Okunma: 1850 kez
Anadolu'nun var olan görkemli ve Antik şehirleri, Pers-Arap istilaları ve Bizans'ın katı merkeziyetçi tutumunun sebep olduğu derinleşen toplumsal buhranlar yüzünden ıssızlaştı ve savunma ağırlıklı kale şehirlere dönüştü. Mesela Urfa, Antakya bu dönemde sık sık istilalara uğradı. Bu dönemlerde başlayan Türkmen akınları 'il tutmak' amaçlı yapılmış akınlar olup bir direnmeyle karşılaşmadıkça yağma yapmamayı adet edinmiş bir teftiş hareketiydi. Dolayısıyla ilk Türkmen akınları, geçici ve tahrip edici Arap-Pers-Haçlı seferleriyle aynı kefeye konulmamalıdır. Kısa süreli buhrana sebep olan bu akınlar fiziki yapılardan çok iktidar yapılarını tahrip etmiştir.
ANADOLUYA GENEL BAKIŞ- SİYASİ YAPI VE TİCARET
Anadolu’nun durumuna göz atmak gerekirse; o dönemde Akdeniz
limanlarının Müslümanların elinde olması ve Bizans’ın uluslar arası
ticaret yollarının Karadeniz’in kuzeyinden geçmesi, Anadolu’nun XIII.
yüzyıla kadar iktisadi açıdan geri planda kalmasına sebep olmuştur.
Anadolu'nun var olan görkemli ve Antik şehirleri, Pers-Arap
istilaları ve Bizans'ın katı merkeziyetçi tutumunun sebep olduğu
derinleşen toplumsal buhranlar yüzünden ıssızlaştı ve savunma ağırlıklı
kale şehirlere dönüştü. Mesela Urfa, Antakya bu dönemde sık sık
istilalara uğradı. Bu dönemlerde başlayan Türkmen akınları 'il tutmak'
amaçlı yapılmış akınlar olup bir direnmeyle karşılaşmadıkça yağma
yapmamayı adet edinmiş bir teftiş hareketiydi. Dolayısıyla ilk Türkmen
akınları, geçici ve tahrip edici Arap-Pers-Haçlı seferleriyle aynı
kefeye konulmamalıdır. Kısa süreli buhrana sebep olan bu akınlar fiziki
yapılardan çok iktidar yapılarını tahrip etmiştir. Merkezi zihniyetin
yerini alan Âdemi Merkeziyetçi göçebe zihniyet, kabilevi siyasi
birliğin dönüşüm geçirmeye başladığı 1175'e kadar hüküm sürdü ve
etkileri XIII. yüzyıldan itibaren görülecek olan değişimlere uygun bir
zemin oluşturdu. Anadolu’daki Türk fethi, Anadolu’nun iktisadi
vaziyetinde beklenenin tersine olumlu tesirler bırakmıştır. Buradaki
başıbozukluğu, otorite yokluğunu ortadan kaldırmıştır. Bizanslı
valilerin keyfi idarelerine ve halk üzerindeki baskılarına son
verilmiştir. Bu durum Türkler ve yerli ahali arasında sıcak ilişkiler
kurulmasını sağlamıştır.
Geçim biçimi hayvancılığa dayanan Türkmenler, üretemedikleri
ürünlerin bir kısmını ayni ya da nakdi olarak yerleşiklerden satın
aldıkları için, onlarla olan ticari ilişkilerine özel önem
veriyorlardı. Dolayısıyla barış dönemlerinde yerleşik hayattakilere
yaklaşıp ortak bir hayat oluşturuyorlardı. XIII. yüzyıla yaklaşırken
Beyşehir Gölü civarındaki yerleşik ahaliyle Konya Türkleri arasında
ticari ilişki aile ve din bağlarından daha kuvvetli bir hal almıştı.
İkinci haçlı seferine katılanlar ise Türkmenlerle Grek köylüsü arasında
kurulan alış-veriş ilişkisi karşısında şaşkınlıklarını
gizleyememişlerdir. Bu manzaraya belli bir bölgede değil, yarımadanın
her yerinde rastlamak mümkündü. Nitekim Gayrimüslim ahalinin bu
ilişkisine engel olamayan Bizans İmparatoru hıncını, Ermeni ve Süryani
tüccarların İstanbul'da ki kiliselerini (1094–5) yıktırarak almıştı.
Ayrıca göçebe zihniyetin uzlaşmacı ve esnek tavrı, sadece sıradan
yerli halkı memnun etmedi, serbestliği seven büyük-küçük pek çok taciri
de yarımadaya çekti. Bu tutum göçebe hâkimiyetinde ki Orta Asya'da
olduğu gibi burada da ticari hayatın canlanmasına sebep oldu. Selçuklu
Devlet ekonomisinin temel dinamiği ticaret hacminde ki genişlemeyle
birlikte şehirler surların dışına taşarak, kasvetli istihkâmlardan
farklı kültürlerden insanların her türlü mübadeleyi yaptıkları canlı
ticaret merkezlerine dönüştü.
Bu arada özellikle Venedikliler XI. yy dan dan beri Akdeniz ve
Karadeniz ticaretine hâkim olabilmek, Doğu’nun kıymetli emtiasını ucuza
ve kolay yoldan temin edebilmek için başta Bizans olmak üzere, Batı
Asya'da ki siyasi güçlerle işbirliğin her türünü deniyordu. Sahil
şehirlerini ele geçirip ticarete müdahale edecek konuma gelince, bu kez
Selçuklu Devletiyle ilişkiye geçecektir. Selçuklu devleti de iktisadi
alanda iyileşmek adına fethettiği yerlerde farklı politikalar
izlemiştir. Mesela; Sinop Selçuklu hâkimiyetine geçince güvenli bir
ticaret limanı haline getirilmiş ve I.İzzettin Keykavus ticari
canlılığı sürdürebilmek için Hıristiyan tacirlerle iyi ilişkiler
kurabileceğine inandığı Ermeni asıllı Hetum’u vali tayin etmiştir.
Eski dünyanın tacirleri yarımada ile ticaretini sürdürüyordu. Ebu
Hamid el-Gırnati Rusya'dan tacirlerin gelip gittiğini rivayet eder.
Arap tacirler Kuzey'in zenginliklerini Güney’e, İranlı tacirler
Doğu’nun zenginliklerini Batı'ya yarımada üzerinden ulaştırıyordu.
Nitekim 1135 senesinde aralarında dört Hıristiyan’ın da bulunduğu
yaklaşık dört yüz İranlı tacirden müteşekkil bir kervan İstanbul dönüşü
Mar Thedorus’un yortusu gününde kara saplanmış ve tacirlerin hepsi
ölmüştü.
XIII. yy da Anadolu ticaretinin artması için konjektürde oldukça
müsaitti. Haçlıların Suriye ve Filistin'de kurdukları küçük krallıklar
Mısır sultanları tarafından bir bir ortadan kaldırılınca, Latin
tacirler büyük bir darbe almış ve bu önemli ticaret merkezlerindeki
hâkimiyetleri büyük ölçüde sarsılmıştı. Üstelik bunlar tekrar
faydalanamayacakları şekilde de tahrip ediliyordu. Arada bazı
kervansaraylarında çatışmalar sonucu yok olduklarını bilmekteyiz.
Mesela Aksaray civarındaki Sultan Alâeddin Kervansarayı İzzeddin
Keykavus ve Rükneddin Kılıçaslan arasındaki mücadelede yıkılmıştı.
Selçuklu Türkiye’si sadece Mısır için değil diğer İslam ülkeleri içinde
önemliydi. Batı Asya ticaretinin en önemli merkezlerinden Şam, Bağdat,
Tebriz ve Sivas ile bağlantı büyük ölçüde yarımada üzerinden
kuruluyordu. İslam devletleri aralarında ki ticari bağı artırmak için
karşılıklı taahhütler veriyorlardı. Celaleddin Harzemşah,I.Alaaddin
Keykubad'a yazdığı mektupların birinde, ticari münasebetlerin devam
edeceği ve tacirlerin Harezm ülkesine rahatlıkla girebileceklerini
taahhüt ediyordu. Selçuklu sultanları ticari önem taşıyan yerlerin
fethedilmelerinin yanı sıra ticaret yollarının da kontrol altında
bulundurulması ve güvenliğin sağlanması politikasını takip etmiş, Yakın
Doğu ile Orta Asya, Hindistan limanları ve Doğu Avrupa arasında mevcut
ilişkileri daha da arttırmış ve mali açıdan önemli bir temel
oluşturmuştur. Selçuklu Devleti izlemiş olduğu bu politika sayesinde
siyasi ve iktisadi alanda önemli bir denge oluşturmuştur.
Selçuklu Türkiye’sinin etrafında ki önemli ticaret merkezleri ise şunlardı:
Karadan;
— İran sahasında Tebriz
—Irak’ta Bağdat
—Suriye bölgesinde Şam
Denizden;
—Kıbrıs
—Mısır’da İskenderiye
—Karadeniz’in kuzeyinde Kırım
Türkiye sahillerinde;
—Akdeniz’de Ayas, Alanya ve Antalya Limanları
—Ege’de Ayasulug, İzmir ve Foça Limanları
Kuzeybatıda;
—İstanbul
Karadenizde;
—Sinop, Samsun ve Trabzon Limanları(Bu ticaret merkezlerine Sivas’tan geçilip
Gidilirdi.
Ayrıca, tacirlerin sıkça kullandıkları yollar;
İstanbul-İznik-İzmit-Eskişehir-Akşehir-Konya-Ulukışla-Adana-Halep-Şam
üzerinden Mısır'a ve Halep'ten ayrılan diğer kol ise
Kilis-Nusaybin-Musul-Bağdat ve Basra'ya varıyordu. XIII. yy başlarında
Trabzon Rum İmparatorluğu’nun başkenti Trabzon’dan başlayıp
Gümüşhane-Bayburt-Aşkale’yi izleyen Erzurum’da birleşen ara yolda
önemliydi. Ticareti artıran bu yollardan dolayı Kıbrıslıların bütün
gıda maddelerini Anadolu’dan tedarik ettikleri bilinmektedir. Yine bu
dönemde ticareti canlı tutabilmek için Alâeddin Keykubad Venediklilere
Antalya limanından serbestçe ticaret yapma hakkı verdi.
Pazarlar ve yılın belli dönemlerinde kurulan panayırlar mübadele
hacmini artırıyordu. Selçuklu Türkiye'sinde kurulduğu bilinen en meşhur
panayır, Kayserinin doğusundaki Pınarbaşı'na giden güzergâh üzerinde,
bugünkü Pazarören'de ki Yabanlu mevkiinde kuruluyordu. Bütün ülkeden
tacirlerin katıldığı bu panayır her yıl baharda başlar ve kırk gün
sürerdi. Burada; Köleler, Kürkler, Atlas ve Sakallat kumaşlarından
yapılmış elbiseler, Kunduz, Deniz Köpeği ve Burtas Kürkleri alınıp
satılırdı. Türkmen atları da bu pazarın en çok aranan emtinası
arasındaydı. Panayırlardan başka sürekli faaliyet gösteren pazarlarda
kuruluyordu. Bunlardan en önemlisi Mardin'in güneyinde kurulan Koçhisar
(Dunaysar, Kızıltepe) pazarıydı. Özellikle Suriye, Türkiye ve
Diyarbekir'den gelen tacirler burada buluşurdu. Yine bir diğeri
Kırşehir-Kayseri güzergâhında kurulan Ziyaret Pazarı'dır ve bu da daha
sonra kasabaya dönüşmüştür. Bugünkü Ilgın kasabasının kurulduğu mahalde
bir zamanlar Yılgın Pazarı kuruluyordu. Amasya-Tokat arasında pazar
günleri kurulan Azine Pazarı da dönemin meşhur pazarları arasındaydı.
Bu büyük pazarların yanısıra şehirlerin etrafında haftanın belli
günlerinde küçük pazarlar kuruluyordu. Ayrıca şehirlerin yakınlarında
göçebelerin alış-veriş yaptığı Türkmen Pazarları adı verilen pazarlar
kuruluyordu. Yine İstanbul (Galata)piyasalarına bir sürü tüccar uluslar
devam ederdi. Tüm bunlar XIII. yy da Selçuklu Türkiye’sinin tacirlerin
buluştuğu önemli ve görkemli bir pazaryeri olduğu kanısını
güçlendirmektedir. Mesela bu dönemde; Alaiye adlı limana Ortaçağda
batılılar Candelora adını verirlerdi. Gerçek bir Türk ticaret şehri
idi, buraya Mısır’dan, iskenderiye’den ve Suriye’den birçok tüccarlar
gelirdi. Tüm bu ticari faaliyetlerle birlikte özellikle şehirlerin
gelişmesiyle artan işgücü açığını Rum ve Ermeniler doldurmaya
çalışacaktır. Yine bu dönemde Sivas’ta ticaret mallarının genel dağıtım
yeri Kpan adlı büyük kapalı yerlerdi.
Tacirlerin buluştuğu noktalarda;
Türkiye'den Şap, Yün, İpek, İpekli Kumaşlar, Pamuk, Halı, Kilim,
Ankara Tiftiği, Deri, Sabun, Boyacılık maddeleri, Baharat, Keten,
Göztaşı, Zamk, Şarap gibi ürünlerin ticareti yapılmaktaydı.
Canlı ticaret ayrıca ondan geçinen Haydutların sayısını da
artırmıştı. Eşkiyalık ve tabiat şartlarının getirdiği güçlükler
yarımadadan gelip geçen yolcuların ve kervanların güvenliğini tehlikeye
sokmaktaydı. İşte bu durum Selçuklu Türkiye’sini bir takım önlemler
almaya itmiştir. Mesela Gıyasettin Keyhüsrev, Antalya’yı fethedince
orada Mısır’dan gelen ve Frenkler tarafından soyularak emtia ve
kumaşları yağmalanan tüccarların zararını, yapılan listeye göre, alınan
ganimetten ve kısmende hazineden tazmin etmiştir.
ANADOLU TİCARETİNİN GELİŞMESİ VE KORUNMASI İÇİN YAPILAN
UYGULAMA VE ÇALIŞMALAR
Anadolu'da ticaret yapan tacirlerin zararlarının tek tek tespit
edilip ödenmesi, noksan kalan kısım olursa bunun devlet hazinesinde
karşılanması genel bir tutumdu. Ticaret vergilerinin kaldırılması olayı
ise, kişileri bunun sultanın ihsanı gibi görmesini de sağlamıştır. II.
Gıyasedin Keyhüsrev Antalya’yı fethedince buraya Mısır’dan gelen ve
Frenkler tarafından soyularak emtia ve kumaşları yağmalanan tüccarların
zararını, yapılan listeye göre alınan ganimetten ve hazineden tazmin
etmiştir. Bir tür devlet sigortası diyebileceğimiz bu uygulama Alaaddin
Keykubad döneminde de devam etmiştir. 1214 yılında Sinop'un alınması
sırasında da çıkarılan bir fermanla ülkenin muhtelif bölgelerinde
yaşayan zengin tüccarlara imtiyazlar verileceği vaat edilip Sinop'a
geri çağrılmaları söz konusudur, ayrıca kargaşadan kaçan yerli ahalinin
çıkarılan naipler vasıtasıyla tekrar yurtlarına dönme imkânları
sağlanmış oldu. İzzettin Keykavus Sinop şehrini aldıktan sonra kalesini
yaptırmış, şehri imar etmiş, şehrin güvenliğini sağlamak için bölgeye
Türk nüfusu köylere ve şehre iskân etmiştir. Bu husus Selçuklu iktisadi
yükselişinde Karadeniz ticaretine hâkim olan Sinop şehrini ön plana
çıkarmıştır. Yukarıda belirtilen her iki örnek de aslında ticaretin ne
kadar önemsendiğinin bir göstergesidir. Bu dönemde ticari antlaşmalar
da tarafların ticaret gemilerinin korunması tacirlerinin korunması gibi
konularda anlaşma maddelerinde yer almaktadır.
Ticaretin gelişmesi ve korunması için yapılan en önemli çalışmalardan biri olan kervansaraylardan bahsetmek gerekmektedir.
KERVANSARAYLAR:
Bölgenin fiziki şartlarının güçlüğü tacirleri yıldırmıyordu, ancak
son zamanlarda artan haydutluk olayları güvenliği ön plana almak
gerekliliğini ortaya koymuştu. Bu amaçla II. Kılıcarslan (1115–1192)
Antalya(Attaleia),Konya(İkonion),Aksaray ve Kayseri(Kaiseria)
güzergâhında ilk kervansarayı inşa ettirdi. Sonra da Emirleri onu takip
etti ve süratle kervansaray yapımı ticaretin gelişmesine paralel olarak
artmıştır. Öncelikle yoğun yolcu geçişinin olduğu bölgelerde olmak
üzere, neredeyse bütün ana güzergâhlar bu yapılarla güvence altına
alındı. Emniyetin her şeyin üstünde olduğu o dönem yolcu ve tacirler
için ne kadar önemli olduğu tasavvur dahi edilemez. Umera ve zenginler
tarafından inşa ettirilen ve vakıfları sayesinde varlığını devam
ettiren, işleyiş tarzı olarak dönemin iktisadi ve içtimai yapısını
anlamamızı mahal veren yapıların ancak 132 si günümüze kadar
gelebilmiştir.
Kervansarayların kurulduğu güzergâhların üzerindeki şehirler kısa
zamanda hem iktisadi olarak hem de nüfus olarak büyüdüler. Artık
şehirlerin dışında kendi malikânelerinde yaşayan toprağa bağlı soylu
zenginler yerini, şehirlerde yaşayan kısa sürede büyük servetler
edinmiş maceraperest gezginci tüccarların oluşturduğu gezginci
tacirlere bırakmıştır. İktisadi genişleme ve nüfus artışıyla beraber
kale şehirler surların dışına taşarak açık şehirlere dönüşmüştür.
Kervansaraylar; içinde yatakhaneleri, aşhaneleri, erzak ambarları,
eşya koyacak depoları, yolcuların hayvanlarını koyacak ahırları,
samanlıkları, yolcuların ibadetleri için mescitleri, misafirlerin
yıkanmaları için hamamları, hastaneleri, eczaneleri, ayakkabıcıları,
ayakkabı tamircileri, hayvanları nallamak için nalbantları gibi her
ihtiyacı karşılayacak teşkilat ve tesisler ve bütün bunlara gelin
gelirleri-masrafları idare edecek divan ve memurları vardı.Yine Türkiye
Selçuklu Kervansarayları mimari olarak Büyük Selçuklu kervansaray
m,imarisini sürdürecek şekilde ahır,depo,hamam,mescit,odalarla avlulu
genel bir plana sahip olmuşlardır. Kervansarayların fonksiyonları
konusunda Evliya Çelebi’nin şu sözleri bize ışık tutacaktır: Akşam
yemeğinden sonra, kapıda mehterhane çalınıp kapı kapatılır. Bekçiler
kandiller yakıp dibinde yatarlar, eğer gece yarısı dışarıdan misafir
gelirse kapıyı açıp içeri alırlar, hazır olan yemekten getirirlerdi.
Amma cihan yıkılsa içeriden dışarıya bir âdem bırakmazlar. Vakıf
kurucusunun şartı böyledir. Bütün misafirler kalkınca yine mehterhane
dövülüp, herkes malından haberdar olur, Hancılar tellallar gibi:’’Ey
ümmeti Muhammed! Malınız, canınız, atınız tama mıdır?’’ diye rica edip
nida ederler. Misafirlerin cümlesi:’’Tamamdır. Hak, hayrat sahibine
rahmet eyleye.’’Dediklerinde kapıcılar kapıları açarlardı.
Kervansaraylar ticari malların ve tacirlerin güvenliğini garanti altına
aldığından Anadolu’daki uluslar arası ticaret için son derece önem
taşıyordu.
Ticaretin önemli altyapılarından olan kervansarayların bu dönemde
ki çokluğu Anadolu’daki ticari canlılığı gösterdiği gibi, Anadolu’nun
siyasi ve iktisadi istikrara da kavuştuğunun bir göstergesidir.
Takriben her 30–40 km. mesafelerde kurulduğu görülen Kervansaraylar
müstahkem surlarla çevrilmiş, surlar, surlar üzerinde kule ve burçlar
inşa edilmiş, kapılar demirden yapılmış ve bu suretle her türlü
tehlikelere karşı koyabilecek müdafaa tertibatıyla donatılmıştır.
1164 yılında başlayan kervansaray yapımı Evdir Han 1219, Kırk göz
Han 1230,Susuz han 1230,İncir Han 1230 ve Eğridir Han 1238’la hızla
inşa edilmeye devam edildi. Yapılan bu kervansaraylar milletlerarası
ticaret ağı ile bütünleşik bir üretim-dağıtım sistemine dayanan
sistemli bir ekonomik politika izlendiğinin göstergesidir. Bunun
yanında yapılan kervansaraylar konaklama işlevinin ötesinde sosyal,
kültürel ve ekonomik çekim merkezleri olarak potansiyel yerleşmelerin
çekirdeğini oluşturmuşlardır. Ki bu sebepten öylesine önem arz
etmektedir ki köylerin ve vakıf gelirlerinin bir kısmı kervansaraylara
ayrılmıştır.
Devlet toprak sistemi ve vergilendirme hususunda da vakıf ve
kervansaraylara önem vererek buraları vergilerden de arınık tutmuştur.
Vakıf gelirlerinin 6/1 i kervansaraylara ayrılmıştır. Öyle ki bu
dönemlerde vakıfların tamirine ayrılan paranın 10.000 Dirhem olduğunu
bilmekle beraber, bunlardan Karatay kervansarayının duvarlarının yontma
ve mermer gibi cilalı kırmızı taşlardan yapıldığını üzerlerinde kalemle
işlenen nakışlar resimler olduğunu da bilmekteyiz.
İmparatorluk ticaret yollarının daimi kontrol ve güven altında
tutulması ticaret kervanlarının Hindistan ile Suriye sahillerine,
Batı-Avrupa ile Türkistan ve Harezm arasında güvenle sefer yapmalarına
imkân veriyordu.
Tüm bu bilgiler doğrultusunda; Selçuklu Devlet ekonomisinin mihenk
taşlarından olan kervansaraylarda yolcuların yemek ihtiyacını
karşılamak için ücretsiz aşhanelerin olması, ilk üç gün misafir kabul
edilen kişilerden herhangi bir talepte bulunulmaması, kervansaray
güvenliğinin askerlerce sağlanması, belirli yol mesafelerinde
karakolların yapılması ve asayişe önem verilmesi Selçuklu Devletinin
bölgedeki ticari hayatını olumlu yönde etkilediği gibi devletlerin bu
dönemde ekonomik faaliyetlere verdiği önemi de ortaya koymaktadır.
Mesela Sivas’ta Avrupalı tacirler,Anadu’ya geldiklerinde sultanın
verdiği yada tanıdığı ‘’aman’’ın koruyuculuğu altında şehirlerde ve
şehirlerarasında ticari faaliyetlerde bulunabiliyorlardı. -
Kervansarayların önemi ve işlevinden bahsettikten sonra ticari
hayatı ustalaştıran ve ticarete yön veren Ahilik kurumundan da
bahsetmek gereği doğmuştur.
AHİLİK ve VAKFİYE SİSTEMİ:
Mutasavvıfçılarca gerçek mana derinliği kazandırılan Ahilik, Türk
kültür ve medeniyetinin Türk dili ve Edebiyatının, Türk gelenek ve
törelerinin, özelliklede Türk sanat ve ticaret ahlakının oluşması
gelişmesi ve yaygınlık kazanmasında çok önemli fonksiyonları ifa
etmiştir.
Atabetü-l Hakayık’ta ‘’ahi’’ kelimesi her defasında ‘’bahil’’
(cimri) in zıddı, yani cömert anlamında kullanılmış olması,’’ahi’
adının ‘’akı’dan geldiği görüşünü kuvvetlendirmektedir. Yine manaca
‘’akı’ sözcüğünün delalet ettiği konukseverlik, mertlik, Alplik,
cömertlik, yiğitlik, v.s. hasletlerin ahilik teşkilatları mensuplarınca
yaygın olarak tatbik edilmesi, Arapça kardeşim manasına gelen ‘’ahi’’
kelimesinin bu hasletleri karşılamada yetersiz olması, mezkûr görüşü
kuvvetlendirmektedir. Bir diğer deyişle Ahilik, eski Türk Medeniyet
unsurlarının İslamiyet ve bu kanaldan fütüvvet değerleriyle uyumlu
kaynaşması neticesinde kurulan esnaf, sanatkâr ve üretici birliklerini
ve bu birliklerin tatbik ettikleri ahlaki, siyasi, iktisadi, felsefi,
duygu ve prensiplerin adıdır.
Ahiler, sosyal yapıyı oluşturan unsurlardan soylular, burjuvalar,
bürokratlar ve din adamları gibi, egemen ve sömürücü vasıflarına sahip
bir sınıfı öncelemek yerine, üreticiliği esas alan sosyal katmanlara
dayanmış ve bu öne çıkartmışlardır.
Ahiliğin Türk toplumuna ve Türk gençlerine faydaları konusunda da
Halil İnalcık şunları ifade etmektedir; Ahi birliklerinde gençler,
İslami ve sufi müeyyideleriyle güçlendirilmiş sosyal etik kuralları
yardımıyla terbiye edilerek, işinde mahir, dini ve milli geleneklerine
bağlı, topluma uyumlu ve başıbozukluktan uzak, sorumluluk sahibi
kişiler olarak yetiştirilmeye çalışılmıştır. Ayrıca Ahiler kurdukları
medrese ve zaviyelerde kendi fikir kanaatlerine göre taraftarlarını
eğitiyorlardı. Tüm bu Ahilik anlamlandırması ışığında denilebilir ki;
Ahilik ne sadece bir tarikat nede sadece bir esnaf teşkilatıdır. Bu iki
müessesenin özelliklerinin uyumlu bir bütünlüğüdür. İnsanları iyiye,
doğruya, güzele götüren bir yol olması itibariyle bir tarikat özelliği
gösterirken, çalışma hayatında üretime, verimliliğe, fiyat kontrolüne
kaliteye müdahil olması hasebiyle de bir esnaf teşkilatı özelliği
taşır. Ahilikte iş, sanatkârın ruhunu yansıttığı bir meşgale olarak
anlaşılmıştır. Bu nedenle ahilikte üretim rekabeti, daha fazla üretimi
şeklinde değil, daha mükemmel eser meydana getirme şeklinde
gerçekleşmiştir. Yine Ahilik teşkilatı belirli bir iş, ahlak ve
hiyerarşi disiplini içinde topluma hizmeti ve çalışmayı ibadet olarak
gören kişilerden oluşan ve bu vasıflara haiz kişileri yetiştiren bir
teşkilattı. Yine bilinmelidir ki; bu teşkilat potansiyel kargaşaların
önlenmesinde önemli sosyal fonksiyonlar ifa etmiş, İslam dünyasının
hiçbir yerinde görülmeyen bir şekilde ve istikamette gelişerek oluşmuş
bir esnaf ve sanatkârlar teşkilatıdır. Yine tarihi kaynaklardan,
Ahilerin Selçuklu Yönetim mekanizmasının zayıfladığı dönemlerde
kentlerin savunmasında örgütlü askeri bir güç olarak Selçuklu
yöneticilerine yardımcı oldukları ya da kentlerde çıkan sosyal
karışıklıklarda ve hukuki anlaşmazlıklarda uzlaştırıcı görev
üstlendikleri anlaşılmaktadır.
Ahi birliklerinin iktisadi yapılanmasında orta sandık denen
uygulamanın özel bir yeri vardı. Bu sandıkların temel fonksiyonu sosyal
dayanışmayı sağlamak ve çalışanlara sosyal güvenlik mekanizması hizmeti
görmekti. Ayrıca sandıktan ihtiyaç duyan esnafa ve diğer esnaf
sandıklarına kredi verildiği de olurdu. Ahilikte yamak, çırak ve
kalfalar arasında sarsılmaz bir hiyerarşi bulunmaktaydı. Bu hiyerarşi,
yamaklıkla başlayıp, belli sürelerle çıraklık ve kalfalık aşamalarına
ulaşıyordu. En üst basamakta ise alt basamaktakilerin kendisine intisap
ettiği, onları her türlü yönden yetiştirmek için ahi zaviyeleri
yaptıran ve sanatta herkesin saygısını kazanmış olan bir ahi baba
bulunuyordu.
Türklerin gerek kentsel yaşam geleneğine gerekse üretim
organizasyonlarına katılımı ve etkin olmalarının, fütuvvetin kurulması
ile sonlanan süreçte gerçekleştiği ve vakıf kurumu kapsamında
gerçekleştirilen sosyal, kültürel ve ekonomik kamusal yapı faaliyetleri
ile Ahiler tarafından örgütlenen ticaret-zanaat faaliyetleri kapsamında
Anadolu kentlerinin uzmanlaşmış ticaret merkezleri haline geldiği
anlaşılmaktadır. Nitekim Selçuklu döneminde Ahilik merkezi olarak ön
plana çıkan Kayseri’de külah-duzlar, debbağlar, bakırcılar başta olmak
üzere otuz iki farklı esnaf ve zanaat zümresinin örgütlendiği büyük bir
zanaat sitesi kurulduğuna ilişkin kayıtlar, Ahi örgütlenmelerinin
kırsal üretimin yanı sıra kentsel üretim faaliyetlerinde de etkin
olduğunu göstermektedir.
SONUÇ
Sonuç olarak diyebiliriz ki; Anadolu siyasi karışıklık ve sosyal
bunalımlar yaşarken il tutmak amaçlı yapılan tanıma amaçlı seferlerden
sonra bölgeye Türklerin yerleşmeye başlamış ve yerleşmiş olması,
bölgenin ticari, ekonomik, siyasal, soysal, kültürel alanda gelişmesine
katkı sağlamıştır. Özellikle var olan Ahilik sistemi ahlakıyla yetişmiş
olan esnaf teşkilatının varlığı ticareti daha kaliteli hale getirerek
tacirlerin yol eyledikleri bir bölge olmuştur. Anadolu’nun stratejik
konumunu da hesap edersek ticaretin gelişmesine farklı bir bakış açısı
da kazandırabiliriz. Bölgenin coğrafi şartlarının zorluğu elbette ki
beraberinde bir takım zorluklar getirmiştir, bu zorluklarda dönemin
üstün teknikleriyle çözümlenmeye çalışılarak Kervansaray yapımı fikrini
doğurmuş olup güvenliği de paralelinde artırmıştır.
Misafire düşküne yolda kalmışa yolcuya merhamet felsefesiyle
hareket edilmesi vakıf ve kervansaray ilişkisine bir başka boyut
kazandırarak günümüz yardım vakıflarının da temelini oluşturmuştur. Var
olan siyasi yönetimin bilinçli ticaret politikalarıyla; ’’vergi almama
az vergi alma sigortalama kolluk kuvvetler yol karakolları kervansaray
güvenliği gibi’’ bölge gözde bir yer haline gelmiştir, bunun olumlu
sonuçları olduğu gibi cazip olan bölgelerin savaşlara sahne olma gibi
bir olumsuzluğunu da beraberinde getirmiştir.
BİBLİYOGRAFYA
1-UrfalıMateos Vekayi-Namesi ve Papaz Grigor’un Zeyli,(çev:H.D.Andreasyan),TTK,Ankara 2000
2- Kerimüddin Mahmudi Aksarayi,Müsameretü’l –Ahbar,(çev:M.Öztürk,TTK,Ankara 2000
3- Osman Turan, Türkiye Selçukluları Hakkında Resmi Vesikalar, TTK, 1988 Ankara
4- W.Heyd, Yakın-Doğu Ticaret Tarihi,(çev. E.Z.Karal),TTK 2000
5- Tuncer Baykara, I.Gıyaseddin Keyhusrev, TTK, Ankara 1997
6- İlhan Erdem,’’İlk Dönem Türkiye Selçuklu-Moğol İlişkilerinin İktisadi Boyutu’’,Ankara
7- Osman Turan,’’Selçuk Devri Vakfiyeleri’’,Ankara, TTK, Belleten c.XI, sayı 43
8- Osman Turan,’’Türkiye Selçuklularında Toprak Hukuku’’,Ankara, TTK, Belleten, c.XII,
sayı 47
9- Osman Turan,’’Selçuklu Kervansarayları’’,Ankara, TTK, Belleten, c.X,sayı 39
10- Ali Sevim, Selçuklu Devletleri Tarihi, TTK, Ankara 1995
11- Abdulaziz ed-Duri,çev:K.Y.Kopraman-N.Yazılıtaş-A.Çetin,
’’İslam Toplumlarında İkta’nın Ortaya Çıkışı’’
12- Mustafa demir,’’Türkiye Selçuklu İktisadi Gelişimi İçinde Karadeniz Ticaret Yolu’’
13- Mustafa Demir, Selçuklu Eğitim Teşkilatı, Sakarya
14- Mikail Bayram, Ahi Evran ve Ahi Teşkilatının Kuruluşu, Konya 1991
15- A.Demirpolat-G.Akça, Ahilik ve Türk Sosyo-Kültürel Hayatına Katkıları, Konya
16- Galip Demir, Osmanlı Devletinin Kuruluşu ve Ahilik, Ahi Kültürünü Araştırma ve Eğitim
Vakfı Yayınları, İstanbul 2000
17- Beşir Hamitoğulları,’’İktisadi Kalkınmamızda Ahiliğin Anlamı ve Önemi’’Ahilik ve Esnaf,
Yaylacılık Matbaası
18- Halil İnalcık, Ahilik, Toplum, Devlet, II. Uluslar arası Ahilik Kültürü Sempozyumu
Bildirileri, K.B.Y, Ankara 1999
19- Ömer Abuşoğlu, Bütün Yönleriyle Ahilik ve Loncalar, s.33,Ankara Ticaret Odası Dergisi,
Ankara 1972
20-Mustafa DemirTürkiye Selçukluları ve Beylikler Döneminde Sivas Şehri,Sakarya yayıncılık,Sakarya 2005
21- Yusuf Ekinci, Ahilik ve Meslek Eğitimi, M.E. B Yayınları, İstanbul 1990
22- Gürsoy Akça, Ahilik Geleneği ve Günümüz Fethiye Esnafı, Doktora Tezi, Konya 2003
23- Sebahattin Güllülü, Ahi Birlikleri, Ötüken Yayınları, İstanbul 1992
24- Abdulbaki Gölpınarlı, İslam ve Türk İllerinde Fütüvvet Teşkilatı ve Kaynakları,
İ.Ü. İktisat fakültesi Mecmuası, XI, İstanbul
25- Yakup Karasoy, Ahi Kelimesi ve Türk Kültüründe Ahilik, Konya
26- Koray Özcan, ’’Anadolu’da Selçuklu Kentler Sistemi ve Mekânsal Kademelenme(1)’’
METU JFA 2006/2, İstanbul
27- M.Said Polat,’’Selçuklu Türkiye’sinde Ticaret’’ ,İstanbul
28- Sezgin Güçlüay,’’Anadolu Selçuklu Devletinin Ticaret Politikası’’,İstanbul
29- İlhan Erdem, İlk Dönem Türkiye Selçuklu-Moğol İlişkilerinin İktisadi Boyutu
(1243–1258),Ankara
30- Mikail Bayram, Fatma Bacı ve Bacıyan-ı Rum(Anadolu Bacıları Teşkilatı),Damla Ofset
Matbaacılık, Konya,1994
31- A.Demirpolat-G.Akça, Ahilik ve Türk Sosyo-Kültürel Hayatına Katkıları, Konya

Etiketler:
Bilimler
Tarih
13. YY Anadolu Ticaret Yapısı
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |