Okunma: 2381 kez
GDO nun Bitkiler ve Doğal Olarak Tarım Üzerine Etkisi.
GDO nun Hayvanlar ve İnsanlar Üzerine Etkileri.
Ne Gdo lu Ne Gdo suz; Biyoteknologların önünde inanılması güç bir gerçek vardı;Düşünebiliyor musunuz?,yaratılıştaki alfabe ile oynayabiliyor,ona istediğiniz programı ve tasarımı yükleyebiliyorsunuz artık. Aslında bu pratik olarak şu anlama geliyordu;tarım topraklarından elde edeceğimiz verimin ve üretimin artacağı gerçeği. İşte bu gerçeği farkeden ülkeler bu alandaki çalışmalara milyonlarca dolarlık yatırımlar yapmaya ve sonuçlarını da hemen almaya başladılar.
Süregelen hayatımız boyunca sürekli çevre ile etkileşim içinde olan
bizler,doğal halde bize sunulanları irdelemediğimiz gibi,girmiş
olduğumuz genetik devrimini de anlamaktan çok uzağız.
Farkında olsak da olmasak da hayatımızın her sahasında kendini gösteren bu süreç,özellikle son zamanlarda popülleritesi gittikçe artan genetiği değiştirilmiş organizmalar(GDO)konusunda etkisini daha çok hissetirmektedir. Mendel in çalışmaları ile başlayan ve hızlı bir ivme kazanarak gelişen genetik biliminin sonuçlarından biri olan GDO yu kısaca;doğal yollarla oluşmayan,modern biyoteknoloji yöntemleri kullanarak elde edilen gen klonlarının aktarımları sonucunda oluşturulan herhangi bir canlı organizma diye tanımlayabiliriz. Akılda uyandırdığı ilk anlam bakımından çok tehlikeliymiş gibi algılansa da küreselleşen dünyanın sorunları karşısında belki de en etkili çözümlerden birini oluşturacak. Özellikle;küresel ısınma,su krizi,artan nüfus,savaşlar ve tarım alanlarının verimsizliği gibi konularda doğal besinlerimizin ne kadar verimlilikte kalacağı derin bir muamma iken. Bilimsel kamuoyunda,bu konu üzerinde fikirlerin geliştirildiği ve kimi zaman çetin tartışmaların yaşandığı günümüzde bu konuyu irdelemek gerçekten hiçte kolay değil. Ama konuyu daha bir genel çerçeveye indirirsek genel olarak önemli iki başlık karşımıza çıkıyor.
Bunlardan ilki;GDO nun bitkiler ve doğal olarak tarım üzerine etkisi,diğeri ise hayvanlar ve insanlar üzerine etkisi. GDO nun Bitkiler ve Doğal Olarak Tarım Üzerine Etkisi. 1980 li yılların başında gelişmeye başlayan biyoteknolojik yöntemler,1988 yılından sonra genetiği değiştirilmiş organizmalar fikrinin ortaya çıkmasına neden oldu.
Biyoteknoloğlar,bu fikirlerini hayata geçirmek için iki canlı alemi seçtiler; mikrobiyolojik canlı alemi(bakteri ve virüsler) ve bitkiler alemi. Esasen bu iki alem üzerine yapılan çalışmalar genel olarak canlı üzerinde sağlam genetik karakterler oluşturmak düşüncesi üzerine yoğunlaşıyordu. Nitekim bilim dünyası emellerine kavuşuyordu. Tarım bitkileri üzerinde yapılan çalışmalarda gdo lu bitkilerin,normal bitkilere oranla doğanın zorlayıcı etkilerine karşı çok daha iyi baş edebildiği ortaya çıkıyordu. Gerçekten de gdo lu bitkiler bir takım zararlı tarım böceklerine,asit ve tuz streslerine karşı sapasağlam kalabiliyordu. Biyoteknologların önünde inanılması güç bir gerçek vardı;Düşünebiliyor musunuz?,yaratılıştaki alfabe ile oynayabiliyor,ona istediğiniz programı ve tasarımı yükleyebiliyorsunuz artık.
Aslında bu pratik olarak şu anlama geliyordu;tarım topraklarından elde edeceğimiz verimin ve üretimin artacağı gerçeği. İşte bu gerçeği farkeden ülkeler bu alandaki çalışmalara milyonlarca dolarlık yatırımlar yapmaya ve sonuçlarını da hemen almaya başladılar. Özellikle,Amerika da bu teknoloji ile çok sayıda gdo lu soya ve mısır üretimi ortaya çıktı. Tabi bununla sınırlı kalınmadı;artık meyveler ve sebzeler bile gdo lu şekilde üretilmeye başladı .Bu işi sürükleyen noktalardan biride bu ürünlerin hem kalite hem lezzet açısında çok iyi bir noktada olmasıydı. Öte yandan,tarım alanların hemen hemen yok denilecek kadar olan İsrail,bu teknoloji sayesinde ülkesinin tarım ihtiyaçlarını gidermek ile kalmayıp,bu ürünleri dışarıya ihracat yapacak konuma kadar geldi. Tabi bunları,dünyanın dört bir tarafından çok yüksek maaşlar verilerek getirilen genetik bilimcilerin katkısı ile sağlandı. Bunların farkında olan gelişmiş ülkelerde bu alan üzerindeki çalışmalarını giderek hızlandırmaya başladı. Esaslı düşünüldüğün de bu teknoloji gelecek için çok pratik çözüm yolları teşkil ediyordu;çünkü küresel ısınma ile beraber toprağın değişen tarım kültürü,sulama kanallarından alınan verimlerin gittikçe azalmaya başlaması,savaşlar nükleer ve kimyasal tehditler derken toprağın kimyasal dokusundaki zedelenme...
Gdo teknolojisinin gelecekte bu ve buna benzer bir çok problemin çözümünde kullanacağını öngörebiliriz. Bu alandaki çalışmaların,bu vizyon sonucunda artarak devam ettiği söylenebilir. GDO nun Hayvanlar ve İnsanlar Üzerine Etkileri. Ekosistem pramidin alt tabakasını oluşturan bitkilerin üzerinde yapılan bu değişiklik doğal olarak,hayvanlar ve insanlar üzerinde etkiler bırakacaktır. Bu gerçeği şu an için tamamiyle idrak edebilmek çok güçtür. Henüz yeni yeni hayatımıza giren bu ürünlerin doğuracağı sonuçları tam gözlemleyebilecek konuma gelebilmek için ciddi bir süreye ihtiyaç olduğunu söyleyebiliriz. Öte yandan;bu ürünlerin kullanımı sonucunda bazı tüketicilerde alerjik vakkaların görüldüğü bilinmektedir. Ama bunun; gdo lu ürünlerin tam olarak hangi özelliğinden kaynaklandığı çözülememektedir. Bunun yanısıra bu ürünler ile beslenen küçük ve büyük baş hayvanlardan elde edilen et ve sütler de birtakım değişiklerin olabileceği öngörülmektedir. İşin can alıcı noktası ise;bazı araştırmacılara göre,bu ürünler nasıl çevresel şartlara karşı bitki direncini artırıyorsa,bu ürünleri kullanan hayvan ve insanların bağışıklık sistemin çevresel şartlara karşı daha bir direngen olacağı iddiasıdır. Bu iddianın çok basit bir mantığının olduğu kanısındayım o da;Protein sentezi canlılar için çok önemli bir genetik enformasyondur. Genetiği değiştirilmiş proteinsel besinler düşünüldüğünde,protein sentezimizde kullanılacak amino asitlerin nitelik olarak bazı değişimlere maruz kaldığını ve buna vücudumuzun vereceği tepkinin olumlu olacağı düşüncesi ile varılmış bir sonuç olduğudur. Her ne olursa olsun,bu ürünlerin insan genetiği üzerinde etkisinin olma ihtimali çok yüksek. Zaten son zamanlarda gündeme oturan gelecekteki insan tipleri spekülasyonları da bu alandaki çalışmalar ve beklentilerin bir değerlendirmesidir.
Gdo çalışmaların aynı zamanda askeri ve ekonomik anlamda da bir takım yenilikler ve yöntemler getireceği ön görülmektedir. Örneğin,Kanada merkezli araştırmalarda gdo yöntemi ile üretilen yeni bitki türü sayesinde toprakta gizlenmiş mayınlar tespit ediliyor. Bu türler mayınlı bölgelerde mor renk alırken,temiz bölgelerde ise pembe renkte olduğu tespit ediliyor. Bu teknolojik gelişmenin,ilerleyen zamanlarda mayın kazaları sayını fazlası ile azaltacağını söyleyebiliriz. Gdo teknolojisinin bir başka etkisi de hiç şüphesiz modern çağının savaşlarından biri olan biyolojik mücadele alanında kullanılabilme ihtimallerinin olmasıdır. Bunun boyutu ise gerçekten kelimeler ile tarif edilemeyecek kadar büyük ve etkili olabilir. Öte yandan gelişmiş ülkelerde ismini sıkça duymaya başladığımız biyoekonomi açısından da bu alandaki çalışmalar önemli görülüyor.
Anlaşılan o ki;bu alanda geleceğe yönelik o kadar çok kurgu var ki;nerden çıkacağımızı kestirmek gerçekten çok güç iş. Ne Gdo lu Ne Gdo suz. Sonuç olarak,bu kadar tehditleri ve avantajları içerisinde barındıran bu teknolojik sahanın İster istemez karşıtları ve destekleyicileri olacak. Evet,iki düşüncenin de kendi içinde haklılık payı vardır. Ama elde ettiğim izlenimler şunu gösteriyor ki;İnsanlık adına ne tamamen bu çalışmalardan vazgeçilebilir,ne de bir takım ahlaki kuralları aşıp bunun zararı insanlığa malledilebilir. Dolayısıyla,bende ne gdo lu ne gdo suz yaşam tarafındayım.
Not:Bu yazı genetiği değiştirilmiş organizmalar konusu üzerinde ulusal anlamda düzenlenen,bir takım kongre ve sempozyumlar ardından elde edilen bilgiler ışığında kaleme alınmıştır..

Etiketler:
Bilimler
Genetik
Ne GDOlu ne GDOsuz
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |