“İnanç var mı yok mu?” diye tartışmaya hiç gerek yok! İnanç vardı, hep vardır ve hep var olacaktır... İnancın kaynağı olan sevgidir. İçinde bir damla sevgisi olan herskesin inancı vardır. Hiç sevgi olmasa bile yine de inanç vardır. İnanç asla yok olmaz! Neden? Çünkü sevginin bittiği yerde “Nefret” başlar. İnanç bu defa nefret ile beslenir. Yıkıcı, yokedici... olan nefret ile “inanç” çoğalır; ta ki kalplerimizin derinliklerindeki ki sevgi yeşerene kadar. Sevgi ise tam tersine; Yapıcı, varedici... olmayı tercih eder; ta ki içimizde ki nefret doğana kadar. Peki, hangisi kazandı?
Dünya’lar var olduğu sürece hep “Sevgi” kazandı. Peki kimin
sayesinde? Tabi ki “Nefret” sayesinde. Ekşi, acı olmasaydı; tatlı nasıl ayırt
edilirdi; Kötü olmasaydı; İyi’nin iyi olduğunu nasıl ayırt edilirdi! Felsefenin
temeli bu gibi kavramlar ile iyi ve kötü gibi olguların göreceli kavramlar
olduğudur.
Örnek: Bir çocuk iğne yapıldıktan sonra canı acıdıysa; bir
sonraki iğneyi görüşünde onun “kötü” birşey olduğunu düşünür. Oysa ki iğne
Doktorların düşüncesiyle “iyi“niyet taşımaktadır. Yani iyi ve kötü kavramları düşünce
farklarıyla oluşur.
Bazıları beyne lazer ışınları gönderirken; bu lazer
ışınlarını elleriyle ve düşünceleriyle koruyan; Beyne, bilinmeyen ve görülmeyen
bir dokunuş ile; bilinç altınında ki düşünceleri, su yüzüne çıkartan; aynı anda
kendi bilinç altındaki gizliliklerini de ele veren “kudretli dokunuşlar” ile
hayallerimizdeki yolculuğa var mısınız... İstesek te istemesekte bu yolculuk
bir gün olacak. Peki, buna hazır mıyız? Her defasında hep hazırlıksız yakaladım.
Canımız Yaradan’ımız buna izin verir miydi? Nasıl olurda her defasında kaldığım
yerden devam ettim. Hiç birşey olmamış gibi... Nedeni henüz bu yazıları
yazmamış olmam olabilir miydi? Belki de cevap budur: Canımız Yaradan’ımız bir, eşi
ve benzeri yok ise; bizler birden fazlayızdır. Bu Dünya’da olmasa bile inanın
ki; Sevenleriniz ve sevdikleriniz farklı boyutlarda sizler ile birlikte
yaşamaya devam ediyor... Hiç birşey olmamış gibi... Bir önceki boyutlarda geriye
kalan hüzündür. Ve bu hüzünleri yok edecek olan ölümdür.
Varoluş;
Hayallerimde öyle bir “Ruh” var ki; Tüm hayalleri gerçek
olan; kudreti sonsuz olan; beyazlıklar içinde varolan. Uzay boşluğu bembeyaz,
kendiside bembeyaz olan bu ruh; Uzayın ışık gibi parlayan beyazlığından kendi bedenini bile göremez. Gördüğü
bir tek beyazlıktır. Sonsuz beyazlıkta bir tek kendi sesi yankılanır. Yerin ve
göğün olmadığı her yerin beyaz olduğu sonsuzlukta var olmuştur. Başka herhangi
birşeyi görmeyi bırakın; kendi bedenini bile göremeyen yokoluktan bir varoluş. Aniden
tüm kuvvetiyle “YARADAN” diye haykırır. Bilinmeyen bir el ona doğru uzanır.
Sonsuz beyazlıktan bir “Rüya, hayal, istek, dilek... ile yaşam başlar.”
Yokoluş;
Hiç yok olmayan bu varoluş; Başka varoluşları veya yokoluşları
aramaya başlar... Her gün yeni bir gezegen arayışı içinde ki bu Ruh, başka Yaşam olmadığı düşünülen gezegenleri, tek tek
dolaşıp; içinde saklı olan öfkenin, tüm duygularıya açığa çıktığı an; Yalnızlıktan
sıkılan bu Ruh: Yaşamlar aramaktan ise; Sevgisi ve nefretiyle; iyiliği ve
kötülüğüyle... Birlikte yokolduğu düşündüğü bir gezegene tüm hızıyla çarpar. Tüm
sevgisi ve nefretiyle; göz yaşlarıyla, yere bir yumruk atmasıyla birlikte; Tüm dağlar,
kayalar, taşlar ve tozlar... Suyun dalgalanması gibi dalgalanıp, toprağın
altında yaşamış ve yok olmuş tüm canlıları, kupkuru topraklardan Uzay’a doğru
süzülen ışıklar gibi, (ne olduğuklarının şaşkınlığı ile birlikte topraktan Uzay’a
doğru giden ruhsal ışıklar); tozların buhar olup bulutlara dönüşmesi; yaşam
olmadığı düşünülen gezegenden bile birşeylerin var edebileceğini görür; yaşamış
ve yokolmuş varoluşların bedenlerini ışık cümbüşü gibi Uzay’a dağıtır. Gördüklerine
ve hayl gücüne sevgisi ve nefreti sayesinde; bir yumruk ile parçalanan gezegen,
ruhsal ve görsel ışık şöleni hoşuna gitmiştir. Tüm gücüyle oradan uzaklaşır.
Hayal gücünde birşeylerin farkına varmıştır; Yokolduğu düşündüğü gezegenlerden
tekrar hayatın, yaşamın... Varolduydu. Her gün yeni bir gezegen arayışı içinde
ki bu Ruh, içinde bulduğu sonsuz kudreti farkına varır. Hayalleri içinde; yani
kendi düşüncelerinde var olmuştu ve istesede kendisini yok edemezdi. Uzay
boşluğunun sonsuzluğunda, sonsuz Dünya’lar var eden bu kudret; Var etmeye devam
ediyor... Ta ki, arkasında ki yaşamlardan oluşacak düşünce, hayal, dua, istek,
dilek... “O”nun düşüncelerine ulaşanadek.
...“Hayaller gerçek oluyorsa gerçekler hayaldir.”...