GenBilim
Türkiye Bilim Sitesi  
Anasayfa | Forum | Bilimler | Arşiv Tarama | GenKalem | GenKampüs | Site Haritası | Linkler | RSS | Reklam | Arkadaşını Davet Et | İletişim
Kontrol Paneli Anasayfa arrow Bilimler arrow Felsefe arrow Felsefi Hayal Sistemi IV Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Üye OlŞifre Hatırlat Kontrol Paneli
Oca 08 2009

Felsefi Hayal Sistemi IV Yazdır E-posta
(0 Oy)



 Facebook'ta Paylaş

Namyelüs Hat   
Perşembe, 08 Ocak 2009
Okunma: 1448 kez

“İnanç var mı yok mu?” diye tartışmaya hiç gerek yok! İnanç vardı, hep vardır ve hep var olacaktır... İnancın kaynağı olan sevgidir. İçinde bir damla sevgisi olan herskesin inancı vardır. Hiç sevgi olmasa bile yine de inanç vardır. İnanç asla yok olmaz! Neden? Çünkü sevginin bittiği yerde “Nefret” başlar. İnanç bu defa nefret ile beslenir. Yıkıcı, yokedici... olan nefret ile “inanç” çoğalır; ta ki kalplerimizin derinliklerindeki ki sevgi yeşerene kadar. Sevgi ise tam tersine; Yapıcı, varedici... olmayı tercih eder; ta ki içimizde ki nefret doğana kadar. Peki, hangisi kazandı?

Dünya’lar var olduğu sürece hep “Sevgi” kazandı. Peki kimin sayesinde? Tabi ki “Nefret” sayesinde. Ekşi, acı olmasaydı; tatlı nasıl ayırt edilirdi; Kötü olmasaydı; İyi’nin iyi olduğunu nasıl ayırt edilirdi! Felsefenin temeli bu gibi kavramlar ile iyi ve kötü gibi olguların göreceli kavramlar olduğudur.

Örnek: Bir çocuk iğne yapıldıktan sonra canı acıdıysa; bir sonraki iğneyi görüşünde onun “kötü” birşey olduğunu düşünür. Oysa ki iğne Doktorların düşüncesiyle “iyi“niyet taşımaktadır. Yani iyi ve kötü kavramları düşünce farklarıyla oluşur.

Bazıları beyne lazer ışınları gönderirken; bu lazer ışınlarını elleriyle ve düşünceleriyle koruyan; Beyne, bilinmeyen ve görülmeyen bir dokunuş ile; bilinç altınında ki düşünceleri, su yüzüne çıkartan; aynı anda kendi bilinç altındaki gizliliklerini de ele veren “kudretli dokunuşlar” ile hayallerimizdeki yolculuğa var mısınız... İstesek te istemesekte bu yolculuk bir gün olacak. Peki, buna hazır mıyız? Her defasında hep hazırlıksız yakaladım. Canımız Yaradan’ımız buna izin verir miydi? Nasıl olurda her defasında kaldığım yerden devam ettim. Hiç birşey olmamış gibi... Nedeni henüz bu yazıları yazmamış olmam olabilir miydi? Belki de cevap budur: Canımız Yaradan’ımız bir, eşi ve benzeri yok ise; bizler birden fazlayızdır. Bu Dünya’da olmasa bile inanın ki; Sevenleriniz ve sevdikleriniz farklı boyutlarda sizler ile birlikte yaşamaya devam ediyor... Hiç birşey olmamış gibi... Bir önceki boyutlarda geriye kalan hüzündür. Ve bu hüzünleri yok edecek olan ölümdür.

Varoluş;

Hayallerimde öyle bir “Ruh” var ki; Tüm hayalleri gerçek olan; kudreti sonsuz olan; beyazlıklar içinde varolan. Uzay boşluğu bembeyaz, kendiside bembeyaz olan bu ruh; Uzayın ışık gibi parlayan  beyazlığından kendi bedenini bile göremez. Gördüğü bir tek beyazlıktır. Sonsuz beyazlıkta bir tek kendi sesi yankılanır. Yerin ve göğün olmadığı her yerin beyaz olduğu sonsuzlukta var olmuştur. Başka herhangi birşeyi görmeyi bırakın; kendi bedenini bile göremeyen yokoluktan bir varoluş. Aniden tüm kuvvetiyle “YARADAN” diye haykırır. Bilinmeyen bir el ona doğru uzanır. Sonsuz beyazlıktan bir “Rüya, hayal, istek, dilek... ile yaşam başlar.”

Yokoluş;

Hiç yok olmayan bu varoluş; Başka varoluşları veya yokoluşları aramaya başlar... Her gün yeni bir gezegen arayışı içinde ki bu Ruh, başka  Yaşam olmadığı düşünülen gezegenleri, tek tek dolaşıp; içinde saklı olan öfkenin, tüm duygularıya açığa çıktığı an; Yalnızlıktan sıkılan bu Ruh: Yaşamlar aramaktan ise; Sevgisi ve nefretiyle; iyiliği ve kötülüğüyle... Birlikte yokolduğu düşündüğü bir gezegene tüm hızıyla çarpar. Tüm sevgisi ve nefretiyle; göz yaşlarıyla, yere bir yumruk atmasıyla birlikte; Tüm dağlar, kayalar, taşlar ve tozlar... Suyun dalgalanması gibi dalgalanıp, toprağın altında yaşamış ve yok olmuş tüm canlıları, kupkuru topraklardan Uzay’a doğru süzülen ışıklar gibi, (ne olduğuklarının şaşkınlığı ile birlikte topraktan Uzay’a doğru giden ruhsal ışıklar); tozların buhar olup bulutlara dönüşmesi; yaşam olmadığı düşünülen gezegenden bile birşeylerin var edebileceğini görür;   yaşamış ve yokolmuş varoluşların bedenlerini ışık cümbüşü gibi Uzay’a dağıtır. Gördüklerine ve hayl gücüne sevgisi ve nefreti sayesinde; bir yumruk ile parçalanan gezegen, ruhsal ve görsel ışık şöleni hoşuna gitmiştir. Tüm gücüyle oradan uzaklaşır. Hayal gücünde birşeylerin farkına varmıştır; Yokolduğu düşündüğü gezegenlerden tekrar hayatın, yaşamın... Varolduydu. Her gün yeni bir gezegen arayışı içinde ki bu Ruh, içinde bulduğu sonsuz kudreti farkına varır. Hayalleri içinde; yani kendi düşüncelerinde var olmuştu ve istesede kendisini yok edemezdi. Uzay boşluğunun sonsuzluğunda, sonsuz Dünya’lar var eden bu kudret; Var etmeye devam ediyor... Ta ki, arkasında ki yaşamlardan oluşacak düşünce, hayal, dua, istek, dilek... “O”nun düşüncelerine ulaşanadek.

...“Hayaller gerçek oluyorsa gerçekler hayaldir.”...

Hayal mi? “O” sizin güzelliğiniz...


Etiketler:  



Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.





Reddit!Del.icio.us!Facebook!Slashdot!Netscape!Technorati!StumbleUpon!Newsvine!Furl!Yahoo!
 

GenBilim
GenBilim
Makale İçinde Ara GenBilim    
GenBilim
        RSS Kategorileri GenBilim
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
GenBilim
Makale İşlemleri
Sizde Yazi Ekleyin
Yorum Ekleyin
Bu makaleyi favorilerime ekle
Sizde Link Ekleyin
Bu makaleyi PDF olarak kaydet
 Makaleyi rapor et
Untitled 1
GenBilim
Sponsor Bağlantılar


        Favori Makalelerim
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
GenBilim
GenBilim
Sponsor Bağlantılar

Nbrsin: Ne yapıyorsun?

GenBilim
GenBilim
GenBilim
Son Etkinlikler
Yakın tarihte gerçekleşecek etkinlik bulunamadı.
GenBilim