur? 
Pek çoğumuz tanık olduk mutlaka; bazı önsezilere ve altıncı hislere. Kendimiz yaşamasak bile çevremizdeki insanlardan duyduk. 

Bazen rüyalara giren, bazen durup dururken hissedilen gelecek ile ilgili seziler, yıllar sonra yaşanan olaylarla gerçekleştiğinde şaşkınlık yaratır. Ama bu işin şaklabanı ve dolandırıcısı çok olduğundan konu bilimden gitgide uzaklaşmıştı geçen yıllarda.

Daha zamanı gelmeden önsezilerle görülen bu olaylar, zamanın çizgisel özelliğinin ötesine geçmek diye tanımlanabilir mi? Zaman düz değil de geometriksel mi yoksa? 

Geleceğe dair önseziler kadar, bir de ölüp dünyaya geri döndüğünü söyleyenler mevcut, üstelik bunların sayısı azımsanmayacak kadar çok ve hurafe diye nitelendirilemeyecek boyutta tanımlanan ve araştırmalara konu olanları var.

Ölümün huzuruna çıkıp geri gelmek, zamana bir kesik ve çentik açmak olabilir mi? 

Bilimin henüz tanımlayamadığı olayları sorgulamadan reddedenler, basite indirgeyerek safsata diye bakarlar bu tür olaylara. Oysaki gerçek bilim, koşulsuz kabulu reddeder, bilimin doğuşu karşı koymaktan gelmektedir. Bilim mutlaka sorgular, değişir ve gelişir. Bilim, kendini sürekli sorgulamazsa bilim değildir.

Pozitif bilimin bugünkü verileriyle bilim dışı görülen ve reddedilen bir sürü olay, manevi inanışlar çerçevesine hapsedilip, spritüel kalıyor ve araştırılmıyor. Bazen araştırılmaya çalışıldığında da, bilinen normlara uymadığı ve mevcut bir formüle oturmadığı için terk ediliyor.

Özellikle yaşam sonrasındaki ölümü deneyimlediğini söyleyenlere tuhaf gözlerle bakılıp, anlattıklarından ürküntü duyulur genellikle. Oysa ki insana ait olan bir deneyim olduğuna göre bilimsel bir izahı mutlaka olmalıdır bunun. Beynin ve insan bedeninin sırları, bildiklerimizden defalarca kat fazladır hala. Bu bilgi, bazı konularda henüz emekleme dönemine bile girmediğimizi ve araştırılacak birçok şey olduğunu anlatmaya yeter de artar sanırım.

Henüz keşfedemediğimiz şeyler arasında yer alan zamanın ötesi ve ölüm hakkındaki araştırmalar kaplumbağa hızıyla gitse de, kısa zaman öncesine kadar safsata denilen bazı olayların sır kapıları aralanıyor yavaş yavaş.

Yaşamın düz çizgisi üzerindeki çentiklerden biri olduğunu düşündüğüm, ölümü deneyimleyip geri gelme hakkında okuduğum en son haber; bu deneyimi yaşayanlardan birisi olarak beni epeyce sevindirdi. İki kere karşılaştığım ölüm deneyimi esnasında gördüğüm ışık ve huzurun, sadece spritüel olmadığını, bilimsel bir açıklaması olduğunu duymak büyük bir müjde gibi geldi bana.

Kentucky Üniversitesinden nörofizyolog Kevin Nelson’un araştırmalarına dayanan açıklamaya göre, öteki tarafa gittiğini ifade eden kişilerin gördüğü yoğun ışık ve hissettiği huzur duygusunun; beyin sapı ve REM (uykuda bir bölüm) ile alakalı olduğu söyleniyor.

Uykunun aslında yarı ölüm olduğu düşüncesi zaten var olan bir söylem ve bunun bilim tarafından ele alınıp araştırılması, pek çok bilinmeyeni aydınlatacaktır eminim.

Ruhun enerjisinin bedeni terk ettiği uyku esnasında, beyin kısmi olarak devrelerini kapatıyor. Bilinç bir duraklama dönemine geçiyor ve bu süre içinde bilincimizin ne durumda olduğu çoğunlukla tespit edilemiyor. Görülen rüyaların, bilinen dünya süresiyle çok kısa anlarda gerçekleştiği, geçmişteki araştırmalarla zaten ortaya konulmuştu. Genellikle normali sekiz saat olarak tanımlanan uyku süresince, rüyalar dışındaki zaman süresince nerelerde olduğumuz ise meçhul…

Uykuya dalarken hissettiğimiz huzur ve kayma duygusunun şiddeti artıkça, bilincimiz dayanamayıp bizi terk ediyor ve zamanın ötesinde bir yerlerde kaybolup gidiyoruz. Bedenimizi bırakıp zamanın düz çizgisinin dışına çıkan ruhumuz, uyku sırasında gezindiği sonsuz huzur aleminin içindeyken, Nelson’a göre beynin en ilkel bölümü olan beyin sapı tarafından yönetiliyor, beynin diğer karmaşık yapısının etkisinden kurtuluyor ve en saf olana, yani özüne dönüyormuş; bence ilginç olan bu…

Uyku dışında yaşanan ölümle karşılaşma duygusu ise, ciddi bir fiziki tehlike anında gerçekleşiyor. Komalar, kazalar, travmalar sırasında çok parlak bir ışık ve yoğun huzur duygusu diye tanımlanan ilginç tecrübe, bence yine beynin karmaşık fonksiyonlarının devre dışı kalması nedeniyle beyin sapının devreye girmesinin sonucu olarak yaşanıyormuş. Nelson’a göre rüya ile ölüm deneyimleri birbiriyle yakından alakalı…

Bundan sonra Nelson’un araştırmak istediği şey ise, istem dışı yaşanan bu deneyimin bilinçli olarak, istenerek yaşanıp yaşanamayacağıymış! Yani uyumadan ya da ölmeden… (Sanırım Nelson’un reiki, yoga, meditasyon gibi olgulardan hala haberi yok ne yazık ki!)

Pozitif bilimin kendi yöntemleriyle henüz yeni el atabildiği bu konu zaten binlerce yıldır bir takım kültürlerde var olan bir olgu… Uzak doğu, Hint, Maya, İnka, Mısır vb. kültürlerde uygulanan bir takım meditasyon ve aydınlanma terapileri; zamanın ve bedenin dışına çıkma deneyimlerinden başka bir şey değil ve özgün irade ile gerçekleşiyor. Çok eski kaynaklardan bugüne taşınan ve yeni çağın hızlı iletişimiyle ne mutlu bize kadar ulaşan bilgiler, bu konuda batı kültürünün çok dışında şeyler söylüyordu bugüne kadar. Genellikle bilimdışı diye tanımlanan bu konularda batı kültürü ve bilimi, bilimsel çalışmalara başlamak için çok geç kaldı ne yazık ki…

Dilerim ki, doğu felsefelerinde kadim zamanlardan beri bilinen birtakım bilgiler, pozitif bilimle bir yerlerde, (tabii ki bilimsel platformda) buluşur, bizler de zaman ötesi ve ölüm hakkında daha fazla bilimsel değerlere kavuşuruz.

Kendi adıma bunu sabırsızlıkla bekliyorum ve beynimizin henüz keşfedemediğimiz yüzde doksanlık bölümünde bizi çok büyük sürprizlerin beklediğine inanıyorum. Kim bilir, belki de Evrensel Barış’la ilgili sır oralarda bir yerlerde saklıdır! 

Nesrin Dabağlar


Etiketler:  



1neval uzun 2009-09-24 15:23:20
insanların,uykuyla ölümü paralel iki çizgi haline getirmeye çalışmalarını anlayamamışımdır.bu yazı da bana anlatamadı maalesef...

2tek sorun
ozan konar 2009-10-12 05:21:11
Aslında biz hep varız ama farkındalık dediğiniz şekilde oluşuyor..evrende farklı bi reankarnasyon var ama bunu kontrol etmek çok zor..eğer bunu başarabilirsek ki çalışıyor genetikçiler,ölen bilinçlerin yeniden bedenlere döndürülmesini sağlayacağız.

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.





Reddit!Del.icio.us!Facebook!Slashdot!Netscape!Technorati!StumbleUpon!Newsvine!Furl!Yahoo!
 

GenBilim
GenBilim
Makale İçinde Ara GenBilim    
GenBilim
        RSS Kategorileri GenBilim
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
GenBilim
Makale İşlemleri
Sizde Yazi Ekleyin
Yorum Ekleyin
Bu makaleyi favorilerime ekle
Sizde Link Ekleyin
Bu makaleyi PDF olarak kaydet
 Makaleyi rapor et
Untitled 1
GenBilim
Sponsor Bağlantılar


        Favori Makalelerim
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
GenBilim
GenBilim
Sponsor Bağlantılar

Nbrsin: Ne yapıyorsun?

GenBilim
GenBilim
GenBilim
Son Etkinlikler
Yakın tarihte gerçekleşecek etkinlik bulunamadı.
GenBilim