Okunma: 1669 kez
“Açık istihbarat” derler, bir toplumun sorunlarını, eğilimlerini, düşünce biçimini saptamanın yollarından birisi gündemine aldığı, tartıştığı meseleleri incelemektir. Gündemin yapay ya da güdümlü olduğunun düşünüldüğü durumlarda, toplumun rağbet ettiği kitapların türleri iyi ipuçları sayılır. Amerikan okur-yazar çevrelerinin bugünlerde “şaşırtıcı ölçülerde” rağbet ettiği iki kitaptan bir tanesi, Dr. William Bennett’in “Erdemler Kitabı,”1 diğeri ....
“Açık istihbarat” derler, bir toplumun sorunlarını, eğilimlerini,
düşünce biçimini saptamanın yollarından birisi gündemine aldığı,
tartıştığı meseleleri incelemektir. Gündemin yapay ya da güdümlü
olduğunun düşünüldüğü durumlarda, toplumun rağbet ettiği kitapların
türleri iyi ipuçları sayılır. Amerikan okur-yazar çevrelerinin
bugünlerde “şaşırtıcı ölçülerde” rağbet ettiği iki kitaptan bir tanesi,
Dr. William Bennett’in “Erdemler Kitabı,”1 diğeri .... Tocqueville’in 2
“Amerika’da Demokrasi”si. Bu kitaplara gösterilen teveccühün, Amerika
Birleşik Devletlerinin 20.Yüzyılın sonlarındaki hal-i pür melâlinden
kaynaklanan “dillendirilmemiş bilinçaltı tedirginlik”inden
kaynaklandığı iddia ediliyor. Kitapların her ikisine de kaynaklık eden
kavram “erdem teorisi” ve Tocqueville’in demokrasi çözümlemesinin temel
düşüncesi. “Erdem teorisi”ne gösterilen bu büyük rağbetin nedeni,
teorinin özde bir “denge” teorisi olması ve Amerikalıların son 25
yıldır kendilerini “anormal” hissediyor olmaları şeklinde açıklanıyor.
“Anormallik” günlük yaşama toplumda “dengesizlik duygusu” şeklinde
yansıyor. “Bu duygudan hoşlanmayan Amerikalılar, yeni bir denge arayışı
içine giriyor” deniyor. 3 Erdem teorisi, bu arayışı cevaplıyor.
“Mutlu bir yaşama nasıl ulaşılır?” Teorinin çıkış noktası bu. Ancak,
bir de varsayımı var: “insan doğası, aşırılıklara yönelmek
eğilimindedir.” Dengesizlik, insan fıtratında yer alır. Aşırılık
eğilimini denetim altına almak, dengeleri kollamak ancak eğitimle
mümkün olabilir. Dengeleri kollamak kesintisiz bir çaba göstermeyi
gerektirir. Sürekli dikkat ve uyanıklık şarttır. ( İnsan fıtratının bu
yorumun tam tersi de, Rousseau’nun görüşü. Ona göre de, insan özde
dengeli bir yaratıktır ve meğer ki dış faktörlerden dolayı mecbur
kalsın, aşırılıklar sergilemez. Rousseau’nun yorumunda “dış
faktörler”in önemli bir şerh olduğu açıktır: aşırılık, aşırlığı davet
eder. )
Erdem teorisine göre, “erdemli olmak” çeşitli
aşırılıklar arasında orta noktayı bulmaktır. Örneğin, cesaret bir kadim
erdemdir. Cesurun erdemli olanı, aşırı korku ile aşırı korkusuzluk
arasındaki orta noktayı bulandır. Aynı durumun inanç için de geçerli
olduğu söylenir: ne herşeye inanmak, ne de hiçbir şeye inanmamak. Yine
aynı şekilde, merhamet: ne aşırı acıma, ne de aşırı acımasızlık. Bu
bağlamda, itidal (ılımlılık) “mega-erdem” sayılır, çünkü vasatı seçme
ve arama eğilimidir.
Erdem teorisi, aynı zamanda
muhafazakârların felsefesidir. Denge arayışı ve vasata yöneliş,
muhafazarkârlığın temel unsurları kabul edilir. Ortalamayı bulmak,
merkezde toparlanmak muhafazakârların davranış biçimidir. Genel
eğilimleri saptayıp, yaşamı onlara uyarlamak anlamına gelir. Uçları,
çeperleri, varoşları bırakıp, somut ve yerleşik merkezde toplanmak
iştiyakıdır.
Erdem teorisinin muhafazakârlığa revaç veriyor
olmasının bir diğer nedeni de, murakabe edilmiş ve dillendirilmiş bir
düşünceden çok, duygulara dayanmasıdır. Erdemli olmayı öğrenmek,
erdemli olmak gözlem sonucu verilen bir karar olduğu kadar, kişinin
gönlünün özlemi olarak da ortaya çıkar. Bu bağlamda, gerçeklik ve gönül
arasında kurulan bir denge olduğu söylenir. Akıl ve mantık, dil
gerektirir. Ancak, hayatta kelimelerin ifade edemediği durumlar vardır.
