Okunma: 3836 kez
Doğu ve Batı Türkistan’da 840-1212yılları arasında hüküm sürmüş olan bir Müslüman-Türk devletidir. Uygur Devletinin 840 yılında Kırgızlar tarafından ortadan kaldırılmasından sonra başkentleri Kaşgar olmak üzere kurulmuştur. İslamiyet’i topluca kabul eden ilk büyük Türk devleti olarak tanımlamak yanlış olmayacaktır. Türk’ler başlangıçta İslam’ı normal şartlarda bilginler eliyle değil daha çok mistik yönü ağır basan dervişler eliyle öğrenmişlerdir. Arap gezginci ve bilgin İbn-i Faldan 960 yılında yaklaşık 200.000 çadırlı Karahanlı’ların İslamiyet’i kabullerinden bahseder.
Menşei, Kuruluşu ve Siyasî Tarihi:
Doğu ve Batı Türkistan’da 840-1212yılları arasında hüküm sürmüş
olan bir Müslüman-Türk devletidir. Uygur Devletinin 840 yılında
Kırgızlar tarafından ortadan kaldırılmasından sonra başkentleri Kaşgar
olmak üzere kurulmuştur. İslamiyet’i topluca kabul eden ilk büyük Türk
devleti olarak tanımlamak yanlış olmayacaktır. Türk’ler başlangıçta
İslam’ı normal şartlarda bilginler eliyle değil daha çok mistik yönü
ağır basan dervişler eliyle öğrenmişlerdir. Arap gezginci ve bilgin
İbn-i Faldan 960 yılında yaklaşık 200.000 çadırlı Karahanlı’ların
İslamiyet’i kabullerinden bahseder. Bilge Kül Kadir Han’ın Müslüman
olduktan sonra adını Abdulkerim Satuk Buğra Han olarak değiştirdiği
bilinmektedir. Bu devleti kuranların Yağmalar olduğu neredeyse kesinlik
kazanmıştır. Tarih kitaplarında bu devlet Devletü Al-i Efrasyab ve
Devletü Hanatü Türkistan isimleriyle de tanınır.
Karahanlı’lar tabiri, bu devleti kuran sülale mensuplarının
isimlerinde sık sık geçen ve kuvvetli anlamına gelen “Kara”
kelimesinden dolayı verilmiştir. Bu şekliyle bu ismi ilk defa
V.V.Grigorev kullanmıştır. Grigorev, 1874′te yazdığı bir makalede bu
devlete Karahanlı’lar Devleti adını vermiş ve bundan sonra bu isim
yaygın olarak kullanılmıştır. Ancak bunun dışında bu devlete İlek
Hanlar, Türkistan Uygurları, Türkistan Hakanları, el-Hâkâniyye,
el-Hâniyye, Al-i Afrâsiyâb gibi isimler de verildiği görülmektedir.
Kaşgarlı Mahmud ,bu devletin hükümdarları tarafından kullanılmış olan
‘’kadır’’sıfatının anlamını izah ederken Türklerin ‘’karakış’’
anlamında ‘’kadır kış’’sözünü kullandıklarını kaydetmektedir.O halde
her iki kelime de şiddetli,çetin,sert anlamlarına gelmektedir..Buradan
alınarak ,çetin,zorlu,şiddetli tabiata sahip hükümdar anlamında ‘’kara
han’’ unvanının kullanılmış olması en kuvvetli ihtimal olarak
görülmektedir.
Karahanlı’ların menşei konusunda farklı fikirler ileri sürülmüştür.
Bunlar arasında Karahanlı’lar konusunda öncü kabul edilen isimlerden
olan Omelyan Pritsak tarafından ileri sürülen görüş daha fazla kabul
görmüştür. Bu görüşe göre Karahanlı’lar, Karluk boyuna bağlı kabul
edilmiştir. Ancak Karahanlı’lar üzerinde önemli araştırmalar yapan
Reşat Genç, bu konudaki görüşler arasında, V.V.Barthold, V.Minorsky ve
Faruk Sümer tarafından ileri sürülen Karahanlı’lar devletinin Yağmalar
tarafından kurulmuş olduğu şeklindeki görüşün kesinlik kazandığını
ifade etmektedir. Genç’e göre de Yağmalar, Uygur’ların bir kolu veya
onlara bağlı bir topluluktur.
Uygur’ların bir kolu veya onlara bağlı bir topluluk olan Yağmalar,
840 yılında Ötüken’deki Uygur Devleti’nin Kırgızlar tarafından
yıkılmasından sonra batıya göç etmişlerdir. Kaşgar bölgesine gelerek
buraları Karluk’lardan alarak yurt edinmişlerdir. Daha sonra İli
vadisine de yayılmışlar ve devletin diğer önemli merkezi olan Balasagun
bölgesini de ele geçirmişlerdir.
Karahanlı ailesi Türk kralı Efresyab’ın soyundan gelir. Karahanlı
sülalesinin bilinen ilk hükümdarı Bilge Kül Kadır Han’dır. 819
tarihinden itibaren Mâverâunnehir’de hüküm sürdüğü bilinmesine
karşılık, gerek saltanatı ve gerekse de faaliyetleri hakkında hiçbir
bilgi bulunmamaktadır. İki oğlu Bazîr Arslan ve Oğulcak Kadır Han ile
Oğulcak zamanında Bazîr Arslan’ın oğlu Satuk Buğra Kara Han, devletin
kuruluş dönemindeki önemli isimlerdir. Satuk, Karahanlı’lara sığınmış
olan Ebû Nasr isimli bir Samanî şehzadesi veya İslâm sûfî vaizleri ile
karşılaşmış ve müslüman olmuştur. Bundan sonra amcasına karşı
başlattığı iktidar mücadelesini kazanarak devletin başına geçmiştir. Bu
şekilde siyasî hâkimiyetini sağladıktan sonra, hâkim olduğu bölgelerde
İslâm dinini resmen ilan etmiştir. Yaklaşık olarak 944–945 tarihinde
müslüman olan Satuk, Abdülkerim ismini almıştır. Onun hakkında
kaynakların “Mücahit”, ve “Gazi” gibi unvanlar kullanması, müslüman
olmayan Türkler arasında İslâm dinini yaymak için hayli mücadele
ettiğini ortaya koymaktadır.
Abdülkerim’den sonra oğlu Baytaş Arslan Han (Süleyman) dönemi,
İslâmiyet’in yayılması açısından önemlidir. Zira Süleyman, müslüman
olmayan muhaliflerine karşı mücadele ettiği gibi, bütün Karahanlı
Devleti’nin İslâm’a girmesini sağlamıştır. Nitekim 960′da,
Karahanlı’ların hâkim olduğu bölgelerde yaşayan Yağma, Karluk, Çiğil ve
Tuhsı gibi Türk topluluklarından oluşan 200.000 çadırlık bir Türk
topluluğu müslüman olmuştur.
Bu şekilde başlayan yeni dönemden itibaren Karahanlı’lar,
Mâverâunnehir bölgesinde hâkimiyet sağlamak amacıyla Samanîlerle,
Horasan bölgesinde hâkimiyet sağlamak amacıyla da Gazneli’lerle
mücadele içinde olmuştur. Bu arada Karahanlı hanedanı içinde iktidar
mücadeleleri görülmekteydi. Hatta bu mücadelelere zaman zaman
Gazneli’lerin müdahaleleri de söz konusu olmaktaydı.
Karahanlılar Devleti’nin siyasî tarihinde 1041–1042 senesi
önemlidir. Zira bu tarihte Karahanlı’lar, Batı Hanlığı (Batı
Karahanlı’lar Devleti) ve Doğu Hanlığı (Doğu Karahanlı’lar Devleti)
olmak üzere ikiye ayrılmıştır.
Bunlardan; Batı Hanlığı’nın devlet merkezi önce Özkend, daha sonra
Semerkand şehri idi. Batı Hanlığı Hocend’e kadar Batı Fergana’yı ve
Mâverâunnehr’i içine alıyordu. 1212′de Hârezmşah’ların Semerkand’ı
fethi ile son bulmuştur.
Doğu Hanlığı’na gelince Balasagun siyasî ve askerî merkezi, Kaşgar
ise dinî ve kültürel merkezi idi. Talas, İsfîcâb, Şaş, Doğu Fergana,
Yedisu, Yarkend ve Hotan bölgelerini içine alıyordu.1141′de
Karahıtay’ların hâkimiyetine giren bu hanlık, iç karışıklıklar ve
isyanlar şeklinde gelişen olaylar sonucunda 1210–1211′de son bulmuştur.
Bu devletin sınırları içinde 1043′te Bulgar ile Balasagun şehirleri
arasında yaşayan 10.000 çadırdan oluşan bir Türk topluluğu müslüman
olmuştur.
Bu iki kolun yanı sıra Fergana Hanlığı’ndan da bahsedilmektedir.
Buna göre Karahanlı Devleti’nin 1042de ikiye bölünmesinden sonra
Fergana bir süre Batı Karahanlılar’da kaldı. Daha sonra Doğu
Karahanlılar’ın hâkimiyetine geçen Fergana’da, Karahıtaylar’ın 1141′de
Mâverâunnehr’i istila etmelerinden sonra merkezi Özkend olmak üzere
bağımsız bir Karahanlı devleti daha kurulmuştur. Bu hanedan hakkındaki
bilgiler oldukça sınırlıdır.
Karahanlı’larda kullanılan yönetim terimleri ise şöyle sıralanabilir:
—tegin: Hükümdarın oğlu
—Muhtesib: Kadın
—Tamgacı: Mühürdar
—Bitikçi: iç ve dış yazmalara bakan(Karahanlı devlet yazı dili
Türkçe iken İslam’a girmeyle birlikte Farsça ve Arapça’nın etkisi
görülmeye başlanmıştır.)
—İmga: Taşradaki gelir-giderlere bakan(D.Karahanlı’larda)
—Amil: Taşradaki gelir-giderlere bakan(B.Karahanlı’larda)
—Kökyuk: Muhtar
—Ekinci: Ulaşım ve posta işlerine bakan
Kullanılan askeri terimler ise şunlardır:
—tura: kalkan, siper
—tutgak: atlı bölük
—tugrak: Hakan tarafından savaşta askere verilen at
Karahanlılar Dönemi Kültür ve Medeniyeti:
Karahanlı’lar döneminde devletin başında bulunan hükümdar, Tanrı
tarafından bağışlanan bazı özelliklere sahiptir. Bir başka ifadeyle
kut, yani devlet, baht, hükümranlık hakkı sahibidir ve idare etme hakkı
Türk hükümdarına bir lutûf olarak bağışlanmıştır. Bu sebeple de
hükümdar, Tanrı’nın yeryüzündeki temsilcisi durumundadır. Hâkimiyetin
kaynağı ilahiydi, Tanrı hâkimiyeti doğrudan doğruya değil, kağanlar
vasıtasıyla kullanmaktaydı. Ve yine Karahanlı’larda devlet hükümdar
ailesinin müşterek malıdır. Yine bu dönemde orduda şer’i ve hukuki
davalara bakan askeri hâkimler oluşmuştur, bu İslam’la birlikte oluşan
bir uygulamadır. Nitekim Yusuf Has Hâcib’in belirttiği gibi, bu dönemde
Türk hükümdarının göğün altındaki bütün ülkelerin ve insanların tek
hâkimi telakki edilmesi yaygın bir inanışdı. Bununla birlikte Türk
hükümdarı, kesinlikle insan üstü bir varlık olarak görülmemiştir. Zira
o önce Tanrı’ya, sonra da Töre, yani kanun yoluyla idaresi
altındakilere karşı sorumludur ve bu sorumluluklarını yerine
getirebildiği sürece hükümdar olarak kalabilir.
Bu açıdan bakıldığında hükümdarın başlıca görevi halkın refahını
sağlamak; töreyi düzenlemek ve ülkenin dirlik ve birliğini sağlamak;
düzenli bir savaş gücü bulundurup fetihler yapmak ve halk ile
ilişkileri düzenlemektir. Buna bağlı olarak da paranın ayarını korumak,
adaleti hâkim kılmak ve yolların emniyeti sağlaması gereklidir. Buna
karşılık halkın da kanunlara uyması, vergileri ödemesi, hükümdarın
dostuna dost ve düşmanına düşman olarak gerekenleri yapması gereklidir.
Bu dönemde ayrıca hakanın ziyafetler verdiğini, ava gittiğini, zengin
ve fakir sofrasına oturduğu görülmektedir.
Yusuf Has Hâcib’in bu şekilde ifade ettiği temel esasların,
çağımızdaki devlet-millet anlayışı ve iki kurum arasındaki hak ve
sorumluluklar açısından oldukça anlamlı ve geçerli olduğunun altını
çizmek gerekmektedir.
Karahanlı’lar dönemi, Türk’lerin müslüman olma sürecinin, büyük
kitlelerin müslüman olmasıyla Türk tarihinde yeni bir döneme girdiği
devredir. Karahanlı’lar İslam ile tanışmaya Maveraünnehir bölgesinde
Samanoğulları Devleti ile aralarında meydana gelen çekişmeler sırasında
başlamışlardır. İslamlaşma sürecinde ki Türkler; Buhara, Taşkent,
Özkent, Sayram, Karaçuk, Semerkant gibi merkezler sayesinde İslam
uygarlığının ticari ve kültürel cepheleri yanında bilimsel yanıyla da
tanışmıştır.
Karahanlı hükümdarları, İslâm dinini kabul etmekle kalmamış, hâkim
oldukları bölgelerde çeşitli yollarla İslâmiyet’in yayılması için çaba
göstermişlerdir. Bu maksatla, çok sayıda cami, medrese, kervansaray ve
hastane gibi müesseseler tesis etmişlerdir. Bu faaliyetler sonucunda
Kaşgar, Balasagun, Semerkand ve Buhara birer ilim ve kültür merkezi
olarak gelişmiştir. İşte bu merkezlerde Türk-İslâm kültür ve
medeniyetinin ilk ürünleri ortaya çıkmaya başlamıştır. İslam
Karahanlılar’ın eliyle Orta Asya bölgelerinde yayıldığında bu bölgede
ki Türklerin çoğunluğunun dini halini aldı. Yine akılcılığıyla öne
çıkan Maturidilik sayesinde Türk’lerin İslamiyet’i kolayca
benimsedikleri ve bilim alanında önemli ilerlemeler gerçekleştirdikleri
belirtilmektedir. Ki bu sayede hakanların teşviki ve
cesaretlendirmeleriyle Türkistan Uleması Kur’an ilimleri ve Tefsir
çalışmalarına önem vermişlerdir. Osman Turan Karahanlı’ların
İslamlaştıktan sonra da On İki Hayvanlı takvimi kullanmaya devam
ettiklerini söyler. Müslüman âlimlerde bu dönemde Türklerle tanışıp
Türklerin kullandıkları kronolojik sistemler ve takvim bilgisinden
etkilendikleri bilinmektedir. İbnül- Esir’in el-kâmil fi’t tarih adlı
kitabı, Karahanlılar la ilgili bilgiler nakleden İslami Arap
kaynaklarının en önemlisi sayılır. Çünkü bu yazar, Karahanlı devlet
sınırları içinde yer alan İslam bölgelerine karşı Müslüman olmamış
Türklerin hedef alıp gerçekleştirdiği saldırılara değinmektedir. Aynı
şekilde yazar Karahanlı Devleti hükümdarının bu saldırılara karşı koyma
çabalarını da ele almaktadır. Bu kitap Karahanlı ailesinden bazı
hükümdarların zühd ve dindarlıklarını, ilim ve ilim ehline olan yoğun
ilgilerini övme konusunda neredeyse tek kaynaktır. Keza yazar, yaklaşık
olarak Karahanlı Devleti muasır tarihçilerinden sayılan en-Nizami,
el-Aruzi, es-Semerkandi’nin kitaplarından da istifade etmiştir. Ki
en-Nizami Gazneli Sultan Mahmud’un 999 yılında Maveraünnehir’i istila
etmesinden hemen sonra İlek Han’a gönderdiği mektubun ayrıntılarını
zikreden yegâne müelliftir. Görünen o ki, bu mektubun içeriğine göre
Sultan Mahmud özellikle Gazneli’ler Devletine komşu olduktan sonra,
Karahanlı ailesi hükümdarlarının yönelişlerini ve İslami siyasetlerini
öğrenmeyi istemiştir.
Bu ürünler arasında zikredilmesi gereken örneklerden birisi “Satuk
Buğra Han Destanı” dır. Bu destan, Karahanlılar’ın ilk müslüman
hükümdarı Satuk Buğra Kara Han’ın müslüman olması ve İslâm dinini yayma
çalışmaları; ailesinden bahseden, millî-dinî karakterli bir eserdir. Bu
destanın elimizde bulunan ve oldukça da geç bir dönemde görülmüş
nüshaları “Tezkire-i Satuk Buğra Han” ismini taşımaktadır.
Bu destana göre Hz.Peygamber, Mirac esnasında Satuk Buğra Han’ın
ruhu ile görüşmüştür. Bu görüşmede Hz.Peygamber’e, onun kendisinin
vefatından üç asır sonra dünyaya gelerek Türkistan’da İslâm dinini
yayacağı söylenmiştir. Satuk doğduğu zaman yer sallanmış, kaynaklar
kaybolmuş, bahçe ve çayırlar çiçeklerle dolmuştur. Dünyaya geldiğinde
onun müslüman olacağını anlayan falcılar öldürmek istemişler, ancak
annesi tarafından kurtarılmıştır. 12 yaşında iken kendisine Hızır
gelmiş ve dinî nasihatlerde bulunmuştur.
Bu dönemin bir diğer ürünü, “Manas Destanı” dır. XI-XII.
yüzyıllarda oluşan ve 400.000 mısradan meydana gelen bu destan,
Karahanlılar döneminde subaşı, yani ordu komutanı olarak görev yapan
Manas’ın, İslâm dini adına müslüman olmayanlarla yaptığı mücadeleyi
konu edinmektedir.
Karahanlılar döneminin belki asıl üzerinde durulması gereken iki önemli ürünü, “Kutadgu Bilig” ve “Dîvânü Lugâti’t-Türk” dür.
Kutadgu Bilig, Şu ana kadar keşfedilen edebi eserlerin en eskisi
sayılır. Diğer Uygurca metinlere göre daha öztürkçe olmakla birlikte
ilk defa bu eserle Arapça ve Farsça kelimelerde Türk diline girmiştir.
Yusuf Has Hâcib tarafından manzum olarak ve Kaşgar-Hâkâniyye lehçesi
ile yazılmış ve 1069–1070 yılında tamamlanmıştır. Bu eser, Kaşgar
hükümdarı Tabgaç Buğra Kara Hakan Ebû Ali Hasan b. Süleyman Arslan
Karahan’a sunulmuştur. Yazar kendisini ilk Türk-İslam devleti olan
Karahanlı’ların ideologu olarak görür ve bu devletin yükselmesi için
gerekli olan devlet örgütünü açıklamaya gayret eder.
Kutlu olma bilgisi, hükümranlık bilgisi, siyasî hâkimiyet bilgisi,
devlet olma ve devletli olma bilgisi gibi anlamlara gelen Kutadgu
Bilig, insana her iki yönde gerçekten kutlu olmak, mutlu yaşamak için
gerekli olan yolu göstermeyi amaç edinmiştir. Bu açıdan eserin
temelinde kâmil insan kavramı yer almaktadır. Eser, insanlara mutluluk
yolunu gösterdiğinden bir nasihatname özelliği taşıması yanında, devlet
adamlarına ideal bir devlet idare sistemini göstermeyi de
hedeflediğinden bir siyasetname olarak da değerlendirilebilir. Kutadgu
Bilig’de öngörülen devlet biçimi; demokratik, laik, sosyal bir hukuk
devletidir.
Yusuf Has Hâcib, eserinde dört temsili kişiyi konuşturmuştur. Bunlar:
—Kün-Toğdı: Hükümdar olup, doğru yol ve adaleti temsil eder.
—Ay-Toldı: Vezir olup, saadet ve devleti temsil eder.
—Ög-dülmiş: Vezirin oğlu olup, akıl ve mantığı temsil eder.
—Odgurmış: Vezirin zahit kardeşi olup, akıbeti, yani dünyanın sonu
ile hayatın tükenişini temsil etmektedir. Bu haliyle Odgurmış dünya
nimetleri ve zevklerini boş ve değersiz bulmaktadır.
Eserde, eski Türk kültürünün izleri ile İslâm dininin Kur’ân-ı
Kerim ve Hadis olmak üzere iki temel kaynağından ulaşan esasların
uyumlu bir biçimde kaynaştırılmış olduğu görülmektedir. Başarılı bir
Türkçe ile yazılmış eserde yabancı kelimelere çok az yer verilmiştir.
Kutadgu Bilig, büyük ölçüde dinî, ahlakî, hukukî, sosyal, siyasî
problemler üzerinde düşünen, yeri geldikçe aynı konularda gerekli
nasihatleri yapıp hikmetleri sıralayan didaktik bir kitaptır. 1825′te
ilim dünyasına kazandırılan eser üzerinde bu tarihten itibaren yerli ve
yabancı bilim adamı tarafından çok sayıda araştırma yapılmıştır.
Kaşgarlı Mahmud’un eseri olan Dîvânü Lugâti’t-Türk, 1074′te
tamamlanmış ve 1077′de Bağdat’ta Abbasi halifesi Muktedî Billah’a
takdim edilmiştir. Abbasi halifesine sunulmuş olmakla beraber, Doğu
Karahanlı kültür havzasına ait bir üründür. Bu kitapta yazarın amacı;
Türk bölgelerinde İslami davete hizmette bulunmaları ve Türklerle
birlikte karşılıklı anlayışı sağlayabilmek için Araplar’a Türk dilini
öğretmek olmasına rağmen Orta Asya’da ki Türk hayatı ile ilgili
alanlarda bilgi içermesiyle, tarihi, coğrafi, edebi ve lüğavi bir
ansiklopedi sayılır.
Türk dilini özellikle Araplar’a öğretmek, Türk dilinin güçlenmesini
sağlayarak Arap dili karşında bozulmasını önlemek ve Türkçe’nin diğer
dillerden üstün olduğunu ortaya koymak amacını taşıyan eser, isminden
de anlaşılacağı üzere Türk dillerinin bir nevi divanıdır. Bu şekliyle
de Türk şive ve ağız malzemesini içine alacak bir sözlük olarak
düşünülmüştür. Bütün bunların yanı sıra eser, bir bütün olarak Türk
tarih ve coğrafyası ile Türk dili ve kültürü için tam anlamıyla bir
hazine özelliğini taşımaktadır. Eserde ayrıca Türkler’in bulundukları
yerler ile ilişki içinde oldukları millet ve ülkeleri gösteren bir Türk
dünya haritasının bulunması da, önemini artırmaktadır. Dîvânü
Lugâti’t-Türk, ilk defa Kilisli Rifat (Bilge) tarafından 1915–1917
tarihleri arasında 3 cilt halinde yayımlanmıştır.
Karahanlılar döneminin bir diğer ürünü, Edib Ahmed b. Mahmud
Yüknekî’nin “Atabetü’l-Hakâyık” (Hakikatlerin Eşiği) isimli eserdir. Bu
eser, klasik edebî Türkçe ile XII. yüzyılda yazılmış olup, konu ve
edebî tür olarak Kutadgu Bilig’in bir devamı niteliğindedir. Türk-İslâm
kültürü sahasında ferdî ahlak hakkında ve tamamen dinî bir perspektifle
yazılmış, manzum bir nasihatnamedir. Bu özelliğiyle de, bir vaaz ve
ahlak risalesi niteliğini taşımaktadır. Türk Dil Kurumu tarafından
1951′de yayımlanmıştır.
Bu dönemin üzerinde durulması gereken bir diğer ürünü, Hoca Ahmed
Yesevî’ye nispet edilen “Dîvân-ı Hikmet” tir . Pir-i Türkistan
lakabıyla tanınan ve Türkler arasında tarikat kuran ilk Sûfî olan Ahmed
Yesevî, 1050′de Batı Türkistan’ın Sayram kasabasında doğmuştur. Ancak
Büyük Sovyet Ansiklopedisi onun doğum tarihini 1105 yılı olarak
gösterir. Daha sonra 7 yaşında Yesi şehrine gelmiş ve 1166 da burada
vefat etmiştir. Hoca; Piri Türkistan ve Hazreti Türkistan unvanlarıyla
anılır.
Ahmed Yesevî’ye nispet edilen Divan-ı Hikmet, onun söylediği
hikmetli manzumelerin XV-XVI. yüzyılda toplanmış şeklidir. Bu sebeple
eserde, onun hikmetlerinin yanı sıra, müritlerine ait olan manzumelerin
de toplanmış olması bir ihtimaldir. Bu açıdan bu hikmetlerin hangisinin
Ahmed Yesevî’ye ait olduğunu tespit etmek oldukça zor gözükmektedir.
Buna sebep te bugüne kadar Divan-ı Hikmet’in eski bir nüshasının
bulunmamış olmasıdır. Arapçasız İslam dini olmaz, Arapça bilinmeden
Müslüman olunmaz görüşlerinin yaygın olduğu devirde, insanı Allah’a
kulluğa mutluluğa, ebediliğe, insanlığa, güzel ahlaka yönlendiren hangi
dil olursa olsun mukaddes olduğunu ifade etmiştir. O Arapça ve Farsça
bildiği halde hikmetlerini Türkçe söyleyen Ahmed Yesevî’nin
hikmetlerinde dervişliğin faziletleri, dinî-ahlakî menkıbeler, büyük
müslüman şahsiyetleri metheden manzumeler, dünyadaki durumdan
yakınmalar, ahiret ahvali ile ilgili hususlar yanında dinî duygulara
bağlılık konuları işlenmiştir.
Ahmed Yesevî’nin kurucusu olduğu Yesevîlik tarikatı önce Seyhun ve
Taşkent yöresiyle Doğu Türkistan’da yerleşmiştir.90.000’den fazla
müridi olduğu söylenir. Bu kurulan ilk bağımsız Türk tarikatıdır. O
düşüncelerini Türkmen kitlesine İslam inançlarını karmaşık felsefi
izahlardan uzak, basit ve anlaşılabilir bir üslupla açıklardı. Bundan
sonra Mâverâunnehir ve Hârezm sahalarına, XIII. yüzyılda ise Anadolu’ya
kadar ulaşmıştır. Daha sonraki dönemlerde Nakşibendîlik Yesevîliğin
önemini azaltmış ise de, tatbikatlar ve erkân bakımından ondan
etkilenmiştir. Ayrıca Ahmed Yesevî’nin Yunus Emre üzerinde de etkili
olduğu bilinmektedir. Yine Ahmed Yesevinin hikmetlerinde suni anlayışa
ve Hanefi mezhebine bağlılığının izleri kendisini hissettirir.
Dolayısıyla onun Türkler arasında Sünni an’ane ve Hanefi ekolünün
yaygınlaşmasına tesiri olduğu söylenebilir. Ahmet Yesevi hikmetlerinin
mahiyetinden milli ruh ve gayenin derin yer aldığı anlaşılmaktadır.
SONUÇ
Diyebiliriz ki Büyük Karahanlı Devletinin kemiğini Yağma ve Karluk
boyları meydana getirecektir. Bütün bunlardan sonra Karahanlılar
siyasî, dinî, kültürel ve medeniyet tarihi açısından şu şekilde
değerlendirilebilir:
—Bu dönem, Türkler arasından kitlesel İslâmlaşma dönemidir.
—Türk-İslâm kültür ve medeniyetinin ilk ürünlerinin ortaya çıktığı bir dönemdir.
—Karahanlılar, hâkim oldukları bölgelerin İslâmlaşması yanında
Türkleşmesi konusunda da etkili olmuşlardır. Oğuz boylarının Orta Asya
steplerinden kalkarak İran ve Anadolu içlerine kadar yayılmalarında
Karahanlı Devleti’nin varlığı önemli bir rol oynamıştır. Oğuzlar’ın ve
Selçuklu Devleti’nin ilk tarihi Karahanlı ve Gazneli devletlerinin
sınırları içinde gelişmiştir.
—Karahanlılar, Orta Asya kültürü ile Selçuklular arasında tam bir
geçişi oluşturmuşlardır. Nitekim Selçuklu mimarisinde ve ağaç
işlemeciliğinde görülen süsleme motifleri Karahanlı’lardan gelmiştir.
Ayrıca; Karahanlı sınırları içinde yer alan ve devletin batı sınırı
kabul edilen Talas şehri, iktisadî ve dinî açıdan önemli bir konuma
sahipti. Nitekim burada çok miktarda ticaret kolonisi bulunmaktaydı. Ön
Asya’dan gelen müslüman tüccar ve kervanları bu bölgede görülmektedir.
Yine sık sık tacirlerin yolunu Karlukların başkentinden geçtiği
bilinmektedir. Birçok ticaret yolunun birleştiği bir kavşak durumunda
olan Talas, aynı zamanda Orta Asya’da İslâm dininin bir sıçrama tahtası
konumundaydı. Sıkça yaşanan tartışmalardan olan Türkler’in hukuklarını
İslam toplumlarından almış olduğu konusunda Fuat Köprülü; Türk’lerin
eski ve kuvvetli bir kültüre sahip olduklarını ve İslam’la tanışmaya
başlandıktan sonra Türk kültürüne İslam temelli katkıların olduğundan
bahsetmiştir.
Tüm bu bilgiler doğrultusunda Karahanlı Devleti’nin
İslamlaşmasından sonra diğer Türk devletlerini ciddi anlamda etkilediği
görülmektedir. Türk’lerin kendi kültürel yapılarına İslami katkıların
katılımı devletlerin değişik şekillerde ele alınmasını da beraberinde
getirmiştir. Türk’lerin İslam’a girmeleriyle birlikte tasavvufi hayata
akışın olduğu da kaynaklardan anlaşılmaktadır.
Bir toplumun zoraki bir dini benimsemeyeceği temelinden hareketle
Türk toplumu arasında dinin yaygınlaşmasında dervişlerin rolü bir kere
daha ortaya çıkmıştır. Varolan Türk kültürüne İslami kültürün katkıları
devletlerin edebi anlamda gelişmesine de katkı sağlamıştır.
BİBLİYOGRAFYA
1- Erdoğan Merçil, Selçuklu Devletleri Tarihi, TTK, Ankara 1995
2- Reşat Genç, Karahanlı Devlet Teşkilatı, TTK, Ankara 2002
3- Metin Bozkuş, Türklerin İslamiyet’i Kabulü ve Aleviliğin Türkler Arasında Yayılması
4- Ali b.Salih el-Muheymid,(çev: Ali Aksu)
5- Omelyan Pritsak ,’’Kara-Hanlılar’’,İ.A,VI, İstanbul 1967
6- Reşat Genç,‘’Karahanlılar’’,D.G.B. İ.T,VI, Konya 1994
7- Nesimi Yazıcı, İlk Türk-İslam Devletleri Tarihi, Ankara 1992
8- Erdoğan Merçil, Müslüman-Türk Devletleri Tarihi, İstanbul 1985
9- Melek Özyetgin, Tarihten Bugüne Türk Dil Alanı, Ankara
10- Abdulkadir Yuvalı, Türk Devlet Geleneğinde Din-Devlet
İlşkileri, Uluslar arası Türk Dünyasının İslamiyet’e Katkıları
Sempozyumu,Isparta 2007
11- Osman Turan, Türkiye Selçukluları Hakkında Resmi Vesikalar, TTK, Ankara 1988
12- İbrahim Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü, TTK, Ankara
13- Günay Türkeş, Türklerin Tatrihi-Geçmişten Geleceğe-,Akçağ Yayınları, Ankara 2006
14- Nebi Özdemir, Türklerin Tarihi ve Karşılaştırmalı Kültür Bilimi Araştırmaları, Milli Folklör, sayı:73,Ankara 2007
15- Osman Turan, On İki Hayvanlı Türk Takvimi, D.T.C.F. Yayını, İstanbul 1941
16- Ünver Günay, Türk Dünyasında Kronolojik Sistemler, Erciyes
Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitü Dergisi, sayı:20,Kayseri 2006
17- Necla Pekolcay, İslami Türk Edebiyatı, I,İstanbul 1967
18- Manas Destanı,(çev: A.İnan) İstanbul 1992
19- Zekeriya Kitapçı, Türkistanda Müslüman olan İlk Türk Hükümdarları, İstanbul 1988
20- Ahmet Caferoğlu, Türk Dili ve Tarihi II, s.43,İ.Ü. Edebiyat Fakültesi, İstanbul 1974
21- İbrahim Arslanoğlu,Kutadgu Biligde Eğitim,Bilim ve Akıl,Kültür ve Sanat,İstanbul Aralık-1996
22- Zeki Velidi Togan, Umumi Türk Tarihine Giriş, İstanbul 1981
23- Nejat Doğan, Kutadgu Bilig’in Devlet Felsefesi I,Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, sayı:12,Kayseri 2002
24- R.Rahmeti Arat,’’Kutadgu Bilig’’İA, VI, İstanbul 1967
25- Ahmet Turan Yüksel, İlk Müslüman-Türk Devletlerinin Siyasi, Kültürel ve Medeniyet Tarihi Üzerine, Konya
26- Mustafa S.Kaçalin,’’Divanü Lügati’it- Türk’’,IX, D.İ.A, İstanbul 1994
27- Mürsel Öztürk,Ahmed Yesevi ve Yesevilik
28- Osman Türer, Hoca Ahmed Yesevi’nin Türk Tasavvuf Tarihindeki Yeri ve Önemi, Erzurum
29- M.Kemal Atik, Türk Cumhuriyetlerindeki Dini Yaşantının
Şekillenmesinde Ahmed Yesevi’nin Yeri, Uluslar arası Türk Dünyasının
İslamiyete Katkıları Sempozyumu, Isparta 2007
30- Nadirhan Hasan, Orta Asya’da İslamın Gelişmesi ve Hoca Ahmed
Yesevi’nin Bu Gelişmedeki Tarihi Hizmetleri, Alişir Nevai Dil ve
Edebiyat Enstitüsü, Uluslar arası Türk Dünyasının İslamiyete Katkıları
Sempozyumu, Isparta 2007
31- M.Saffet Sarıkaya,’’Alevilik ve Bektaşiliğin Ahilikle İlşkisi-Fütüvvetnamelere Göre’’İslamiyat, VI, sayı:3,2003 Ankara
32- Fuad Köprülü, Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar, Ankara 1985
33- Hüseyin Algül, İslam Dininin Türkler Arasında Yayılmasında Hoca
Ahmed Yesevi Örneği, Uluslar arası Türk Dünyasının İslamiyet’e
Katkıları Sempozyumu, Isparta 2007
34- Nadirhan Hasan, Orta Asya’da İslam’ın gelişmesi ve Hoca Ahmed Yesevi’nin Gelişmedeki Tarihi Hizmetleri
35- Cevdet Yakuboğlu, Anadolu’da Karluk Türk Boyu ve İskânı Üzerine, Kastamonu Educatıon Journal, I,Kastamonu 2004
36- W.Heyd, Yakın-Doğu Ticaret Tarihi,(çev: E.Z.Karal),TTK, Ankara 2000
37- Nuray E. Keskin, Devlet Olgusuna Yaklaşım Sorunu: Hukuk
Kurumları ve Köprülü Üzerine, Ankara Üniv. Siyasal Bilgiler Fakültesi
Gelişme ve Toplum Araştırmaları Merkezi, sayı:67,Ankara 2004

Etiketler:
Bilimler
Tarih
Karahanlı Devleti
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |