Peki biz bu araştırmalardan ne bekliyoruz? Çok açık bir şekilde söylemeliyim ki, son derece önemli, bilimsel devrim niteliğinde sonuçlar ortaya çıkacaktır. Beynimizin mikro hatta nano boyutlarında neler olup bittiğini ortaya koyan yasalar ve bu yasalarla düşünce sistemimiz, kişiliğimiz ve dolayısıyla psikolojimiz arasındaki ilişkiler araştırıldıkça ve ortaya çıktıkça yeni NöroTeknolojiler ortaya çıkacaktır. Bu ne demektir? Yani nano (10-9m) boyutlarda beynimize müdahale ederek, düşünce yapımızı istendik yönde geliştirmek, beynimizin yeniden yapılandırılması, istenmedik davranışlarımızdan ve alışkanlıklarımızdan kurtulmak ve nihayet çeşitli hastalıklarımızın tedavi edilmesi mümkün olacaktır.
Bundan yaklaşık 150 yıl kadar önce klasik fizik yasalarının egemen olduğu bir maddi evrende artık her şeyin çözümlendiği ve adeta bilimin bittiği
düşüncesi çok sayıda bilim adamının inancı haline gelmişti. Bunun
sebebi, maddi evrende meydana gelen bütün olayların mevcut fizik
yasaları ile açıklanabiliyor olmasıydı. Oysaki günümüzden yaklaşık 2500
yıl kadar öncesine dayanan bir fikir yani maddenin en küçük yapıtaşının
yani atomunelektronun keşfi ve x-ışınlarının keşfi
gelmektedir, maddenin derinliklerinde neler olduğu konusunda bilim
adamları arasında çok ciddi merak uyandırmıştır. Bunun sonucu olarak ta
1900 lü yıllarda maddenin atomik boyutlarında hangi fizik yaslarının
var olduğu araştırılmaya başlanmış ve bugün kuantum fiziği
olarak adlandırdığımız fizik alt alanı ortaya çıkmıştır. Kuantum
fiziği, temelde maddi evrenin yaklaşık milimetrenin 1/1000 oranında (10-6m) ve bunun daha alt boyutlarında ki bu everene mikro evren diyoruz, meydana gelen olayları yöneten yasaları araştırır. varlığı fikri ege kıyılarında ortaya
atılmıştı. Özellikle 1860 ile 1900 yılları arasında yapılan bazı
araştırmalar ki bunların başında
Kuantum fiziği
yasalarının keşfedilmesi bugün yaşadığımız gözle görünen makro
evrendeki fizik yasalarını geçersiz kılmamıştır. Diğer bir deyişle hala
klasik Newton’un Klasik Mekanik Yasaları makro fiziksel olaylar için geçerlidir ya da Maxwell’in Klasik Elektromanyetik Kuram
yasaları makro boyutlarda meydana gelen elektriksel ve manyetik
olayları mükemmel bir şekilde açıklamaktadır. Kuantum fiziğinin ortaya
çıkışı asla klasik fiziği yok etmemiştir, edemez. Bu iki fizik alt
araştırma alanı sadece farklı boyutlarda farklı yasaların geçerli
olduğu gerçeğini ortaya koymuştur ve her ikisi de ve mükemmel bir uyum
içindedirler.
Zaman içinde maddi evrenin mikro
boyutlarında yapılan araştırmalar, o boyutlardaki bilimsel yasaları
keşfetmemizi sağlamıştır. Bu bilimsel yasaların kullanılmasıyla da
bugünkü ileri teknoloji ürünleri mühendislik bilimleri sayesinde ortaya
çıkmıştır. Günümüzde bir teknoloji markete girdiğinizde elinize
aldığınız her türden ürün işte bu araştırmaların neticesinde ortaya
çıkmıştır. Kuantum fiziği yasalarının keşfi, bir geminin hareketini ve
ne kadarlık yük taşıyabileceğini, bir uçağın kalkışı için ne kadarlık
minimum hıza sahip olması gerektiğini, bir roketin uzaya fırlatılışı
için ne kadarlık bir itici kuvvete ihtiyaç olduğunu ya da bir
otomobilin hangi hızla giderken frenle durma mesafesinin ne kadar
olacağını etkilememiştir. Yani klasik fizik yasaları hala tamamen
geçerlidir ve makro boyutlarda yaşamımızı yönetmeye devam etmektedir.
Bu 1000000 yıl önce de böyleydi bundan 1000000 yıl sonra da aynı
olacaktır. Çünkü fizik yasaları uzaydan ve zamandan bağımsızdır yani her yerde ve her zaman aynıdır ve değişmez.
Zamanla bir
gerçek daha ortaya çıkmıştır. Bilimsel araştırmalar artık mutlak
anlamda kendi disiplin sınırlarının dışına çıkmak zorundadır. Bunun
açık sebebi, maddi evreni yöneten yasaların fizik için ayrı biyoloji
için ayrı tada nöroloji için ayrı ayrı var olmamasıdır. Maddi evreni
yöneten yasalar tamamıyla bir bütündür ve maddenin var olduğu her yerde
geçerlidir ve meydana gelen tüm olayları yönetir. O halde disiplinler
arası araştırmalar özellikle bugüne kadar çözülemeyen bazı problemlerin
çözümünde son derece gerekli olmaktadır. Bu anlamda örneğin: maddi bir
varlık olan insan beyninde meydana gelen olayları da fizik yasaları
yönetmektedir. Ya da kalbimizin pompaladığı kanın miktarı ile
damarlarımızdaki kanın akış hızı ve bununla tansiyon arasındaki ilişki
de fizik yasalarının yönetimindedir. O halde fizikçilerle araştırmacı
hekimlerin bir araya gelmesi gerekliliği kaçınılmazdır. Bu anlamda
özellikle bilinç-beyin ilişkisinin tam olarak
anlaşılması için fizikçilerle nörologlar ve psikiyatrların mutlak
anlamda ortak çalışma yapmaları gerekmektedir. İnsan düşüncesinin var
edildiği yer olan ve maddesel bir varlık olan beyin ile bu beynin ortaya koyduğu düşünce sistemimizbilinç, kişilik ve insan psikolojisi
tamamen birbirleriyle doğrudan ilişkili kavramlar olmak zorundadır. Bu
fikir aslında yeni değildir. Yani beynin klasik modellerinde klasik
fizik yasalarından yararlanılmış ve belli bir noktaya kadar da başarı
sağlanmıştır. Ancak beynin daha küçük boyutlarına inildikçe yani mikro
evrenine inildikçe meydana gelen olayların anlaşılması klasik fizik
yasaları ile mümkün olamamaktadır. Bu son derece doğaldır çünkü bu
boyutlarda artık klasik fizik yasaları etkisini kaybetmekte ve kuantum
fiziği yasları etkin hale gelmektedir. Dolayısıyla beyin ile beyin
araştırmalarında kuantum fiziğinin kullanılması bir zorunluluk olarak
ortaya çıkmaktadır. Bu fikir Amerikalı bir fizikçi olan Penrose
tarafından yaklaşık 20 yıl önce ortaya atılmıştır. Bu gerçeğin farkına
varan bir çok bilim adamı bu konuda çalışmaya başlamış ve son yıllarda
bu çalışmaların hem sayısı hem de niteliği artmaktadır. Bu
interdisipliner alan ülkemizde bir nöroloji uzmanı olan Tarlacı tarafından NöroKuantoloji
olarak isimlendirilmiş ve bu adla bir bilimsel derginin yayımlanmasına
ülkemizde 2000 yılında başlanmıştır. Bu ülkemiz açısından son derece
sevindirici bir durumdur. yani
Peki biz bu
araştırmalardan ne bekliyoruz? Çok açık bir şekilde söylemeliyim ki,
son derece önemli, bilimsel devrim niteliğinde sonuçlar ortaya
çıkacaktır. Beynimizin mikro hatta nano boyutlarında neler olup
bittiğini ortaya koyan yasalar ve bu yasalarla düşünce sistemimiz,
kişiliğimiz ve dolayısıyla psikolojimiz arasındaki ilişkiler
araştırıldıkça ve ortaya çıktıkça yeni NöroTeknolojiler ortaya çıkacaktır. Bu ne demektir? Yani nano (10-9m) boyutlarda beynimize müdahale ederek, düşünce yapımızı istendik yönde geliştirmek, beynimizin
yeniden yapılandırılması, istenmedik davranışlarımızdan ve
alışkanlıklarımızdan kurtulmak ve nihayet çeşitli hastalıklarımızın
tedavi edilmesi mümkün olacaktır.
Bugün hayal gibi
görünen bu durum bundan 150 yıl önce cep telefonunun, televizyonun ya
da bilgisayarın hayal edilmesinin mümkün olamaması gibi düşünülebilir.
Yani bunlar mutlaka ve mutlaka 30 belki 20 yıl gibi kısa bir süre sonra
mümkün olabilecektir. Bu gerçeğin tüm bilim adamlarımız ve insanlık
tarafından bilinmesi gerekmektedir. Bu anlamda geleceğe yönelik büyük
umutlar besliyoruz ve bu umutlarımızın verdiği heyecanla
çalışmalarımızı artırarak devam ettirmeliyiz.
Prof. Dr. Mustafa EROL
Dokuz Eylül Üniversitesi,
Buca Eğitim Fakültesi, Fizik Eğitimi Anabilim Dalı, İZMİR.