Şub
16
2009
|
Yaklaşanı Yakıyor! |
|
|
Facebook'ta Paylaş
|
Özgür Gürbüz
|
|
Pazartesi, 16 Şubat 2009 |
Okunma: 2676 kez
Almanya’daki nükleer santrallerin 5 km. çevresinde yaşayan çocuklarda, erken çocukluk kanserlerinde ve lösemide büyük oranda artış olduğunu ortaya çıkaran Fizik Doktoru Alfred Körblein, İstanbul’daydı. Körblein’ın verdiği rakamlar daha sonra yürütülen çalışmalarla da doğrulanmış, nükleer santrallerin sadece kaza olursa tehlikeli olacağı görüşü bu araştırmayla ciddi bir yara almıştı. Çünkü normal çalışma sırasında da nükleer santrallerden doğaya radyoaktif madde salımı gerçekleşiyor ve literatürde bu, “rutin radyasyon” olarak adlandırılıyor…
İstanbul’un önemli bir konuğu vardı geçen hafta. 1998’de, Almanya’daki
nükleer santrallerin 5 km. çevresinde yaşayan çocuklarda, erken
çocukluk kanserlerinde yüzde 54’lük, lösemide ise yüzde 76’lık artış
olduğunu bulduğunda ona inanmak istememişlerdi. Fizik doktoru olmasına
rağmen, “çevreci” olarak bilinen Münih Çevre Sorunları Enstitüsü’nde
çalıştığından dolayı verdiği rakamları görmezden gelmişlerdi.
Almanya’da Yeşiller Partisi koalisyon ortağı olup da çevre bakanlığı
koltuğunu alınca iş değişmiş, 2000 yılında, Almanya’nın nükleer
santrallerini 2021 yılına kadar kapatma kararını almasından sonra
madalyonun öteki yüzünü konuşmak daha da kolay bir hale gelmiş ve
kapatma kararının hemen ardından, Radyasyondan Korunma İçin Alman
Federal Ofisi, Dr. Alfred Körblein’ın daha önce duyurduğu ancak kaale
alınmayan sonuçlarını kontrol etmek üzere 16 nükleer santralin
çevresinde yeni bir çalışma başlatmıştı Tabii bu çalışmanın
başlatılması için halkın verdiği 10 binden fazla imzayı da unutmamak
lazım. 2007 sonunda açıklanan bu çalışma sonuçları, Dr. Körblein’ı
haklı çıkardı: Nükleer santrale 5 kilometre çapında bir mesafede
yaşayan, beş yaşın altındaki çocukların kansere yakalanma olasılığı
beklenenden 1,6 kat; lösemiye yakalanma olasılığı ise nükleerden uzak
duran çocuklara oranla 2,2 kat artıyordu! Nükleer santrallerin sadece
kaza olursa tehlikeli olacağı görüşü bu araştırmayla ciddi bir yara
aldı.
Alman devletinin kanserli 1592, lösemili 593 vaka üzerinde beş yıl
süren çalışmalarında, çocukların diğer etkenler tarafından hasta olup
olmadığı da araştırıldı ancak nükleer santral dışında hiçbir kanser
yapıcı faktörün sonuçlar üzerinde etkili olmadığı ortaya çıktı. Aynı
durum lösemili çocuklar için de geçerliydi. Lösemi sayısındaki artışa
neden olan tek faktörün radyasyona maruz kalmak olduğu kanıtlandı.
İstanbul Tabip Odası, Çevre İçin Hekimler Derneği ve Nükleer Savaşı
Önlemek için Hekimler Birliği tarafından Türkiye’ye davet edilen
Körblein’a İstanbul’daki sunumundan sonra şu soruyu sorduk: “Her yıl
binlerce Alman turistin de geldiği Akdeniz’de kurulması düşünülen
Akkuyu nükleer santralinin yanında denize girer misiniz, denizden çıkan
balığı yer misiniz?”. Körblein’ın yanıtı netti: “Ben yaşlı bir insanım,
kanser konusunda çok fazla endişelenmem. Eğer küçük çocuklarım olsaydı,
Türkiye’de ya da Almanya’da, çocuklarıma nükleer santralin yakınına
gitmelerini öğütlemezdim. Elimizdeki bilgiler ışığında, torunlarımın
nükleer reaktörün 5 km. yakınında yaşamalarını da istemezdim”.
Körblein’in bu korkusunun kaynağı sadece kendisinin yaptığı çalışma
değil. Almanya’da 1983’ten beri küçük çocuklar üzerinde nükleer santral
kaynaklı radyasyonun etkilerini inceleyen araştırmalar yapılıyor.
1984’te, İngiltere’deki Sellafield nükleer santrali yakınındaki
Seascale köyünde çocukluk çağı lösemisine normalden 10 kat yüksek
oranda rastlanmıştı. Körblein’a göre nükleer santral ve çocuklar
üzerine yapılan araştırmaları tetikleyen de bu 1984 yılındaki çalışma
oldu.
Resmi rakamlar her şeyi anlatmıyor
Halk tarafından çok bilinmese de, normal çalışma sırasında nükleer
santrallerden doğaya radyoaktif madde salımı yeni bir şey değil.
Literatürde “rutin radyasyon” olarak adlandırılıyor ve santrallerden
doğaya salınan radyoaktivite, birçok ülkelerde kayıt altında tutuluyor.
Dr. Alfred Körblein’dan, Almanya’daki santrallerin bu rakamları her üç
ayda bir halka açıkladığını öğreniyoruz. İşin püf noktasını da... Uzun
bir zaman dilimine bakıldığında doğaya salınan radyoaktivitenin
yasalarla belirlenen sınırların altında kaldığını belirten Körblein,
bizi kısa süre içerisinde doğaya verilen yüksek dozlar konusunda
uyarıyor. Örneğin, santraller yeniden çalıştırılırken (bakımdan ya da
yeni yakıt yükleme işleminden sonra) yüksek miktarlarda radyoaktif
izotopu doğaya salıyorlar. “Ancak bu üç aylık veri içinde görülmüyor”
diyen Alman fizikçi, böyle bir anda reaktörün yakınında olmanın oldukça
riskli olduğuna işaret ediyor. İddiasını da şu sözlerle pekiştiriyor:
“Nükleer santral yakınında yaşayan kişiler yıl boyunca dalgalanan
miktarlarda radyasyon dozlarına maruz kalırlar, sabit bir düşük doza
değil. Doğrusal olmayan bir doz-yanıt eğrisinde etki ortalama doza
değil, tepe noktasında olan doza bağlı olarak ortaya çıkabilir. Nükleer
santraller rutin olarak doğaya radyasyon bırakırlar hatta Almanya’da
bunun ne kadar olduğu, düzenli olarak yayınlanır. Bu bulduğumuz lösemi
etkisi, resmi açıklamalar doğru olsaydı 1000 kat daha az olmalıydı”.
Nükleer reaktörden sadece havaya değil, soğutma suyuyla denize de yine
“rutin” olarak radyasyon bırakıldığını belirten Körblein,
“Sellafield’teki yeniden işleme reaktörü plutonyum ve stronsiyum gibi
radyoaktif izotopları İrlanda Denizi’ne bıraktı. Dalga ve rüzgârlarla
bir süre sonra radyoaktif maddeler kıyıya geri döndü. Kumsalda oynayan
çocuklar radyasyona maruz kaldı. Daha sonra bu, başta balıklar
aracılığıyla besin zincirine de eklendi. Nüfusun bir bölümü
radyoaktiviteye maruz kaldı” açıklamasıyla balıklarla ilgili bir önceki
soruma da yanıt vermiş oluyor.
Sinop ve Mersin’de kanser kayıt merkezleri yok
Körblein’ı dinlerken alışık olmadığımız kurum adlarıyla da karşı
karşıya geldik. Radyasyondan Korunma İçin Alman Federal Ofisi, Alman
Çocukluk Çağı Kanserleri Kayıt Dairesi gibi. Çevre İçin Hekimler
Derneği Başkanı Dr. Seval Alkoy’a 24 Eylül’de nükleer ihaleye çıkacak
olan Türkiye’de benzer kurumların olup olmadığını sorduk. “Türkiye’de
radyasyon denince akla Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) geliyor”
diyen Dr Seval Alkoy, “TAEK’in Çernobil kazası sonucu sergilediği tutum
bu konuda güvenilirliği konusunda bir soru işareti oluşturmuştur.
Kanser kayıtlarının tutulduğu en eski merkez İzmir’de ve o da
zannediyorum 12 yıllık. Türkiye’nin şu an için kanser kayıtlarının
güvenilir olduğunu söylemek mümkün değil. Zaten Çernobil sonrası
Karadeniz’de kazaya bağlı kanser vakaları artmış mıdır, artmamış mıdır
sorusuna bilimsel bir yanıt verilememesinin de nedeni budur” diyerek
“Nükleer Türkiye”nin bu kavrama ne kadar hazır olduğunu sorguluyor.
Yaptığımız araştırma sonucu bahsedilen “kanser kayıt merkezleri”nin
sayısının 20 olduğunu tespit ettik. Büyük kentler dışında
Kahramanmaraş, Sivas, Şanlıurfa gibi illerde de bu merkezlerden
açılmış. Türkiye’de nükleer santral kurulması düşünülen iki ilde, Sinop
ve Mersin’deyse bu merkezlerden yok. Bu, nükleer santrallerin bu illere
kurulması halinde kanser oranlarında artış olup olmadığını
bilemeyeceğimiz anlamına geliyor; çünkü bu illerde kanser olanlarla
ilgili kayıtlar henüz (!) tutulmuyor.
***
“Nükleer ihale iptal edilsin”
Prof. Dr. Gençay Gürsoy Türk Tabipleri Birliği Başkanı
Türkiye enerji politikalarını ağırlıklı olarak geleneksel enerji
kaynaklarına dayandırarak ülkenin enerji gereksinimini karşılamaya
yönelmiş bulunmakta. Bunun anlamı gelecekte ekonomik maliyetleri
büyütmek, asla geri ödenemeyecek çevresel riskleri ve çevrenin geri
dönüşümsüz yıkımını arttırmaktır. Bunun yanında kömür ve nükleer enerji
gibi en tehlikeli merkezi enerji kaynaklarına alım garantisi verilerek
yatırımı özendirilmektedir. Nükleer santraller çevresinde yapılan
araştırmalarda; santrallerin yılda 1 milyon kişide 600-1000 ölüme neden
olduğu, bunların yüzde 80 gibi büyük çoğunluğunun çalışan işçiler
olduğu ve çocukluk dönemi kanserlerinde artış olduğu saptanmıştır. Bu
veriler ışığında öncelikle 24 Eylül’de yapılacağı açıklanan ihalenin
iptal edilmesini istiyoruz. Türkiye çok zengin yenilenebilir enerji
potansiyeline sahip ve enerji verimliliği açısından dünyanın önde gelen
ülkelerinden biri.”

Etiketler:
Bilimler
Fizik
Yaklaşanı Yakıyor!
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |
|
GenBilim Editorial Yazar Hakkında:Türkiye Bilim Sitesi
 Yazar Şuan Çevirim Dışı
Yazara E-Posta Atin
RSS Kategorileri
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
Makale İşlemleri
|
|
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
|
|
İlgili Makaleler
İlgili makale bulunamadı... |
Son Etkinlikler
Ağustos
Eylül
|
|