GenBilim
Türkiye Bilim Sitesi  
Anasayfa | Forum | Bilimler | Arşiv Tarama | GenKalem | GenKampüs | Site Haritası | Linkler | RSS | Reklam | Arkadaşını Davet Et | İletişim
Kontrol Paneli Anasayfa arrow GenKalem arrow Kırmızı Çanta Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Üye OlŞifre Hatırlat Kontrol Paneli
Haz 25 2009

Kırmızı Çanta Yazdır E-posta
(7 Oy)



 Facebook'ta Paylaş

Cavida Esra VIZVIZ   
Perşembe, 25 Haziran 2009
Okunma: 1925 kez

Düşüncelerim parça parça.Yeniden yapılandırma sürecine giren büyük şirketler gibi hissediyorum kendimi. En büyük hissedarım duygularım. Sadeleşmek fiiline ulaşmak için içevurum yöntemini kullanıp, içsel derinlik güzergahından giderek, kendimi denek yapıp, tüme varmak istiyorum. Bütün soruları ve cevaplarını ararken her düşüncenin ve düşümün gelip geçtiği yerlerde iz bırakması için yazıyorum.

SORU 1: Nelerden korkuyoruz? Korktuğumuz nelerden uzak duruyoruz? Mesela esirlikten korkarız. Korku en büyük esirlik değil mi peki? Ölmekten korkarız. Korkuyla yaşamak ölmekden iyi mi geliyor ki? Korkusuzluktan da korkmuyor muyuz? Nasıl bir kısır döngü?

Yalnız kalmaktan olduğu kadar, yalnız düşünmekden ve düşündüklerimizin yalnız kalmasından da korkuyoruz.Acaba bu bireysel aydınlanmadan bu kadar uzak oluşumuzun temel sebebi olabilir mi? Kuşku duymak korkmak için bir sebep mi? Kuşku ancak korkamadığın zaman kuşku olmakdan çıkacaktır ve kendince kendini doğruya ulaştıran yola ışık tutacaktır.

Önceden kendini acıyacak düşünsel akımlar bulmuş insanlara hayranlık duyardım içten içe. Hayret derdim nasıl olur da kendilerinden bu kadar kolay vazgeçebiliyorlar. Şimdi kuşku duyuyorum. Gerçekten yaşamdan vazgeçtikleri için mi adanmış bu hayatlar yoksa yaşamdan korktukları için mi? Hangisi doğru sizce? Genelleştirmemem gereken özelleri vardır durumların, muhakkak. Çaresizlik , eşitsizlik, yüreklilik gibi gerekçelerle doludur bir çok öykünün içi. Kimse dört başı mağmur, keyfi yerindeyken dökülmüyordur yollara. Bir yerleri acıyordur. Can bir yandan yanıyordur elbette.

Ama adanmışlık deyince insanın içi ürperiyor istemeden. Gereklilik kelimesinin altını çiziyor insan ve 'çare bulmalı' ya ulaşıyor. 'Adanmışlık korkusuzluktur' denebilir mi? Hangi durum ne kadar birikince adayabiliyor insan kendini. Doz aşımı nerede? İnsanın adandığı (kurban edildiği) yerde politika yaşam sanatına dönüşür mü? Düşünsel fikirlerin ve yaşamsal eylemlerin yanlış olabilme ihtimalini içinde taşımayan

. kuşkusuz – bir akımın yenilikçi olabilme ihitmali var mıdır? Bu misyonlar hangi pazarda satılıyor, kilosu kaçtan gidiyor da herkes cebini bunlarla dolduruyor.Bilmiyorum.Demek ki misyoner olamayacağım.Zaten kuşkularımdan da korkmuyorum.Geçmişte kendimi içinde tanımlamaya çalıştığım bütün cümlelerin özneliğinden istifa ediyorum. Kendime ikinci bir emir verene kadar kendimle başbaşa kalmak istiyorum.

. Bütün akımlar -Hoşça- kalsın.Ya da nasıl istiyorlarsa öyle kalsınlar.

SORU II: Bize yakışan bilgiyi mi arayacağız? Bize yakışan ' bilgi ' aramak mı?

Duyduğumu, gördüğümü, okuduklarımla harmanlıyorum elimden geldiğince atasözleriyle karıştırıyorum, tarih tuzubiberi oluyor ve bir gelecek düşü kuruyorum. Hayat sözlerin süslendiği kadar şıkır şıkır değil biliyorum. Bilgi her zaman serinletmiyor insanın içini. Duymak istediğimi yazmayan metinleri okurken içim sıkılıyor. Subjektif süzgeçlerimiz hücrelerimiz kadar akıcı değil seçip geçirirken. Yalnış yönlendiriyoruz kendimizi sonra da yalnış yörüngeleniyoruz. Soru sormayı bilmeyenin bilgeliği istemeyenin dünya düşü olur mu?

Bilginin de kitabın da modasının olduğu bir toplumda yaşıyoruz ne de olsa.Bunu bil bak çok şık duruyor. Cümleler çok etkiliyor karşı cinsi.Bir de bu kitabı çantanda eksik etme kırmızı çantada daha güzel duruyor. Sarıyla sakın deneme hiç yakışmaz. Sanki birileri bir yerlerde bizim neyi ne kadar bilmemizi istiyorsa 'kobra' olarak yolluyor aramıza biz onları yakalayana kadar oyalanıyoruz. Ha tuttuk ha tutucaz. Sil baştan kedi fare oyununa başlıyoruz ardından. Bu böyle devam edip gidiyor. Aklımız gitti zaten biz kalanıyla yetineceğiz anladık da fikirlerimizi verin bari.

Efendim bilginizi nasıl alırsınız? Az şekerli mi, sade mi? Ben en telvelisinden istiyorum. En köpüklüsünden en karışılmamışından. Yıllarca gruplar halinde ' alternatif' kitapları rahip havasına bürünerek okuyanlara inat en kendimce yorumlayabileceğim bilgiyi istiyorum. Soru sorduracak bilgiyi istiyorum. Sorusu da cevabı da beni heyecanlandıranından olsun lütfen. Demlenince çocuğuma miras kalacak bilgi olsun. Ben bu ' bilgiyi' aramak istiyorum.

Ezber metinlerin sürekli tekrar edildiği kısırdöngüsünün bile farkında olunmayan, bayrak diktirip, slogan attıranından olmasın lütfen. Bilgi dediğin provakasyona gelmeden de beni heyecanlarndırmalı ama değil mi?

Ben serüvenimle mutluyum.Kim kırmızı çanta almaya giderse gitsin.


Etiketler:  



1Çok Güzel...
Erdost Yüksel 2009-07-03 18:36:30
Çok güzel bir yazı olmuş bu. Köşe yazısı gibi biraz, biraz da köşe taşı, başucu yazısı gibi... 
Burada yayımlamış olduğum "Yalnızlık Sanatı" yazımı, en azından bazı bölümlerini hatırlattı bana. (bu yazımı okuyup yorumlarını duymayı da kendimce isterim) 
 
Benim bir yazıda görmek istediğim şeylere sahip bir yazı olmuş da diyebilirim. Bütünlük ve üslup. Yaratıcılık bunlarsız olmuyor ki diğer yazılarının bazılarında bu sorunu görüyordum kendimce, haddimce. 
 
"Adanmışlık korkusuzluktur" denebilir mi? 
 
Bana göre her adanmışlık korkusuzluk değilse de içine epey tutam cahillik de katılırsa korkusuzluğun formülünü bulabiliriz. Ya da korkusuzluk ancak umudun bittiği yerde başlar ki kanımca umudun bittiği yer de kaybedecek bir şeyin kalmadığı nokta ile hemhal vaziyettedir. 
 
Çözüm adı altında çözümsüzlük sunan ve bağlarıma bağ ekleyen yığınla kitabın arasında "ezberbozan" cinsten olanı bulmak zor ancak asla imkansız değil... Yazının bu bölümü ile örtüştüğünü düşündüğüm için de bir kesit; 
 
Bir derdim olmalıydı en süreklisinden ve sırrı çözmeyi değil de kandırılmaya devam etmeyi istemeliydim. Tek düşüncem buydu. Paradoksal aforizmalarında boğulmak istediğim tersnameci adamlar dururken bağımlı ve de taraflı Türk gazeteleri okumak zorunda hissediyordum kendimi. ÜniDersiteye ve de düzene ayak uydurmalıydım, düzülmek istercesine. Bu yazdıklarımı yazmamalıydım, Avrupa misali, en rasyonel olma hevesine. Yalnız olmalıydım ve de demeliydim paradokslarında yüzmeye yeltendiklerime saygı dururcasına “kötüceyim, iyice…” 
 
En içten saygılarımla, 
 
e. yüksel 


2Korku
Bilge Sayar 2009-08-25 16:08:11
Belki korkunun da bir amacı vardır. Seni inanç vasfına sürükler. Eğer ben inanca sığınacak kadar korkak değilim diyorsan, bunu Takdir ve Minnet olarak algılayabilirsin. Umarım bu bir panzehir olur. Nacizâne

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.





Reddit!Del.icio.us!Facebook!Slashdot!Netscape!Technorati!StumbleUpon!Newsvine!Furl!Yahoo!
 

GenBilim

Cavida VIZVIZ

Yazar Hakkında:
MERHABA Dilim de durmaz benim kalemim de.Yazdıklarım su üstünde kalmasın diye paylaşmak istiyorum sizlerle. Gün yüzünü bize döndüğünde gökyüzü yeteri kadar maviyse ya da ne bileyim hüzün yer edindiyse... Okuduklarımızla ilgili söyleşmek gereği duyuyorsam, mesleğimle ilgili bilimsel çalışmalarla ilgili makaleler bulduğumda.. Yani her fırsatta burda olmaya çalışacağım.. Sevgilerimle
Yazar Şuan Çevirim Dışı
Yazara E-Posta Atin
GenBilim
Makale İçinde Ara GenBilim    
GenBilim
        RSS Kategorileri GenBilim
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
GenBilim
Makale İşlemleri
Sizde Yazi Ekleyin
Yorum Ekleyin
Bu makaleyi favorilerime ekle
Sizde Link Ekleyin
Bu makaleyi PDF olarak kaydet
 Makaleyi rapor et
Untitled 1
GenBilim
Sponsor Bağlantılar


        Favori Makalelerim
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
GenBilim
GenBilim
GenBilim
GenBilim