Teorinin muhafazakâr olup olmadığı bir yana, tertiplenme
nedeni bireylerin mutlu bir yaşam sürdürmelerine elveren bir yöntem
geliştirmekti. Toplumlara uygulanabileceği düşünülmemişti. Derken,
Tocqueville’in kitabı geldi: “Amerika’da Demokrasi.” Tocqueville,
“dengesiz-toplum” tezini öne sürerek, erdem teorisinin sadece bireylere
değil, toplumlara da uygulanması gerektiğini iddia ediyordu; bahse konu
“demokrasi”nin “kapitalist” demokrasi olduğunun altını çizelim.
Tocqueville, gelişmiş kapitalist demokrasinin bizim “gönül,” kendisinin
“kalbin alışkanlıkları”5 dediğimiz şeyin üzerindeki etkilerini
inceliyor. Vardığı sonuç: kapitalist demokrasinin, birey ve gruplarda
yıkıcı dengesizliklere neden olduğu ve bu durumun önlenememesi
durumunda demokrasinin kendisini ve halkını yok edecek olduğu:
“Demokratik kurumlar eşitlik iştiyakını uyandırır, güçlendirir ancak
tatmin edemezler... Halk, eşitlik fırsatı yakaladığı düşüncesi ile
heyecanlanır, başarı şansının azaldığını gördükçe düş kırıklığına
uğrar; heyecanı düş kırıklığına, düş kırıklığı öfkeye dönüşür.” Bu
bağlamda, oy verme işlemini, piyango bileti satın almaya benzetenler de
var. 6 Bileti alanlar, kazanma şansı ile heyecanlanıyorlar. Ancak,
çekiliş günündeki düş kırıklığının Tocqueville’in tarif ettiği öfkeye
dönüşmemesinin nedeni kale alınacak bir emek kaybının olmaması. Oysa,
demokrasilerde insanlar ideallerine yatırım yapıyorlar ve bu uğurda
yıllarını şartlıyorlar. Tocqueville, yukardaki gözlemlerden yola
çıkarak, kapitalist demokrasilerde liderlerin çözmeleri gerecek başlıca
meselelerinin “demokrasiyi eğitmek” olduğunu söylüyor. Demokrasiyi
eğitmek, halkları kapitalist demokrasilerin denge bozucu eğilimleri
hususunda aydınlatmak ve bu eğilimleri ıslah edecek yöntemlerin
geliştirilmesine yardımcı olmak. Ama nasıl? Bugün, özellikle de
Amerikan modeli liberal (kapitalist) demokrasi üzerinde düşünenler,
kapitalist ilkelere ters düşmeyen, bireylerin seçme ve seçilme gibi
demokratik ritüelleri sürdürmelerini sağlayan ve fakat aile, cemaat
gibi yakın çevre ilişkilerini zedelemeyecek çözümlerin neler
olabileceğini araştırıyorlar. Şurası bir gerçek ki, erdem teorisinin
talep ettiği “denge” arayışı, gelişmiş kapitalist düzenin araçlarından
birisi olamaz. Kapitalist iştiyaklar ve itidal bir arada bulunamaz.
Liberalizm, bireyin yücelmesini hedefler. Bireyin yücelmesinden murat,
algılama kapasitesinin, duygusal ve yaratıcı yapılanmasının,
kişiliğinin yücelmesidir. Ancak, böylesi bir eğitimin başarılı olduğu
durumda, söz konusu bireyin “gelişmiş” kapitalizm ile uyum içinde
yaşaması zorlanacaktır. Açmaz da burada.
Kendi adıma bu
tartışmalarda öğretici olan (ve itiraf etmeliyim ki, haset ettiğim!)
husus, Tocqueville’in günümüzde harcıalem sayılan söz konusu
saptamaları bundan 160 yıl önce yapmış olmasından çok, hatırlanması ve
yeniden gündeme gelmiş olması. “Vahşi” kapitalizme karşı “insancıl”
kapitalizmin demokrasi ile bağlantılı ayırımı, onun döneminde öngörülen
bir durum değildi. Hatta, kendisi demokrasiyi çözümlerken “kapitalizm”
kelimesini de kullanmadı. Buna karşın, bugünün Amerikan
okur-yazarlarının Tocqueville’i satırlarının arasını okuyacak kadar iyi
tanıyor ve değerlendiriyorlar olmaları, o ülkenin “aydın kalitesi”
açısından (özellikle de Sadrazam Alî Paşa’nın gün yüzü görmeyen
vasiyetini hatırladığımda) hayli kıskandırıcı! Mimariden, düşünce
yaşamına kadar, yerleşikliğe imreniyorum.

Etiketler:
Bilimler
Sosyoloji
Demokrasiyi Eğitmek
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |