Okunma: 2423 kez
Buffon (1707-1788), Linnaeus ile aynı yıl doğdu, ondan daha fazla yaşadı ve birçok konuda ters düştüğü Linnaeus gibi biyoloji tarihinin en önemli bilim adamlarından biri oldu. Buffon, yorumlanması en güç bilim adamlarından birisidir; bunun sebeplerinden biri kozmogoniden (evren-doğumdan) hayvan bilimine kadar çok geniş bir alanda ansiklopedik eserler yazmış olmasıdır, diğer bir sebep ise zamanla değişmiş olan fikirlerinin eserlerinde oluşturduğu çelişkilerdir.
Buffon (1707-1788), Linnaeus ile aynı yıl doğdu,
ondan daha fazla yaşadı ve birçok konuda ters düştüğü Linnaeus gibi biyoloji
tarihinin en önemli bilim adamlarından biri oldu. Buffon, yorumlanması en güç
bilim adamlarından birisidir; bunun sebeplerinden biri kozmogoniden
(evren-doğumdan) hayvan bilimine kadar çok geniş bir alanda ansiklopedik
eserler yazmış olmasıdır, diğer bir sebep ise zamanla değişmiş olan
fikirlerinin eserlerinde oluşturduğu çelişkilerdir.[207]
Buffon, Linnaeus’un taxonomisini birçok yönden eleştirdi ve doğada bireylerin
olduğunu, bu şekilde sınıflandırmaların salt zihnin bir ürünü olduğunu söyledi.[208]
İki ayrı türün özelliklerini gösteren ara türlerin olmasını, “türlerin” aslında
işimizi kolaylaştıran bir zihin projeksiyonu olduğuna delil gösterdi. “Histoire
Naturelle” isimli ansiklopedik eserinin ilk kısımlarında türlerin zihnin
dışındaki ontolojik gerçekliğini reddeden Buffon, sonraki ciltlerde türlerin
ontolojik gerçekliğini kabul etti ve bu ciltteki fikirlerini ufak
değişikliklerle hayatının sonuna kadar muhafaza etti.[209]
Buffon’un türleri gerçek varlıklar olarak kabul ettiği zamanki görüşleri
Linnaeus’tan farklıdır. Onun “tür” yaklaşımında, Linnaeus’un ve Platon’un
“özcü” yaklaşımından daha çok Aristoteles’in yaklaşımına yakın olduğu
söylenebilir.[210]
O, türleri kabul ettiğinde, bu türlerin sahip olduğu özleri, zihinsel akıl
yürütmelerle değil; tamamen deneysel ve gözlemsel temelde açıklamaya çalıştığı
ve özellikle aralarında çiftleşen türlerin oluşturduğu “gen havuzuna” dikkat
çekti. Türleri bu gen havuzu ile açıklarken, türlerin değişimlerini özellikle
çevresel etkenlere bağladı. Onun özellikle çevrenin değiştirici etkisine
vurgusunun, kendisinin tersine türlerin birbirine değiştiğini savunan
Lamarck’ın ve Darwin’in üzerinde etkili olduğu söylenir.
O, Linnaeus’un cins (genus) başlığı altında topladığı
türlerin, en başta yaratıldığını ve bunlardan melezleşme yoluyla diğer türlerin
oluştuğunu söyledi. Melezleşme yoluyla oluşan türler ise baştaki
mükemmelliklerini kaybediyorlardı. Görülüyor ki Buffon, Linnaeus’dan daha az
sayıda kökensel türün başta yaratıldığını ve bu türlerden diğer türlerin
oluştuğunu söylemiştir. Buffon’daki kökensel türlerden diğer türlerin değişim
ile oluşumu bir dejenerasyondur. Dolayısıyla Evrim Teorisi’nin aşağı bir türden
yüksek bir türün doğmasına yol açan ilerleyici bir değişiklik düşüncesi
Buffon’a yabancıdır.[211]
Buffon’un türler hakkındaki bu düşüncesi termodinamiğin ikinci kanunu olan
Entropi’ye benzemektedir. Entropi, evrenin ilk baştaki oluşumundan itibaren
sürekli düzensizliğe gittiğini ve bu sürecin tersine döndürülemez olduğunu
söyler. Buffon’un türleri de, deyim yerindeyse entropiye benzer bir kanunun
altında, ancak daha az gelişmiş, daha az mükemmel melez türleri
oluşturabilirler ve bu oluşum, türlerin yabancı türlerle üremesinin
engellenmesiyle kapalı bir sistem içinde kalır.
“Buffon’a göre ilk kökensel türler nasıl oluşmuştur”
diye sorulabilir. Buffon, kökensel türlerin “kendiliğinden türeme” ile
oluştuğuna inanıyordu. “Kendiliğinden türeme” ile ilgili başlıkta gördüğümüz
gibi “kendiliğinden türemenin” olup olamayacağı Buffon’un döneminde tartışılan
bir konuydu. Buffon, en kompleks kökensel türün bile “kendiliğinden türeme” ile
oluştuğunu kabul etti.[212]
Bu kökensel tür, Aristo’nun “form”u gibi iş görüyordu ve türün tüm
değişimlerine ve aldığı şekillere karşın sınırlarını çiziyordu.[213]
Buffon, aynı zamanda bir kozmoloji uzmanıydı ve Newton ile Leibniz’in fiziksel
teorilerinin derin etkisi altındaydı. O, mekanistik bir yaklaşımla evrene ve
canlıya ait özellikleri tarife çalışıyordu. Buffon’un “kendiliğinden türeme”
yaklaşımında bu noktayı göz önünde bulundurmak ve Diderot ile Lucretius gibi,
doğanın, kör ve sürekli deneme ve yanılmalarının sonucunda oluşan bir
“kendiliğinden türemeyi” savunmadığını belirtmek gerekir.[214]
“Kendiliğinden türemeye” teistler de inandı, fakat Evrim Teorisi ortaya
konmadan önce ateistlerin birçoğu bu yaklaşımı Tanrı’nın yaratışının tek
alternatifi olarak gördü. Buffon, “kendiliğinden türemeyi” ateist bir
yaklaşımla kullanmadı ve bu fikrine rahip Needham’ın -önceki kısımlarda
belirtilen- deneyini delil olarak gördü.
Buffon, tüm canlıların “ortak atadan” gelmesi
fikrinden -Evrim Teorisi’nin en temel fikirlerinden biridir- ilk bahseden
kişidir; fakat o, böyle bir fikrin ileri sürülebileceğinden bahsettikten hemen
sonra, bu durumun neden gerçekleşmediğinin delillerini sıralar. Birincisi,
bilinen tarihte hiçbir yeni türün oluştuğu gözlemlenmemiştir. İkincisi,
melezlerin (katır gibi) yeni döller vermemesi türlerin arasında aşılması
imkansız bir sınır oluşturmuştur. Üçüncüsü, iki türün birbirinden oluştuğunu
söyleyenler bir sürü ara form göstermek zorundayken bu ara formlar mevcut
değildir.[215]
İlginçtir ki Buffon, Evrim Teorisi’ni, bu tarz bir yaklaşımın mümkün olmadığını
göstermek için de olsa, yine de ilk ortaya koyan kişi olmuştur. O, bir yönüyle
Evrim Teorisi’nin gerçek babası kabul edilebilir; fakat bunu savunanlar, bu
babanın, sadece çocuğunu öldürmek için dünyaya getirdiğini söylemek
durumundadırlar. Buffon’un Evrim Teorisi’ne yönelttiği itirazlar hala canlıdır
ve Evrim Teorisi’ne karşı olan biyologlar ve felsefecilerce -yeni bulguların
eşliğinde- bu itirazların yapılması devam etmektedir.
Buffon, fiziğin -özellikle Newton’un- derin etkisi
altındaydı ve fizikteki gelişmelerin biyoloji alanına olan etkisinin iyi bir
örneğiydi. O, Newton gibi Leibniz’i de okumuştu ve evrensel yasaların
matematiksel düzenine hayranlık duyuyordu. Canlıların da aynı yasalara tabi
olduğunu savunarak[216]
bu temel görüşleri gözlemsel, deneysel biyoloji çalışmalarının metodolojisine
yerleştirdi ve biyolojinin yanında ekoloji, yerbilimi, kozmogoni gibi konularda
da aynı metodolojiyi kullandı.
Buffon, Newton’un takipçisi William Whiston’u
(1667-1752) takip ederek yeryüzünün Güneş ile başka bir yıldızın çarpışmasından
oluştuğunu savundu.[217]
Newton’un soğuma yasasından yararlanarak yeryüzünün yaşını deneysel bir
yaklaşımla tespit etmeye çalıştı. Bir dizi demir küre üretti ve bunları
neredeyse erimiş duruma gelene dek ısıttı ve ayrı yerlerde soğumaya bıraktı;
tüm bunların sonucunda yaptığı hesaplarla yeryüzünün yaşının 75000 yıl
civarında olduğunu[218]
ve yeryüzünün birbirinden farklı yedi evrede oluştuğunu söyledi.[219]
Daha evvel gördüğümüz gibi Buffon’dan evvelki yüzyılda Usher’in ortaya koyduğu
kronoloji adeta Hristiyanlığın resmi öğretisiymişçesine savunulmaya
başlanmıştı. Evrim Teorisi’ne inananlar ile Usher’e inananlar arasındaki
tartışmada, Buffon’un yeryüzünün yaşı ile ilgili görüşleri Evrim Teorisi’ni
savunanları destekler mahiyette olduğu için, Buffon’un bu yönüyle de Evrim
Teorisi açısından önemli olduğu savunulur.
Buffon, insanın biyolojik yapısı üzerine de detaylı
çalışmalar yaptı; embriyo aşamasından değişik yaşlardaki durumuna kadar insanı
inceledi. Özellikle çocuğun dili öğrenmesi ve insanın bilinçli bir varlık
olması üzerinde durdu. İnsanın vücut yapısının hayvanlarla benzer olduğunu,
fakat insanlar ile hayvanların mukayese bile edilemeyeceğini savundu.[220]
O, etkisi altında kaldığı Descartes gibi, insan için varolmanın ve düşünmenin
aynı olduğunu kabul etti. Hayvanların düşünemeyeceği kanaatinde olduğu için ise
hayvanların ve insanların arasında kapatılamaz bir uçurum bulunduğu ve
insanların hayvanlardan türeyemeyeceği sonucuna vardı.[221]
Hayvanlar ile insanlar arasında derece değil mahiyet farkı olduğunu söyleyen bu
yaklaşım da Evrim Teorisi ile tamamen zıt bir konumdadır. Buffon, görüşlerini
Evrim Teorisi’ni reddetmek için ortaya koymasına, insanın hayvandan mahiyet
farkıyla ayrıldığını, kökensel türlerin başlangıçtaki yaratılışlarını muhafaza
ettiklerini ve üreme engeli ile karışmalarının engellendiğini savunmasına
karşın; kökensel türlerden diğer türlerin ürediğini (kökensel türlerin “ortak
atalar” olduğunu) savunması ve Dünya’nın yaşı ile ilgili görüşlerinden dolayı
Evrim Teorisi’nin hem düşmanı hem de babası olmak gibi iki zıt tanımlama, onun
için kullanılmıştır.

Etiketler:
Bilimler
Biyoloji
Buffon ve Dönüşümcülük
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |