Okunma: 1145 kez
“Orda Kimse Var mı?” dizisinden beri bilginin romanını yazan Alev Alatlı, “Gogol’ün İzinde” serisinin üçüncü kitabı olan “Eyy Uhnem! Eyy Uhnem!” romanında da aynı çizgiyi sürdürüyor. Var olanın bilgisinin peşinde olan insanoğlu için varlık asırlardır önemli yetkeyi temsil etmiştir. Günümüze gelindiğinde ise bilginin var ettiği bir gücün varlığı önem kazanmıştır. Bilginin gücüne kayıtsız kalan varlıklar var olup olamama sorunuyla yüz yüze gelmişlerdir. Yaratıcılığın kaynağı saklıdır çünkü bilgide.
“Orda Kimse Var mı?” dizisinden beri bilginin romanını yazan
Alev Alatlı, “Gogol’ün İzinde” serisinin üçüncü kitabı olan “Eyy Uhnem!
Eyy Uhnem!” romanında da aynı çizgiyi sürdürüyor. Var olanın bilgisinin
peşinde olan insanoğlu için varlık asırlardır önemli yetkeyi temsil
etmiştir. Günümüze gelindiğinde ise bilginin var ettiği bir gücün
varlığı önem kazanmıştır. Bilginin gücüne kayıtsız kalan varlıklar var
olup olamama sorunuyla yüz yüze gelmişlerdir. Yaratıcılığın kaynağı
saklıdır çünkü bilgide.
Küçülen dünyamızda kolay erişilen bilgi,
bilimden sanata kadar her alanda etkisini göstermiştir. “Orda Kimse Var
mı?” di- zisinden beri bilginin romanını yazan Alev Alatlı, 2006
yılında Mikhail A. Şolokhov 100. Yıl Edebiyat Ödülü’nü almış olan
“Gogol’ün İzinde” serisinin üçüncü kitabı olan “Eyy Uhnem! Eyy Uhnem!”
romanında da aynı çizgiyi sürdürüyor.
Perestroyka sonrası
Alatlı,
bu kez uzun bir süre bütün bilinmezlerine rağmen büyük bir güç olarak
kabul edilmiş olan Rus toplumunun nabzını Güloya Hanım’la tutmaya
çalışıyor. Çok geniş bir coğrafyada birbirinden çok farklı olan iki
sistem arasında kalan Rusya’yı anlatıyor. Dönem perestroyka
sonrasıdır. Komünizm esaretindeki Rusya’dan zorla Batı’ya sürgün
edilen, varlık içinde yoklukları, özgürlük vaatleri içinde köleleşmeyi
yaşayan ulusların öyküsü dile getiriliyor kitapta.
Yazar, ölü
canların vicdanının sesi olabilmek için nelere başvurmuyor ki:
Soljenitsin’in Nobel konuşmasından Yeltsin’in anılarına; Adam Smith’in
TV programlarından gazete ve TV haberlerine kadar birçok veriyi
metinler arasılığın sarmalıyla okurlarına ulaştırıyor. Akademik bir
çalış- maymışçasına referanslarla verdiği bilgiler, insani acılar
ortasında dans eden şeytanı gösterme anlayışının bir ürünü kanımca.
Ancak bunları anlatmak o kadar da kolay değil. Çünkü “Rusyanın
anlaşılmaz, hesaba kitaba gelmez. Kendisine has bir kimliği vardır,
Rusya’ya sadece iman edilebilir.”
Siyah ve beyaz ayrımının hükmünü
yitirdiği, iç içe geçmiş matruşkalar misali belirsizliklerin yaşandığı,
kimin elinin kimin cebinde olduğunun bilinmediği bir Rusya vardır.
Pişmanlık çığlıkları
“Gerçeğin
sanaldan daha acayip olduğunu bizzat yaşayarak görmüş, düzmecenin
sahici hayata kıyasla ne denli kaba, kurgunun yaşamın dinamizmi
karşısında ne denli yetersiz ne denli çocuksu kaldığının bilincine
varmış bir adam Dante misali bir inferno (cehennem) kurgulayamazdı.
Daha doğrusu kurgulamaya gerek duymazdı çünkü kendisinin Rus infernosu
vardı.”
Yeryüzünde cehennemin diğer adı olmuştur Rusya. Gıda
kıtlığının nedenleri yapayken, on milyonlarca ailenin açlığı sahicidir.
Eskiyi reddeden yeni dünya düzeninin kurgularıdır tüm bunlar.
Yazar,
düzen hangi düşüncenin ürünü olursa olsun insanlığı dışlayan, ezen
ezilen gerçeğini ortaya koyuyor. Geriyeyse kurtarıcılardan kurtarılmayı
bekleyen umutlar kalıyor. Öyleyse ne yapmalı? Bu kadar bilgi akışı
nasıl bir sonuca götürür Alatlı’yı... Kolay değildir dünyayı
değiştirmek. Yalnızca bir umut beslenir veya bir temenni kalır yarına
dair:
“Halkın hamisi olmak, kimin ne haddine... Ne tarihi görmezden
gelebilir, ne de geleceği yaratabiliriz. Geçmişi geleceğe bağlayan
zincirin kaderine tek bir halka hükmeder. Tarihi olay dedikleri o ‘tek
halka’nın, insan sevgisinin, emniyet altına alınması olmalı. Aydınlara
düşen, o tek halkayı emniyet altına almak.”
Çaresizlerin
güçsüzlüklerinden yararlanarak güç edinmeye çalışan Chichkov’ların
dünyasında ölü canlardan kurulan kuleler kapladı her yeri. Gogol’ün ölü
canlarından dökülen insanların dramı sayfalara sığmıyor artık. Bilginin
kurduğu dünya yalnızca Rusya’da değil, tüm dünyada pişmanlık çığ-
lıklarını koparmaya başladı bile: Eyy Uhnem! Eyy Uhnem!
Milliyet.

Etiketler:
Bilimler
Sosyoloji
Ölü Canların Vicdanının Sesi
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |