Okunma: 2742 kez
Güneydoğu Asya kaplanları diyorlardı, Tayland, Malezya, İndonezya ve Güney Kore’ye. Ortak noktaları, 1980lerin ortalarından itibaren sergiledikleri “mucizevi” gelişme! 1997 krizinin önemi de bueada zaten. “mucizevi gelişme” aylar içinde kâbusa dönüştü.
Tayland Krallığı, güney Doğu Asya’da. Tayland, “özgür insanların ülkesi” demek. Batı Avrupa İmparatorluklarının asla sömürgesi olmadıklarını ifade ediyorlar. O bölge için ciddi bir ayrıcalık bu. Nüfusları 60 milyon civarında, karışık bir etnik mozaik; %80 Tayi kökenli, yüzde 12’si Çinli, sonra Malaylar var, %4. Resmi ve ticari dilleri İngilizce. Tayland, 1961 de planlı ekonomiye geçiyor. Türkiye 1961 de Devlet Planlama Teşkilatını kuruyor. Onların 8. planları halâ yürürlükte. Tarım GSMH’larının yüzde 11’ini biraz aşıyor.
Bir diğer Asya Kaplanı Malezya. Resmi dini İslam ancak Malez halkı “mozaik” tanımının tam bir ders kitabı örneği; Malaylar var, Çinliler va, Hint- Pakistan asıllılar var, daha başka kabilelerde var. Çinliler müslümanlığı kabul etmemişler meselâ, Hintliler de öyle. Ülke 1957 yılına kadar İngiliz sömürgesi, Zaetn bölge tarihi boyunca sömürgeciliklerden kurtulamamış. Portekizler, hollandalılar, Fransızlar. Hatta İkinci Dünya Savaşında Japonlar. Siyaset Malayların kontrolünde ancak ekonomi ticaret Çinli azınlığın. Ülke uzun zaman bu iki etnik grup arasında kanlı çatışmalara sahne olmuş.
Üçüncü “kaplan” Indonezya, belki de en ilginçleri. Hint ve Pasifik Okyanuslara yayılmış 13,000 bazı kaynaklara göre de 17,000 adanın üzerine kurulmuş bir ülke. Adalar Hint krallığının istilasına uğramış, Hindu halen ülkedeki beş dinden biri. İslamiyeti 1297’de kabul ediyorlar. Halen İndonezyanın %85 i müslüman.
Malezya gibi İndonezya da başını Avrupalı sömürgecilerden alamamış bir ülke. Portekizle ilk gelenler, sonrasında Hollandalılar.İngilizler, 1600 lü yılları başlarında oradalar. Fransızlar, 1769’da . 1800’lerin başından, İkinci Dünya Savaşının sonuna kadar oradalar. 1850’lerde Hollanda nın bütçesinin %30’unu İndonezyadan sağladıkları gelir oluşturuyor. Hollanda2nın sanayileşmesinin ve kalkınmasının bedelini İndonezya ödüyor.
İndonezya’nın bağımsızlık çabaları 1910lu yıllarda reformcu Sareket İslam hareketiyle başlıyor. İslami hareketi solcular da destekliyor.
Asya Kaplanların ilk üçü , Tayland, Malezya ve İndonezya, IMF ve Dünya Bankası tarafından “kapitalist kalınma modeli”ne örnek gösterilen ülkelerdir. Neden çünkü üçüde İMF ve Dünya Bankasının doğru olduğu şekilde uluslar arası ekonomiye entegre olmuşlar, ihracata dayalı, serbest piyasa ekonomisini benimsemişlerdi. Devletin ekonomiye müdehalesi üçünde de hemen hiç söz konusu değildi. Yabancı sermaye olması gerektiği şekilde kendiliğinden ve doğrudan geliyordu.
Muhalifler 1997 Güney Asya Krizinin IMF ve Dünya Bankasının revaç verdiği “ihracata dayalı, serbest piyasa ekonomisi” modelinden kaynaklandığını iddia ediyorlar, krizin çözümü için aynı sakat yöntemlerde ısrar ediliyor olmasına şiddetle karşı çıkıyorlardı.
Hernekadar Asya Kaplanlarında “kapitalizmin lâubalileşmesi” ya da “yolsuzluklar” büyüme ile elele gitmişlerse de, muhaliflere göre krizin nedenleri bu çarpıklarla açıklanamayacak kadar köklüydü. Bura da “lâubali Kapitalizmden” kasıt, iş ahlakını hiçe sayan kapitalizmdir. Modelin bizzat kendisi irdelenmeden yapılacak IMF ve Dünya Bankası yardımlarının, yabancı alacaklıların paralarını güvence altına almaktan başka işe yaramayacağını, hatta ülke ekonomilerini eskisinden daha zayıf, ülke halklarını daha yoksul bırakacağını söylüyorlardı.
Bu gün buradan baktığımızda 1997 krizinin köklerinin 1980li yılların ilk yarısına kadar uzadığını görüyoruz. O yılarda, ihracatlarını petrol gibi, madenler gibi doğal kaynaklara dayanan çoğu ülke gibi,Tayland, Malezya ve İndenozya da sıkıntı içindeydi. İhraç malları değer kaybediyor, ülkeler borçlarını ödemekte adam akıllı zorlanıyorlardı.
Tayland ve İndenozya, daha o yıllarda IMF’den yardım istemişler, İMF nin önerdiği reçeteyi uygulamaya giriştiler. Reçete, muhaliflerin “mutad IMF reçetesi” dedikleri reçeteydi. Özelleştirme, ticaret kurallarının ihracatın önünü açacak, yabancı sermayenin ülkeye doğrudan girmesini sağlayacak şekilde serbestleştirilmesi, dış borçların yenilenmesi ve kemer sıkma.
Ancak o yıllarda İMF reçetesinin uygulanmasına gerek kalmadı. Çünkü, Amerika ve Japonya birbirlerine girmişlerdi. Sebep:ucuz Japon malları, özellikle de otomobilleri Amerikan pazarlarını bir zamandır işgal etmişlerdi. Amerika, Japonya’nın yenin değerini arttırmasını, danpinge son vermesini istiyordu.
Bu arada, Güney Kore ve Tayland da Japonyanın izinden gittiler, onlarda güney asyada doğrudan yatırıma giriştiler. Böylece hummalı bir ekonomik hareketlilik başladı. Dışdan bakıldığında, uluslar arası rekabet edebilecek kalitede mal üretiyor ve satıyorlardı. Yoksulluk tümüyle ortadan kalkmamış bile olsa azalıyor, orta sınıf büyüyordu. Ancak- ekonomide zaten hep bir “ancak” vardır! Ancak, ihracat tümüyle üretimi gerçekleştiren yabancıların/ Japon üreticilerin denetimindeydi.
Örneğin, 1980 li yılların sonunda Malezya’da, bilgisayarlar vb. elektronik eşya ihracatının % 99 unun yabancı denetimi altındaki şirketler yapıyorlardı.
Şimdi, ülke sanayisinin ybancıların kontrolü altında olmasının ulusal gururun ötesinde ekonomik bir anlamı vardı.
Şöyle ki; 1992 de Tayland meselâ, ABD lerine sattığı sanayi ürünlerinden 2 milyar, 9 milyon dolar bir ihracat fazlası sağlıyordu ama aynı Tayland, Japonya ile yaptığı ticarette 8 milyar 300 milyon açık veriyordu! Neden çünkü imaat için gerekli her şey Japonya dan geliyordu! Aynı şekilde Malezya, ABD’ne sattığı malların değerini ABD den aldığı malların değerinden 4 milyar 200 milyon fazlaydı ama Japonya dan aldığı malların değeri Japonya ya sattığı malların değerinden 5 milyar 800 milyon dolar daha azdı. Ülke ekonomileri büyüdükçe aradaki fark daha da artıyor, dış ticaret açıkları gittikçe büyüyordu. Malezyanın dış ticaret açığı 1993 de %4.8 den, 1995 de neredeyse ikiye katlandı, %8,5’e yükseldi. Keza, Taylandda da dış ticaret açığı % 5. 9‘dan, % 8.1’e çıktı.
Asya Kaplanlarının hükümetleri kendilerini bir kez daha dış ticaret açıklarını kapatmak için uğraşır buldular. Ekonomilerinin durmaması için döviz bulmaları gerekiyordu. Her türlü çareye başvurdular. Ne yazık ki buna Tayland hükümetinin döviz karşılığında seks ticaretini açıkça ve şiddetle desteklemesi dahildir. İzleyen AIDS salgını bir başka faciaydı.
İşçilerin sendikalaşması önlendi, tarımsal bölgelerden göçmen işçiler getirtildi. Tayland kalkınma Araştırmaları Endüstrisi 1994 de yayınladığı raporunda ülkesinin gelir dağılımındaki bozukluk bağlamından dünyanın en kötü beş ülkesinin arasına girdiğini ilan etmek durumunda kaldı.
Öyle görünüyorki, Asya Kaplanları’nın “mucizevi kalkınma”sı bir avuç seçkin siyasetçiye ve işadamına yaramıştı.
Kaynak: Alev Alatlı ‘nın 2001 yılında TRT-2 de yayımlanan konuşmalarından özettir.

Etiketler:
Bilimler
İktisat
Güneydoğu Asya Kaplanları: 1997 Krizi
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |