Okunma: 1604 kez
Ard ardına kapanan fabrikalar, işsizlik imaretlerin önünde bir tas çorba için kuyruğa giren insanlar, limanlarda gelmeyen kargolarını bekleyen şilepler, umutsuzluk… bunlar 1929-1939 Büyük Çöküntü’nün gözle görünür unsurlarıydı. Ama ekonominin bir de görünmeyen cephesi vardı:uluslar arası finans ve para piyasaları.
( www.genbilim.com )
Uluslar arası para piyasaları da çöktü. 1815-1914 arası, Altın Standardının Klasik dönemi olarak bilinir. Nedir altın standardı? Altın satandardı, dolar, mark, sterlin, frank, lira gibi ulusal para birimlerinin belirli bir miktar altının isminden ibaret olduğu durumdur.
Birinci Dünya Savaşından önce ülkelerin para birimlerinin birbirine göre değerleri, kimin parasının ne ağırlıkta altının karşılığı olduğu ile ölçülürdü. Herkes aynı ağırlık ölçüsünü kullandığı için döviz kuru karmaşası söz konusu değildi. Hükümetlerin para değerine müdehale etmeleri, para birimlerinin temsil ettiği altın miktarıyla oynamaları anlamına gelirdi.
Ancak altın kolay taşınabilir bir şey değildi. Kağıt parada bu nedenle çıktı. Bir kâğıt dolar bir ons altının yirmide birini simgelediği, o miktarda altınla her an değiştirebildiği sürece insanın cebinde altın sikke olmuş, kâğıt para olmuş farketmiyordu. Hatta ikincisi daha hafif olduğundan tercih edilebilirdi.Ama tabii hükümetler sözlerine sadık kaldıkları, hazinelerinde altın karşılığı olmayan para basmadıkları sürece. Doğrusu, bu da pek görünen bir şey değildi.
Bilinen tek istisnası İngiltere. İngiliz hükümetleri sözlerinde durmaları, hazinelerinde altın karşılığı olmayan para basmamaları ile ünlüdürler. Sterlinin günümüzde bile ‘sağlam para’ olarak bilinmesi buradan gelir.
Altın Standardında bildiğimiz anlamda “döviz” kavramı yoktur. Her ülke ithalat bedelini kendi para birimi ile öder. Fransa yabancı diyarlardan ithal ettiği mallar için şu kadar frank öder, yabancı satıcılar da aldıkları frankları altına çevirirler, olur biter. Ama tabii, bu Fransa’dan altın çıkışı demektir. Fransa altın çıkışını ilânihaye sürmesini istemeyeceği için, bu defa frank arzını kısar.Aynı şelkilde, Fransız bankaları da kredileri keserler ki, paralar ithalata yani yurt dışına gitmesin. Para arzı daralınca, insanlar alamaz olurlar, mallar ortada kalır, fiyatlar düşer. Yurt içinde düşen fiyatlar bu defa da ihracatı kolaylaştırır. Böylece altının akışı ters döner, Fransa’ya akar. Sonuçta, fiyatlar yurt içinde ve yurt dışında dengelenir.
Klasik iktisatçıların, “aman devlet ekonomiye müdehale etmesin! Devlet müdehale etmezse, ekonominin iç dinamikleri kendi dengesini bulur” derlerken söylemek istediklerinden birisi de budur. Onlara göre devlet paranın altın standartlarını bozmadığı, pazarın işleyişini rahat bıraktığı sürece büyük dalgalanmalar, krizler olmaz. Uluslar arası ticaret ve alımsatım da kolaylaşır.
19.yy da-1800’lü yıllarda yani, altın standardının işleyişini bozan hükümetlerdir. Nasıl bozmuşlardır? Bir kere, altın madenlerini tekelleri altına alarak ve altın üretimiyle oynayarak bozmuşlardır. İkincisi, altın karşılığı olmayan kağıt para çıkartarak bozmuşlardır.üçüncüsü, bankalar gibi kredi vermek suretiyle alım gücünü arttıran dolayısı ile enflasyonist ortama yaratan kuruluşlara izinvermek suretiyle bozmuşlardır. Bu oluşumlar altın standardının işleyişini geciktiren unsurlardır. Altın standardının çökmesinde “kabahat altında değil, kabahat hükümetlerin sözlerine güvenelerde”dir.
Yine klasik iktisatçılara göre bir ülkenin altın standardından vazgeçmesi “iflas” etmesi anlamına gelir. Çünkü onlara göre altın tek istikrarlı değerdir.
Altın standardının sonunu Birinci Dünya Savaşı getirdi.Neden, çünkü savaşın maliyeti çok yüksekti, Avrupalıların altın stokları silahlama harcamalarını karşılamaya yetmedi. Amerika Birleşik Devletleri için durum farklı idi Amerika, 1850’lerde kendi topraklarında altın bulmuş, dev gibi bir yığınak yapmıştı.
Örneğin, İngiltere. Birinci Dünya Savaşı öncesi, bir sterlin bir ons altının dörtte biri anlamına geliyordu. Bir Amerikan doları ise yirmide biri. Ancak İngilizlerin altın stokları savaş harcamalarını finanse etmeye yetmeyince, sterlinin temsil ettiği altın miktarını azaltmaları gerekti. Paranın değerinin düşmesi enflasyon demekti. Ama ulusal grur diye bir şey var. İngilizlerin ulusal grurları paralarının pul olmasına izin vermedi. Ne yapıp edip sterlini savaştan önceki değerine çıkarmaya karar verdiler. Londra’ya savaş öncesi prestijleirni iade etmek, başkentlerini bir kez daha sıkı-para merkezi yapmak istiyorlardı. Anlaşılan hadlerini aşan bi karardıbu, çünkü onlar sterlinin değerini arttırınca ingiliz malları pahalandı, yurt dışında rekabet edemedi. İhracaat durma noktasına geldi. Öte yandan, hükümetin hatasından geri dönmesi, sterlinin değerinin düşmesi de siyasi intehar anlamına geliyordu. Neden, çünkü ingiliz işçi sendikalrı çok güçlüydü. Paranın değerinin- dolayısıyla işçi ücretlerinin- düşmesine izin vermeyeceklerdi. Ama ne pahasına? Üretimin düşmesi, işsizliğin artması pahasına. 20’li yıllarda Amerika kükrer, Fransa hemen her imal ettiğini ihraç ederken, İngiliz ekonomisi işsizlikle uğraşıyordu. Buna karşın İngilizler, hem paralarının değerini yüksek tutmak, hem de ihracatı arttırmak gibi ekonomide görülmemiş bir şey istiyorlardı.
İngilizler ne yaptılar, ettiler, 1922’de Cenova konferansının toplanmasını sağladılar. Ve konferansta klasik altın standardı gitti,onun yerine altın alımsatım Standardı diye bilinen yeni bir uluslararası para düzeni geldi. Bu yeni düzenleme göre, bir tek altın zengini Amerika Birleşik Devletleri Altın Standardında kalacak, İngiltere ve diğer batılı ülkeler “sözde-altın standardı”na geçeceklerdi. “sözde-altın standardı”demek, aklına esenin gidip cebindeki parasını altına çevirememesi demek. Ancak burada şöyle bir incelik var: isteyen altın sikke alamayacaktı ama külçe altın alabilecekti.Şimdi, külçe altın sıradan vatandaşların alabilecekleri bir şey olmadığına göre, günlük hayatta bundan böyle altın kullanımı ortadan kalkmış demekti.
Bu arada İngilizler bir cinlik daha yaptılar: strelinkarşılığı olarak sadece ellerindeki külçe altını değil, altına bağlı Amerikan dolarını da teminat gösterebilecekleri bir düzen kurdular. Tuhaf bir şeydi, bir başka ülkenin altınına yamanmak gibi bir şeydi, ama oldu.
Böylece Amerikan dolarının altına, İngiliz sterlinin Amerikan doların, diğer para birimlerinin ingiliz sterlinine dayandığı bir sistem oluştu: Dolar ve sterlinin iki “temel para birimi” olduğu bir sistem.
Altın alımsatım standardı neye yaradı? Bir kere, İngiltere’nin istediği oldu. Böylece ihracaattaki rekabet güçlerini İngiltere lehine azaltılar ki, zaten istenilen buydu. Bu arada İngiltere, Amerika’yı da doların değerini arttırmaya ikna etti, İngiltere’deki dolar stoklarının erimesini ya da altının Amerikaya kaçmasını da böylece önlemiş oldu.
Altın alımsatımının çökmesi 1931’de
1931, Fransanın ihracaatının 52 milyar franktan 20 milyar franka düştüğü, fabrikaların kapanma noktasına geldiği yıl. Popüler Cephe hükümeti ülkesinin içine düştüğü durumdan haklı olarak ürktü, sterlin stoğunu altına tahvil etmeye karar verdi. Ne ki, İngiltere’nin Fransanın talebini karşılayacak altını yoktu, onlar da altın alımsatım standardından toptan vazgeçtiklerini ilan ettiler. Diğer ülkeler de İngiltere’yi izlediler.
Başkan Roosevelt de klasik altın standardından vazgeçtiğini ilan etti. Bundan böyle Amerikalılar kağıt dolarlarını altınla değiştiremeyeceklerdi.Dahası, altın sahibi olmayacaklardı. Amerika yine de altın standardıyla tamamen ipleri koparmadı. Dolar stoklayan yabancı devletlerin talep etmeleri halinde, altın verme taahhütünü sürdürdü. Şu farkla ki, eskiden olduğu gibi bir dolara karşı bir onsun yirmide biri miktarında değil, otuzbeşte biri miktarında. Bu tabii, doların devaluasyonu demekti. Yine ABD’nin doların arkasında altınla duruyor olması olumlu bir hava yarattı. Amerika Avrupalıların altın stoklarını saklamayı tercih ettiği bir ülke oldu.
Kaynak:
Alev Alatlı ‘nın 2001 yılında TRT-2 de yayımlanan konuşmalarından özettir.

Etiketler:
Bilimler
İktisat
1929 Krizinin Görünmeyen Yüzü (Mali Kaos)
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |