GenBilim
Türkiye Bilim Sitesi  
Anasayfa | Forum | Bilimler | Arşiv Tarama | GenKalem | GenKampüs | Site Haritası | Linkler | RSS | Reklam | Arkadaşını Davet Et | İletişim
Kontrol Paneli Anasayfa arrow Bilimler arrow Tarih arrow Karahanlı Devleti Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Üye OlŞifre Hatırlat Kontrol Paneli
May 11 2009

Karahanlı Devleti Yazdır E-posta
(13 Oy)



 Facebook'ta Paylaş

Mesut Doğan   
Pazartesi, 11 Mayıs 2009
Okunma: 3836 kez

Doğu ve Batı Türkistan’da 840-1212yılları arasında hüküm sürmüş olan bir Müslüman-Türk devletidir. Uygur Devletinin 840 yılında Kırgızlar tarafından ortadan kaldırılmasından sonra başkentleri Kaşgar olmak üzere kurulmuştur. İslamiyet’i topluca kabul eden ilk büyük Türk devleti olarak tanımlamak yanlış olmayacaktır. Türk’ler başlangıçta İslam’ı normal şartlarda bilginler eliyle değil daha çok mistik yönü ağır basan dervişler eliyle öğrenmişlerdir. Arap gezginci ve bilgin İbn-i Faldan 960 yılında yaklaşık 200.000 çadırlı Karahanlı’ların İslamiyet’i kabullerinden bahseder.

Menşei, Kuruluşu ve Siyasî Tarihi:

Doğu ve Batı Türkistan’da 840-1212yılları arasında hüküm sürmüş olan bir Müslüman-Türk devletidir. Uygur Devletinin 840 yılında Kırgızlar tarafından ortadan kaldırılmasından sonra başkentleri Kaşgar olmak üzere kurulmuştur. İslamiyet’i topluca kabul eden ilk büyük Türk devleti olarak tanımlamak yanlış olmayacaktır. Türk’ler başlangıçta İslam’ı normal şartlarda bilginler eliyle değil daha çok mistik yönü ağır basan dervişler eliyle öğrenmişlerdir. Arap gezginci ve bilgin İbn-i Faldan 960 yılında yaklaşık 200.000 çadırlı Karahanlı’ların İslamiyet’i kabullerinden bahseder. Bilge Kül Kadir Han’ın Müslüman olduktan sonra adını Abdulkerim Satuk Buğra Han olarak değiştirdiği bilinmektedir. Bu devleti kuranların Yağmalar olduğu neredeyse kesinlik kazanmıştır. Tarih kitaplarında bu devlet Devletü Al-i Efrasyab ve Devletü Hanatü Türkistan isimleriyle de tanınır.

Karahanlı’lar tabiri, bu devleti kuran sülale mensuplarının isimlerinde sık sık geçen ve kuvvetli anlamına gelen “Kara” kelimesinden dolayı verilmiştir. Bu şekliyle bu ismi ilk defa V.V.Grigorev kullanmıştır. Grigorev, 1874′te yazdığı bir makalede bu devlete Karahanlı’lar Devleti adını vermiş ve bundan sonra bu isim yaygın olarak kullanılmıştır. Ancak bunun dışında bu devlete İlek Hanlar, Türkistan Uygurları, Türkistan Hakanları, el-Hâkâniyye, el-Hâniyye, Al-i Afrâsiyâb gibi isimler de verildiği görülmektedir. Kaşgarlı Mahmud ,bu devletin hükümdarları tarafından kullanılmış olan ‘’kadır’’sıfatının anlamını izah ederken Türklerin ‘’karakış’’ anlamında ‘’kadır kış’’sözünü kullandıklarını kaydetmektedir.O halde her iki kelime de şiddetli,çetin,sert anlamlarına gelmektedir..Buradan alınarak ,çetin,zorlu,şiddetli tabiata sahip hükümdar anlamında ‘’kara han’’ unvanının kullanılmış olması en kuvvetli ihtimal olarak görülmektedir.

Karahanlı’ların menşei konusunda farklı fikirler ileri sürülmüştür. Bunlar arasında Karahanlı’lar konusunda öncü kabul edilen isimlerden olan Omelyan Pritsak tarafından ileri sürülen görüş daha fazla kabul görmüştür. Bu görüşe göre Karahanlı’lar, Karluk boyuna bağlı kabul edilmiştir. Ancak Karahanlı’lar üzerinde önemli araştırmalar yapan Reşat Genç, bu konudaki görüşler arasında, V.V.Barthold, V.Minorsky ve Faruk Sümer tarafından ileri sürülen Karahanlı’lar devletinin Yağmalar tarafından kurulmuş olduğu şeklindeki görüşün kesinlik kazandığını ifade etmektedir. Genç’e göre de Yağmalar, Uygur’ların bir kolu veya onlara bağlı bir topluluktur.

Uygur’ların bir kolu veya onlara bağlı bir topluluk olan Yağmalar, 840 yılında Ötüken’deki Uygur Devleti’nin Kırgızlar tarafından yıkılmasından sonra batıya göç etmişlerdir. Kaşgar bölgesine gelerek buraları Karluk’lardan alarak yurt edinmişlerdir. Daha sonra İli vadisine de yayılmışlar ve devletin diğer önemli merkezi olan Balasagun bölgesini de ele geçirmişlerdir.

Karahanlı ailesi Türk kralı Efresyab’ın soyundan gelir. Karahanlı sülalesinin bilinen ilk hükümdarı Bilge Kül Kadır Han’dır. 819 tarihinden itibaren Mâverâunnehir’de hüküm sürdüğü bilinmesine karşılık, gerek saltanatı ve gerekse de faaliyetleri hakkında hiçbir bilgi bulunmamaktadır. İki oğlu Bazîr Arslan ve Oğulcak Kadır Han ile Oğulcak zamanında Bazîr Arslan’ın oğlu Satuk Buğra Kara Han, devletin kuruluş dönemindeki önemli isimlerdir. Satuk, Karahanlı’lara sığınmış olan Ebû Nasr isimli bir Samanî şehzadesi veya İslâm sûfî vaizleri ile karşılaşmış ve müslüman olmuştur. Bundan sonra amcasına karşı başlattığı iktidar mücadelesini kazanarak devletin başına geçmiştir. Bu şekilde siyasî hâkimiyetini sağladıktan sonra, hâkim olduğu bölgelerde İslâm dinini resmen ilan etmiştir. Yaklaşık olarak 944–945 tarihinde müslüman olan Satuk, Abdülkerim ismini almıştır. Onun hakkında kaynakların “Mücahit”, ve “Gazi” gibi unvanlar kullanması, müslüman olmayan Türkler arasında İslâm dinini yaymak için hayli mücadele ettiğini ortaya koymaktadır.

Abdülkerim’den sonra oğlu Baytaş Arslan Han (Süleyman) dönemi, İslâmiyet’in yayılması açısından önemlidir. Zira Süleyman, müslüman olmayan muhaliflerine karşı mücadele ettiği gibi, bütün Karahanlı Devleti’nin İslâm’a girmesini sağlamıştır. Nitekim 960′da, Karahanlı’ların hâkim olduğu bölgelerde yaşayan Yağma, Karluk, Çiğil ve Tuhsı gibi Türk topluluklarından oluşan 200.000 çadırlık bir Türk topluluğu müslüman olmuştur.

Bu şekilde başlayan yeni dönemden itibaren Karahanlı’lar, Mâverâunnehir bölgesinde hâkimiyet sağlamak amacıyla Samanîlerle, Horasan bölgesinde hâkimiyet sağlamak amacıyla da Gazneli’lerle mücadele içinde olmuştur. Bu arada Karahanlı hanedanı içinde iktidar mücadeleleri görülmekteydi. Hatta bu mücadelelere zaman zaman Gazneli’lerin müdahaleleri de söz konusu olmaktaydı.

Karahanlılar Devleti’nin siyasî tarihinde 1041–1042 senesi önemlidir. Zira bu tarihte Karahanlı’lar, Batı Hanlığı (Batı Karahanlı’lar Devleti) ve Doğu Hanlığı (Doğu Karahanlı’lar Devleti) olmak üzere ikiye ayrılmıştır.

Bunlardan; Batı Hanlığı’nın devlet merkezi önce Özkend, daha sonra Semerkand şehri idi. Batı Hanlığı Hocend’e kadar Batı Fergana’yı ve Mâverâunnehr’i içine alıyordu. 1212′de Hârezmşah’ların Semerkand’ı fethi ile son bulmuştur.

Doğu Hanlığı’na gelince Balasagun siyasî ve askerî merkezi, Kaşgar ise dinî ve kültürel merkezi idi. Talas, İsfîcâb, Şaş, Doğu Fergana, Yedisu, Yarkend ve Hotan bölgelerini içine alıyordu.1141′de Karahıtay’ların hâkimiyetine giren bu hanlık, iç karışıklıklar ve isyanlar şeklinde gelişen olaylar sonucunda 1210–1211′de son bulmuştur. Bu devletin sınırları içinde 1043′te Bulgar ile Balasagun şehirleri arasında yaşayan 10.000 çadırdan oluşan bir Türk topluluğu müslüman olmuştur.

Bu iki kolun yanı sıra Fergana Hanlığı’ndan da bahsedilmektedir. Buna göre Karahanlı Devleti’nin 1042de ikiye bölünmesinden sonra Fergana bir süre Batı Karahanlılar’da kaldı. Daha sonra Doğu Karahanlılar’ın hâkimiyetine geçen Fergana’da, Karahıtaylar’ın 1141′de Mâverâunnehr’i istila etmelerinden sonra merkezi Özkend olmak üzere bağımsız bir Karahanlı devleti daha kurulmuştur. Bu hanedan hakkındaki bilgiler oldukça sınırlıdır.

Karahanlı’larda kullanılan yönetim terimleri ise şöyle sıralanabilir:

—tegin: Hükümdarın oğlu

—Muhtesib: Kadın

—Tamgacı: Mühürdar

—Bitikçi: iç ve dış yazmalara bakan(Karahanlı devlet yazı dili Türkçe iken İslam’a girmeyle birlikte Farsça ve Arapça’nın etkisi görülmeye başlanmıştır.)

—İmga: Taşradaki gelir-giderlere bakan(D.Karahanlı’larda)

—Amil: Taşradaki gelir-giderlere bakan(B.Karahanlı’larda)

—Kökyuk: Muhtar

—Ekinci: Ulaşım ve posta işlerine bakan

Kullanılan askeri terimler ise şunlardır:

—tura: kalkan, siper

—tutgak: atlı bölük

—tugrak: Hakan tarafından savaşta askere verilen at

Karahanlılar Dönemi Kültür ve Medeniyeti:

Karahanlı’lar döneminde devletin başında bulunan hükümdar, Tanrı tarafından bağışlanan bazı özelliklere sahiptir. Bir başka ifadeyle kut, yani devlet, baht, hükümranlık hakkı sahibidir ve idare etme hakkı Türk hükümdarına bir lutûf olarak bağışlanmıştır. Bu sebeple de hükümdar, Tanrı’nın yeryüzündeki temsilcisi durumundadır. Hâkimiyetin kaynağı ilahiydi, Tanrı hâkimiyeti doğrudan doğruya değil, kağanlar vasıtasıyla kullanmaktaydı. Ve yine Karahanlı’larda devlet hükümdar ailesinin müşterek malıdır. Yine bu dönemde orduda şer’i ve hukuki davalara bakan askeri hâkimler oluşmuştur, bu İslam’la birlikte oluşan bir uygulamadır. Nitekim Yusuf Has Hâcib’in belirttiği gibi, bu dönemde Türk hükümdarının göğün altındaki bütün ülkelerin ve insanların tek hâkimi telakki edilmesi yaygın bir inanışdı. Bununla birlikte Türk hükümdarı, kesinlikle insan üstü bir varlık olarak görülmemiştir. Zira o önce Tanrı’ya, sonra da Töre, yani kanun yoluyla idaresi altındakilere karşı sorumludur ve bu sorumluluklarını yerine getirebildiği sürece hükümdar olarak kalabilir.

Bu açıdan bakıldığında hükümdarın başlıca görevi halkın refahını sağlamak; töreyi düzenlemek ve ülkenin dirlik ve birliğini sağlamak; düzenli bir savaş gücü bulundurup fetihler yapmak ve halk ile ilişkileri düzenlemektir. Buna bağlı olarak da paranın ayarını korumak, adaleti hâkim kılmak ve yolların emniyeti sağlaması gereklidir. Buna karşılık halkın da kanunlara uyması, vergileri ödemesi, hükümdarın dostuna dost ve düşmanına düşman olarak gerekenleri yapması gereklidir. Bu dönemde ayrıca hakanın ziyafetler verdiğini, ava gittiğini, zengin ve fakir sofrasına oturduğu görülmektedir.

Yusuf Has Hâcib’in bu şekilde ifade ettiği temel esasların, çağımızdaki devlet-millet anlayışı ve iki kurum arasındaki hak ve sorumluluklar açısından oldukça anlamlı ve geçerli olduğunun altını çizmek gerekmektedir.

Karahanlı’lar dönemi, Türk’lerin müslüman olma sürecinin, büyük kitlelerin müslüman olmasıyla Türk tarihinde yeni bir döneme girdiği devredir. Karahanlı’lar İslam ile tanışmaya Maveraünnehir bölgesinde Samanoğulları Devleti ile aralarında meydana gelen çekişmeler sırasında başlamışlardır. İslamlaşma sürecinde ki Türkler; Buhara, Taşkent, Özkent, Sayram, Karaçuk, Semerkant gibi merkezler sayesinde İslam uygarlığının ticari ve kültürel cepheleri yanında bilimsel yanıyla da tanışmıştır.

Karahanlı hükümdarları, İslâm dinini kabul etmekle kalmamış, hâkim oldukları bölgelerde çeşitli yollarla İslâmiyet’in yayılması için çaba göstermişlerdir. Bu maksatla, çok sayıda cami, medrese, kervansaray ve hastane gibi müesseseler tesis etmişlerdir. Bu faaliyetler sonucunda Kaşgar, Balasagun, Semerkand ve Buhara birer ilim ve kültür merkezi olarak gelişmiştir. İşte bu merkezlerde Türk-İslâm kültür ve medeniyetinin ilk ürünleri ortaya çıkmaya başlamıştır. İslam Karahanlılar’ın eliyle Orta Asya bölgelerinde yayıldığında bu bölgede ki Türklerin çoğunluğunun dini halini aldı. Yine akılcılığıyla öne çıkan Maturidilik sayesinde Türk’lerin İslamiyet’i kolayca benimsedikleri ve bilim alanında önemli ilerlemeler gerçekleştirdikleri belirtilmektedir. Ki bu sayede hakanların teşviki ve cesaretlendirmeleriyle Türkistan Uleması Kur’an ilimleri ve Tefsir çalışmalarına önem vermişlerdir. Osman Turan Karahanlı’ların İslamlaştıktan sonra da On İki Hayvanlı takvimi kullanmaya devam ettiklerini söyler. Müslüman âlimlerde bu dönemde Türklerle tanışıp Türklerin kullandıkları kronolojik sistemler ve takvim bilgisinden etkilendikleri bilinmektedir. İbnül- Esir’in el-kâmil fi’t tarih adlı kitabı, Karahanlılar la ilgili bilgiler nakleden İslami Arap kaynaklarının en önemlisi sayılır. Çünkü bu yazar, Karahanlı devlet sınırları içinde yer alan İslam bölgelerine karşı Müslüman olmamış Türklerin hedef alıp gerçekleştirdiği saldırılara değinmektedir. Aynı şekilde yazar Karahanlı Devleti hükümdarının bu saldırılara karşı koyma çabalarını da ele almaktadır. Bu kitap Karahanlı ailesinden bazı hükümdarların zühd ve dindarlıklarını, ilim ve ilim ehline olan yoğun ilgilerini övme konusunda neredeyse tek kaynaktır. Keza yazar, yaklaşık olarak Karahanlı Devleti muasır tarihçilerinden sayılan en-Nizami, el-Aruzi, es-Semerkandi’nin kitaplarından da istifade etmiştir. Ki en-Nizami Gazneli Sultan Mahmud’un 999 yılında Maveraünnehir’i istila etmesinden hemen sonra İlek Han’a gönderdiği mektubun ayrıntılarını zikreden yegâne müelliftir. Görünen o ki, bu mektubun içeriğine göre Sultan Mahmud özellikle Gazneli’ler Devletine komşu olduktan sonra, Karahanlı ailesi hükümdarlarının yönelişlerini ve İslami siyasetlerini öğrenmeyi istemiştir.

Bu ürünler arasında zikredilmesi gereken örneklerden birisi “Satuk Buğra Han Destanı” dır. Bu destan, Karahanlılar’ın ilk müslüman hükümdarı Satuk Buğra Kara Han’ın müslüman olması ve İslâm dinini yayma çalışmaları; ailesinden bahseden, millî-dinî karakterli bir eserdir. Bu destanın elimizde bulunan ve oldukça da geç bir dönemde görülmüş nüshaları “Tezkire-i Satuk Buğra Han” ismini taşımaktadır.

Bu destana göre Hz.Peygamber, Mirac esnasında Satuk Buğra Han’ın ruhu ile görüşmüştür. Bu görüşmede Hz.Peygamber’e, onun kendisinin vefatından üç asır sonra dünyaya gelerek Türkistan’da İslâm dinini yayacağı söylenmiştir. Satuk doğduğu zaman yer sallanmış, kaynaklar kaybolmuş, bahçe ve çayırlar çiçeklerle dolmuştur. Dünyaya geldiğinde onun müslüman olacağını anlayan falcılar öldürmek istemişler, ancak annesi tarafından kurtarılmıştır. 12 yaşında iken kendisine Hızır gelmiş ve dinî nasihatlerde bulunmuştur.

Bu dönemin bir diğer ürünü, “Manas Destanı” dır. XI-XII. yüzyıllarda oluşan ve 400.000 mısradan meydana gelen bu destan, Karahanlılar döneminde subaşı, yani ordu komutanı olarak görev yapan Manas’ın, İslâm dini adına müslüman olmayanlarla yaptığı mücadeleyi konu edinmektedir.

Karahanlılar döneminin belki asıl üzerinde durulması gereken iki önemli ürünü, “Kutadgu Bilig” ve “Dîvânü Lugâti’t-Türk” dür.

Kutadgu Bilig, Şu ana kadar keşfedilen edebi eserlerin en eskisi sayılır. Diğer Uygurca metinlere göre daha öztürkçe olmakla birlikte ilk defa bu eserle Arapça ve Farsça kelimelerde Türk diline girmiştir. Yusuf Has Hâcib tarafından manzum olarak ve Kaşgar-Hâkâniyye lehçesi ile yazılmış ve 1069–1070 yılında tamamlanmıştır. Bu eser, Kaşgar hükümdarı Tabgaç Buğra Kara Hakan Ebû Ali Hasan b. Süleyman Arslan Karahan’a sunulmuştur. Yazar kendisini ilk Türk-İslam devleti olan Karahanlı’ların ideologu olarak görür ve bu devletin yükselmesi için gerekli olan devlet örgütünü açıklamaya gayret eder.

Kutlu olma bilgisi, hükümranlık bilgisi, siyasî hâkimiyet bilgisi, devlet olma ve devletli olma bilgisi gibi anlamlara gelen Kutadgu Bilig, insana her iki yönde gerçekten kutlu olmak, mutlu yaşamak için gerekli olan yolu göstermeyi amaç edinmiştir. Bu açıdan eserin temelinde kâmil insan kavramı yer almaktadır. Eser, insanlara mutluluk yolunu gösterdiğinden bir nasihatname özelliği taşıması yanında, devlet adamlarına ideal bir devlet idare sistemini göstermeyi de hedeflediğinden bir siyasetname olarak da değerlendirilebilir. Kutadgu Bilig’de öngörülen devlet biçimi; demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir.

Yusuf Has Hâcib, eserinde dört temsili kişiyi konuşturmuştur. Bunlar:

—Kün-Toğdı: Hükümdar olup, doğru yol ve adaleti temsil eder.

—Ay-Toldı: Vezir olup, saadet ve devleti temsil eder.

—Ög-dülmiş: Vezirin oğlu olup, akıl ve mantığı temsil eder.

—Odgurmış: Vezirin zahit kardeşi olup, akıbeti, yani dünyanın sonu ile hayatın tükenişini temsil etmektedir. Bu haliyle Odgurmış dünya nimetleri ve zevklerini boş ve değersiz bulmaktadır.

Eserde, eski Türk kültürünün izleri ile İslâm dininin Kur’ân-ı Kerim ve Hadis olmak üzere iki temel kaynağından ulaşan esasların uyumlu bir biçimde kaynaştırılmış olduğu görülmektedir. Başarılı bir Türkçe ile yazılmış eserde yabancı kelimelere çok az yer verilmiştir. Kutadgu Bilig, büyük ölçüde dinî, ahlakî, hukukî, sosyal, siyasî problemler üzerinde düşünen, yeri geldikçe aynı konularda gerekli nasihatleri yapıp hikmetleri sıralayan didaktik bir kitaptır. 1825′te ilim dünyasına kazandırılan eser üzerinde bu tarihten itibaren yerli ve yabancı bilim adamı tarafından çok sayıda araştırma yapılmıştır.

Kaşgarlı Mahmud’un eseri olan Dîvânü Lugâti’t-Türk, 1074′te tamamlanmış ve 1077′de Bağdat’ta Abbasi halifesi Muktedî Billah’a takdim edilmiştir. Abbasi halifesine sunulmuş olmakla beraber, Doğu Karahanlı kültür havzasına ait bir üründür. Bu kitapta yazarın amacı; Türk bölgelerinde İslami davete hizmette bulunmaları ve Türklerle birlikte karşılıklı anlayışı sağlayabilmek için Araplar’a Türk dilini öğretmek olmasına rağmen Orta Asya’da ki Türk hayatı ile ilgili alanlarda bilgi içermesiyle, tarihi, coğrafi, edebi ve lüğavi bir ansiklopedi sayılır.

Türk dilini özellikle Araplar’a öğretmek, Türk dilinin güçlenmesini sağlayarak Arap dili karşında bozulmasını önlemek ve Türkçe’nin diğer dillerden üstün olduğunu ortaya koymak amacını taşıyan eser, isminden de anlaşılacağı üzere Türk dillerinin bir nevi divanıdır. Bu şekliyle de Türk şive ve ağız malzemesini içine alacak bir sözlük olarak düşünülmüştür. Bütün bunların yanı sıra eser, bir bütün olarak Türk tarih ve coğrafyası ile Türk dili ve kültürü için tam anlamıyla bir hazine özelliğini taşımaktadır. Eserde ayrıca Türkler’in bulundukları yerler ile ilişki içinde oldukları millet ve ülkeleri gösteren bir Türk dünya haritasının bulunması da, önemini artırmaktadır. Dîvânü Lugâti’t-Türk, ilk defa Kilisli Rifat (Bilge) tarafından 1915–1917 tarihleri arasında 3 cilt halinde yayımlanmıştır.

Karahanlılar döneminin bir diğer ürünü, Edib Ahmed b. Mahmud Yüknekî’nin “Atabetü’l-Hakâyık” (Hakikatlerin Eşiği) isimli eserdir. Bu eser, klasik edebî Türkçe ile XII. yüzyılda yazılmış olup, konu ve edebî tür olarak Kutadgu Bilig’in bir devamı niteliğindedir. Türk-İslâm kültürü sahasında ferdî ahlak hakkında ve tamamen dinî bir perspektifle yazılmış, manzum bir nasihatnamedir. Bu özelliğiyle de, bir vaaz ve ahlak risalesi niteliğini taşımaktadır. Türk Dil Kurumu tarafından 1951′de yayımlanmıştır.

Bu dönemin üzerinde durulması gereken bir diğer ürünü, Hoca Ahmed Yesevî’ye nispet edilen “Dîvân-ı Hikmet” tir . Pir-i Türkistan lakabıyla tanınan ve Türkler arasında tarikat kuran ilk Sûfî olan Ahmed Yesevî, 1050′de Batı Türkistan’ın Sayram kasabasında doğmuştur. Ancak Büyük Sovyet Ansiklopedisi onun doğum tarihini 1105 yılı olarak gösterir. Daha sonra 7 yaşında Yesi şehrine gelmiş ve 1166 da burada vefat etmiştir. Hoca; Piri Türkistan ve Hazreti Türkistan unvanlarıyla anılır.

Ahmed Yesevî’ye nispet edilen Divan-ı Hikmet, onun söylediği hikmetli manzumelerin XV-XVI. yüzyılda toplanmış şeklidir. Bu sebeple eserde, onun hikmetlerinin yanı sıra, müritlerine ait olan manzumelerin de toplanmış olması bir ihtimaldir. Bu açıdan bu hikmetlerin hangisinin Ahmed Yesevî’ye ait olduğunu tespit etmek oldukça zor gözükmektedir. Buna sebep te bugüne kadar Divan-ı Hikmet’in eski bir nüshasının bulunmamış olmasıdır. Arapçasız İslam dini olmaz, Arapça bilinmeden Müslüman olunmaz görüşlerinin yaygın olduğu devirde, insanı Allah’a kulluğa mutluluğa, ebediliğe, insanlığa, güzel ahlaka yönlendiren hangi dil olursa olsun mukaddes olduğunu ifade etmiştir. O Arapça ve Farsça bildiği halde hikmetlerini Türkçe söyleyen Ahmed Yesevî’nin hikmetlerinde dervişliğin faziletleri, dinî-ahlakî menkıbeler, büyük müslüman şahsiyetleri metheden manzumeler, dünyadaki durumdan yakınmalar, ahiret ahvali ile ilgili hususlar yanında dinî duygulara bağlılık konuları işlenmiştir.

Ahmed Yesevî’nin kurucusu olduğu Yesevîlik tarikatı önce Seyhun ve Taşkent yöresiyle Doğu Türkistan’da yerleşmiştir.90.000’den fazla müridi olduğu söylenir. Bu kurulan ilk bağımsız Türk tarikatıdır. O düşüncelerini Türkmen kitlesine İslam inançlarını karmaşık felsefi izahlardan uzak, basit ve anlaşılabilir bir üslupla açıklardı. Bundan sonra Mâverâunnehir ve Hârezm sahalarına, XIII. yüzyılda ise Anadolu’ya kadar ulaşmıştır. Daha sonraki dönemlerde Nakşibendîlik Yesevîliğin önemini azaltmış ise de, tatbikatlar ve erkân bakımından ondan etkilenmiştir. Ayrıca Ahmed Yesevî’nin Yunus Emre üzerinde de etkili olduğu bilinmektedir. Yine Ahmed Yesevinin hikmetlerinde suni anlayışa ve Hanefi mezhebine bağlılığının izleri kendisini hissettirir. Dolayısıyla onun Türkler arasında Sünni an’ane ve Hanefi ekolünün yaygınlaşmasına tesiri olduğu söylenebilir. Ahmet Yesevi hikmetlerinin mahiyetinden milli ruh ve gayenin derin yer aldığı anlaşılmaktadır.

SONUÇ

Diyebiliriz ki Büyük Karahanlı Devletinin kemiğini Yağma ve Karluk boyları meydana getirecektir. Bütün bunlardan sonra Karahanlılar siyasî, dinî, kültürel ve medeniyet tarihi açısından şu şekilde değerlendirilebilir:

—Bu dönem, Türkler arasından kitlesel İslâmlaşma dönemidir.

—Türk-İslâm kültür ve medeniyetinin ilk ürünlerinin ortaya çıktığı bir dönemdir.

—Karahanlılar, hâkim oldukları bölgelerin İslâmlaşması yanında Türkleşmesi konusunda da etkili olmuşlardır. Oğuz boylarının Orta Asya steplerinden kalkarak İran ve Anadolu içlerine kadar yayılmalarında Karahanlı Devleti’nin varlığı önemli bir rol oynamıştır. Oğuzlar’ın ve Selçuklu Devleti’nin ilk tarihi Karahanlı ve Gazneli devletlerinin sınırları içinde gelişmiştir.

—Karahanlılar, Orta Asya kültürü ile Selçuklular arasında tam bir geçişi oluşturmuşlardır. Nitekim Selçuklu mimarisinde ve ağaç işlemeciliğinde görülen süsleme motifleri Karahanlı’lardan gelmiştir.

Ayrıca; Karahanlı sınırları içinde yer alan ve devletin batı sınırı kabul edilen Talas şehri, iktisadî ve dinî açıdan önemli bir konuma sahipti. Nitekim burada çok miktarda ticaret kolonisi bulunmaktaydı. Ön Asya’dan gelen müslüman tüccar ve kervanları bu bölgede görülmektedir. Yine sık sık tacirlerin yolunu Karlukların başkentinden geçtiği bilinmektedir. Birçok ticaret yolunun birleştiği bir kavşak durumunda olan Talas, aynı zamanda Orta Asya’da İslâm dininin bir sıçrama tahtası konumundaydı. Sıkça yaşanan tartışmalardan olan Türkler’in hukuklarını İslam toplumlarından almış olduğu konusunda Fuat Köprülü; Türk’lerin eski ve kuvvetli bir kültüre sahip olduklarını ve İslam’la tanışmaya başlandıktan sonra Türk kültürüne İslam temelli katkıların olduğundan bahsetmiştir.

Tüm bu bilgiler doğrultusunda Karahanlı Devleti’nin İslamlaşmasından sonra diğer Türk devletlerini ciddi anlamda etkilediği görülmektedir. Türk’lerin kendi kültürel yapılarına İslami katkıların katılımı devletlerin değişik şekillerde ele alınmasını da beraberinde getirmiştir. Türk’lerin İslam’a girmeleriyle birlikte tasavvufi hayata akışın olduğu da kaynaklardan anlaşılmaktadır.

Bir toplumun zoraki bir dini benimsemeyeceği temelinden hareketle Türk toplumu arasında dinin yaygınlaşmasında dervişlerin rolü bir kere daha ortaya çıkmıştır. Varolan Türk kültürüne İslami kültürün katkıları devletlerin edebi anlamda gelişmesine de katkı sağlamıştır.

BİBLİYOGRAFYA

1- Erdoğan Merçil, Selçuklu Devletleri Tarihi, TTK, Ankara 1995

2- Reşat Genç, Karahanlı Devlet Teşkilatı, TTK, Ankara 2002

3- Metin Bozkuş, Türklerin İslamiyet’i Kabulü ve Aleviliğin Türkler Arasında Yayılması

4- Ali b.Salih el-Muheymid,(çev: Ali Aksu)

5- Omelyan Pritsak ,’’Kara-Hanlılar’’,İ.A,VI, İstanbul 1967

6- Reşat Genç,‘’Karahanlılar’’,D.G.B. İ.T,VI, Konya 1994

7- Nesimi Yazıcı, İlk Türk-İslam Devletleri Tarihi, Ankara 1992

8- Erdoğan Merçil, Müslüman-Türk Devletleri Tarihi, İstanbul 1985

9- Melek Özyetgin, Tarihten Bugüne Türk Dil Alanı, Ankara

10- Abdulkadir Yuvalı, Türk Devlet Geleneğinde Din-Devlet İlşkileri, Uluslar arası Türk Dünyasının İslamiyet’e Katkıları Sempozyumu,Isparta 2007

11- Osman Turan, Türkiye Selçukluları Hakkında Resmi Vesikalar, TTK, Ankara 1988

12- İbrahim Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü, TTK, Ankara

13- Günay Türkeş, Türklerin Tatrihi-Geçmişten Geleceğe-,Akçağ Yayınları, Ankara 2006

14- Nebi Özdemir, Türklerin Tarihi ve Karşılaştırmalı Kültür Bilimi Araştırmaları, Milli Folklör, sayı:73,Ankara 2007

15- Osman Turan, On İki Hayvanlı Türk Takvimi, D.T.C.F. Yayını, İstanbul 1941

16- Ünver Günay, Türk Dünyasında Kronolojik Sistemler, Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitü Dergisi, sayı:20,Kayseri 2006

17- Necla Pekolcay, İslami Türk Edebiyatı, I,İstanbul 1967

18- Manas Destanı,(çev: A.İnan) İstanbul 1992

19- Zekeriya Kitapçı, Türkistanda Müslüman olan İlk Türk Hükümdarları, İstanbul 1988

20- Ahmet Caferoğlu, Türk Dili ve Tarihi II, s.43,İ.Ü. Edebiyat Fakültesi, İstanbul 1974

21- İbrahim Arslanoğlu,Kutadgu Biligde Eğitim,Bilim ve Akıl,Kültür ve Sanat,İstanbul Aralık-1996

22- Zeki Velidi Togan, Umumi Türk Tarihine Giriş, İstanbul 1981

23- Nejat Doğan, Kutadgu Bilig’in Devlet Felsefesi I,Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, sayı:12,Kayseri 2002

24- R.Rahmeti Arat,’’Kutadgu Bilig’’İA, VI, İstanbul 1967

25- Ahmet Turan Yüksel, İlk Müslüman-Türk Devletlerinin Siyasi, Kültürel ve Medeniyet Tarihi Üzerine, Konya

26- Mustafa S.Kaçalin,’’Divanü Lügati’it- Türk’’,IX, D.İ.A, İstanbul 1994

27- Mürsel Öztürk,Ahmed Yesevi ve Yesevilik

28- Osman Türer, Hoca Ahmed Yesevi’nin Türk Tasavvuf Tarihindeki Yeri ve Önemi, Erzurum

29- M.Kemal Atik, Türk Cumhuriyetlerindeki Dini Yaşantının Şekillenmesinde Ahmed Yesevi’nin Yeri, Uluslar arası Türk Dünyasının İslamiyete Katkıları Sempozyumu, Isparta 2007

30- Nadirhan Hasan, Orta Asya’da İslamın Gelişmesi ve Hoca Ahmed Yesevi’nin Bu Gelişmedeki Tarihi Hizmetleri, Alişir Nevai Dil ve Edebiyat Enstitüsü, Uluslar arası Türk Dünyasının İslamiyete Katkıları Sempozyumu, Isparta 2007

31- M.Saffet Sarıkaya,’’Alevilik ve Bektaşiliğin Ahilikle İlşkisi-Fütüvvetnamelere Göre’’İslamiyat, VI, sayı:3,2003 Ankara

32- Fuad Köprülü, Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar, Ankara 1985

33- Hüseyin Algül, İslam Dininin Türkler Arasında Yayılmasında Hoca Ahmed Yesevi Örneği, Uluslar arası Türk Dünyasının İslamiyet’e Katkıları Sempozyumu, Isparta 2007

34- Nadirhan Hasan, Orta Asya’da İslam’ın gelişmesi ve Hoca Ahmed Yesevi’nin Gelişmedeki Tarihi Hizmetleri

35- Cevdet Yakuboğlu, Anadolu’da Karluk Türk Boyu ve İskânı Üzerine, Kastamonu Educatıon Journal, I,Kastamonu 2004

36- W.Heyd, Yakın-Doğu Ticaret Tarihi,(çev: E.Z.Karal),TTK, Ankara 2000

37- Nuray E. Keskin, Devlet Olgusuna Yaklaşım Sorunu: Hukuk Kurumları ve Köprülü Üzerine, Ankara Üniv. Siyasal Bilgiler Fakültesi Gelişme ve Toplum Araştırmaları Merkezi, sayı:67,Ankara 2004


Etiketler:  



Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.





Reddit!Del.icio.us!Facebook!Slashdot!Netscape!Technorati!StumbleUpon!Newsvine!Furl!Yahoo!
 

GenBilim
GenBilim
Makale İçinde Ara GenBilim    
GenBilim
        RSS Kategorileri GenBilim
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
GenBilim
Makale İşlemleri
Sizde Yazi Ekleyin
Yorum Ekleyin
Bu makaleyi favorilerime ekle
Sizde Link Ekleyin
Bu makaleyi PDF olarak kaydet
 Makaleyi rapor et
Untitled 1
GenBilim
Sponsor Bağlantılar


        Favori Makalelerim
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
GenBilim
GenBilim
Sponsor Bağlantılar

Nbrsin: Ne yapıyorsun?

GenBilim
GenBilim
GenBilim
Son Etkinlikler
Yakın tarihte gerçekleşecek etkinlik bulunamadı.
GenBilim