Okunma: 2975 kez
Sanırım duyguları sayısallaştırmanın mümkün olduğunu daha rahat kabul edebiliyoruz. Örneğin acıyı hissettiğimiz zaman oluşan fizyolojik değişimi, bu konuda bir bilgi eksiğimizin olmadığı var sayılırsa, modellemek mümkün. Modelleyebildiğimiz ölçüde sistemi yeniden oluşturabiliriz. Örnekten yola çıkarsak, acıyı gerçekten hisseden canlı ile acı hissini taklit eden sistem arasında dışarıdan bakıldığında fark yoktur. Her ikisinde de acıyı tetikleyene verilen tepki aynı şekilde tarif edilebilir.
Aynı kabulü tüm algılarımız için yapmamız mümkün olmalı. Her ne
kadar tüm algılarımızı modelleyecek sistemleri tam anlamlı ile
geliştirememiş olsak dahi, gözlemlenebilen tepkiler için bunu
gerçekleştirecek bilgiye sahip olmamız mümkün.
Eğer duygular taklit edilebiliyorsa, duyguyu hisseden ve taklit eden
arasında gözlemlenen bir fark yoksa önemlerini yitiriyorlar. Hormon ve
feromonlardan başka nedir önemli olan? Derin bir acı hisseden bir
insanı gördüğümüzde neden ona acırız? Asıl önemli olan nedir?
Sanırım önemli olan, duyguların anlık etkileri değil de bıraktıkları
izler. Olan bitenden bize kalanlar düşüncelerimiz. Düşüncenin oluşumu
ise üzerinde halen tartışılan ayrı bir araştırma konusu.
Eric Baum, "Düşünce Nedir?" adlı kitabında, düşünceyi tümü ile
anlambilimden (semantik) ibaret olarak tarif ediyor. Anlambilimin ise
çevremizdeki dünyanın sıkı bir bütünlük gösteren yapısını keşfetmek ve
kullanmak olduğunu söylüyor.
Baum’un sözlerinde "bütünlük" kritik nokta sanırım. Düşüncenin
oluşmasını etkileyen, birbirine bağlı, sınırsız (!) sayıdaki etken,
düşünceyi modellemek konusundaki en büyük güçlük olarak karşımızda
duruyor. Bu etkenleri doğru analiz edecek ve işleyecek algoritmaları
geliştirdiğimiz ölçüde bu konuda da başarılı olabileceğiz.
Daha önceleri felsefeciler insan zekâsının taklit edilemeyeceğini,
çünkü fikir yürütmenin/düşüncenin hayal ederek/canlandırarak oluştuğunu
savunuyorlarmış. Diğer bir deyişle anafikir, yeni bir dünyayı kafamızda
modelleyip o modele görer karar verdiğimizi ve bu işin bir makine
tarafından yapılmasının mümkün olmadığı.
Bugün ise bilgisayarlar herhangi bir sistemi modellemeyi mümkün hale getiriyor.
Öte yandan, insan zekâsını taklit etmek için tüm sistemi birebir
kopyalamaya gerek olmamalı. Bunun yerine aynı girdiler ile aynı
sonuçları üretmek yeterli. Benzer düşünceyi ünlü fizikçi Richard
Feynman, yaklaşık olarak şöyle özetliyor: "İşe yarar teknolojiler
üretmek için yaşayan canlıların nörolojik ayrıntılarını çalışmamıza
gerek yok. Beynin nasıl çalıştığı hakkında çalışarak yararlı fikirler
elde edebiliriz, fakat uçakların uçmak için kanat çırpmak zorunda
olmadıklarını hatırlamak gerekiyor." Feynman, bu nedenle, çoğunlukla
yapay zekâ olarak adlandırılan alana "ileri/gelişmiş uygulamalar"
demeyi tercih ediyor.
Nasıl isimlendirilirse isimlendirilsin, insan gibi düşünebilen
makineleri üretmek insanlığın tutkusu. Alanzo Church ve Alan Turing’den
bu yana gelişmekte olan "etkin işlem" çalışmaları ile hayal edilen
gerçekleşebilirse insanı bilgisayardan neyin ayıracağı, kendini var
olan en değerli canlı olarak görmek isteyen insan için bir merak konusu.

Etiketler:
Bilimler
Psikoloji
Duygularımız Ne Kadar Önemli?
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |