Okunma: 3588 kez
Galenos’tan sonra uzun bir dönem çok önemli sayılabilecek bir biyolojik çalışmaya rastlanmamaktadır. Bu süreç İslam Düşüncesi’nin en önemli eserlerinin verildiği 9.-13. yüzyıllar arasındaki döneme kadar devam etti. İslam dini 7. yüzyılda ortaya çıktı ve İslam’ın kaynağı Kuran, tüm varlıkları Tanrı’nın varlığının delilleri olarak nitelendirdi ve Müslümanları bunların incelenmesine teşvik etti. Kuran’ın ayetlerinin şekillendirdiği zihinler, bilimsel çalışmayı bir ibadet ve Tanrı’ya yaklaşmanın aracı olarak değerlendirdiler.
Galenos’tan sonra uzun bir dönem çok önemli
sayılabilecek bir biyolojik çalışmaya rastlanmamaktadır. Bu süreç İslam
Düşüncesi’nin en önemli eserlerinin verildiği 9.-13. yüzyıllar arasındaki
döneme kadar devam etti. İslam dini 7. yüzyılda ortaya çıktı ve İslam’ın
kaynağı Kuran, tüm varlıkları Tanrı’nın varlığının delilleri olarak
nitelendirdi ve Müslümanları bunların incelenmesine teşvik etti. Kuran’ın
ayetlerinin şekillendirdiği zihinler, bilimsel çalışmayı bir ibadet ve Tanrı’ya
yaklaşmanın aracı olarak değerlendirdiler. Kuran’ın dili bilimsel ilerlemenin
uluslararası vasıtası oldu. Bu yüzyıllarda yaşamış Cabir bin Hayyan, Kindi,
Harizmi, Fergani, Ebu Bekr er-Razi, İbn Sina, Biruni, İbn Yunus, İbnül Heysem
gibi Müslüman bilim adamlarının Batı’da eşdeğerleri bulunmamaktaydı. Ortaçağ
hakkında “karanlık çağ” denmesi Batı medeniyeti için doğru olabilir, ama bu
dönemdeki İslam düşüncesinin bilimsel başarısı için bu ifadeyi kullanmak uygun
değildir.[61]
Müslümanlar, ilmin gerçek sahibi olarak Allah’ı
gördükleri için; yabancı toplumlardan bilgi almada, bu toplumlardan çeviriler
yapmakta bir sakınca görmediler. Hint, Fars, Mezopotamya bölgesindeki
birikimden ve de özellikle Grek mirasından yararlanıldı. Önceki insanların
bilim ve düşünceye katkılarını kendi eserleri sayarak, faydalı olanı alma,
faydasız olana itibar etmemeyi prensip edindiler. Grek bilim ve düşüncesini
ayrıntılarıyla tercüme edip korumalarına rağmen, söz Yunan mitolojisine
geldiğinde onu sadece politeizmin bir şekli olarak niteleyip dikkate almamışlardır.[62]
Görülüyor ki Müslüman düşünürler, sadece
kendilerinden birşey katmadıkları tercümeler yapmamışlar, daha baştan kendi
inançları, ontolojileri çerçevesinde seçim yaparak etkili olmuşlardır.
Özellikle Aristoteles’in ve Galenos’un onlardan sonra ise Hippokrates’in, İslam
dünyasındaki biyoloji biliminin gelişiminde en etkili kişiler olduğunu
söyleyebiliriz. Hippokrates ve Galenos’ta yer alan uyum ve denge fikri ile
İslam’da önemli bir yer tutan uyum ve denge fikri arasındaki ilişki de bunu
kolaylaştırmıştır.[63]
İslam’daki, canlıları, Tanrı’nın varlığının ve gücünün delili olarak gören
anlayışın, Aristoteles’in ve onu izleyen Galenos’un teleolojik yaklaşımıyla
uyumlu olması da Aristoteles ve Galenos’un, İslam düşünürlerince
benimsenmesinde etkili olduğunu söylemek mümkündür.
İslam düşünürleri bilgilerini sadece tercümelerle
arttırmakla kalmamış, sistematik deney ve gözlem ile bilgi edinmenin
epistemolojik önemini kavramışlar ve pratik uygulamalarıyla birçok keşifler
yapmışlardır. Örneğin İbnün Nefs’in küçük kan dolaşımını keşfi önemlidir.[64]
İbnün Nefs, Galenos’un yanlış düşüncelerini düzelterek kalbin üç değil iki
karıncıktan ibaret olduğunu belirtmiştir.[65]
Zooloji alanında Cahız’ın Kitab el- Hayevan (Hayvanlar Hakkında Kitap) adlı
kitabı kendi döneminin en önemli eserlerindendir. O, Aristoteles’in
fikirlerinden faydalanmış, onları hem geliştirmiş, hem de eleştirmiştir. Cahız,
zoolojiyi dini araştırmaların bir dalı haline getirmiştir.[66]
Bu durum, doğa bilimleri üzerine çalışmayı, ibadet kabul eden devrin genel anlayışıyla
uyumluydu. Kuran canlı varlıklara özel bir itina göstermiştir. Nitekim birisi
Kuran’ın en uzun suresi olmak üzere Kuran’ı Kerim’de tam altı sure adını
hayvanlardan almaktadır.[67]
Müslüman bilim adamları botanik konusunda da önemli
eserler verdiler. Örneğin Ebu Hanife ed-Dineveri’nin Kitab en-Nebat (Bitkiler
Kitabı) isimli eseri muhtemelen 9. yüzyılın en önemli botanik kitabıdır. İhvanı
Safa’nın, İbn Sina’nın, İbn Bacce’nin de botanik konusundaki eserleri kendi ve
kendilerinden sonraki dönemlerde etkili olmuşlardır.[68]
İbnül Heysem’in optik konusundaki çalışmaları, 16-17.
yüzyıla kadarki bu alanda yapılmış en önemli bilimsel çalışmalardan birisidir.[69]
Optikteki bilgi birikimi astronomi için olduğu kadar biyoloji için de hayati
önemde olmuştur. Nasıl çağdaş astronomi gelişmesini teleskoba borçluysa, çağdaş
biyoloji de mikroskoba borçludur. Bu yüzden optikteki gelişmeye katkısı olan
İbnül Heysem biyoloji açısından da önemli bir yere sahiptir. Roger Bacon’dan,
Vitello’dan, Leonardo da Vinci’ye dek birçok önemli bilim adamı optik ile
ilgili çalışmalarında İbnül Heysem’in optik ile ilgili kitabından
faydalanmışlardır.[70]
Modern biyoloji ve Evrim Teorisi, Batı medeniyetinin
bilimsel ortamında gelişti. Bu yüzden Batı bilimi ve biyolojisinin beslendiği
kaynaklar olan Grek medeniyetini ve İslam düşüncesini tanımamız, Batı
medeniyetinin gelişimini daha iyi kavrayabilmemiz için faydalı olacaktır. İslam
düşüncesinden yapılan çevirilerle Batı, kendi tarihsel köklerini dayandırdığı
ve yoğun etkisi altına girdiği Grek mirasını keşfetti. Batı, İslam
düşüncesinden tercümelerle Grek medeniyetini keşfederken, İslam düşüncesinin
Grek medeniyetini yorumlayışını ve İslam bilim adamlarının metodolojisini ve
keşiflerini de kendi içine aldı. Albertus Magnus, Thomas Aquinas, Duns Scottus
gibi Batı medeniyetinin önemli isimleri İbn Sina ve İbn Rüşd’ün düşüncelerinden
derinden etkilendiler.[71]
Roger Bacon’a nispet edilen deneysel metodu kurma şerefinin aslında Müslüman
bilginlere ait olduğu, teori ve deneyin metodolojik bütünlüğü konusunda Bacon
ve Leonardo da Vinci gibi ünlü bilim adamlarının, Müslüman bilim adamlarından
ciddi etkiler aldıkları Batılı bilim adamlarınca da ifade edilmiştir.[72]
11. ve 13. yüzyıllarda Arapça’dan Latince’ye yapılan
tercümeler Avrupa’da bir eğitim devrimine yol açmış ve dolayısıyla Batı’da
mevcut şekliyle üniversitenin doğuşunda etkili olmuştur.[73]
Arapça’dan yapılan tercümeler ile Batı dillerine giren kelime ve kavramlar,
özellikle 16. yüzyılda bu konuda gösterilen özel bir gayretle Batı’nın bilimsel
terminolojisinden çıkarıldı.[74]
İslam düşüncesinin biyoloji alanındaki en etkili
isminin İbn Sina olduğunu söylemek mümkündür. Özellikle el-Kanun fi’t-Tıbb
isimli eseri biyoloji ve tıp açısından yüzyıllarca ders kitabı olarak
okutulmuştur. 15. yüzyılın sonlarına doğru el-Kanun, Galenos’un eserleriyle
birlikte Batı Avrupa’daki tıp fakültelerinde açıklanıyor ve şerhediliyordu.
Bilhassa 13. yüzyıldan itibaren İtalya’da büyük bir ilgiye mazhar olmuştu.[75]
Müslüman bilim adamları teistik bir ontolojiyi, deney
ve gözleme önem veren bir epistemolojiyi ve bilim anlayışını, farklı
medeniyetlerin bilimsel mirasından faydalanmayı gerekli gören bir zihniyeti,
Evreni ve canlıları tanıma faaliyetlerini ibadet kabul eden bir imanı
birleştirdiler. Tüm bunları kendi bünyelerinde sentezleyen İslam düşüncesi,
Batı medeniyetine önemli bir miras aktardı ve bu miras Batı’nın bundan sonraki
felsefi ve bilimsel macerasında etkili oldu.

Etiketler:
Bilimler
Biyoloji
İslam Düşüncesinde Bilim ve Biyoloji
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |