Okunma: 1256 kez
1931-1945 yılları tarihe mali Kaos yılları olarak geçti. Altın satndardından çıkan ülkeler, paralarının karşılığında altın verme taahüttünden kurtulmuşlardı. Hükümetler, bu durumu istismar etmekten geri kalmadılar.
Kimin ne yaptığı belli olmayan bu yıllarda dünya ticareti %63 azaldı. Fiyatlar yarı yarıya %48 düştü.
Bu karmaşaya son verecek uluslararası bir örgüt, yani Uluslar arası Para Fonu, IMF, fikri daha o yıllarda doğmuştu. Ancak sürekliliği olan bir kurum zamanla değişen ihtiyaçlara cevap verebilirdi.bir yandan ulusal para birimlerinin birbirlerine hiçbir kısıtlama olmaksızın tahvil edilmesini sağlarken,öte yandan da her bir para biriminin değerini açık ve tartışmaz bir şekilde belirleyebilirdi.
Savaşın içindeydiler, türlü zorluklar vardı, aylarca konuşuldu ama sonunda delegeler yeni uluslar arası para sistemini ve onu kollayacak uluslar arası örgütü, IMF’yi, hep birlikte kurmayı kabul ettiler.
Dolar bundan böyle dünyanın temel para birimi olacaktı. Ancak, devalue edilmişti dolar. Eskisi gibi, bir dolar eşittir bir ons altının yirmide biri değil, otuzbeşte biri.
Amerikan vatandaşları kağıt paralarını dolara tahvil edmeyeceklerdi. Sadece yabancı devletler ve onların merkez bankaları dolarlarını altına çevirebileceklerdi.
Böylece Amerikanın altına, diğer ülkelerinde dolarına dayandıkları para sistemi yürürlüğe girdi. Yıl 1946.
Peki,oldu mu bari? Hayır olmadı.
IMF’nin kurulmasından beş yıl kadar sonra, 1950li yılların başında, işler tekrar ters döndü.
Dolar ucuz, diğer paralar göreli olarak pahalı olunca, dolara talep arttı. Dünya çapında bir dolar kıtlığıdır başladı. Bir yandan kıtlık, öte yandan da ucuz doların Amerika’da enflasyona neden oluyor olması durumu.
IMF’nin kurulmasından beş yıl kdar sonra, 1950’li yılların başında, altın stoğuna güvenen Amerika’nın parasını saçtıüı şeklinde bir manzara ortaya çıktı: Marshall yardımı türünden dış yardımlar, krediler ve değeri her gün biraz daha düşen mebzul miktarda dolar.
Ürkütücü bir manzaraydı, önde gelen Avrupa ülkeleri, Batı Almanya, İsviçre, Fransa, ve İtalya, sıkı-para politikasına dönmeye karar verdiler. Sıkı para politakası, gerçekçi para politikası. Nitekim, İngiltere, sterlinin 4.85 dolar olduğu iddasını bıraktı, değerini yarıyarıya, 2.40 dolara kadar düşürdü.
Gerçekçi para piyasasına geri dönüş, buna ilaveten Avrupa ve Japonya ekonomilerinin yeniden üretir olmaları, giderek Amerikan dış ödemeler dengesinin açık vermesini getirdi. Amerika, ihraç ettiğinden çok ithal eden bir ülke konumuna girdi. 60’lı yıllarda enflasyon gözardı edilemeyecek boyutlara ulaştı.
Bu defa, doları kendi paralarına temel alan ülkeler tedirgin olmaya başladılar. Değeri düşük dolar, istenmeyen para oldu. IMF’nin doları dünya ekonomisinin temel para birimi olarak kabul eden sisteminden homurdanmaların başlaması ilk bu zaman.
Homurtular özellikle De Gaulle’in Fransa’sından geldi. “Batı’nın Mali Günahı” isimli kitabın yazarı, Rueff, IMF’nin denetlediği sistemin giderek bir kâbusa dönüştüğünü söylüyordu.
Amerikalılar öncelikle aldırmadılar. Bunun üzerine,Avrupa devletlerinin hükümetleri, ellerindeki dolarları altına tahvil etme haklarını kullanmaya başladılar. Amerika’nın bitmez tükenmez gibi duran altın stoğu erimeye durdu. Öyle ki, 1946’da 25 milyar değerindeki stok, 70’lerin başında 9 milyar dolara düştü.
Eurodolar, Avrupa’nın istemediği dolar demek. Değişmez ve su götürmez olduğu düşünülen IMF sisteminin yürümediği gün geçtikçe daha netleşiyordu. Amerikalıların duruma buldukları çare, doların serbest altın piyasasındaki değeri ile hükümetler ve merkez bankaları nezdindeki değerini birbirinden ayırmak oldu.
Dolar serbest altın piyasasında kaça giderse gitsi, IMF üyeleri doların değerinin bir ons altının 35’de biri olduğunu ebdiyyen kaul edecekler, kendi aralarında işlemleri ebediyyen bu değer üzerinden sürdüreceklerdi. Hiçbir merkez bankası, sebest altın piyasasında dolar bozdurmayacak, serbest altın piyasasından altın satın almayacaktı.
Böylece altın piyasası, dünya para sisteminden tamamen tecrit edildi. Altın herhangi bir başak meta gibi, arz talep durumlarına göre kendi fiyatını bulacaktı. Devletlerin elindeki altın stokuna gelince, o külçeler de bir merkez bankasından diğerinin kasasına taşınıp duracaktı.
Klasik ekonomistler serbest altın piyasasını bir türlü, merkez bankasının başka türlü işlemeleri şeklinde bu düzenlemeyi öfkeyle karşıladılar. IMF sistemini kurtarmak için yapılan bir hareket olarak yorumladılar, karşı çıktılar.
Kağıt para taraftarları, onlar altının değerini doların tayin ettiğini düşünüyorlardı. Dolar desteği çekildiğinde bir ons altının değerinin düşeceğini iddia ettiler.
Ama öyle olmadı. Tersine, Altının fiyatı arttı. 1973’de bir ons altın 125 dolara fırladı. Amerika’da enflasyon devam ediyor, Eurodoların birikiyor olması, dolara duyulan güvenin kaybolmaya yüz tuttuğunu gösteriyordu. Baktı olmuyor, hükümet fiyatları dondurdu. Bu IMF’nin kesin sonu demekti.
Avrupa Merkez Bankası ayağa kalktı. Amerikan tarihinde ilk kez dolar az yada çok altın karşılığı olmayan fiat- paraya dönüştü. Fiat para değerini hükümetlerin kararlaştırdığı para.
Fiat paranın hakiki değeri uluslar arası para piyasasında belli olacaktı. Hükümetler gerektiğinden fazla değer biçmişlerse paralarına, serbest piyasa onlara yanıldıklarını gösterecekti.
Amerika ile beraber dünya da öyle yaptı. Hep berabar IMF öncesine, 1933’lerin fiat-para düzenine dönüldü. O yıllarda hiç değilse Amerikan dolarının arkasında altın vardı, bu defa o da kalktı. Öte yandan fiat-paranın telmihi ekonomik savaş, rakip para birimleri, devaluasyonlar, uluslar arası ticaret ve yatırımın durması, 1929-39 Büyük Çöküntü’nün tekrarıydı.
Enflasyon sürüyordu. Daha da kötüsü, dünyanın tüm ülkeleri Amerikan enflasyonunu ithal etmek zorunda kalıyorlardı. Çünküi dolar uluslar arası finans sizteminin rezerve parasıydı. Böyle olunca, dünya devletleri ürün ve hizmetlerinin karşılığı Amerikanın kâğıt parasını kabul etmek durumundaydılar. Global para sistemi açıkça işlemiyordu.
Bu noktada yapılacak iş, bir dünya-parası çıkarmaktır, deniyor. Bu para fiat para olacak, değeri Dünya Rezerv Bankası ismiyle kurulacak yeni bir örgüt tarafından belirlenecekti. “dünya-parası”nın şimdiden olası birkaç adı da var. Keynes’in dünya-parasına taktığı isim “bankor”,ikinci dünya savaşı sırasında Amerikan Hazine Bakanı olan white2ın taktığı isim “unita”, ünlü ekonomist dergisinin taktığı isim “phoenix”
Son bir not: altın standardı taraftarları bütün bunlardan hayli rahatsız. Onlar, dünya para piyasalarının dinginliğe kavuşmasının tek yolunun klasik altın standardlarına geri dönüş olduğunda ısrar ediyorlar.
Kaynak: Alev Alatlı ‘nın 2001 yılında TRT-2 de yayımlanan konuşmalarından özettir.

Etiketler:
Bilimler
İktisat
1929 Krizinin Görünmeyen Yüzü- Mali kaos ve IMF (2)
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |