Okunma: 1245 kez
Kemal Derviş'in Türk siyasetinde oynadığı rol hakkında düşüncelerim iki zıt yönde. Eğitimi, deneyimi ve teknik iktisatçılığına saygım var. Türkiye'ye gelişini de, iş ve özel hayatından fedakârlıklar yaparak gerçekleştirdiği bir ülkesine hizmet arzı olarak değerlendiriyorum. Türkiye'de bazı siyasetçi, bazı bürokrat ve bazı iş adamları arasında oluşmuş ve adeta siyasi kültürümüzü tarif eder hale gelmiş, geleceğimizi karartan ahlaksız ve ham ilişkiler ağına hiç bulaşmamış biri.
Kemal
Derviş'in Türk siyasetinde oynadığı rol hakkında düşüncelerim iki zıt
yönde. Eğitimi, deneyimi ve teknik iktisatçılığına saygım var.
Türkiye'ye gelişini de, iş ve özel hayatından fedakârlıklar yaparak
gerçekleştirdiği bir ülkesine hizmet arzı olarak değerlendiriyorum.
Türkiye'de bazı siyasetçi, bazı bürokrat ve bazı iş adamları arasında
oluşmuş ve adeta siyasi kültürümüzü tarif eder hale gelmiş,
geleceğimizi karartan ahlaksız ve ham ilişkiler ağına hiç bulaşmamış
biri. Şu anki hükümetin, ekonomiyi kurtarmak için giriştiği bir önceki
saçma sapan politika başımıza çökünce, Derviş enkazın içine girdi. Önce
hükümeti kurtardı. Sonra, tarihimizin en büyük depresyonu ve kamu borcu
stokunu dolarla iki katına çıkarmak pahasına Türkiye'de fiyat istikrarı
ortamını sağlamak, ardından sürdürülebilir bir büyüme sürecini
başlatmak için elinden geleni yapıyor. Seçilmiş ve atanmış siyasetçi ve
bürokrat kadroları içinde bu proje için gerekli teknik birikim ve
deneyime sahip insanların neredeyse hiç olmadığı bir ortamda, adeta tek
başına çalışıyor. Bunlar, Kemal Derviş'in Türkiye sahnesinde verdiği
görüntü hakkındaki değerlendirmemin bir ekseni.
Ama
bir de olumsuz ekseni var bu değerlendirmemin. Bu ise Kemal Derviş'in,
adeta Tanrı tarafından Türkiye'yi idare etmekle görevlendirildiklerini
vehmeden bürokrasi konumlu insanların sergiledikleri oligarşik dünya
tasarımını kullanmağa başlamasından kaynaklanıyor. Derviş'in, bilerek
ya da farkında olmadan Türkiye Jakobenizminin safına katılması, hatta
bu safın liderliğine sürüklenmesi riski var. Niye böyle düşünüyorum,
izin verirseniz açayım.
Derviş
son haftalarda ısrarla "ekonomi siyasetin etkisinden kurtarılmalıdır"
diyor. Muhtemelen söylemek istediği başka bir şey ve kendini yanlış
ifade ediyor. Eğer öne sürdüğü, "Türkiye'deki iktisadi hayat, siyasetin
değil siyasetçilerin, iyi siyasetçilerin değil kötü siyasetçilerin,
piyasa ekonomisini ve toplumsal ortak ihtiyaçları değil kendilerinin ya
da korumak istedikleri insanların ortak çıkarlarla çelişen özel
çıkarlarını gözeten keyfi müdahalelerinden korunmalıdır" önermesi ise,
doğru bir şey söylüyor. Ama kullandığı ifade yanlış ve yanıltıcı.
Yanlış.
Çünkü bir kere, başta varlık ve rekabet hukukunun oluşturulması,
uygulanması ve geliştirilmesi olmak üzere ancak ve ancak kamusal alanda
siyaset süreçleri ile çözülebilecek problemler çözülmeden, kendi
kendine sorunsuz işleyen bir piyasa ekonomisi yoktur. Olamaz. Siyasetin
etkisine maruz kalmadan var olan, işleyen bir ekonomi tasarımı abestir.
Böyle bir şey hiçbir zaman olmamıştır. Hiçbir zaman olamaz. Ekonomi
"doğa hali" değil "toplum hali"dir. Şu anda Türkiye'de yaşanılan türden
büyük çöküntüler, sıkıntılar, toplumsal kararları meşru demokrasi
platformlarında iktisat politikası uygulamalarına dönüştüren siyaset
yüzünden değil, aksine, meşru siyasi platformlarda alınmış toplumsal
kararlar olmadan ekonominin "idare edilme"sinin, kötü idare edilmesinin
sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Çıkar. Bunu da biraz açalım.
Türkiye'de
yaşamakta olduğumuz büyük iktisadi çöküntü, 1999 Aralığında, içerdeki
yerli "memurlar"ımız ile Washington'daki yabancı IMF ve ABD
"memurlar"ının aldığı, hangi akla hizmet ettiği o zaman da bu zaman da
belli olmayan bir kararın, döviz kurunu enflasyon haddinin altında
tutacak (artış oranı) sabit kur politikasının yol açtığı bir çöküntüdür.
Bu
karar nerede alınmıştır. Alınmadan önce Meclis'te müzakere edilmiş
midir? Hükümeti oluşturan partilerin meclis gruplarında tartışılmış
mıdır? Sanayici işverenler, işçiler, ihracatçılar, bankacılar gibi
iktisadi hayatımızın önemli aktörlerinin toplumsal örgütlerinde, ortak
aklı arama platformlarında tartışılmış mıdır? 1999 seçimlerinden önce,
seçime girecek partilerin kurultaylarında kronik enflasyonun nasıl
düşürüleceği, istikrar ortamında sürdürülebilir büyümenin nasıl
başlatılacağı tartışılmış mıdır? Seçim kampanyasında partiler ve güya
"liderler"i bu meseleleri konuşmuş, temel konularda toplumsal
kararların alınması için siyaset yapmışlar mıdır?
Türkiye'de
çok uzun bir süreden beri "siyaset" kategorisini yanlış kullanıyoruz.
Kemal Derviş de bize uydu. O da bu temel kategoriyi yanlış
kullananların kervanına katıldı.
Siyaset,
bir toplumda, ancak ve ancak kamusal alanda çözülebilecek konuların
nasıl çözüleceğine dair kararların, yurttaşlar arasında müzakereler,
tartışmalarla, olabildiğince geniş uzlaşma konturlarına oturtularak
alınmasıdır. Türkiye bu anlamda siyasetin fazla olmasından değil,
siyasetin eksik, çok eksik olmasından, hatta hiç olmamasından ötürü acı
çekmektedir. Sadece ekonomide değil. Kamusal alanın her bölgesinde.
Siyaseti,
kendine kulluk yapmaya razı olanlarla takım kurup, içinde temel
toplumsal kararların üretilemediği seçimlere girip, anayasal hukukun
şekli şartlarını yerine getirip, hükümet etme yetkisini kullanma
noktasına gelen güya liderlerin ve takımlarının oynadıkları, bir makama
gelme ve o makamda kalma oyunu sanmak, günahını hepimizin taşıdığı
temel tarihi ve kültürel yanılgımızdır. Siyasetin böyle bir oyuna
indirgenmesi sadece ülkede kamusal alanı "kanunsuz özel çıkar
ittifaklarına yönelmiş" güya siyasetçilerin zararlı etkilerine maruz
bırakmakla kalmamaktadır. Aynı zamanda kronik enflasyondan nasıl en az
tahribatla çıkılacağı gibi birikim, üstün zekâ ve gerçek
liderlik gerektiren konularda bir siyaset boşluğuna da yol açmaktadır.
Türkiye'nin sıkıntısı, siyasetin ekonomiye karışması değil
karışmamasıdır.
Ülkeler,
ya toplumsal rızaya dayanmayan iç oligarşiler tarafından yönetilir, ya
dışardan başkaları tarafından yönetilir, ya da toplumsal rızaya
dayanılarak, toplumsal rıza oluşturan siyaset süreçleri üstünde,
demokrasi ile yönetilir. Yirmi beş yılı aşan bir kronik enflasyonun
nasıl bitirileceği gibi büyük fedakârlık gerektirecek iktisat
politikası kararları, eğer Türkiye iç oligarşik kadrolar yâda dışardan
gelen ve Türkiye karşısındaki durumu kolaylıkla adeta sömürgeci
idarelerin emrindeki teknisyenliğe kayabilecek kadrolar tarafından
alınmayacaksa, mutlaka ve mutlaka toplumsal süreçlerle, toplumsal
siyaset ile alınmak zorundadır. Kötü siyasetin çaresi iyi siyasettir.
Kötü siyasetin çaresi siyasetsizlik, siyasetin reddi, siyasetten kaçma
değildir. Siyasetin ikamesi zulümdür, yarı sömürge statüsüne düşmektir.
Bir cumhuriyette siyasetin ikamesi olamaz.
Yani,
"mademki Türkiye'de şu ana kadar ortaya çıkardığımız ve kendilerine
siyasetçi diyen ve bizim de siyasetçi dediğimiz kadrolarla, adına
siyaset dediğimiz süreçlerle kamusal alanın ortak akla göre yönetimini
beceremedik, mademki siyaset başta ekonomimiz olmak üzere toplumumuzun
bütün bölgelerini kötü siyasetçilerin tahribatına maruz bıraktı, öyle
ise, ekonomiyi siyasetin etki alanının dışına çıkaralım" diyemezsiniz.
Bu hem bilgisel olarak yanlış bir önermedir, çünkü böyle bir ekonomi
olamaz, hem de tehlikeli bir önermedir. Çünkü ekonomiyi siyasetçinin
etkisine kapattığınız zaman kimin kontrolüne terk ediyor olduğunuz,
kime, kimlere teslim ettiğiniz konusu yanıtsız kalır.
Türkiye
ekonomisinin kamusal yönetimi, siyaseti bir makama gelmek ve o makamda
kalmak oyununa ya da "kanunsuz özel çıkar ittifaklarının"
desteklenmesine indirgeyen kötü siyasetçilerin etkileyemeyeceği bir
hale getirmemiz lazım. Kemal Derviş bunu söylemek istiyorsa haklı.
Bunun da yolu Türkiye'de doğru anlamıyla siyasetin üretilmesi ve
ekonominin doğru anlamıyla siyasetin denetimine sokulmasından geçiyor.
Bunu yapamazsak, ekonominin idaresini de, toplumsal hayatımızın başka
bölgelerinin idaresini de, kendilerinde adeta ülkeyi yönetmek için
Tanrı'nın verdiği bir yetki vehmeden oligarşik bir yerli memurlar
takımına ve/veya IMF ve Amerikan Hazine Bakanlığının teknisyenlerine
teslim etme durumuna kayabiliriz. Ki bu felaket olur. Türkiye her şeye
rağmen bu iki seçeneği de engelleyebilecek bir tarih ve kültür
birikimine sahiptir.
VS dergisinin Nisan-Mayıs 2002 sayısında Derviş'e soru: Siyaset ekonomiden çekilmeli mi sahi? başlığı ile yayınlandı

Etiketler:
Bilimler
İktisat
Kemal Derviş
Ekonomi ve Siyaset
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |