Okunma: 29526 kez
Bireyin, çevresindeki dünyayı anlamasını ve öğrenmesini sağlayan aktif zihinsel faaliyetlerde gelişime BİLİŞSEL GELİŞİM adı verilmektedir. Bilişsel gelişim; bebeklikten yetişkinliğe kadar bireyin çevreyi, dünyayı anlama, düşünme yollarının daha kompleks ve etkili hale gelme sürecidir ( Sönmez, 2000, sayfa 90 ). Piaget, Bruner ve Vygotsky çocuğun çevresindeki dünyayı değişik yaşlarda nasıl ve niçin böyle gördüğünü ve algıladığını belirlemeye çalışmışlardır .
Senemoğlu, 2001, sayfa 39).
PLAGET’YE GÖRE GELİŞİM DÖNEMLERİ Plaget, bilişsel gelişimi dört temel
evreye ayırmıştır. Bunlar sırasıyla; duyusal motor, işlem öncesi, somut
işlemler, soyut işlemler dönemleridir. Plaget’ekibi göre çocuk bir
dönemde kazanması gereken tüm şema ailesine sahip olup gerekli biliş
yapılarını oluşturduğunda o dönemdeki gelişimini tamamlamaktadır.
Plaget tüm çocukların bu gelişim aşamalarının sırasıla geçirmesi
gerektiğine inanmaktadır. Bir gelişim dönemini atlayarak diğerine
geçemez. Ancak çocukların gelişim dönemlerine girme ve tamamlama
yaşları birbirinden faklılık gösterebilir. Tablo 1’de dört temel dönem
ve özellikleri kısaca özetlenmiştir. Tablo 1. Piaget’nin Bilişsel
Gelişim Dönemleri ve Özellikleri (Senemoğlu, 2001, Sayfa 46). Evreler
Tahmini Yaşlar Erişilen Temel Özellikler Duyusal Motor 0-2 yaş
-Kendisini dış dünyadan ayırt etme -Refleksif davranışlardan amaçlı
davranışlara geçme -Nesnenin sürekliliğini kazanma İşlem Öncesi Dönem
2-7 yaş -Çevresindeki olay ve nesneleri çeşitli sembollerle ifade etme
-Tek yönlü sınıflandırmalar yapma -Başlangıçtaki ben merkezlilikten
giderek azalma Somut İşlemler Dönemi 7-11 yaş -Mantıksal düşünme
yeteneğinde gelişme -Konumu kazanma -Üst düzeyde sınıflama yapma -Ben
merkezlikten uzaklaşma -Somut yollarla problem çözme Somut İşlemler
Dönemi 11 yaş + -Soyut düşünme -Bilimsel yöntemle problem çözme -Değer
ve inanç sistemini yapılandırma -Fikir dünyasıyla aktif olarak
ilgilenme ve düşüncesini etkinliklerine yansıtma 1. DUYUSAL – M OTOR
DÖNEMİ (0-2 YAŞ) Bebek, bu aşamada dış dünyayı keşfetmede duyularını ve
motor becerilerini kullandığından bu döneme duyusal- motor adı
verilmektedir. Bütün bebekler doğuştan reflekstif davranışlara
sahiptir. Yeni doğan bebeğin dudaklarınıza dokunduğunda emmeye başlar;
elinizi avucuna koyduğunuzda yakalar. Bu refleksler, çocuğun ilk biliş
şemalarını oluşturur. Başlangıçta kendisini diğer nesnelerden
ayıramayan bebek, bu ilk şemaları, (emme, tutma, yakalama vb.) yoluyla
kendi vücudunu keşfetmeye çalışır. Daha sonra, diğer nesnelerle
etkinliklere başlar. Çıngırak, fincan vb. nesneleri tutar, emer, vurur.
