Okunma: 1665 kez
“Barış, hakikat ve adalet adına...” ibaresi 1894-96 yıllarında Türkiye’de görev yapan İngiliz Topçu Yüzbaşı Charles Boswell Norman’a ihtiramın ifadesidir.
Amerikan Ermeni Gençlik Federasyonu’nun 2003 yılında kaleme alınan bildirisi, “örgütün ilk yıllarındaki kaydadeğer başarıları hak aramak amaçlı barışcıl gösteriler olarak başlayan ancak kan ve kıyamla sonuçlanan Kumkapı ve Babı Ali eylemleri”dir demektedir, ancak, “Örgütün en eşsiz yiğitliği 1894 Sosun İhtilâlinde oynadığı rol”dur.(16)
“Barış, Hakikat ve Adalet Adına…”
1894 Büyük
İstanbul Depreminin olduğu yıldır: “İstikameti ‘cenuptan şimale
müteveccih gösterilen bu müthiş zelzele ‘Tercüman-ı Hakikat’
gazetesinin ertesi günkü nüshasına göre bir dakika kadar sürmüşse de,
pek çok tahribat ve telefata sebep olmuştur.” Amerikan Ermeni Gençlik
Federasyonu’nun Sosun İhtilâli dediği, 1894-96 arasında Bitlis
vilâyetinde mukim Ermeni köylülerinin cıvarda yaşayan göçebe Kürt
aşiretlerinin baskın ve yağmalarına karşı silâhlanıp karşı durmaları ve
isyanın Hamidiye Alayları tarafından bastırılması hadisesidir. Bölgede
Catherine Roth misali “incelemeler yapan” İngiliz elçilik görevlisi C.
M. Hallward’ın tahminine göre olayda Hamidiye Alaylarının kılıçtan
geçirdikleri Ermenilerin sayısı 8,000; bir diğer İngiliz’e, Yüzbaşı
Charles Boswell Norman’a göre, dökülen kanın sorumluları “Son beş yılda
Anadolu’da akan kandan doğrudan sorumlu olan Hunçak Komitesi”dir. Ne
ki, Yüzbaşı Norman’ın “Anadolu’yu kana bulayan bu esef verici olayları
Müslümanların Hıristiyanlara nedensiz saldırılarıymış gibi yapmak doğru
değil…Olayları başlatanlar Ermenilerdir” diye vurgulamış olması,
İmparatorluğu yoketmeye azmetmiş Avrupa nezdinde hiçbir şeyi
değiştirmez. Genç Topçu Yüzbaşı, İngiliz kamuoyunun olayların sadece
“İngiliz meslektaşlarının isterik lâflarıyla süslenen Ermeni
versiyonunu”(17) duyduklarını, yazıp çizilenlerin “yegâne amacının
Ermenilerin tümüyle mazlum, Türklerin zalim canavarlar olduklarını
kanıtlamak”(18) olduğunu, “barış, hakikat ve adalet adına Ermeni
Devrimcilerinin amaç ve hedeflerini”n(19) bilincine varmak,
İngiltere’nin “Küçük Asya’daki karışıklıkların farkında olmadan
desteklediği yaygın anarşist hareketin doğrudan sonucu”(20) olduğunu
öğrenmesi gerektiğini haykırır. Yüzbaşının bir açıklaması da “İngiliz
basınının sözde Sasun melazimi konusunda Ermeni yalancılar tarafından
umutsuzca aldatıldıkları”(21) ve bu bağlamda hem Ermeni nüfusunun hem
de zayiat sayısının olağanüstü abartıldığıdır: “Örneğin, 2000 kişinin
katledildiği söylenen Birecik’teki kayıp sayısının sadece beştir.”
Evet, bu topraklarda yaşananlar, haklı ya da haksız olma keyfiyeti aşan facialardır.
İstanbul’da canlı bombalar...
1890’da Tiflis’te örgütlenen bir diğer devrimci örgüt Hay Hegapohagan
Daşnaksotun ya da “Ermeni Devrimci Federasyonu,” İran, Türkiye, Rusya
ve Avrupa’da faaliyet gösteren devrimcileri bir çatı altında
birleştirmek amacıyla iki yılı aşkın bir süre çeşitli zamanlarda
toplanır. Sonuçta verilen karar, Federasyon’un “tek amacının Türk
Ermenilerinin bağımsızlığı” olduğu şeklindedir. Buna karşın Daşnak,
sosyalist ideallerinden vazgeçmiş değildir. 1907 Sosyalist
Enternasyonaline katılır.
Amerikan Ermeni Gençlik
Federasyonu’nun kaydadeğer başarı olarak ileri sürdüğü Kumkapı eylemi,
1895 Eylül’ünde 61. maddenin uygulamasını talep eden göstericilerin
Patrikhane’den başlattıkları yürüyüştür. İstanbul öğrenci birliklerinin
ve esnafın da müdahalesi ile çatışmaya dönüşür. Ancak, Daşnakların en
ses getiren eylemleri 1896 Ağustos’unda yabancı sermayeyi temsil eden
Osmanlı Bankasının işgalidir. Yirmi-altı terörist, bankanın 150
çalışanını rehin alırlarken, Papken Suni isimli liderleri üzerindeki
bombaların patlaması sonucu ölür. Aynı saatlerde Levon Nevruz ve
arkadaşları Avrupa elçiliklerine dağıttıkları Ermeni Devrimci
Federasyonu Merkez Komitesi imzalı bildirilerde 61. maddenin
uygulanmasını talep etmektedirler. Teröristler, Rus ve Fransız
elçiliklerinin himayesinde İstanbul’dan Fransız gemileriyle ayrılırlar.
Merhametten maraz doğarmış meğer...
“İncelikli” aydınlarımızın gönlünü bulandıran, “temkinli” aydınlarımıza
“ürkek muhalefet şerhleri”yle yetinmelerini telkin eden bu kadim
tesbitin ne yazık, ne kadar yazık ki, geçerli olduğu, 21 Temmuz 1905’de
Sultan Abdülhamit’e Yıldız Camisinden çıktığı sırada uğradığı
saldırıdır. “Machine infernale” denilen saatli bomba 26 kişinin
parçalanarak ölmesine, 58 kişinin ağır yaralanmasına neden olurken,
Galata Köprüsü, Tünel, Osmanlı bankası, yabancı elçilikler ve Cercle
d’orient (Büyük Kulüp) cıvarında 148 kilo patlayıcı Mélinite bulunur.
Suikastı tertipleyenler “Ermeni Devrimci Federasyonu”na bağlı Rus
uyruklu Troşak fraksiyonu devrimcileri, Belçika’nın Anvers şehrinden 29
yaşındaki Charles Eduard Jorris ve eşi Anna birlikte çalışırlar.
Caniler yine Rus ve Fransızların himayesinde yurt dışına kaçırılırlar.
Türkiye’nin “Batılaştırmacı Aydın” tipolojisi (“zapadniki”)
Daha da elim olanı, parçalanmış insan ve at cesetlerinin ortasında
nedeni kendinden menkul nefretin kör ettiği “ulusal” şairimiz Tevfik
Fikret, canilere methiye düzer: “Bir lâhza-i teahhür” – “Bir anlık
gecikme”
“Ey şanlı avcı, dâmını bîhûde kurmadın
“Attın fakat ne yazıklar ki vurmadın!
“Mâlik sesin o sevret-i ra’din-i gayza ki
“Her yerde hiss-i hakk-u halâsın muharriki!”
Mealen: “Ey şanlı avcı, tuzağını boşuna kurmadın; Attın fakat ne yazık
ki vurmadın! Öyle bir hınçla, hiddetle gürlemekteki sesin, Heryerde
hareket geçirir haklı duygusunu halâsın!” Yani? Yani, sağlık olsun
dostum, bir dahaki sefere başarırsın!
Ve Ahmed Refik,
“Abdülhamid ve devr-i saltanatı” isimli kitabının üçüncü cildi:
“Nihayet hakikat tamamiyle meydana çıkarıldı: Osmanlı milletini
Abdülhamid zulmünden kurtarmak için bu haret-i kahramânânenin
(kahramanca karşı çıkışın) Ermeni vatandaşlarımız tarafından icra
olduğu anlaşıldı.”
Ve Başbakan Erdoğan’ın Surp Pırgiç
Hastanesi Ermeni Vakfı Müzesini açtığı haberini “’Bu müzedeki eserleri
gören hiçbir göz, tarihimize şaşı bakamayacak. Yaşasın bu topraklardaki
birlikteliğimiz' dedi” başlığı altında veren RADİKAL gazetesi
muhabirinin muhakemesini dümura uğrattığı gözlenen kör öfkesi:
“Neredeydiniz bu güne kadar? 'Yaşasın bu topraklardaki birlikteliğimiz.
Yaşasın insanlığa örnek olan medeniyetimiz. Çok yaşasın Türkiye
Cumhuriyeti.' Başbakanımızın bu sözlerini sondan yorumlamak çok daha
kolay. Yaşasın o Cumhuriyet ki komşu halkların kanı üzerine kurulmuş.
Suriye ve Lübnan Şehidler günü 6 Mayıs, aynı gün 1914 Abdülhamid Arap
kurtuluş savasçılarını ipe çekti. Rumların Bondos’dan baslayıp, İzmir,
İstanbul katliamlarına kadar, yetmedi bir de Kıbrıs işgali, Ermeni
soykırımı, topraklarının boşaltılmasını, Kürtlerin katliamları,
binlerce köy yakılma-boşaltmalar, saymakla bitmeyen kanlı tarihle
kurulan Cumhuriyet. Bu kadarı yetmedi bir de ‘Örnek olan Cumhuriyet.'
Bunun neyi örnek?..”
Yaşam hakkını kendisininkinden başka her kavime tanımaya teşne ruh haline ihanet değilse, mazoşizm denilse gerek.
Türkiye’de “milli ve romantik bir edebiyat” yok diyen Renan haklı,
Fransız oriyantalistin bilmediği ve herhalde sosyal-psikologlara düşen
görev, alçaklık derecesinde “gayri-milli” Türk yazınını doğuran
öz-nefretin nerede ve nasıl yeşerdiği?! Bu hususta bize ipuçlarını
Rusya verir: “Orient” dedikleri ülkelerini Avrupa medeniyetinin
anti-tezi olarak küçümseyen Batılılaştırmacı Rus aydınları: zapadniki.
Tanımı, Türkiye’ye uyarlayarak veriyorum:
“Çoğu Osmanlı
ricali (nomenklatura) kökenli varlıklı ailelerin İstanbul doğumlu
çocuklarıydılar. Hepsinin Osmanlı düzenine adam yetiştirmek üzere
oluşturulmuş kurumlardan ruhsatları vardı, bu bağlamda ve kaçınılmaz
olarak sarayda yüksek mevkilerindeki hamilerine sadakatlarını
sergilemekle yükümlendirilmişlerdi. Sivil ve askeri paşaların becerikli
yardımcıları olarak, dış seyahatler yapmak ve Batının gelişmiş
dünyasını tanımak şansına sahiptiler. Batı düzenindeki karşıtlarına
kendilerini ilerici liberaller ve Batılılaştırmacılar, hatta egemen
gerici seçkinlerin arasında nasılsa yaşayakalmayı başaran, Şark
despotlarının baskılarına dayanan muhalifler olarak takdim etmişlerdi.
Batılı dostları, çoğunlukla iyi Fransızca konuşan, Batı kavramları ve
teorik modelleri ile oynayan, iyi-giyimli ve kibar ve (sıradan
Müslümanların mahzun ve bitkin yüzlerinin tam tersine) yüzlerinden
tebessüm eksik olmayan “Türk liberal”lerine zaman geçtikçe daha çok
ilgi duyar oldular. Osmanlı imparatorluğunun yeni kuşağının Batılı
seçkinler nezdinde inanılırlık ihdas etmeleri hayati bir gereklilikti.
Çünkü neresinden bakılırsa bakılsın, Müslüman ve Türk kimliklerinin son
artıklarından kurtulmaya ve kendilerini Avrupalı düzene entegre etmeye
hazırlanıyorlardı. Son dönem Osmanlı oligarşisinin parçası ve olmazsa
olmazı olmakla birlikte, halkın aşırı-eğitimli, kozmopolit, bireyci ve
yaşam-tecrübesi yoksun gördüğü bu genç ve ayrıcalıklı grup, siyasi
sorumluluk gerektiren mevkilere gelemedi, ancak iktidar emellerini
yabancı ülkelere seyahat, öğrenim, elçiliklerde görev, basın gibi
alanlarda politika yaparak tatmin etmek yoluna gittler. Bu
reformcuların Osmanlı oligarşisinin çekirdeği ile paylaştıkları pek
fazla bir şey yoktu, ancak toplumun ayrıcalıksız katmanlarından daha da
uzaktılar ve çoğu Türkleri çok tembel, uşak ruhlu ve Batılı
tüketicilerin sahip olduğu hayat standardına layık olamayacak kadar
cahil buluyorlardı. Ayrıca, bireysel çıkarların önde geldiğine
inanıyor, İstiklâl Savaşını ve 1920’lerin ‘ütopik’ sosyal hedeflerini
küçümsüyorlardı. Dostoyevski’nin 19 yy Rus liberalleri için
söylediklerinin çoğu bu reformcular için de geçerliydi: ulusal
topraklarından kopmuş (köksüz) hemen her türlü değer yargı sistemine
şüpheyle yaklaşan, Türkiye’yi kendileri için kolay yaşanılabilen (yani
Batılı ekonomilerin kendi zihinlerindeki varlıklı imajına uygun) bir
ülke yapacak atak ve soyut ‘toplum mühendisliği’ rüyaları gören bir
grup.” (22)
Pamuk’un “psikolojik yatırımı”
Dr. Vamik D.
Volkan, kültür-birey ilişkilerini inceleyen ünlü psikoanalist Erik H.
Erikson ekolünden, psikiyatri profesörü. Virginia Üniversitesi tıp
fakültesine bağlı İnsan Zihni ve Beşeri İlişkiler Araştırmaları
Merkezinin kurucusu ve direktörü. Washington Psikoanaliz Enstitüsünün
ve Uluslararası Siyaset Psikolojisi Derneğinin başkanı. Irkçılık ve
soykırım psikolojisi üzerindeki çalışmaları nedeniyle çok sayıda
ödülleri var ve bazıları Türkçe’ye çevrilmiş yirmidörtten fazla kitabı
var. Tarih, kültür, siyaset ve psikolojiyi harmanladığı “Düşman ve
Müttefik İhtiyacı,” “Etnik Gurur ve Etnik Terör,” “Üçüncü Reich ve
Bilinçaltı” gibi eserlerinin yanı sıra Atatürk ve Richard Nixon’un
psiko-biyografilerini inceleyen kitapları var.
“Psikolojik
yatırım” tanımı, Dr. Volkan’ın; bireyin kimliğini “hasım yaratmak”
suretiyle idame ettirebildiği ruh halini anlatıyor. “Seçilmiş travma”
insan klanlarının kendilerini gadre uğramış hissetmeleri hali. Bu ruh
haline giren klanlar, seçtikleri olay ve olayları mitleştiriyor,
kimliklerinin bir parçası haline getiriyor, seçtikleri bu travmaya
karşı savunma geliştiriyor ve kuşaktan kuşağa aktarıyorlar.
Mitleştirilen olayın/olayların tarihte yer almamış olması farketmiyor;
tersine, orijinal travma tarihi tek taraflı, sansasyonel bir metinle
değiştiriyor. Örneğin, 24 Nisan “Ermeni Soykırım” günü gibi na-mevcut
bir tarih, çeşitli ritüellerle yaşatılıyor ve perçinliyor. Böylece
yaratılan “düşman” insanoğlunun tüm olumsuz niteliklerini içeren ve
dolayısıyla “insan-olmayan” bir nesne şeklinde tahayyül ediliyor.
Örneğin, Vakahn Dadrian isimli çağdaş Amerikan Ermeni bir yazar,
Türkiye’deki Ermeni toplama kamplarından, Ermeni tutsaklar üzerinde Dr.
Mengele usulü deneyler yaptığını hayal ederken, “iblis” kavramıyla
özdeşleştirdiği Türklerin kayıpları hiçbir şekilde gündeme
getirilemiyor.
Pamuk, Tevfik Fikret’in iyi bir örneğini
teşkil ettiği zapadniki ahfadından bir yazar olarak, bireysel kimliğini
idame ettirebilmek için: (1) “Şarklı, müslüman, gerici, milliyetçi,
muhafazakâr” bir Türkiye’yi “düşmanı” ilân etmek, (2) Avrupa/Amerika
medeniyetinin anti-tezi olarak görmek suretiyle “seçilmiş travma”sını
yaşatmayı sürdürmek, (3) Türkiye’ye ilişkin benzer görüşleri
paylaşanlarla ittifak yapmak ve onlar tarafından kabul görmek, (4)
Gadre uğramışlık, baskı altında bırakılmışlık duygusunu meşru kılmak
için ülkeyi her fırsatta yermek (bkz; Radikal muhabiri) zorundadır.
(17) “the Armenian version of the disturbances embellished with the hysterical utterances of their English confreres”
(18) “for the avowed purpose of proving the Armenian to be a model of all meekness and the Turk a monster of cruelty"
(19) “in the interests of peace, of truth and of justice to point out the aims and objects of the Armenian Revolutionists"
(20)
“the disturbances in Asia Minor are the direct outcome of a widespread
anarchist movement of which she has been the unconscious supporter”
(21) “British correspondents, reporting on the "so-called Sassoun atrocities, were hopelessly duped by Armenian romancers"
(22) The Tragedy of Russian Reforms, Peter ReddawayDmitri Glinski, s. 378-9

Etiketler:
Bilimler
Tarih
Orhan Pamuk' a Açık Mektup 3
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |