Okunma: 2212 kez
Erişkin bir çok hücreli canlı ne kadar kompleks vücut yapısına sahip olursa olsun, yapı ve işlev bakımından çok farklı olan kaç çeşit hücreden, kaç çeşit dokudan ve kaç organdan meydana gelmiş olursa olsun; başlangıç noktası tek bir hücredir; bir zigot. Bu zigot daha sonra milyonlarca (veya milyarlarca) hücreden oluşacak organizmayı oluşturacaktır. Bu gelişime hangi mekanizmalar etkilidir?
Bu hücre (zigot), o kompleks organizmanın
oluşabilmesi için gereken tüm genetik bilgiye sahip olduğu gibi bu
genlerden hangilerinin ne zaman, nerede ve ne kadar çalıştırılması
gerektiği bilgisine, genetik bilgiyi en doğru şekilde kullanma
yeteneğine de sahiptir. Bu yetenek, gen regülasyonudur. Gelişim,
Regülatör Proteinler Tarafından Kontrol Edilir. Meyve sineğinin yaşam
döngüsünde, yumurtadan ergine geçişte tam bir metamorfoz görülür.
Embriyonun en önemli karakteristiklerinden biri, polaritesi; yani,
hayvanın anteryör ve posteryör kısımlarının, dorsal ve ventral
kısımları gibi birbirinden tamamen ayrılmış olması; bir diğeri de
metamerizmidir (embriyo vücudunun, her birinin karakteristik özelliği
olan seri olarak tekrarlayan segmentlerden oluşması).Gelişim sırasında
bu segmentler, baş, toraks ve abdomeni oluşturacak şekilde organize
olurlar. Erişkin toraksının her segmenti, farklı bir ilave setine
(kanatlar ve bacaklar...) sahiptir. Bu kompleks paternin gelişimi,
genetik kontrol altındadır. Vücut organizasyonunu kuvvetli bir şekilde
etkileyen bir grup protein keşfedilmiştir.
Drosophila yumurtası, 15 hemşire hücre (nurse cell) ile
birlikte bulunur ve bir folikül hücre tabakası ile çevrelenmiştir.
Yumurta hücresi oluşunca (döllenmeden önce) hemşire ve folikül
hücrelerde sentezlenen mRNA ve proteinler, hücre içinde birikir. Bu
protein ve mRNA'ların gelişimde kritik rolleri vardır.
Döllenmiş bir yumurta yumurtlanınca, nükleus bölünür ve yavru
nükleuslar senkronize olarak her 6-10 dakikada bir bölünmeye devam
ederler. Etraflarında plazma membranı oluşmayan bu nükleuslar, yumurta
sitoplazması içinde (veya sinsityumda) dağılırlar. Nükleer bölünmelerin
8-11. devrelerinde nükleuslar, nükleusu çevreleyen zengin sitoplazmadan
meydana gelen bir tek tabaka oluşturacak şekilde yumurtanın dış
tabakasına doğru hareket ederler. Böylece sinsitiyal blastoderm oluşur.
Bir kaç ek bölünmeden sonra membran, invaginasyon yaparak nükleusları
birbirinden ayırarak hücresel blastodermi meydana getirecek hücreleri
oluşturur. Bu basamakta çeşitli hücrelerdeki mitotik senkroni kaybolur.
Hücrelerin gelişimsel kaderini, hemşire ve folikül hücreleri tarafından
sentezlenip yumurtada depolanan mRNA ve proteinler belirler. lokus
konsantrasyonları veya aktiviteleri, çevreleyici dokunun özel şekil ve
yapıalmasını sağlayan proteinler, "morfogen" olarak adlandırılırlar. Bu
proteinler, patern regüle edici genlerin ürünleridir. Patern regüle
edici genlerin 3 ana sınıfı vardır. Bunlar, maternal genler,
segmentasyon genleri ve homeotik genlerdir. Maternal genler,
döllenmemiş embriyoda ekspresse edilirler ve oluşan mRNA'lar,
döllenmeye kadar etkisiz kalır. Bunlar, hücresel blastoderm oluşumuna
kadar olan çok erken gelişimde ihtiyaç duyulacak proteinleri sağlarlar.
Maternal mRNA'ların kodladığı proteinlerden bazıları, gelişen
embriyonun erken evrelerdeki bölümlenmiş organizasyonunu yönlendirir.
Bunlar, polariteyi sağlayan yapılardır. Segmentasyon genleri,
döllenmeden sonra transkribe edilirler ve vücut segmentlerinin sayısını
belirlerler. Segmentasyon genlerinin en az üç alt sınıfı, ardıl
basamaklarda etkin olur; gap genleri, gelişen embriyoyu bir kaç
belirgin bölgeye ayırır, pair-rule genleri ve segment polarite
genleride normal bir embriyonun 14 segmemtini oluşturacak 14 kısmı
belirlerler. Bu kısımlar ise, hangi özel vücut segmentinde hangi
organın ve ilavenin gelişeceğini belirler. Homeotik genler ise, daha
sonraki basamaklarda ekspresse edilirler.
Bu
üç sınıftaki pek çok regülatör gen, belirli sayıda segmentleri ve her
segmentte doğru ilaveleri bulunan, bir başı, toraksı ve abdomeni olan
bir meyve sineğinin oluşmasını yönetir. Embriyogenezisin tamamlanması
yaklaşık bir gün alsa da, tüm bu genler ilk 4 saatte aktif olurlar.
Bazı mRNA'lar ve proteinler bu periyod içinde yalnız bir kaç dakika ve
özgül noktalarda bulunurlar. Genlerden bazıları, gelişim zincirindeki
diğer bazı genlerin ekspresyonlarını etkileyen transkripsiyon
faktötrlerini kodlar. Ayrıca, translasyon seviyesinde regülasyon da
önemli yer tutar; çoğu regülatör gen, translasyonel repressörleri
kodlar. Translasyonel regülatörlerin çoğu, mRNA'nın 3' UTR'sine
bağlanır. Çoğu mRNA, translasyonunun gerektiği zamandan önce yumurta
hücresinde depolandığı için, translasyonel represyon gelişimsel
yollarda özellikle önemlidir.
3.Genetik İmprinting (Genomik Damgalanma)
Mendelin kanunlarını değiştiren genomik damgalanma, belirli bir geni taşıyan
kromozomun kökeninin anneye ya da babaya ait olmasına bağlı olarak fenotipik
ifadenin değişmesidir. Bazı türlerde belirli kromozomal bölgelerin ve bu
bölgelerdeki genlerin anadan ya da babadan köken almasına bağlı olarak ifade
edilmesini ya da genetik olarak sessiz kalmasını (ifade edilmemesini) belirten
bir çeşit hafıza ya da bir damga bulunmaktadır.
Damgalama basamağının gamet oluşumu sırasında ya da sonrasında meydana geldiği
düşünülmektedir. Bu durum sperm ya da yumurta oluşturan dokularda farklı
işaretli genlerin ya da kromozom bölgelerinin bulunmasına yol açar. Bu işlem
mutasyondan tamamen farklıdır, çünkü ard arda gelen nesillerde genler anneden
çocuğa ve torununa geçerken damga tersine çevrilebilir.
Memelilerin dişilerinde X kromozomlarından birinin inaktivasyona uğraması
damgalanma olayına bir örnektir. Farelerde embriyo gelişiminden önce, dokularda
meydana gelen damgalama işlemi sonucu, anneden alınan X kromozomu üzerindeki
genler genetik olarak aktif kalırken, babadan alınan X kromozomu tüm hücrelerde
genetik olarak inaktif halde bulunur. Embriyonik gelişim başladığında, damga
serbest kalır ve baba ya da anneden gelen X kromozomu gelişigüzel bir şekilde
inaktivasyona uğrar.
1991'de farenin üç geninde damgalama olayının görülmesi ile daha kesin bilgiler
elde edilmiştir. Bu genlerden bir tanesi insülin benzeri büyüme faktörü II'yi
(Igf2) şifrelemektedir. Bu genin mutant olmayan iki allelini taşıyan bir fare
normal ölçülerde gelişirken, iki mutant allel taşıyan farede büyüme faktörü
eksik olacağı için fare cüce olacaktır. Heterozigot bir farenin boyutu normal
allelin hangi ebeveynden geldiğine bağlıdır. Eğer normal allel babadan geliyorsa
fare normal ölçüdedir, ama normal allel anneden geliyorsa fare cücedir. Buradan
normal Igf2 geninin dişilerde yumurta oluşumu sırasında damgalandığı fakat,
erkeklerde sperm üreten dokulara geçtiğinde normal işlev gösterdiği sonucu
çıkarılabilir.
Damgalama bir sonraki kuşağa aktarılan genin sperm üreten ya da yumurta
oluşturan dokudan geçmesine bağlı olmaya devam eder. Örneğin normal ölçülerde
heterozigot bir erkek normal işlevli yabani tip bir alleli yavru dölün yarısına
aktarır. Bu allel anneden gelen mutant alleli etkisiz duruma getirir.
İnsanlarda iki ayrı genetik bozukluğun, 15. kromozomun (15q1) aynı bölgesindeki
farklı damgalanma sonucu ortaya çıktığı düşünülmektedir. Her iki durumda da
hastalık, 15.kromozom çiftlerinden birinde bu bölgedeki bir parçanın benzer
şekilde delesyonundan ötürü ortaya çıkmaktadır. İlk bozukluk Prader-Willi
Sendromudur (PWS) ve babaya ait delesyona uğramış kromozom kalıtlandığında
ortaya çıkar. Eğer delesyona uğramış kromozom anneye aitse o zaman farklı
fenotipik anormallikler gösteren Angelman Sendromu (AS) ortaya çıkmaktadır. Bu
iki durum fenotipik olarak tamamen farklıdır. PWS'de kontrolsüz iştahın olduğu
yeme bozukluğu, şişmanlık ve diyabetin yanı sıra zihinsel gerilik görülür. AS'de
ise zihinsel geriliğin yanı sıra tamamen farklı davranış biçimleri görülür. Bu
durumda 15q1 bölgesinin erkek ve dişi gametlerde farklı şekilde damgalandığını
ve normal gelişim için hem anneye hem de babaya ait bölgelerin gerekli olduğunu
söyleyebiliriz.
Özgül genlerden ziyade belirli kromozom bölgeleri damgalanıyor gibi görünse de,
damgalanmanın moleküler mekanizması hala bir varsayımdan ibarettir. Bu konuda
DNA metilasyonunun işe karıştığı düşünülmektedir. Omurgalılarda metil grupları
DNA metil transferaz adlı enzimin katalitik aktivitesiyle sitozinin 5'
pozisyonundaki karbon atomuna takılabilir. Metil grubu DNA'da GC gruplarının
bulunduğu bölgelere takılmaktadır. Yüksek oranda metilasyonun gen aktivitesini
inhibe ettiğini ve aktif genlerin veya onların düzenleyici dizilerinin
genellikle metillenmediğini gösteren delillerden dolayı, DNA metilasyonun
damgalama olayından sorumlu bir mekanizma olarak düşünmek mantıklıdır.
Damgalanma konusunda daha bir çok soru belirsizliğini korumaktadır. Kaç tane
genin damgalamada söz konusu olduğu ve bunların gelişimdeki rolleri
bilinmemektedir. Bundan dolayı da klonların kopyalandığı canlıya tıpa tıp
benzemeyebileceklerini söyleyebiliriz.
Yapılan bir çalışmada, "blastomere separation yöntemi”ne göre aynı embriyodan
kopyalanmış iki ineğin sütlerinin kalite ve tat baz alındığında sadece % 70
oranında benzediği saptanmıştır.
Doç.Dr.Eyyüp Rencüzoğulları
Kaynaklar
Başaran, N. 1996, Tıbbi Genetik, 6.baskı, Bilim Teknik Yayınevi, İstanbul.
Klug, W., Cummings M.R. 2002. Genetik Kavramlar, 6.baskı, Çeviri Ed. Öner, C.,
Palme Yayıncılık, Ankara.
Temizkan, G. 1999, Genetik II.Moleküler Genetik, İ.Ü.Fen Fakültesi Basımevi,
İstanbul,
http://encarta.msn.com/text
http://www.personal.psu.edu/users
http://www.omu.edu.tr
http://www.turkiye.net
http://www.tubitak.gov.tr
http://gslc.genetics.utah.edu/units/cloning/whatiscloning/

Etiketler:
Bilimler
Genetik
Klonlar Nukleus Vericisine Benzer mi?
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |