Okunma: 1022 kez
Birinci Dünya Savaşından önce dolar, mark, sterlin gibi ulusal para birimlerinin değerlerini simgeledikleri altın miktarları belirlerdi. Ve dileyen herkes, elindeki kağıt parayı bankaya götürüp, karşılığında altın sikke talep edebilirdi.
( www.genbilim.com )
“Klasik altın satndardı” dediğimiz bu uygulama 1914’de sona erdi. Neden çünkü Amerika Birleşik devletinin haricinde hiçbir ülkenin elinde , Birinci Dünya Savaşı harcamalarını karşılayacak kadar altın yoktu. Avrupa devletleri, bir süre para birimlerinin altın miktarını azaltarak idare ettiler. İdare edemeyecek duruma geldiklerinde klasik altın standardından çıktılar.
1931- 1945 yılları tarihe mali kaos yılları olarak geçti. Altın satndardından çıkan ülkeler, paralarının karşılığında altın verme taahüttünden kurtulmuşlardı. Hükümetler, bu durumu istismar etmekten geri kalmadılar.
Burada istismar etmekten kastım, paralarının değerini ekonomik değil siyasi mülahazalara göre belirlemeleridir. Örneğin, rakip ulusun malsatmasını önlemek için yapılan devaluasyon gibi. Rakip ulusda aynı şekilde karşılık verince para ile değerin, bir ulusun parası ile öteki ulusun parasının arasındaki ilişkinin saptanamadığı kaotik bir durum ortaya çıktı. Kimin ne yaptığı belli olmayan bu yıllarda dünya ticareti %63 azaldı. Fiyatlar yarı yarıya %48 düştü.
Altın satndardına geir dönmek gibi bir umut da kalmamıştı. Uluslararası ticaret ve yatırım hemen tümüyle durdu. Ülkeler, kendi aralarında takas antlaşmaları yaparak birbirlerine mal satmaya çalıştılar. Amerika Dış İşleri Bakanı Cordell Hall’a göre, Avrupa’da yaşanan bu mali kaos, İkinci Dünya Savaşı’nın asıl çıkış nedenidir.
Milton Friedman, Chicago Üniversitesinden mali konularda Friedman ekolü olarak bilinen düşünce sisteminin yaratıcısı olarak geçer. Friedmancılara göre, paranın altınla ifade edilmesi gerektiği düşüncesinden toptan vazgeçilmeli, ulusal paraların değerlerini serbest piyasa ekonoisinin arz-talep dinamiği uyarınca bulmasına izin verilmeliydi.
Çünkü “altın” netice itibariyle bir madendi. Önemsenmesi Midas’tan bu yana süregelen bir alışkanlıktan ibaretti. Altına atfedilen değer rasyonel değildi. Hatta insanlığın “barbar” yıllarından kalan “bir kalıntı” dan ibaretti.
Oysa, yaşayan bilirdi krizleri iyileştirmek için neye ihtiyaç olduğunu. Ekonomiyi canlandırmak için para gerekiyorsa, hükümetler stokta altın vardı yoktu aldırmayıp, insanların alımsatım yapabilmeleri bir araç/para geliştirmeliydiler.
Paranın başlangıç değerinin ne olacağına hükümetler karar verecekler, ancak para sahici değerini serbest piyasada dalagalanmak suretiyle bulacaktı.
Altın esasına dayanmayan paralara “fiat-para” adı verildi. Bildiğimiz “eder” anlamında “fiyat” değil, f-i-a-t “fiat”. Amerikan İngilizcesi bir kelime. Değeri yalnız hükümet kararına dayanan para demek.
Fiat paranın hakiki değeri uluslar arası para piyasasında belli olacaktı. Hükümetler gereğinden fazla değer biçmişlerse paralarına, serbest piyasa onlara yanıtlarını gösterecekti.
Teorik olarak Chicago okulunun yaklaşımının da bir sakncası görnmüyordu. Hatta, serbest piyasa ekonomisine inananlara iyi bile geldi. Ancak, mesele “serbet” piyasanın ne kadar serbest olabileceği meselesiydi. Ve olmadı.
Hükümetler durumu istismar etmekten geri kalmadılar… dalgalanmaya bırakılan kurlar, paranın değerini bilerek düşürülmesi gibi oyunlar, para birimlerinin rakip kamplara bölünmesi, alımsatım kontrolları, gümrük tarifeleri, kotalar…
Bu karmaşaya son verecek uluslararası bir örgüt, yani Uluslar arası Para Fonu, IMF, fikri daha o yıllarda, 30’lu yıllarda doğmuştu. Para sorunu parça başı tedbirlerle çözülmeyecek kadar büyüktü. Yapılması gereken yeryüzünün hemen tüm uluslarının katıldığı ve onayladıkları bir sistem geliştirmek bu sistemin yürümesini sağlayacak, sürekliliği olan uluslar arası bir örgüt kurmaktır.
İki cesur adam, Amerikalı White ve İngiliz Keynes yazdıkları yazılarda paranın uluslararsı dengeye kavuşmasının öyle arasıra yapılan toplantılarla mümkün olmayacağını, meselenin sürekliliği olan bir kuruma emanet edilmesi gerektiğini anlatıyorlardı.
1944 Haziran’ında ABD’nin New Hampshire Eyaletinin Bretton Woods isimli kasabasında 44 ülkeden delegelerin katıldığı bir toplantı düzenlendi.
Savaşın içindeydiler, türlü zorluklar vardı, aylarca konuşuldu ama sonunda delegeler yeni uluslar arası para sistemini ve onu kollayacak uluslar arası örgütü, yani Uluslar arası Para Fonu, IMF’yi hep birlikte kurmayı kabul ettiler.
Anlaşmayı 1946 Mart’ında 29 ülke imzaladı- bugün itibariyle IMF’nin üye sayısı 182. Buna Doğu Avrupa ülkeleri ve Sovyetler Birliği cumhuriyetleri dahil.
IMF Kuruluş Sözleşmesinin birici bölümü, örgütün amaçlarını altı maddede özetler,
1.Danışma ve birlikte çalışma ortamı sağlayacak devamlı bir kurum aracılığı ile parasal konularad uluslar arası işbirliğini ilerletmek.
2. Uluslar arası ticaretin yayılmasını ve dengeli büyümesini kolaylaştırmak ve bu amaçla tüm ortakların ekonomik politikalarının temel hedefleri olan istihdam, reel gelir ve üretim kaynaklarının yaratılmasına, geliştirilmesine ve idame ettirilmesine katkıda bulunmak.
3. Para alımsatımında istikrarı sağlamak, üyeler arasında düzenli alımsatım usulleri geliştirmek, rekabete dönük karşılıklı devaluasyonları önlemek.
4. Çok-taraflı ödemeler sisteminin kurulmasına ve dünya ticaretini engelleyen döviz kısıtlamalarının bertaraf edilmesine yardımcı olmak.
5. Fon kaynaklarını üyelere geçici süre ile ve yeterli garantiler altında tahsis etmek suretiyle üyelerin güvenlerini arttırmak ve dış ödemeler dengelerindeki aksaklıklarını ulusal ya da uluslar arası refaha zarar vermeden düzeltmelerine fırsat tanımak.
6. Bu suretle üyelerin uluslar arası dış ödemeler dengesizliklerinin süresini ve etkisini azaltmak.
IMF’nin yeni sistemi esas itibaryle Altın Alımsatım Standardıydı, şu farkla ki sterlinin yerini bu dafa IMF’nin mimarı Amerika Birleşik Devletlerinin para birimi, dolar, almıştı.
Dolar bundan böyle dünyanın temel para birimi olacaktı.
Kaynak: Alev Alatlı ‘nın 2001 yılında TRT-2 de yayımlanan konuşmalarından özettir

Etiketler:
Bilimler
İktisat
1929 Krizinin Görünmeyen Yüzü- Mali kaos ve IMF
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |