GenBilim
Türkiye Bilim Sitesi  
Anasayfa | Forum | Bilimler | Arşiv Tarama | GenKalem | GenKampüs | Site Haritası | Linkler | RSS | Reklam | Arkadaşını Davet Et | İletişim
Kontrol Paneli Anasayfa arrow Bilimler arrow Biyoloji arrow Linnaeus ve Taksonomi Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Üye OlŞifre Hatırlat Kontrol Paneli
Kas 25 2008

Linnaeus ve Taksonomi Yazdır E-posta
(1 Oy)



 Facebook'ta Paylaş

GenBilim Editorial   
Salı, 25 Kasım 2008
Okunma: 3255 kez

Taksonomi, Yunanca’da düzenleme anlamına gelen “taksis” ile yasa anlamındaki “nomos” kelimelerinin birleşiminden türemiştir ve biyolojide bu kavram canlıların sınıflandırılması için kullanılmaktadır. Carl von Linnaeus (1707-1778) günümüzde kullanılan taksonominin babası sayılır. Her canlı varlığı iki adla sınıflandırma yöntemini ilk olarak uygulayan odur. Örneğin insan için Homo sapiens, köpek için Canis familiaris tanımlamalarının kullanılması Linnaeus’un yöntemi sebebiyledir. O, kendisinden önce kaos olan bir alanı toparlamış, bir canlının birkaç satırla tarif edilmesine son vermiştir.

Taksonomi, Yunanca’da düzenleme anlamına gelen “taksis” ile yasa anlamındaki “nomos” kelimelerinin birleşiminden türemiştir ve biyolojide bu kavram canlıların sınıflandırılması için kullanılmaktadır.

Carl von Linnaeus (1707-1778) günümüzde kullanılan taksonominin babası sayılır. Her canlı varlığı iki adla sınıflandırma yöntemini ilk olarak uygulayan odur. Örneğin insan için Homo sapiens, köpek için Canis familiaris tanımlamalarının kullanılması Linnaeus’un yöntemi sebebiyledir. O, kendisinden önce kaos olan bir alanı toparlamış, bir canlının birkaç satırla tarif edilmesine son vermiştir. En çok onun sayesinde, 18.yüzyılın ve 19. yüzyılın ilk yarısında biyolojide taksonomik yaklaşım hakim olmuştur.

Linnaeus’un doğa felsefesinin kalbini Tanrı’nın tasarımı oluşturur; o, Tanrı’nın, evreni insan zihninin kavrayacağı şekilde yarattığını söyledi. Linnaeus, kendisini, Tanrı’nın planını açığa çıkaran, Tanrı’nın düşüncelerinin anlaşılmasını sağlayan kişi olarak görüyordu.[191] Bu yaklaşımı, özellikle son yüzyılda, en önemli hedefin “Tanrı’nın düşüncelerini okumak” olduğunu söyleyen ünlü fizikçilerinkine[192] benzemektedir. Fakat şu farkla ki Linnaeus bunu başardığı kanaatindeydi. O, Aristo’nun mantığını takip ederek, varlık ile (ontology) mantığın (logic) özdeşliğini, yaklaşımında temel aldı. Bu arada Aristo’nun biyoloji alanına geçtiğinde gözlemi merkeze aldığını ve taksomonisini “kanlı-kansız”, “kıllı-kılsız” gibi gözlemsel özelliklere dayanarak yaptığını belirtmek faydalı olacaktır.[193]

Linnaeus canlıları alem, filum, sınıf, takım, familya, cins, tür şeklinde sınıflandırarak her canlının doğadaki konumunu belirlemeye çalıştı. Onun sınıflandırma yöntemiyle insanın yeri şu şekilde gösterilmektedir:

         Alem       Hayvanlar

         Filum       Omurgalılar

         Sınıf         Memeliler

         Takım      Primatlar

         Familya   Hominidler      

         Cins        Homo

         Tür          sapiens

 

Linnaeus, bütün türlerin en baştaki yaratılış şekillerini koruduklarını, en başta sabit sayıda tür yaratıldığını söylüyordu. O, Leibniz’in doğada atlama olmadığına dair fikrini takip etmişti ve varlık skalasında, her türün diğer iki türün arasında bir yerde yer aldığını düşünüyordu.[194] Bu aslında evrime en ters fikirdir, çünkü varlık skalasında tüm yerler dolu olduğu için evrimle oluşacak yeni türe yer yoktur. Ayrıca türlerin baştaki sabitliğini muhafaza ettiğini düşünmek Evrim Teorisi ile asla bağdaştırılamaz. Bu özelliklerinden dolayı Linnaeus’un yaklaşımının, Evrim Teorisi’ne karşı direncin önemli bir sebebi olduğu söylenir. Diğer yandan ilginç bir şekilde bu yaklaşımın, Evrim Teorisi’ne yol açan bir yaklaşım olduğunu da tespit ediyoruz. Linnaeus, haritadaki devletlerin sınırlarda birbirlerine değmeleri gibi bitki türlerinin birbirine bitiştiğini söylemiştir[195]; bu yaklaşım, türleri kendi içlerinde döl oluşturma yoluyla diğer türlerden izole ederken bir yandan bitiştiriyordu. Linnaeus’un varlıkları hiyerarşik sıralayışının başına, ortak bir ata konarak ve varlıkların birbirinden türediği söylenerek evrimsel gelişme açıklanmaya çalışılmıştır. Bu noktada hem Linnaeus’un sınıflaması, hem Evrim Teorisi açısından varlıkların hiyerarşik sıralamasının ne kadar doğru olduğunu sormak gerekir. Bal yapan arının, denizde sonar sistemi olan yunusun, uzun göç yollarını izleyen kuşların ve konuşma yeteneğiyle insanın hangi kritere göre sınıflaması yapılacaktır. Birçok canlı kendi özel becerisinde diğer tüm canlılardan daha iyidir. Bu farklı becerilerin hiyerarşik sırasını, kim hangi kriterle belirleyecektir ki varlık merdivenlerine yerleştirsin. Canlılar üzerine modern araştırmalar canlıların özgün yanlarını daha çok ortaya koymuştur ve de bu, hiyerarşik bir varlık merdiveni kurmanın imkansızlığını göstermektedir.

Max Scheler “insan hayvandan daha eksik ya da daha fazla olabilir, ama asla bir hayvan olamaz”[196] dedi ve insanın tinselliğini ve buna bağlı olarak ideleştirme yeteneğini diğer canlılardan ayırt edici vasfı olarak değerlendirdi.[197] İnsanın ve diğer birçok canlının, kendilerine has alanlarda diğer canlılara üstünlükleri vardır ve canlıların hiyerarşik sıralaması için hangi ölçüyü alırsak alalım, pek çok canlıyı birbirine göre konumlandırmak mümkün olamayacaktır.

Linneaeus’un doğanın dengesi ve yaşam mücadelesinden bahsederken “yaşam mücadelesini” vurgulaması, Darwin’in “doğal seleksiyon” fikrinin oluşmasında kavramsal olarak arka plan oluşturmuştur.[198] Fiziksel benzerliklere göre sıralama yapan Linnaeus’un, insan ile maymunu beraber sınıflamasının da, Evrim Teorisi’ndeki insanı maymundan türeten anlayışı kolaylaştırdığı söylenir. Ayrıca Dünya’nın yaşını Usher’i takip edenlerden çok daha yüksek bulması da Evrim Teorisi’ni savunmayı kolaylaştırıcı nitelikte olmuştur.

Linnaeus’un sisteminin sorunlu bir yanı türlerin yok olmasını mümkün görmemesidir.[199] Bulunan fosillerin bir çok canlı türünün yok olduğunu göstermesi, Linnaeus’un, Tanrı’nın düşüncelerini sandığı gibi doğru okuyamadığını gösterdi. Oysa en basit gözlemle, insanların veya diğer canlıların birçok birey canlıyı öldürdüğünü herkes gözlemleyebilmektedir; bir türün bireylerinin yok olması mümkünse, neden tüm türün yok olması mümkün olmasın? Türler de bireylerden oluşmuyor mu? Anlaşılıyor ki kendi mantığındaki kategorileri varlığa uygulaması, biyoloji tarihinin en başarılı ve etkili simalarından biri olan Linnaeus’u yanıltmıştır.

Linnaeus’un yaklaşımında türün mensupları ortak özellikleri paylaşırlar, türlere içkin bu özler Tanrı tarafından yaratılmıştır. Biyoloğun görevi bu özleri bulmak ve türleri cinsleriyle (genus) tanımlamaktır.[200] Türler konusunda özcü yaklaşımı savunanlar, türlerin sahip olduğu özleri değişmez ve sürekli özellikler olarak görürler. Oysa özcü yaklaşıma katılmayanlara göre türlerin ortak özellikleri varsa da, bunlar özcülüğün savunduğu gibi değişmez ve sürekli değillerdir.[201] Bu tarzda ontolojide “tür” kavramı sadece pratik faydaları açısından yararlı olsa da, canlılar dünyasında bir gerçeğe karşılık gelmez. Linnaeus’un ontolojisine göre ise türler gerçek ontolojik varlıklardır. Türlerin ontolojik statüsünün ne olduğu hala tartışılmaktadır. Stephen Jay Gould’u örnek olarak  verebileceğimiz birçok biyolog, türlerin sadece zihnin bir projeksiyonu olduğunu ve doğa üzerine düşünmemizde taksonomik ayırımın pratik faydası olduğunu, türlerin ontolojik açıdan gerçek varlıklarının olmadığını söyler.[202]

Douglas Medin’in yürüttüğü geniş çaplı bir araştırma, insan zihninin taksonomi yaptığını göstermiştir. Bu araştırma Amerika’nın şehirleşmiş bireylerinden Maya’ların yağmur ormanlarındaki bireylere dek geniş ve farklı bir kitleye uygulanmıştır. Buna göre tüm farklı kültürlerdeki insanların zihni, insanlar dışındaki canlıları belli özler temelinde türlere bölüp taksonomi yapmaktadır. Bu deneyden varılan sonuç, taksonomi yapmanın, insan zihninin deneyden bağımsız apriori bir özelliği olduğudur.[203] Bu araştırma gerçekten çok ilginçtir, ama türlerin ontolojik statüsünü belirlemek için yetersizdir. Bazıları sırf zihnin apriori kategorisini canlılara yüklediği için türlere ontolojik bir statü verildiğini savunurken, bazıları Tanrı’nın zihni ve doğayı uyumlu yarattığını ve yarattığı türleri düşünmek için zihne apriori olarak türlere göre taksonomi yapma özelliğini verdiğini savunabilir.

Türlerin ontolojik statüsü özellikle tek hücrelilerin mikroskobik seviyesine inilince iyice karışır; ama türlerin birçoğunun kapalı bir sistem oluşturup kendi içlerinde üremesi ve döl verebilecek döller oluşturmaları da tamamen gözardı edilebilecek bir husus değildir. Biyolojide, fizikteki gibi hiç istisnası olmayan yasalar olmadığını hatırlarsak, canlıların önemli bir bölümü için taksonominin uygulanacağını kabul edebiliriz. Fakat bu, Linnaeus’un taksonomisini kullanmak olarak anlaşılmamalıdır. Farklı taksonomiler oluşturmak için gayretler vardır; türlerin ontolojik gerçekliği olsun veya olmasın, taksonominin, insan zihninin doğayı anlama ve bilim yapma faaliyetindeki yararı apaçıktır.

1753 yılında Linnaeus 6000 adet bitki türü biliyordu ve bunların 10000 kadar olduğu düşünülüyordu; 1758’de 4000 hayvan listelemişti ama onların sayısını da yine 10000 civarında tahmin ediyordu.[204] Canlılarla ilgili sınıflama böceklerin dünyası ile ilgili keşifler arttıkça ve bu dünyadaki faaliyet ve tür çeşitliği saptanınca bayağı zorlaşmıştı; hele bir de mikroskobik canlılarla ilgili bilgiler arttıkça taksonomi yapmak iyice zorlaştı. Günümüzde türlerin sayısının milyonlarca olduğu bilinmektedir. Linnaeus kendi dönemine göre büyük bir iş becerdi ve yaşarken kendi fikirlerinde değişiklik yaptı. Melezleşmenin (at ile eşekten katır oluşması gibi) türlerin hepsinin baştan sabit olup hiç değişmediği fikrine ters olduğu görülüyordu. Melezleştirme ile yeni türlerin oluşabileceğini savundu ki bu baştan tüm türlerin sabit yaratıldığı fikrinde bir değişiklik idi. Bu fikir ileride Mendel’in, Darwin’in Evrim Teorisi’ne karşı alternatif olarak ileri sürdüğü bir fikir oldu.[205] Linnaeus’a göre melezleşme ve dış faktörler ancak türün mükemmelliğini azaltıp, türü dejenere ediyorlardı ki[206]; bu yaklaşım değişim ile daha mükemmel (kompleks) varlıklar ortaya çıktığını söyleyen Evrim Teorisi’ne tersti.


Etiketler:  



Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.





Reddit!Del.icio.us!Facebook!Slashdot!Netscape!Technorati!StumbleUpon!Newsvine!Furl!Yahoo!
 

GenBilim
GenBilim
Makale İçinde Ara GenBilim    
GenBilim
        RSS Kategorileri GenBilim
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
GenBilim
Makale İşlemleri
Sizde Yazi Ekleyin
Yorum Ekleyin
Bu makaleyi favorilerime ekle
Sizde Link Ekleyin
Bu makaleyi PDF olarak kaydet
 Makaleyi rapor et
Untitled 1
GenBilim
Sponsor Bağlantılar


        Favori Makalelerim
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
GenBilim
GenBilim
Sponsor Bağlantılar

Nbrsin: Ne yapıyorsun?

GenBilim
GenBilim
GenBilim
Son Etkinlikler
Yakın tarihte gerçekleşecek etkinlik bulunamadı.
GenBilim