May
14
2009
|
Marksizm Hâlâ Güncel mi? |
|
|
Facebook'ta Paylaş
|
Tony Cliff
|
|
Perşembe, 14 Mayıs 2009 |
Okunma: 1572 kez
Marksizm hâlâ güncel mi?
Bize okutulan resmi tarih büyük adamların, kralların, generallerin ve imparatorların öyküsüdür. Kleopatra hakkında öğrendiğim şey sütle banyo yapmasıydı. Öğretmen asla sütün kimler tarafından üretildiği ve kaç Mısırlı çocuğun yoksulluk içinde acı çektiğini anlatmazdı. Napolyon hakkında okutulan ise 1812'de Rusya'ya girdiğidir. Bunun sonucunda kaç Rus ve Fransız köylüsünün can verdiğine kimse değinmez.
Aşağıdan sosyalizm
Oysa asıl önemli şeyler milyonların eyleminde yatar. Komünist Manifesto bunu açıkça ortaya koyar:
Şimdiye kadar bütün toplumların tarihi sınıf mücadelesinin tarihidir.
Özgür insan ve köle, efendi ve köle, lonca sahibi ve ustabaşı, bir
diğer değişle; baskı yapan sınıf ve baskıya maruz kalan sınıf, kimi
zaman gizli, kimi zaman açık ama sürekli mücadele içinde birbirinin
karşısındadır; ve her mücadele ya toplumun devrimci yeniden
yapılanmasıyla ya da çatışan sınıfların birlikte çöküşüyle sonuçlanır.
Hem Stalinist sosyalizm hem Sosyal Demokrat sosyalizm yukardan
sosyalizmdir. Stalinistler için bu apaçık ortadadır. Stalin ne zaman
hapşırsa bütün parti üyeleri mendil çıkartmak zorundaydılar.
İlk bakışta Sosyal Demokrat sosyalizm demokratik görünür, fakat
gerçeklikte tamamen elitistir. Sokaktaki erkek ve kadınlardan
beklentileri, her dört yada beş yılda bir kendilerine oy vermeleri,
sonra evlerine gidip yönetme işini başkalarına bırakmalarıdır. Eğer bir
kişi hayatı boyunca on defa oy kulansa, biz biliyoruz ki, onun
kullanabildiği demokrasi toplam otuz dakikayı geçmez. Abe Lincoln'un da
söylediği gibi Toplumu yarı özgür yarı köle yapamazsınız. Sosyal
Demokrat liderler istiyorlar ki kitleler yaşamlarını köle olarak
sürdürsün ve sadece yarım saatlik demokrasi kullansınlar.
Kapitalizmin çelişkileri
Kapitalizmde çalışanlar üretim araçlarına sahip değildirler; üretim araçlarına sahip olanlar da çalışmazlar.
Kapitalizmde işçiler fabrika, demiryolları, hastane gibi büyük
ünitelerde çalışırlar. Bu üniteler şu yada bu sayıda işçiyi kapsar.
Yani üretim sosyal bir süreçtir. Ancak mülkiyet sosyal değildir.
Mülkiyet bireylerin, şirketlerin ve devletlerin elindedir.
Her bir üretim ünitesinde planlı üretim yapılır. Fakat sermayenin
değişik ünitelerini koordine eden ortak planlar yoktur. Volkswagen
otomobil fabrikasında her otomobil başına bir motor, bir kaporta, dört
tekerlek (yada ek olarak bir tane stepne) üretilir. Üretimin değişik
bölümleri arasında koordinasyon yoksa üretim gerçekleşemez. Fakat
Volkswagen ile General Motors arasında koordinasyon yoktur.
Kapitalizmde plan ve anarşi aynı paranın iki ayrı yüzü gibidirler.
Kapitalizmi, feodalizm ve sosyalizm ile karşılaştırmak yararlı
olabilir. Feodalizmde, ekonominin genelinde ve tek tek üretim
ünitelerinde planlamadan bahsedilemez. Sosyalizmde ise ekonominin her
ünitesinde ve ekonominin genelinde planlama uygulanacaktır.
Kapitalizmde devasa dinamikler ve üretkenlik ile anarşi aynı zamanda
yan yana varolduğu için, biz bolluğun ortasında yoksulluk ile yüz
yüzeyiz. Binlerce yıl insanlar yeterince yiyecek olmadığı için aç
kaldılar. Piyasada fazla yiyecek olduğu için insanların aç kaldığı
yegane sosyal düzen kapitalizmdir. Fazla tahıl Amerika Birleşik
Devletleri'nde okyanusa dökülüyor, üstelik bunun için özel gemiler inşa
ediyorlar. Tek amaç tahıl fiyatlarını yüksek tutmak.
Yoksulluk ve zenginlik tarihte daha önce asla görülmedik bir boyuta
ulaştı. Örneğin 58 milyarder dünya nüfusunun yarısının gelirine eşit
zenginliğe sahipler. Bu nüfusun yarısının içinde yalnız yoksullar değil
aynı zamanda zengin sayılabilecekler de var. Her bir milyarder 60
milyon insanın gelirine eşit bir zenginliğe sahip.
Sermayeler arası rekabet ve işçilerin sömürülmesi
Feodalizmde, feodal bey kendi hayatını iyileştirmek için serfleri ezip
sömürüyordu. Marks'ın dediği gibi, serflerin sömürüsü feodal beyin
midesinin genişliği ile sınırlıydı. Ford'u işçileri sömürmeye motive
eden ise kendi tüketim isteği değildir. Öyle olsaydı, sermayenin
sırtımızdaki yükü hafif olurdu. Sömürüyü motive eden güç, tüketim
değil, sermaye birikimidir. General Motors ile rekabette ayakta kalmaya
çalışan Ford, sürekli yatırım yapmak fabrikayı tekrar tekrar donatmak
zorunda. Sermayeler arası rekabetin neden olduğu bu anarşi, işçileri bu
sermaye birimlerinde diktatörce baskılara maruz bırakır.
Kapitalist devletin doğası
Bize her zaman devletin bütün toplumun üstünde olduğu ve ulusu temsil
ettiği anlatılır. Komünist Manifesto, devletin, egemen sınıfın silahı
olduğunu açıklığa kavuşturur:
Modern Devlet, bütün burjuvazinin işlerini yöneten bir icra
komitesinden başka bir şey değildir.
Başka bir yerde Marks, Devleti silahlanmış bireyler ve aksesuarları (ordu, polis ve hapishaneler) diye tarif eder.
Marks orduyu ölüm endüstrisi olarak adlandırır ve bu gerçek sanayiye
bağımlıdır. Üretici güçler, yıkıcı güçleri belirler. Ortaçağda köylüde
bir at ve odun sapan varken, süvaride daha iyi bir at ve kılıç vardı.
Birinci Dünya Savaşı sırasında milyonlarca insan cepheye gönderilirken
milyonlarca insan da kurşun dökmek için fabrikalara seferber edildi.
Günümüzde ise, bir parmak bir tuşa basınca milyarlarca doları oradan
oraya transfer edebilirken, başka bir parmak başka bir tuşa basınca
Hiroşima'da 60 bin insan yok oluyor. Mars'tan uzaylılar dünyada beş
parmaklı bir eldiven bulsalar buna anlam veremezler. Ancak eldivenin
işlevini bildiklerinde durum açıklığa kavuşur. Aynı şekilde, ordunun
düzenlenme şekli, bütün toplumun sosyal yapısını yansıtır. Orduda
generaller, subaylar ve erler varsa fabrikada menajer, ustabaşı ve
işçiler olacaktır. Bir hiyerarşi diğerine denk düşer.
