Okunma: 2607 kez
Mısır, Fenike (Filistin, İsrail, Lübnan), Anadolu, Ege adaları ve Yunanistan ile çevrelenen Doğu Akdeniz’de canlı ve etkin deniz ticaretinin ortaya çıkışı, yalnızca mal ve ürün alışverişinin gelişmesine yol açmakla kalmamış, farklı yörelerdeki insanların farklı gelenek, görenek, görüş, düşünce ve inançlarla karşılaşmalarına da neden olmuştur. Kavramlarla düşünme ve soyutlama becerisinin bu bölgede hızla filizlenip yayılmasının belli başlı nedeni, farklı kültür değerlerinin harmanlanmasına yol açan bu iletişim tarzı olmuştur.
Mısır, Fenike (Filistin, İsrail, Lübnan), Anadolu,
Ege adaları ve Yunanistan ile çevrelenen Doğu Akdeniz’de canlı ve etkin deniz
ticaretinin ortaya çıkışı, yalnızca mal ve ürün alışverişinin gelişmesine yol
açmakla kalmamış, farklı yörelerdeki insanların farklı gelenek, görenek, görüş,
düşünce ve inançlarla karşılaşmalarına da neden olmuştur. Kavramlarla düşünme
ve soyutlama becerisinin bu bölgede hızla filizlenip yayılmasının belli başlı
nedeni, farklı kültür değerlerinin harmanlanmasına yol açan bu iletişim tarzı
olmuştur.[7]
Bilinen ilk felsefeci olan Miletli Thales (M.Ö. 6.yy) aynı zamanda tüccar,
devlet adamı, mühendis ve matematikçi idi. Thales evrenin temel hammaddesinin
su olduğunu söyledi, buna göre evrendeki canlı-cansız tüm varlıklar suyun
değişime uğramasıyla oluşmuştur. Evrenin hammaddesinin ne veya neler olduğu
Eski Yunan’ın ilk dönem filozoflarının en önemli tartışma konusu olmuştur.
İyonya filozofları günümüz anlamında bir bilim adamı olarak nitelenemezler,
çünkü deney ve sistematik gözlem onların çalışmalarında önemli bir yere sahip
değildi. Fakat geleneksel öğretileri bir kenara bırakarak ve kendi akıl
yürütmelerine dayanarak evreni anlamaya çalışmış olmaları önemlidir. Aklın mitolojik
düşüncenin esaretinden kurtulması bilimsel ve felsefi düşüncenin gelişmesindeki
en önemli aşamalardan birisidir.
Thales biyoloji ve canlılar dünyası ile pek
ilgilenmemiştir. Fakat onun talebesi Anaximandros hem canlılar dünyasıyla
ilgili ilginç açıklamalar yapmış, hem de evrenin temel hammaddesinin “apeiron”
olduğunu söyleyerek hocasına muhalefet etmiştir. İlk hayvanların suda
oluştuğunu ve bunların büyüyünce kuru alanlara göç ettiğini söylemiştir. Onun
canlılarla ilgili fikirlerinden dolayı ilk evrimci görüşleri ortaya koyan kişi
olduğu söylenir. Bizce bu görüşleri Ernst Mayr’ın da dediği gibi Evrim
Teorisi’nin önceden sezinlenmesi olarak görmemek gerekir.[8]
Anaximandros’un çalışmalarını yakından incelediğimizde, onların, modern
fikirlerden çok mitolojiye benzediklerini görürüz.[9]
Evrim Teorisi’nin günümüzde anlatılan şekli, tarih boyunca yapılan izahlardan
bazılarıyla elbette ortak noktalara sahiptir. Fakat birkaç cümlelik bir
anlatımı günümüzün Evrim Teorisi ile karıştırmamak gerekir. Bazıları kurbağanın
prense dönüşmesiyle ilgili hikayeyi, neredeyse Evrim Teorisi’nin önceden
sezinlenmesi olarak görme eğilimindedir.
Empedokles (M.Ö. 492-432) canlıların orijini ile
ilgili çok uçuk bir teori ortaya atmıştır: Önce vücudun bazı parçaları ortaya
çıkmıştır; gövdesiz baş veya gözsüz kafa gibi. Mükemmel form bulunana kadar bu
böyle devam etmiş ve ucubeler yok olmuştur. Ernst Mayr, bu yaklaşımı, doğal
seleksiyonun öncüsü kabul etmenin saçma olduğunu söyler. Çünkü Empedokles’in
anlatımında doğal seleksiyon, eksik parçaları biraraya getirmekte bir mekanizma
olarak işin içine sokulmaz. Mayr’a göre o, iki başlı dana gibi bazı
canavarların varlığını ileri sürmek için teorisini bir öneri olarak ortaya
atıyordu.[10]
Modern Evrimci Kuram, gelişmenin daha çok, daha basit formların sürekli bir
ayrımlaşması sonucu ortaya çıktığını söylediği halde; Empedoklesçi kuram, bu
gelişmeyi daha çok başka cinsten formların birbirleriyle birleşmesinde
görmektedir.[11]
İyonyalı filozoflardan Anaximandros’un talebesi
Anaximendes’in (M.Ö. 555’ler civarı) ve Apollon’lu Diogenes’in ( M.Ö. 435’ler
civarı) çalışmaları da dikkat çekmektedir. Örneğin Diogenes’in çalışmaları
bilinen en eski anatomi çalışmalarından birisidir.[12]
Eski Yunan’da yapılan bu çalışmaların önemi evrenin neden-sonuç ilişkileri içerisinde
açıklanmaya çalışılması, akılcı yaklaşımın temel olması ve mitolojik
göndermelerin ve geleneğin otoritesinin –tamamen yok olmasa da- gittikçe
azalmasıdır. Bu özelliklerden dolayı Eski Yunan’ın ilk dönem filozoflarının
günümüze göre çok safça olan yaklaşımları bile değerli kabul edilmektedir.
Ayrıca bu sürecin bir diyalektiği vardı. Talebe rahatlıkla hocasının fikrine
bile muhalefet edebilmiş; bu diyalektik süreç, ilkel bazı girişimlerin süreç
sonunda gelişmesini sağlamıştır. Fakat bu dönem içinde Hippokrates’in okulu
(M.Ö. 460-370 civarı) dışında gözlem ve deneye yeterli önemin verildiğine pek
rastlanmaz. Onun çalışmalarını Herophilus, Erasistratus ve de özellikle Galen
geliştirmiştir; daha sonra bu çalışmalar Rönesans döneminde anatomi ve fizyolojinin
yeniden canlanmasında temel oluşturmuştur.[13]
Bu çalışmalarda genelde akıl yürütmeler deney ve gözleme göre hep ön planda
olmuştur.[14]

Etiketler:
Bilimler
Felsefe
Eski Yunan Medeniyetinin İlk Filozofları
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |