GenBilim
Türkiye Bilim Sitesi  
Anasayfa | Forum | Bilimler | Arşiv Tarama | GenKalem | GenKampüs | Site Haritası | Linkler | RSS | Reklam | Arkadaşını Davet Et | İletişim
Kontrol Paneli Anasayfa arrow Bilimler arrow Tarih arrow 13. YY Anadolu Ticaret Yapısı Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Üye OlŞifre Hatırlat Kontrol Paneli
May 09 2009

13. YY Anadolu Ticaret Yapısı Yazdır E-posta
(2 Oy)



 Facebook'ta Paylaş

Mesut Doğan   
Cumartesi, 09 Mayıs 2009
Okunma: 1850 kez

Anadolu'nun var olan görkemli ve Antik şehirleri, Pers-Arap istilaları ve Bizans'ın katı merkeziyetçi tutumunun sebep olduğu derinleşen toplumsal buhranlar yüzünden ıssızlaştı ve savunma ağırlıklı kale şehirlere dönüştü. Mesela Urfa, Antakya bu dönemde sık sık istilalara uğradı. Bu dönemlerde başlayan Türkmen akınları 'il tutmak' amaçlı yapılmış akınlar olup bir direnmeyle karşılaşmadıkça yağma yapmamayı adet edinmiş bir teftiş hareketiydi. Dolayısıyla ilk Türkmen akınları, geçici ve tahrip edici Arap-Pers-Haçlı seferleriyle aynı kefeye konulmamalıdır. Kısa süreli buhrana sebep olan bu akınlar fiziki yapılardan çok iktidar yapılarını tahrip etmiştir.

ANADOLUYA GENEL BAKIŞ- SİYASİ YAPI VE TİCARET
Anadolu’nun durumuna göz atmak gerekirse; o dönemde Akdeniz limanlarının Müslümanların elinde olması ve Bizans’ın uluslar arası ticaret yollarının Karadeniz’in kuzeyinden geçmesi, Anadolu’nun XIII. yüzyıla kadar iktisadi açıdan geri planda kalmasına sebep olmuştur.

Anadolu'nun var olan görkemli ve Antik şehirleri, Pers-Arap istilaları ve Bizans'ın katı merkeziyetçi tutumunun sebep olduğu derinleşen toplumsal buhranlar yüzünden ıssızlaştı ve savunma ağırlıklı kale şehirlere dönüştü. Mesela Urfa, Antakya bu dönemde sık sık istilalara uğradı. Bu dönemlerde başlayan Türkmen akınları 'il tutmak' amaçlı yapılmış akınlar olup bir direnmeyle karşılaşmadıkça yağma yapmamayı adet edinmiş bir teftiş hareketiydi. Dolayısıyla ilk Türkmen akınları, geçici ve tahrip edici Arap-Pers-Haçlı seferleriyle aynı kefeye konulmamalıdır. Kısa süreli buhrana sebep olan bu akınlar fiziki yapılardan çok iktidar yapılarını tahrip etmiştir. Merkezi zihniyetin yerini alan Âdemi Merkeziyetçi göçebe zihniyet, kabilevi siyasi birliğin dönüşüm geçirmeye başladığı 1175'e kadar hüküm sürdü ve etkileri XIII. yüzyıldan itibaren görülecek olan değişimlere uygun bir zemin oluşturdu. Anadolu’daki Türk fethi, Anadolu’nun iktisadi vaziyetinde beklenenin tersine olumlu tesirler bırakmıştır. Buradaki başıbozukluğu, otorite yokluğunu ortadan kaldırmıştır. Bizanslı valilerin keyfi idarelerine ve halk üzerindeki baskılarına son verilmiştir. Bu durum Türkler ve yerli ahali arasında sıcak ilişkiler kurulmasını sağlamıştır.

Geçim biçimi hayvancılığa dayanan Türkmenler, üretemedikleri ürünlerin bir kısmını ayni ya da nakdi olarak yerleşiklerden satın aldıkları için, onlarla olan ticari ilişkilerine özel önem veriyorlardı. Dolayısıyla barış dönemlerinde yerleşik hayattakilere yaklaşıp ortak bir hayat oluşturuyorlardı. XIII. yüzyıla yaklaşırken Beyşehir Gölü civarındaki yerleşik ahaliyle Konya Türkleri arasında ticari ilişki aile ve din bağlarından daha kuvvetli bir hal almıştı. İkinci haçlı seferine katılanlar ise Türkmenlerle Grek köylüsü arasında kurulan alış-veriş ilişkisi karşısında şaşkınlıklarını gizleyememişlerdir. Bu manzaraya belli bir bölgede değil, yarımadanın her yerinde rastlamak mümkündü. Nitekim Gayrimüslim ahalinin bu ilişkisine engel olamayan Bizans İmparatoru hıncını, Ermeni ve Süryani tüccarların İstanbul'da ki kiliselerini (1094–5) yıktırarak almıştı.

Ayrıca göçebe zihniyetin uzlaşmacı ve esnek tavrı, sadece sıradan yerli halkı memnun etmedi, serbestliği seven büyük-küçük pek çok taciri de yarımadaya çekti. Bu tutum göçebe hâkimiyetinde ki Orta Asya'da olduğu gibi burada da ticari hayatın canlanmasına sebep oldu. Selçuklu Devlet ekonomisinin temel dinamiği ticaret hacminde ki genişlemeyle birlikte şehirler surların dışına taşarak, kasvetli istihkâmlardan farklı kültürlerden insanların her türlü mübadeleyi yaptıkları canlı ticaret merkezlerine dönüştü.

Bu arada özellikle Venedikliler XI. yy dan dan beri Akdeniz ve Karadeniz ticaretine hâkim olabilmek, Doğu’nun kıymetli emtiasını ucuza ve kolay yoldan temin edebilmek için başta Bizans olmak üzere, Batı Asya'da ki siyasi güçlerle işbirliğin her türünü deniyordu. Sahil şehirlerini ele geçirip ticarete müdahale edecek konuma gelince, bu kez Selçuklu Devletiyle ilişkiye geçecektir. Selçuklu devleti de iktisadi alanda iyileşmek adına fethettiği yerlerde farklı politikalar izlemiştir. Mesela; Sinop Selçuklu hâkimiyetine geçince güvenli bir ticaret limanı haline getirilmiş ve I.İzzettin Keykavus ticari canlılığı sürdürebilmek için Hıristiyan tacirlerle iyi ilişkiler kurabileceğine inandığı Ermeni asıllı Hetum’u vali tayin etmiştir.

Eski dünyanın tacirleri yarımada ile ticaretini sürdürüyordu. Ebu Hamid el-Gırnati Rusya'dan tacirlerin gelip gittiğini rivayet eder. Arap tacirler Kuzey'in zenginliklerini Güney’e, İranlı tacirler Doğu’nun zenginliklerini Batı'ya yarımada üzerinden ulaştırıyordu. Nitekim 1135 senesinde aralarında dört Hıristiyan’ın da bulunduğu yaklaşık dört yüz İranlı tacirden müteşekkil bir kervan İstanbul dönüşü Mar Thedorus’un yortusu gününde kara saplanmış ve tacirlerin hepsi ölmüştü.

XIII. yy da Anadolu ticaretinin artması için konjektürde oldukça müsaitti. Haçlıların Suriye ve Filistin'de kurdukları küçük krallıklar Mısır sultanları tarafından bir bir ortadan kaldırılınca, Latin tacirler büyük bir darbe almış ve bu önemli ticaret merkezlerindeki hâkimiyetleri büyük ölçüde sarsılmıştı. Üstelik bunlar tekrar faydalanamayacakları şekilde de tahrip ediliyordu. Arada bazı kervansaraylarında çatışmalar sonucu yok olduklarını bilmekteyiz. Mesela Aksaray civarındaki Sultan Alâeddin Kervansarayı İzzeddin Keykavus ve Rükneddin Kılıçaslan arasındaki mücadelede yıkılmıştı. Selçuklu Türkiye’si sadece Mısır için değil diğer İslam ülkeleri içinde önemliydi. Batı Asya ticaretinin en önemli merkezlerinden Şam, Bağdat, Tebriz ve Sivas ile bağlantı büyük ölçüde yarımada üzerinden kuruluyordu. İslam devletleri aralarında ki ticari bağı artırmak için karşılıklı taahhütler veriyorlardı. Celaleddin Harzemşah,I.Alaaddin Keykubad'a yazdığı mektupların birinde, ticari münasebetlerin devam edeceği ve tacirlerin Harezm ülkesine rahatlıkla girebileceklerini taahhüt ediyordu. Selçuklu sultanları ticari önem taşıyan yerlerin fethedilmelerinin yanı sıra ticaret yollarının da kontrol altında bulundurulması ve güvenliğin sağlanması politikasını takip etmiş, Yakın Doğu ile Orta Asya, Hindistan limanları ve Doğu Avrupa arasında mevcut ilişkileri daha da arttırmış ve mali açıdan önemli bir temel oluşturmuştur. Selçuklu Devleti izlemiş olduğu bu politika sayesinde siyasi ve iktisadi alanda önemli bir denge oluşturmuştur.

Selçuklu Türkiye’sinin etrafında ki önemli ticaret merkezleri ise şunlardı:

Karadan;

— İran sahasında Tebriz

—Irak’ta Bağdat

—Suriye bölgesinde Şam

Denizden;

—Kıbrıs

—Mısır’da İskenderiye

—Karadeniz’in kuzeyinde Kırım

Türkiye sahillerinde;

—Akdeniz’de Ayas, Alanya ve Antalya Limanları

—Ege’de Ayasulug, İzmir ve Foça Limanları

Kuzeybatıda;

—İstanbul

Karadenizde;

—Sinop, Samsun ve Trabzon Limanları(Bu ticaret merkezlerine Sivas’tan geçilip

Gidilirdi.

Ayrıca, tacirlerin sıkça kullandıkları yollar; İstanbul-İznik-İzmit-Eskişehir-Akşehir-Konya-Ulukışla-Adana-Halep-Şam üzerinden Mısır'a ve Halep'ten ayrılan diğer kol ise Kilis-Nusaybin-Musul-Bağdat ve Basra'ya varıyordu. XIII. yy başlarında Trabzon Rum İmparatorluğu’nun başkenti Trabzon’dan başlayıp Gümüşhane-Bayburt-Aşkale’yi izleyen Erzurum’da birleşen ara yolda önemliydi. Ticareti artıran bu yollardan dolayı Kıbrıslıların bütün gıda maddelerini Anadolu’dan tedarik ettikleri bilinmektedir. Yine bu dönemde ticareti canlı tutabilmek için Alâeddin Keykubad Venediklilere Antalya limanından serbestçe ticaret yapma hakkı verdi.

Pazarlar ve yılın belli dönemlerinde kurulan panayırlar mübadele hacmini artırıyordu. Selçuklu Türkiye'sinde kurulduğu bilinen en meşhur panayır, Kayserinin doğusundaki Pınarbaşı'na giden güzergâh üzerinde, bugünkü Pazarören'de ki Yabanlu mevkiinde kuruluyordu. Bütün ülkeden tacirlerin katıldığı bu panayır her yıl baharda başlar ve kırk gün sürerdi. Burada; Köleler, Kürkler, Atlas ve Sakallat kumaşlarından yapılmış elbiseler, Kunduz, Deniz Köpeği ve Burtas Kürkleri alınıp satılırdı. Türkmen atları da bu pazarın en çok aranan emtinası arasındaydı. Panayırlardan başka sürekli faaliyet gösteren pazarlarda kuruluyordu. Bunlardan en önemlisi Mardin'in güneyinde kurulan Koçhisar (Dunaysar, Kızıltepe) pazarıydı. Özellikle Suriye, Türkiye ve Diyarbekir'den gelen tacirler burada buluşurdu. Yine bir diğeri Kırşehir-Kayseri güzergâhında kurulan Ziyaret Pazarı'dır ve bu da daha sonra kasabaya dönüşmüştür. Bugünkü Ilgın kasabasının kurulduğu mahalde bir zamanlar Yılgın Pazarı kuruluyordu. Amasya-Tokat arasında pazar günleri kurulan Azine Pazarı da dönemin meşhur pazarları arasındaydı. Bu büyük pazarların yanısıra şehirlerin etrafında haftanın belli günlerinde küçük pazarlar kuruluyordu. Ayrıca şehirlerin yakınlarında göçebelerin alış-veriş yaptığı Türkmen Pazarları adı verilen pazarlar kuruluyordu. Yine İstanbul (Galata)piyasalarına bir sürü tüccar uluslar devam ederdi. Tüm bunlar XIII. yy da Selçuklu Türkiye’sinin tacirlerin buluştuğu önemli ve görkemli bir pazaryeri olduğu kanısını güçlendirmektedir. Mesela bu dönemde; Alaiye adlı limana Ortaçağda batılılar Candelora adını verirlerdi. Gerçek bir Türk ticaret şehri idi, buraya Mısır’dan, iskenderiye’den ve Suriye’den birçok tüccarlar gelirdi. Tüm bu ticari faaliyetlerle birlikte özellikle şehirlerin gelişmesiyle artan işgücü açığını Rum ve Ermeniler doldurmaya çalışacaktır. Yine bu dönemde Sivas’ta ticaret mallarının genel dağıtım yeri Kpan adlı büyük kapalı yerlerdi.

Tacirlerin buluştuğu noktalarda;

Türkiye'den Şap, Yün, İpek, İpekli Kumaşlar, Pamuk, Halı, Kilim, Ankara Tiftiği, Deri, Sabun, Boyacılık maddeleri, Baharat, Keten, Göztaşı, Zamk, Şarap gibi ürünlerin ticareti yapılmaktaydı.

Canlı ticaret ayrıca ondan geçinen Haydutların sayısını da artırmıştı. Eşkiyalık ve tabiat şartlarının getirdiği güçlükler yarımadadan gelip geçen yolcuların ve kervanların güvenliğini tehlikeye sokmaktaydı. İşte bu durum Selçuklu Türkiye’sini bir takım önlemler almaya itmiştir. Mesela Gıyasettin Keyhüsrev, Antalya’yı fethedince orada Mısır’dan gelen ve Frenkler tarafından soyularak emtia ve kumaşları yağmalanan tüccarların zararını, yapılan listeye göre, alınan ganimetten ve kısmende hazineden tazmin etmiştir.

ANADOLU TİCARETİNİN GELİŞMESİ VE KORUNMASI İÇİN YAPILAN

UYGULAMA VE ÇALIŞMALAR

Anadolu'da ticaret yapan tacirlerin zararlarının tek tek tespit edilip ödenmesi, noksan kalan kısım olursa bunun devlet hazinesinde karşılanması genel bir tutumdu. Ticaret vergilerinin kaldırılması olayı ise, kişileri bunun sultanın ihsanı gibi görmesini de sağlamıştır. II. Gıyasedin Keyhüsrev Antalya’yı fethedince buraya Mısır’dan gelen ve Frenkler tarafından soyularak emtia ve kumaşları yağmalanan tüccarların zararını, yapılan listeye göre alınan ganimetten ve hazineden tazmin etmiştir. Bir tür devlet sigortası diyebileceğimiz bu uygulama Alaaddin Keykubad döneminde de devam etmiştir. 1214 yılında Sinop'un alınması sırasında da çıkarılan bir fermanla ülkenin muhtelif bölgelerinde yaşayan zengin tüccarlara imtiyazlar verileceği vaat edilip Sinop'a geri çağrılmaları söz konusudur, ayrıca kargaşadan kaçan yerli ahalinin çıkarılan naipler vasıtasıyla tekrar yurtlarına dönme imkânları sağlanmış oldu. İzzettin Keykavus Sinop şehrini aldıktan sonra kalesini yaptırmış, şehri imar etmiş, şehrin güvenliğini sağlamak için bölgeye Türk nüfusu köylere ve şehre iskân etmiştir. Bu husus Selçuklu iktisadi yükselişinde Karadeniz ticaretine hâkim olan Sinop şehrini ön plana çıkarmıştır. Yukarıda belirtilen her iki örnek de aslında ticaretin ne kadar önemsendiğinin bir göstergesidir. Bu dönemde ticari antlaşmalar da tarafların ticaret gemilerinin korunması tacirlerinin korunması gibi konularda anlaşma maddelerinde yer almaktadır.

Ticaretin gelişmesi ve korunması için yapılan en önemli çalışmalardan biri olan kervansaraylardan bahsetmek gerekmektedir.

KERVANSARAYLAR:

Bölgenin fiziki şartlarının güçlüğü tacirleri yıldırmıyordu, ancak son zamanlarda artan haydutluk olayları güvenliği ön plana almak gerekliliğini ortaya koymuştu. Bu amaçla II. Kılıcarslan (1115–1192) Antalya(Attaleia),Konya(İkonion),Aksaray ve Kayseri(Kaiseria) güzergâhında ilk kervansarayı inşa ettirdi. Sonra da Emirleri onu takip etti ve süratle kervansaray yapımı ticaretin gelişmesine paralel olarak artmıştır. Öncelikle yoğun yolcu geçişinin olduğu bölgelerde olmak üzere, neredeyse bütün ana güzergâhlar bu yapılarla güvence altına alındı. Emniyetin her şeyin üstünde olduğu o dönem yolcu ve tacirler için ne kadar önemli olduğu tasavvur dahi edilemez. Umera ve zenginler tarafından inşa ettirilen ve vakıfları sayesinde varlığını devam ettiren, işleyiş tarzı olarak dönemin iktisadi ve içtimai yapısını anlamamızı mahal veren yapıların ancak 132 si günümüze kadar gelebilmiştir.

Kervansarayların kurulduğu güzergâhların üzerindeki şehirler kısa zamanda hem iktisadi olarak hem de nüfus olarak büyüdüler. Artık şehirlerin dışında kendi malikânelerinde yaşayan toprağa bağlı soylu zenginler yerini, şehirlerde yaşayan kısa sürede büyük servetler edinmiş maceraperest gezginci tüccarların oluşturduğu gezginci tacirlere bırakmıştır. İktisadi genişleme ve nüfus artışıyla beraber kale şehirler surların dışına taşarak açık şehirlere dönüşmüştür.

Kervansaraylar; içinde yatakhaneleri, aşhaneleri, erzak ambarları, eşya koyacak depoları, yolcuların hayvanlarını koyacak ahırları, samanlıkları, yolcuların ibadetleri için mescitleri, misafirlerin yıkanmaları için hamamları, hastaneleri, eczaneleri, ayakkabıcıları, ayakkabı tamircileri, hayvanları nallamak için nalbantları gibi her ihtiyacı karşılayacak teşkilat ve tesisler ve bütün bunlara gelin gelirleri-masrafları idare edecek divan ve memurları vardı.Yine Türkiye Selçuklu Kervansarayları mimari olarak Büyük Selçuklu kervansaray m,imarisini sürdürecek şekilde ahır,depo,hamam,mescit,odalarla avlulu genel bir plana sahip olmuşlardır. Kervansarayların fonksiyonları konusunda Evliya Çelebi’nin şu sözleri bize ışık tutacaktır: Akşam yemeğinden sonra, kapıda mehterhane çalınıp kapı kapatılır. Bekçiler kandiller yakıp dibinde yatarlar, eğer gece yarısı dışarıdan misafir gelirse kapıyı açıp içeri alırlar, hazır olan yemekten getirirlerdi. Amma cihan yıkılsa içeriden dışarıya bir âdem bırakmazlar. Vakıf kurucusunun şartı böyledir. Bütün misafirler kalkınca yine mehterhane dövülüp, herkes malından haberdar olur, Hancılar tellallar gibi:’’Ey ümmeti Muhammed! Malınız, canınız, atınız tama mıdır?’’ diye rica edip nida ederler. Misafirlerin cümlesi:’’Tamamdır. Hak, hayrat sahibine rahmet eyleye.’’Dediklerinde kapıcılar kapıları açarlardı. Kervansaraylar ticari malların ve tacirlerin güvenliğini garanti altına aldığından Anadolu’daki uluslar arası ticaret için son derece önem taşıyordu.

Ticaretin önemli altyapılarından olan kervansarayların bu dönemde ki çokluğu Anadolu’daki ticari canlılığı gösterdiği gibi, Anadolu’nun siyasi ve iktisadi istikrara da kavuştuğunun bir göstergesidir. Takriben her 30–40 km. mesafelerde kurulduğu görülen Kervansaraylar müstahkem surlarla çevrilmiş, surlar, surlar üzerinde kule ve burçlar inşa edilmiş, kapılar demirden yapılmış ve bu suretle her türlü tehlikelere karşı koyabilecek müdafaa tertibatıyla donatılmıştır.

1164 yılında başlayan kervansaray yapımı Evdir Han 1219, Kırk göz Han 1230,Susuz han 1230,İncir Han 1230 ve Eğridir Han 1238’la hızla inşa edilmeye devam edildi. Yapılan bu kervansaraylar milletlerarası ticaret ağı ile bütünleşik bir üretim-dağıtım sistemine dayanan sistemli bir ekonomik politika izlendiğinin göstergesidir. Bunun yanında yapılan kervansaraylar konaklama işlevinin ötesinde sosyal, kültürel ve ekonomik çekim merkezleri olarak potansiyel yerleşmelerin çekirdeğini oluşturmuşlardır. Ki bu sebepten öylesine önem arz etmektedir ki köylerin ve vakıf gelirlerinin bir kısmı kervansaraylara ayrılmıştır.

Devlet toprak sistemi ve vergilendirme hususunda da vakıf ve kervansaraylara önem vererek buraları vergilerden de arınık tutmuştur. Vakıf gelirlerinin 6/1 i kervansaraylara ayrılmıştır. Öyle ki bu dönemlerde vakıfların tamirine ayrılan paranın 10.000 Dirhem olduğunu bilmekle beraber, bunlardan Karatay kervansarayının duvarlarının yontma ve mermer gibi cilalı kırmızı taşlardan yapıldığını üzerlerinde kalemle işlenen nakışlar resimler olduğunu da bilmekteyiz.

İmparatorluk ticaret yollarının daimi kontrol ve güven altında tutulması ticaret kervanlarının Hindistan ile Suriye sahillerine, Batı-Avrupa ile Türkistan ve Harezm arasında güvenle sefer yapmalarına imkân veriyordu.

Tüm bu bilgiler doğrultusunda; Selçuklu Devlet ekonomisinin mihenk taşlarından olan kervansaraylarda yolcuların yemek ihtiyacını karşılamak için ücretsiz aşhanelerin olması, ilk üç gün misafir kabul edilen kişilerden herhangi bir talepte bulunulmaması, kervansaray güvenliğinin askerlerce sağlanması, belirli yol mesafelerinde karakolların yapılması ve asayişe önem verilmesi Selçuklu Devletinin bölgedeki ticari hayatını olumlu yönde etkilediği gibi devletlerin bu dönemde ekonomik faaliyetlere verdiği önemi de ortaya koymaktadır. Mesela Sivas’ta Avrupalı tacirler,Anadu’ya geldiklerinde sultanın verdiği yada tanıdığı ‘’aman’’ın koruyuculuğu altında şehirlerde ve şehirlerarasında ticari faaliyetlerde bulunabiliyorlardı. -



Kervansarayların önemi ve işlevinden bahsettikten sonra ticari hayatı ustalaştıran ve ticarete yön veren Ahilik kurumundan da bahsetmek gereği doğmuştur.

AHİLİK ve VAKFİYE SİSTEMİ:

Mutasavvıfçılarca gerçek mana derinliği kazandırılan Ahilik, Türk kültür ve medeniyetinin Türk dili ve Edebiyatının, Türk gelenek ve törelerinin, özelliklede Türk sanat ve ticaret ahlakının oluşması gelişmesi ve yaygınlık kazanmasında çok önemli fonksiyonları ifa etmiştir.

Atabetü-l Hakayık’ta ‘’ahi’’ kelimesi her defasında ‘’bahil’’ (cimri) in zıddı, yani cömert anlamında kullanılmış olması,’’ahi’ adının ‘’akı’dan geldiği görüşünü kuvvetlendirmektedir. Yine manaca ‘’akı’ sözcüğünün delalet ettiği konukseverlik, mertlik, Alplik, cömertlik, yiğitlik, v.s. hasletlerin ahilik teşkilatları mensuplarınca yaygın olarak tatbik edilmesi, Arapça kardeşim manasına gelen ‘’ahi’’ kelimesinin bu hasletleri karşılamada yetersiz olması, mezkûr görüşü kuvvetlendirmektedir. Bir diğer deyişle Ahilik, eski Türk Medeniyet unsurlarının İslamiyet ve bu kanaldan fütüvvet değerleriyle uyumlu kaynaşması neticesinde kurulan esnaf, sanatkâr ve üretici birliklerini ve bu birliklerin tatbik ettikleri ahlaki, siyasi, iktisadi, felsefi, duygu ve prensiplerin adıdır.

Ahiler, sosyal yapıyı oluşturan unsurlardan soylular, burjuvalar, bürokratlar ve din adamları gibi, egemen ve sömürücü vasıflarına sahip bir sınıfı öncelemek yerine, üreticiliği esas alan sosyal katmanlara dayanmış ve bu öne çıkartmışlardır.

Ahiliğin Türk toplumuna ve Türk gençlerine faydaları konusunda da Halil İnalcık şunları ifade etmektedir; Ahi birliklerinde gençler, İslami ve sufi müeyyideleriyle güçlendirilmiş sosyal etik kuralları yardımıyla terbiye edilerek, işinde mahir, dini ve milli geleneklerine bağlı, topluma uyumlu ve başıbozukluktan uzak, sorumluluk sahibi kişiler olarak yetiştirilmeye çalışılmıştır. Ayrıca Ahiler kurdukları medrese ve zaviyelerde kendi fikir kanaatlerine göre taraftarlarını eğitiyorlardı. Tüm bu Ahilik anlamlandırması ışığında denilebilir ki; Ahilik ne sadece bir tarikat nede sadece bir esnaf teşkilatıdır. Bu iki müessesenin özelliklerinin uyumlu bir bütünlüğüdür. İnsanları iyiye, doğruya, güzele götüren bir yol olması itibariyle bir tarikat özelliği gösterirken, çalışma hayatında üretime, verimliliğe, fiyat kontrolüne kaliteye müdahil olması hasebiyle de bir esnaf teşkilatı özelliği taşır. Ahilikte iş, sanatkârın ruhunu yansıttığı bir meşgale olarak anlaşılmıştır. Bu nedenle ahilikte üretim rekabeti, daha fazla üretimi şeklinde değil, daha mükemmel eser meydana getirme şeklinde gerçekleşmiştir. Yine Ahilik teşkilatı belirli bir iş, ahlak ve hiyerarşi disiplini içinde topluma hizmeti ve çalışmayı ibadet olarak gören kişilerden oluşan ve bu vasıflara haiz kişileri yetiştiren bir teşkilattı. Yine bilinmelidir ki; bu teşkilat potansiyel kargaşaların önlenmesinde önemli sosyal fonksiyonlar ifa etmiş, İslam dünyasının hiçbir yerinde görülmeyen bir şekilde ve istikamette gelişerek oluşmuş bir esnaf ve sanatkârlar teşkilatıdır. Yine tarihi kaynaklardan, Ahilerin Selçuklu Yönetim mekanizmasının zayıfladığı dönemlerde kentlerin savunmasında örgütlü askeri bir güç olarak Selçuklu yöneticilerine yardımcı oldukları ya da kentlerde çıkan sosyal karışıklıklarda ve hukuki anlaşmazlıklarda uzlaştırıcı görev üstlendikleri anlaşılmaktadır.

Ahi birliklerinin iktisadi yapılanmasında orta sandık denen uygulamanın özel bir yeri vardı. Bu sandıkların temel fonksiyonu sosyal dayanışmayı sağlamak ve çalışanlara sosyal güvenlik mekanizması hizmeti görmekti. Ayrıca sandıktan ihtiyaç duyan esnafa ve diğer esnaf sandıklarına kredi verildiği de olurdu. Ahilikte yamak, çırak ve kalfalar arasında sarsılmaz bir hiyerarşi bulunmaktaydı. Bu hiyerarşi, yamaklıkla başlayıp, belli sürelerle çıraklık ve kalfalık aşamalarına ulaşıyordu. En üst basamakta ise alt basamaktakilerin kendisine intisap ettiği, onları her türlü yönden yetiştirmek için ahi zaviyeleri yaptıran ve sanatta herkesin saygısını kazanmış olan bir ahi baba bulunuyordu.

Türklerin gerek kentsel yaşam geleneğine gerekse üretim organizasyonlarına katılımı ve etkin olmalarının, fütuvvetin kurulması ile sonlanan süreçte gerçekleştiği ve vakıf kurumu kapsamında gerçekleştirilen sosyal, kültürel ve ekonomik kamusal yapı faaliyetleri ile Ahiler tarafından örgütlenen ticaret-zanaat faaliyetleri kapsamında Anadolu kentlerinin uzmanlaşmış ticaret merkezleri haline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim Selçuklu döneminde Ahilik merkezi olarak ön plana çıkan Kayseri’de külah-duzlar, debbağlar, bakırcılar başta olmak üzere otuz iki farklı esnaf ve zanaat zümresinin örgütlendiği büyük bir zanaat sitesi kurulduğuna ilişkin kayıtlar, Ahi örgütlenmelerinin kırsal üretimin yanı sıra kentsel üretim faaliyetlerinde de etkin olduğunu göstermektedir.

SONUÇ

Sonuç olarak diyebiliriz ki; Anadolu siyasi karışıklık ve sosyal bunalımlar yaşarken il tutmak amaçlı yapılan tanıma amaçlı seferlerden sonra bölgeye Türklerin yerleşmeye başlamış ve yerleşmiş olması, bölgenin ticari, ekonomik, siyasal, soysal, kültürel alanda gelişmesine katkı sağlamıştır. Özellikle var olan Ahilik sistemi ahlakıyla yetişmiş olan esnaf teşkilatının varlığı ticareti daha kaliteli hale getirerek tacirlerin yol eyledikleri bir bölge olmuştur. Anadolu’nun stratejik konumunu da hesap edersek ticaretin gelişmesine farklı bir bakış açısı da kazandırabiliriz. Bölgenin coğrafi şartlarının zorluğu elbette ki beraberinde bir takım zorluklar getirmiştir, bu zorluklarda dönemin üstün teknikleriyle çözümlenmeye çalışılarak Kervansaray yapımı fikrini doğurmuş olup güvenliği de paralelinde artırmıştır.

Misafire düşküne yolda kalmışa yolcuya merhamet felsefesiyle hareket edilmesi vakıf ve kervansaray ilişkisine bir başka boyut kazandırarak günümüz yardım vakıflarının da temelini oluşturmuştur. Var olan siyasi yönetimin bilinçli ticaret politikalarıyla; ’’vergi almama az vergi alma sigortalama kolluk kuvvetler yol karakolları kervansaray güvenliği gibi’’ bölge gözde bir yer haline gelmiştir, bunun olumlu sonuçları olduğu gibi cazip olan bölgelerin savaşlara sahne olma gibi bir olumsuzluğunu da beraberinde getirmiştir.

BİBLİYOGRAFYA

1-UrfalıMateos Vekayi-Namesi ve Papaz Grigor’un Zeyli,(çev:H.D.Andreasyan),TTK,Ankara 2000

2- Kerimüddin Mahmudi Aksarayi,Müsameretü’l –Ahbar,(çev:M.Öztürk,TTK,Ankara 2000

3- Osman Turan, Türkiye Selçukluları Hakkında Resmi Vesikalar, TTK, 1988 Ankara

4- W.Heyd, Yakın-Doğu Ticaret Tarihi,(çev. E.Z.Karal),TTK 2000

5- Tuncer Baykara, I.Gıyaseddin Keyhusrev, TTK, Ankara 1997

6- İlhan Erdem,’’İlk Dönem Türkiye Selçuklu-Moğol İlişkilerinin İktisadi Boyutu’’,Ankara

7- Osman Turan,’’Selçuk Devri Vakfiyeleri’’,Ankara, TTK, Belleten c.XI, sayı 43

8- Osman Turan,’’Türkiye Selçuklularında Toprak Hukuku’’,Ankara, TTK, Belleten, c.XII,

sayı 47

9- Osman Turan,’’Selçuklu Kervansarayları’’,Ankara, TTK, Belleten, c.X,sayı 39

10- Ali Sevim, Selçuklu Devletleri Tarihi, TTK, Ankara 1995

11- Abdulaziz ed-Duri,çev:K.Y.Kopraman-N.Yazılıtaş-A.Çetin,

’’İslam Toplumlarında İkta’nın Ortaya Çıkışı’’

12- Mustafa demir,’’Türkiye Selçuklu İktisadi Gelişimi İçinde Karadeniz Ticaret Yolu’’

13- Mustafa Demir, Selçuklu Eğitim Teşkilatı, Sakarya

14- Mikail Bayram, Ahi Evran ve Ahi Teşkilatının Kuruluşu, Konya 1991

15- A.Demirpolat-G.Akça, Ahilik ve Türk Sosyo-Kültürel Hayatına Katkıları, Konya

16- Galip Demir, Osmanlı Devletinin Kuruluşu ve Ahilik, Ahi Kültürünü Araştırma ve Eğitim

Vakfı Yayınları, İstanbul 2000

17- Beşir Hamitoğulları,’’İktisadi Kalkınmamızda Ahiliğin Anlamı ve Önemi’’Ahilik ve Esnaf,

Yaylacılık Matbaası

18- Halil İnalcık, Ahilik, Toplum, Devlet, II. Uluslar arası Ahilik Kültürü Sempozyumu

Bildirileri, K.B.Y, Ankara 1999

19- Ömer Abuşoğlu, Bütün Yönleriyle Ahilik ve Loncalar, s.33,Ankara Ticaret Odası Dergisi,

Ankara 1972

20-Mustafa DemirTürkiye Selçukluları ve Beylikler Döneminde Sivas Şehri,Sakarya yayıncılık,Sakarya 2005

21- Yusuf Ekinci, Ahilik ve Meslek Eğitimi, M.E. B Yayınları, İstanbul 1990

22- Gürsoy Akça, Ahilik Geleneği ve Günümüz Fethiye Esnafı, Doktora Tezi, Konya 2003

23- Sebahattin Güllülü, Ahi Birlikleri, Ötüken Yayınları, İstanbul 1992

24- Abdulbaki Gölpınarlı, İslam ve Türk İllerinde Fütüvvet Teşkilatı ve Kaynakları,

İ.Ü. İktisat fakültesi Mecmuası, XI, İstanbul

25- Yakup Karasoy, Ahi Kelimesi ve Türk Kültüründe Ahilik, Konya

26- Koray Özcan, ’’Anadolu’da Selçuklu Kentler Sistemi ve Mekânsal Kademelenme(1)’’

METU JFA 2006/2, İstanbul

27- M.Said Polat,’’Selçuklu Türkiye’sinde Ticaret’’ ,İstanbul

28- Sezgin Güçlüay,’’Anadolu Selçuklu Devletinin Ticaret Politikası’’,İstanbul

29- İlhan Erdem, İlk Dönem Türkiye Selçuklu-Moğol İlişkilerinin İktisadi Boyutu

(1243–1258),Ankara

30- Mikail Bayram, Fatma Bacı ve Bacıyan-ı Rum(Anadolu Bacıları Teşkilatı),Damla Ofset

Matbaacılık, Konya,1994

31- A.Demirpolat-G.Akça, Ahilik ve Türk Sosyo-Kültürel Hayatına Katkıları, Konya


Etiketler:  



Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.





Reddit!Del.icio.us!Facebook!Slashdot!Netscape!Technorati!StumbleUpon!Newsvine!Furl!Yahoo!
 

GenBilim
GenBilim
Makale İçinde Ara GenBilim    
GenBilim
        RSS Kategorileri GenBilim
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
GenBilim
Makale İşlemleri
Sizde Yazi Ekleyin
Yorum Ekleyin
Bu makaleyi favorilerime ekle
Sizde Link Ekleyin
Bu makaleyi PDF olarak kaydet
 Makaleyi rapor et
Untitled 1
GenBilim
Sponsor Bağlantılar


        Favori Makalelerim
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
GenBilim
GenBilim
Sponsor Bağlantılar

Nbrsin: Ne yapıyorsun?

GenBilim
GenBilim
GenBilim
Son Etkinlikler
Yakın tarihte gerçekleşecek etkinlik bulunamadı.
GenBilim