Proleter devrim
Kapitalistleri mülksüzleştirmek için işçi sınıfının politik gücü eline
alması gerekiyor. Ancak işçi sınıfı var olan devlet mekanizmasını
devralamaz, çünkü bu kapitalist devlet toplumdaki hiyerarşiyi
yansıtıyor. İşçilerin hiyerarşik devlet aygıtını tümüyle yıkmaları ve
yerine sürekli ordusu ve bürokrasisi olmayan, bütün görevlilerin
seçildiği ve yerine göre geri çağrıldığı, seçilen temsilcilerin temsil
ettikleri işçilerden daha fazla para almadıkları bir devlet kurmaları
gerekiyor. Marks bu sonuca Paris Komünü'nü inceledikten sonra vardı.
Komünist Manifesto'da der ki:
Bundan önceki bütün tarihsel hareketler, azınlıkların ya da
azınlıkların çıkarları için varolan hareketlerdi. Proleter hareket ise
bilinçli bağımsız büyük çoğunluğun bu çoğunluğun çıkarı için olan
hareketidir.
Marks, devrimin neden gerekli olduğunu şöyle izah ediyor:
Egemen sınıf zenginliğini ve erkini zor altında kalmadıkça vermez; işçi
sınıfı da yüzyılların birikmiş pisliğinden devrim olmaksızın kurtulamaz.
Kapitalizm işçileri hem birleştirir hem de böler. İş ve ev için
yanındaki işçi ile rekabet etmek işçi sınıfını parçalar; patrona karşı
mücadele etmek ise birleştirir. En büyük birliği ve devrimin kalbini
kitle grevlerinde görürüz. Devrim bir gecelik mesele değildir, grevler
ve gösterilerden oluşan ve işçilerin gücü fiili olarak ele geçirmeleri
ile noktalanan bir süreçtir. Şiddete gelince, bu sıkça ve yanlış olarak
devrim ile eşit gösterilmeye çalışılır ama Marks'ın dediği gibi şiddet, yeni bir toplumun ebesidir. Dikkatinizi çekerim; ebesidir,
bebeğin kendisi değil, yani yardımcısıdır.
Devrimin en önemli olgusu, işçi sınıfının davranış ve
alışkanlıklarındaki değişimlerdir. Bir örnek vereyim: Çarlık
Rusya'sında Yahudiler korkunç baskılarla, katliamlarla karşı
karşıydılar, Petrograd ve Moskova'da yaşamaları özel izne bağlıydı.
Bunun dışında bir dizi daha yasak ve baskı söz konusuydu. Devrim
sırasında ise Petrograd İşçi Konseyi'nin başkanı olarak bir Yahudi,
Troçki, Moskova konseyinin başkanı olarak bir başka Yahudi, Kamanev,
Sovyet Cumhuriyeti'nin başkanı olarak bir diger Yahudi, Sverdlov,
seçildi. Troçki Kızıl Ordu'nun başındaydı.
İşçi sınıfının davranış ve alışkanlıklarındaki değişimi ifade eden bir
başka örnek de 1917 devrim ayları sırasında Lunacharsky'nin 30-40 bin
kişilik toplantılarda William Shakespeare ya da Yunan sanatı üzerine
2-3 saatlik konuşmalar yapmasıdır.
Lenin, devrimin gerçekleşmesi için gerekli dört ön koşulu şöyle sıralar:
1- Toplumda genel ve derin bir krizin varlığı,
2- İşçi sınıfının her şeyin eskisi gibi devam etmesine artık katlanmayacağını açıkça ortaya koyması,
3- Egemen sınıfın her şeyi eskisi gibi sürdürebileceğine dair olan
güvenini kaybetmesi ve kendi içinde kavga ve bölünmeler yaşaması,
4- Devrimci bir partinin varlığı.
Ya sosyalizm ya faşizm
Yazının başında Marks'tan yapılan alıntıda, sınıf mücadelesinin ya
bütün toplumun yeniden yapılanması ya da çatışan sınıfların birlikte
çöküşü ile sonuçlanacağı üzerinde durulmuştu. Marks bu sonuca Roma
köleci toplumunun çöküşüne bakarak vardı. Spartacus yenilmişti,
köleler, köle sahibi sınıfı yıkamadılar ama toplumsal çöküş yaşandı;
kölelik ortadan kalktı, köle sahiplerinin yerini Feodal Beyler aldı.
Engels aynı fikri, insanlığın önündeki alternatifin ya sosyalizm ya da
barbarlık olduğunu söyleyerek formule etti. Rosa Luxemburg bunu daha da
geliştirdi. Ama her ikisi de barbarlık hakkında bizim neslimizden çok
daha az şey biliyorlardı. Engels 1895'de öldü, Rosa Luxemburg ise
1919'da katledildi. Her ikisi de Nazi Almanyası'nın gaz odalarını,
Hiroşima ve Nagasaki'yi, Afrika'daki kitlesel açlığı görmediler.
Naziler iktidar kapılarına dayandığında, Sosyal Demokrat Parti'nin
(SPD) liderleri sandılar ki varolan durum Nazilere alternatiftir. Bu
nedenle Hindenburg'un başkanlığı için oy kullandılar, çünkü Hindenburg
muhafazakardı, Nazi değildi. Ancak 30 Ocak 1933'de Nazi olmayan
muhafazakar Hidenbur, Hitler'i yeni Başbakan olarak hükümet kurmaya
çağırdı. Aynı dönemde Sosyal Demokratlar, Bruening'ın işçi haklarına
saldıran yasalarını desteklediler ve böylece işçi sınıfını demoralize
ederek Nazilerin ekmeğine yağ sürdüler. Sendikaların sözde teorisyeni
Fritz Tarnow; kapitalizm hasta, biz kapitalizmin doktorlarıyız
saptamasında bulundu. Halbuki Marks işçi sınıfı kapitalizmin mezar
kazıcısıdır der. Doktor ve mezar kazıcısı arasında biraz fark vardır.
Doktor yastığı hasta adamın başının altına koyar, mezar kazıcısı
yüzünün üstüne sıkı sıkı bastırır.
Faşizm umutsuzluğun, sosyalizm ise umudun hareketidir. Böyle olduğu
için de faşizmle mücadele sadece faşistlerle mücadele değil, faşizme
ortam hazırlayan umutsuzluğa karşı bir mücadele olmalıdır. Farelerle
uğraşmak gerekir ama lağımlar temizlenmezse fareler yine çoğalır.
Faşistlere karşı mücadele verirken kapitalizme ve faşizme ortam
hazırlayan işsizlik ve yoksullukla da mücadele etmek gerekiyor.
Marksizm her zamankiden daha geçerli
Günümüzde kapitalizmin çelişkileri Marks'ın öldüğü 1883'den çok daha
derin. Bu çelişkileri ekonomik çöküşlerde, artarda patlak veren
savaşlarda, her yerde görüyoruz. Yine günümüzde işçi sınıfı 1883'de
olduğundan çok daha güçlü. Bugün Güney Kore işçi sınıfı 1883'de bütün
dünya işçi sınıfından daha büyük. Güney Kore ise dünyanın sadece
onbirinci güçlü ekonomisi. Bunlara ABD, Japonya, Rusya, Almanya,
İngiltere işçi sınıflarını eklersek, sosyalizmin potansiyeli her
zamankinden daha güçlü ve Marksizm her zamankinden daha güncel.

Etiketler:
Bilimler
Sosyoloji
Marksizm Hâlâ Güncel mi?
|
| 1 | tek kurtuluş Sosyalizm 
RÜSTEM AKBULUT 2009-05-15 04:49:19 Kapitalizm insanı öldürür
|
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |
|
GenBilim Editorial Yazar Hakkında:Türkiye Bilim Sitesi
 Yazar Şuan Çevirim Dışı
Yazara E-Posta Atin
RSS Kategorileri
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
Makale İşlemleri
|
|
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
|
Sponsor Bağlantılar

|
Son Etkinlikler
Yakın tarihte gerçekleşecek etkinlik bulunamadı. |
|