Onları, kendisinde var olan şemalarla tesadüfen keşfeder. Örneğin;
çıngırağı ağzına götürdüğünde bundan hoşlanmayabilir. Kendisinde var
olan şemayı yeniden düzenleme yoluyla çevresini anlamayı sağlayacak
yeni bilişsel yapılar geliştirmeye başlar. Gelecek sefer çıngırağı
eline verdiğinizde, sadece ağzına götürmez, elinde sallar. Örneğin;
yeni doğan bebeğe mama şişesini ters olarak verdiğinizde de emmeye
çalışır. Oysa bir yada iki ay sonra biberonun ne tarafından emileceğini
öğrenir. Bebeğin, çevresiyle etkileşimleri sonucu edindiği yaşantılarla
oluşturduğu yeni bilişsel yapıla, refleksif davranışlardan, amaçlı
davranışlara doğru ilerlemesini sağlar. Artık bebek, kendisine ilginç
gelen bazı davranışları sadece tekrar etmez aynı zamanda bazı basit
problemleri çözmeye de çalışır. Örneğin; beş aylık bebek, gözünün top
battaniyenin altına saklandığında onu aramaktan vazgeçer; oysa sekiz
aylık bebek, onu aramaya devam eder. Çünkü bebek, nesne gözünün önünden
kaldırıldığında onun yok olmadığını öğrenir. Nesnenin sürekliliğinin
gelişimi, bilişsel gelişimde önemli bir adımdır. Daha ileri düşünmenin
gelişimi için bir basamaktır. Bebek gözünün önünde kaybolan nesnenin
yok olmadığını anladığında, onu zihninde tutacak semboller kullanmaya
başlar. Böylece nesne hakkında düşünebilir. Bellek az gelişmiş olmakla
birlikte, bu durum belleği kullanmaya başladığının göstergesidir.
Duyusal-motor dönemde diğer bir önemli gelişme de deneme – yanılma
öğrenmesinin oluşumudur. Örneğin; çocuğun istediği bir topu çocuktan
uzağa bir battaniyenin üstüne koyduğumuzu düşünelim. Çocuk battaniye
ulaşabilmekte fakat topa ulaşamamaktadır. Bu durumda, küçük bebekler
topa birkaç kez ulaşmaya çalışır fakat daha sonra vazgeçer. Daha büyük
bebekler, doğrudan topa ulaşamadıklarını gördüklerinde, başka bir yolu
denerler. En sonunda, muhtemelen, battaniyeyi çekerek topa
ulaşabileceklerini keşfederler. Çocuklar, duyusal-motor döneminin
sonlarına doğru başlangıçtaki deneme- yanılma yoluyla problem çözme
davranışlarından, daha planlı bir yaklaşımla zihinsel olarak
sembolleştirir, resmederler. İşte bu duruma düşünmenin başlangıcı adı
verilir. Nesne ve olayların içsel temsilcilerinin oluşturulması kavram
ve dil gelişiminin başlangıcını oluşturur. Çocuk gözüznün önünde
olmayan nesne ve olayları zihninde temsil edebilir. Düşünmenin
başlangıcı olarak nesnelerin zihinde sembolleştirilmesi bilişsel
gelişim önemli bir adımdır. Örneğin; oyun parkında oynayan bir çocuk
dışarıya kaçan topunu almak için çevresini gözler; topa ulaşmasını
sağlayacak bir nesneyi (çubuğu vb.) bulur ve kullanır. Burada çocuk
problemi deneme–yanılma yoluyla çözmemiştir. Problemi düşünüp,
anlıyarak, çözümü tasarlamış ve zihinsel olarak sonuca ulaşmıştır.
2. İŞLEM ÖNCESİ DÖNEM (2-7
YAŞ) İşlem öncesi dönem ikiye ayrılmaktadır. Bunlar; a) Sembolik dönem
yada kavram öncesi dönem (2-4 yaş) b) Sezgisel dönem (4-7 yaş)dır. a)
Sembolik dönem yada kavram öncesi dönem: İki dört yaşlarını
kapsamaktadır. Bu dönemde çocukların dili, çok hızla gelişir ancak
geliştirdikleri kavramlar ve kullandıkları sembollerin anlamları,
kendilerine özgüdür; çoğu zaman gerçek değildir. Çocuklar, bu dönemde
kompleks kavramları ve ilişkileri anlayamazlar. Örneğin; çocuğa, “ su
çok fazla, dökeceksin” dediğinizde, çocuk “ çok fazla” gibi kavramları
anlayamadığından suyu dökecektir. 2-4 yaşlarına çocuk, gözünün önünde
bulunmayan yada hiç mevcut olmayan nesne, olay, kişi, varlığı temsil
eden semboller geliştirmeye başlar. Örneğin; bir çubuğu at, cetveli
tabanca gibi kullanabilir. Bu yaşta sembolik oyun sıkça gözlenir.
Sembolik oyunlar aracılığıyla çocuklar, çatışmalarını ortaya koyabilir
ve dengelerini sağlayabilirler. Çocuklar büyüdükçe sembolik oyunları
anlaşılmaz hale gelebilir. Çocuklar, sembolik oyunlarında yetişkinleri
yada çevrelerindeki olayları, varlıları taklit ettikleri gibi, oyunu
tamamen kendilerine özgü sembollerle de oynayabilirler. Piaget,
sembolik oyunun çocuğu bilişsel gelişiminde olduğu kadar duygusal ve
sosyal gelişiminde de önemli etkisi olduğunu vurgulamaktadır. • Bu
dönemdeki çocuklar ben merkezlidir. Kendilerini başkalarının yerine
koyamazlar. Dünyayı başkalarının açısından göremezler. • Objeleri
sadece tek bir özellikleri açısından sınıflandırılabilirler. Örneğin;
renklerine göre sınıflandırma yada biçimlerine göre sınıflandırma gibi.
• Bir özellik bakımından farklı olan nesnelerin farkını göremezler.
(Örneğin; yeşil üçgenlerle yeşil kareleri bir arada gruplayabilir.) •
Mantık yürütmede tümevarım yada tümdengelim yollarını kullanamazlar.
Mantıkları değişken ve yüzeyseldir. Tek yönlü düşünürler. Örneğin, kedi
dört bacaklı ve tüylü, küçük bir hayvandır. Buda dört bacaklı, küçük ve
tüylü bir hayvan, o halde buda kedidir diyebilir. Örnek olayda da
görüldüğü gibi akıl yürütmelere tek yönlüdür. c) Sezgisel Dönem 4-7 yaş
arasını kapsar. Çocuklar bu dönemde, mantık kurallarına uygun düşünme
yerine, sezgilerine dayalı olarak akıl yürütürle ve problemleri
sezgileriyle çözmeye çalışırlar. Dil, hızla gelişmekte, yaşantılar
yoluyla kazanılan davranışların sembolleştirilmesine yardım etmektedir.
Bu dönemde çocuklar, henüz üst düzeyde sınıflama yapamazlar. Örneğin;
nesneleri biçimlerine yada renklerine göre sınıflayabilirler. Fakat
ilişkilerini tam olarak farkında değildirler. Ayrıca bütün ve parça
arasındaki ilişikileri kuramazlar. Örneğin; sınıftaki erkekler mi çok,
kızlar mı, sorusuna eğer erkek sayısı çok ise erkekler diyebilirler.
Daha sonra, sınıftaki bütün öğrenciler mi çok, erkekler mi? Diye
sorulduğunda da erkekler çok cevabını verebilirler. Korunum henüz
gelişmemiştir. Korunum herhangi bir nesne yada nesne grubunun fiziksel
biçimi yada mekandaki konumu değiştiğinde, nesnelerin miktar, sayı,
alan , hacim vb. özelliklerini değişmeyeceği ilkesidir. Çocuklar bu
dönemde, nesnenin dikkat çekici özelliklerine odaklanmakta diğer
özelliklerini gözden kaçırmaktadır. Korunumun kazanılmamasında bu
özellikleri etkili olmaktadır. Örneğin; eşit miktarda dolu olan iki süt
bardağından birini, ince uzun bir bardağa, diğerini geniş bir bardağa
çocuğun gözünün önünde boşaltalım. İnce uzun bardaktaki süt daha yüksek
göründüğünden çocuk, o bardaktaki sütün daha çok olduğunu
söyleyecektir. İki eşit miktardaki çikolata kalıbından birisini
parçaladığımızda, çocuk gözü önündeki parçalara ayrılmış olan kalıbı
daha çok görecektir. İşlem öncesi dönemin önemli özelliklerinden birisi
de, çocuklar işlemleri tersine çeviremezler. Piagete göre, tersine
çevirme, düşünmenin önemli bir yönüdür ve korunumun başlangıç
noktasıdır. Örneğin; 6+8=14 o halde 14-6=8 işlemini yetişkinler
kolaylıkla yapabilir; ancak işlem öncesi dönemdeki çocuklar, bunu
tersine çevirme işlemini yapamazlar. Eğer tersine çevirme işlemini
işlem öncesi dönemdeki çocuklar yapabilselerdi, sütün ince uzun bardağa
boşaltılmasıyla miktarın değişmeyeceğini de kolayca anlayabileceklerdi.
İşte bu zihinsel dönüştürme sürecine işlemler adı verilmektedir. İşlem
öncesi dönemde çocuğun düşünmesi, fiziksel etkinliğe ve nesnelerin
dikkati çeken görünüşüne bağlı olduğundan doğrum mantık yürütemezler,
işlem yapamazlar. Sonuç olarak, bu yaşlardaki, çocuklar duyumlarla elde
edilen ötesine geçemezler. Yani nesnenin korunumunu kazanmamışlardır.
Ancak bu dönemin sonlarına doğru, somut nesnelerle küçük sayıları
toplayabilir ve çıkartabilirler. Son yıllarda yapılan araştırmalar,
Piaget’nin ortaya koyduğu bazı özelliklerin daha erken yaşlarda
öğretilebildiğini göstermektedir. Örneğin; uygun etkinlikler
düzenlenerek ve basit bir dil kullanılarak çocuklara korunumun
öğretilebildiği gözlenmiştir (Wood, 1988; Damon, 1977; Borke, 1971).
Ayrıca, Piaget’nin işlem öncesi çocuğun ben merkezli olduğu görüşü de
yeniden değerlendirilmektedir. Çünkü son yapılan araştırmalar, bu
yaştaki çocuklarında basit konuları, başkalarının görüşü açısından
düşünülebildiğini göstermiştir. Örneğin; anne, çocuğa hasta olduğunu
söyleyip yattığında, çocuğun, annenin üstüne battaniye örttüğünü, daha
sessiz oynadığı, ilaç verdiği gözlenmektedir. İşlem öncesi dönemin
sonuna doğru, çocukların ben merkezli davranışlarda azalma olduğu
görülmektedir. Dil Gelişimi: Normal olarak çocuklar okula gidinceye
kadar temel dil becerilerini kazanmışlardır. Dil gelişimi, hem sözlü
hem de yazılı iletişimle ilgilidir. Sözel iletişim daha erken gelişir,
2-5 yaşları arasında konuşmanın gelişimi çok hızlıdır. Üç yaşında iyi
bir konuşmacı olabilirler, üç-dört sözcüklü cümleler kurabilir,
cümlelerde fiillerin zamanlarını genellikle doğru kullanabilirler.
İşlem öncesi dönemin sonuna doğru sayısız cümleyi anlayabilir ve gramer
kurallarına uygun olarak konuşabilirler. Dil gelişimi, sadece
sözcüklerin öğrenilmesini değil, aynı zamanda sözcük ve cümlelerin
yapısına ilişkin kurallarını öğrenmeyi de kapsar. Örneğin; çoğul yapma,
sözcük üretme, cümlenin öğelerini yerinde kullanma vb. gibi. Ancak, bu
dönemdeki çocuklar öğrendiği kuralları kullanırken bazen yanlış
genellemeler yapabilirler. Örneğin; “ci” eki ile meslek adı
türetilmektedir. Ayakkabı–ayakkabıcı, lokanta-lokantacı gibi türetmeler
doğru iken, çocuklar aşırı genellemeler yaparak “manav”,
“kuaför”,”bakkal”, “şoför” sözcüklerini de “ci” takısını takarak
“manavcı”,”kuaförcü” vb. Çocuğun doğumundan beş yaşına kadar olan bir
gelişimi ana hatlarıyla Tablo 2 de özetlenmiştir. Beş yaşındaki
çocuklar artık, fikirlerini düzgün bir şeklide uzun cümlelerle ifade
edebilmektedirler. Ayrıca, bu yaşlardaki çocuklar, dilin kuralları ve
sözcüklerle oynayarak, komik cümleler ve sözcükler üretmekten çok
hoşlanırlar. Tablo 2. 0-5 Yaş Çocuğun Dil Gelişimi Yıllar Tanımlama
Örnekler Birinci Yıl Kategorik algılama Agulama Bebek birinci ayda
konuşma sesini yetişkinlerin yaptığı gibi kategoriler 3.-4. Aylarda
agulamaya başlar. Agulamada belli seslerin çıkış sırası, pekiştirme ve
ana babanın konuşmasında kullandığı seslerden bağımsız olarak tüm
çocuklarda aynıdır. Birinci yılın sonunda bebek kendi dilinin seslerini
tam olarak öğrenir ve ilk sözcüğü üretir. Ba ba Didi Geh – geh Mama
İkinci Yıl Tek sözcük İki sözcük Onsekizinci ayın sonuna kadar, bebek
muhtemelen bir düzine (12 sözcük) sözcüğü tek tek söyleyebilir.
Duygusal-motor düzeyde kazandığı bilgiyi, yansıtan iki sözcükle
konuşmaya başlar. Aç Yap O top Mama iç Kapı aç Çok top Top vur Üçüncü
Yıl Anlamlı Konuşma Cümlelerine dilbilgisi kurallarını ekler. Ancak
“büyüme hataları” adı verilen, kuralların yanlış genellemelerini
yapabilir. İki buçuk yaşında, ortalama sözcük dağarcığı 400
civarındadır. Sözcükleri bir yada iki duymada öğrenir. Sözcük dağarcığı
hızlı bir artış içindedir. Yemek yiyorum Annem geldi Manavcı amca
Dördüncü Yıl Doğru fakat karmaşık olmayan bir dil Dilbilgisi kuralları
bilinmekle birlikte, birçoğu kullanılmamaktadır. Edilgen cümleler
koşullu cümleler vb. kullanılmaz. Gelecek zaman kullanılmaya başlar. Üç
yaşına gelinceye kadar çocuk cümleyi olumsuz hale getiren ekleri
kullanabilir. Dört yaşına geldiğinde soru cümlesini yetişkin gibi
kurabilir. Babam gidecekmi? Ayşe neden ağlıyor? Beşinci Yıl Hızlı bir
şekilde yetişkin modellere benzeyen bir dil İki yada daha fazla fikri,
düzgün olarak bir birleşik cümlede ifade edebilir. Ne yaptığını gördüm.
Sen onu benim yaptığımı sanıyorsun, fakat yapmadım. Beş yaşındaki
çocuklar artık, fikirlerini düzgün bir şekilde uzun cümlelerle ifade
edebilmektedirler. Ayrıca, bu yaşlarda çocuklar, dilin kuralları ve
sözcüklerle oynayarak, komik cümleler ve sözcükler üretmekten çok
hoşlanırlar.
SOMUT İŞLEMLER DÖNEMİ İlkokul yıllarındaki
çocuklar, bilişsel yeterlilik bakımından çok hızlı değişme gösterirler.
İlkokul dönemindeki, çocukların düşünmesi okul öncesi çocukların
düşünmesinden çok farklıdır. Artık, tersine çevirebilme kavramı
kazandıklarından korunum ilkesi ile ilgili bir sorunları da yoktur.
Nesnelerin fiziksel yapılarında yada mekandaki konumlarında
değişmelerle, miktar, hacim, sayı vb. özelliklerinde değişme meydana
gelmeyeceğini anlarlar. Kısa ve geniş bardaktaki süt ile ince uzun
bardaktaki sütün aynı miktarda olduğunu görebilirler; parçalanmış
çikolatalarla kalıp halinde olanın aynı miktarda söyleyebilirler.
Algılanan görüntüye göre değil gerçeği anlayarak tepkide bulunurlar.
Tüm dünyada çocukların somut işlemler döneminde okula başlamaları bir
tesadüf değildir. Bu dönemde, bazı işlemlerin zihinsel olarak
yapabilecek durumdadırlar. Örneğin; benim beş portakalım, senin dört
portakalın var. İkimizin portakallarını bir araya getirdiğimizde kaç
portakal eder? Diye sorduğumuzda problemi zihinsel olarak çözebilirler.
Bu dönemde en düzeyde gruplama yapabilirler. Bir grup bir nesnenin bir
başka grubun alt sınıfı olabileceğini anlarlar. Örneğin; taşıt
araçlarına otomobiller ve kamyon vb. , diğer taşıt araçları olarak
gruplayabilir, otomobilleri de, benzinle çalışanlar ve mazot vb.
yakıtla çalışan diğer otomobiller olarak sınıflandırılabilirler. Şema 1
de görüldüğü gibi otomobiller taşıt araçlarının bir alt grubu, benzinle
çalışanlarda otomobillerin bir alt grubudur. Çocuklar, bu dönemde
nesnelerin belli özelliklerine göre sınıflayabilirler. Örneğin,
nesneleri uzunluklarına, genişliklerine, ağırlığına vb. göre
düzenleyebilirler. Bu beceri kazandıktan sonra geçişleri ve
dönüştürmeleri daha kolay yaparlar. Örneğin; Songül İlknur’dan uzundur.
İlknur da Gökçe’den uzundur. Bu grupta, en uzun kişinin kim olduğunu
somut işlemler dönemindeki çocuklar kolaylıkla bulurlar. Somut işlemler
dönemindeki çocuklar ben merkezcilikten uzaklaşmışlardır. Olayları ve
dünyayı, başkaları açısından da görebilirler. Ancak bu dönemde, düşünme
süreçleri çocuk tarafından gözlenebilen gerçek olaylara yöneliktir.
Çocuklar, somut olduğu sürece karmaşık problemleri çözebilirler. Soyut
problemleri ise çözemezler. Soyut kavramları, çevresindekileri model
alma yoluyla yerinde kullanmalarına rağmen, anlamlarını açıklayamazlar.
Nazlının bu cevabında tam eğitimcilerin alması gereken çok ders vardır.
Eğer problemde yumurta değil simit, ciklet vb. gibi alınsaydı
çocukların ilgisini daha çok çekecek, onlar için daha somut olacak
dolayısıyla, gelişim düzeyine daha uygun olacaktır. Çocuk yaşamında işe
yarayacak bu problemi çözmekten de zevk alacaktır. Bu örnek olayda da
görüldüğü gibi “kavram” terimi çocuk için soyut bir sözcüktür ve
gereksiz olarak soru kökünde yer almaktadır. Çocuk, kavramın anlamını
bilmediği için, sorunun doğru cevabını bilmesine rağmen
cevaplayamamaktadır. Oysa soru kökü, çocuğun gelişim düzeyine uygun
olarak sorulsaydı çocuk bitkinin tanımını kolaylıkla cevaplayacaktı.
Çocuklar bu dönemde dili etkili olarak kullanmakla birlikte vatan,
millet, ülke vb. soyut kavramları anlayamazlar. Soyut kavram ve
deneyimlerin somut yollarla açıklanmaları gerekir. Örneğin sakla samanı
gelir zamanı vb. deyimler somut olarak çocuklara açıklanmalıdır. SOYUT
İŞLEMLER DÖNEMİ Ergenlik döneminin başlangıcından itibaren çocukların
düşünme biçimleri, yetişkinlere benzer hale gelir. Bu dönemde artık
soyut düşünme başlar. Bir problemin çözümü, somut yollarla sınırlanmaz.
Problemde bulunan değişkenler arası ilişkileri bulur. Olası deneceleri
geliştirir. Daha sonra da bu denecelerin sırasıyla test eder. Çözüme
sistemli şekilde ulaşır. Bu dönemde tümevarım ve tümdengelim yoluyla
akıl yürütme gözlenir. Çocuklar soyut kavramları anlayarak etkili bir
şekilde kullanabilirler. Bu dönemde çocuklar, çeşitli ideal fikirleri,
değerleri, inançları geliştirmeye başlar. Toplumun yapısıyla,
felsefesiyle, politikayla ilgilenir: bir değerler sistemi örgütlemeye
yönelirler. Ergenliğin başlamasıyla vücutta değişmeler meydana geldiği
gibi, beyinde ve beynin fonksiyonlarında bir çok değişme
gözlenmektedir. Piagetnin bilişsel gelişim kuralına göre ergen, bu
dönemde somut işlemler döneminden soyut işlemler dönemine girmektedir.
Ergen, tümdengelim ve tümevarım akıl yürütme yollarının her ikisini de
birlikte kullanabilir. Bilişsel yöntemle denenceler üretim her birinin
sırasıyla test ederek problemi çözebilir. İnhelder ve Piaget’ye göre
ergenlikte beynin olgunluğu, bu işlemleri yapmaya uygun hale gelmekle
birlikte, soyut işlemleri yapabilmesi çevreden gelen taleplere
bağlıdır. Yani, ergenin soyut işlemleri başarabilmesi için beynin
olgunlaşmasının yanısıra soyut işlem yapmasını gerektirecek bir çevrede
bulunması da gereklidir. Diğer bir deyişle, tüm gelişimde olduğu gibi,
soyut işlemler döneminin özelliklerini kazanabilmek içinde, olgunlaşma
ve ergenin çevresiyle etkileşimlerin sonucu yaşantı kazanması
gerekmektedir. Piaget, bir çok yetişkinin soyut işlemleri
geliştirmediğini ifade etmektedir. Bunun nedeni de: içinde yaşadıkları
çevrenin niteliğidir. Örneğin; ilkel bir toplumda yaşayan bireyin soyut
işlemler yapmasına: bir problemle ilgili dereceler geliştirip bunları
teker teker denemesi ve sonuca ulaşmasına gerek olmayabilir. Kısaca
bireyin soyut işlemleri yapab,ilmesi için, bu tür düşünme tarzını
gerektirecek karmaşık problemlerle karşılaşması gerekir. Öğretim,
ergenin bilimsel yöntemi kullanmasını sağlayacak içinde
düzenlenmelidir. Piaget ve İnherder, ergenlerin bilişsel gelişim
aşamalarını test etmek için ergenlere, dört farklı renk değiştiren sıvı
vermişlerdir. Bunlar: sayı olarak 1,2,3,4 olarak etiketlenmiştir. Bir
de “g” etiketli küçük bir şişe sıvı verilmişti. “g” etiketli bu sıvı
karışıma birkaç damla eklenerek rengi ortaya çıkarmayı sağlamak için
kullanılmaktadır. Ergenlerden istenen ise şudur: “ bu dört tür sıvıdan
hangi iki sıvının karışımı, turuncu rengi meydana getirmektedir?” Somut
işlemler döneminde olan çocuklar, düşünmeksizin 1ve 2’yi, 3 ve 4’ü, 2
ve 3’ü, sonuç olarak bütün kombinasyonları, tesadüfen turuncu rengi
buluncaya kadar denemişlerdir. Oysa soyut işlemler dönemindeki
denencelerini daha sınırlı sayıda kombinasyonlarla geliştirmiş ve doğru
olup olmadığını sırasıyla test etmişlerdir. Bu kombinasyonlar
şunlardır: Kombinasyon 1:(1-3,1-2 ve 3) Kombinasyon 2:(1-4,1-2 ve 4)
Kombinasyon : (3ve 4) Ergenler, 1 ve 3’ü bir arada 1,2 ve 3’ü bir arada
karıştırmışlar eğer bir ve 3 turuncu rengi meydana getirirse 2’ye gerek
yoktur. Eğer 2 ve 3 turuncu rengi meydana getirirse 1’ekibi gerek
yoktur. Sonuç 1 ve 3’ün gerekli olduğunu bulduklarında 4 ekledikleri
kombinasyonları test etmeye gerek duymamışlardır. Somut işlemler
dönemindeki çocuklarla soyut işlemler dönemindeki ergenler arasındaki
temel fark, ergenlerin bir olayın çok değişik yönlerini görebilmeleri
ve bilgiyi soyut olarak üretebilmeleridir. Ayıca dil gelişimi
bakımından kavramları atasözlerinin, deyimlerin anlaşılmasında artık
problemleri yoktur. Ayrıca yazılı dilinde bir yetişkin kadar etkili
olarak kullanabilirler. İlköğretimin 6.,7.,8. Sınıflarında ve lisede
ergenlerin, analiz etme karşılaştırma soyut ilişkileri bulma özgün bir
şey üretme, eleştiriyel düşünme gibi özelliklerini geliştirici
nitelikte etkinliklere yer verilmesi gerekmektedir. Ergenlerde gözlenen
önemli bir diğer zihinsel gelişim özelliğide hipotetik koşullara göre
düşünmeleridir. Örneğin, okullarda münazara (tartışma) yaparken,
bulunduğu gruba benimsemediği bir fikir savunma görevi verildiğinde,
tartışmanın hatırı için b u konuda fikir üretip savunabilirler.
PIAGET’NİN BİLİŞSEL GELİŞİM KURALININ EĞİTİM
AÇISINDAN DOĞURGULARI Pıaget araştırmasına doğrudan eğitimdeki
uygulamalara katkıda bulunmak amacıyla yapmamıştır. Ancak, ortaya
koyduğu ilkeler, eğitimin etkililiği ve verimini arttırmak için
eğitimde yeni düzenlemeler temel oluşturmuştur. Piaget, insanın dünya
ile dinamik etkileşimde bulunan aktif bir organizma olduğunu
vurgulamaktadır. İnsan ister bebek, çocuk, isterse yetişkin olsun,
oturup kendisini, harekete geçirerek uyarıcılar gelsin diye beklemez.
Organizma, kendi amaçlarına ulaşmak için aktif olarak çevresindeki
nesneleri, olayları araştırır. Organizma, amaçlıdır, araştırıcı ve
aktiftir. Piaget’ye göre geleneksel eğitim ve eğitimcilerin görevleri
çocukların zihinsel yapılarına uygun değildir; çoğu sınırlandırıcıdır.
Öğretmen,etkin, çocuk ise edilgindir. Öğretmen, bir merkezde hazırlanan
programdakilerin çocuklara aktarmaya çalışmaktadır. Oysa, Piaget’ye
göre eğitimin görevi, bireyin sosyal çevresine uyumunu sağlamakatadır.
Bu görevin yerine getirmesi için eğitim, çocuğun kalıtımla
getirdiklerini, bilişsel gelişimine uygun etkinliklerle
desteklemelidir. Piagete göre okul, çocuğa dışardan baskı yapmak yerine
çocuğun kendi çabasının kendisinin yönlendirmesine izin vermelidir.
Piaget’ye göre eğitim aşağıdaki özellikleri taşımalıdır ( Mcnally,
1974; Wood,1988). • Eğitim, gelişim teorilerine dayalı olmalıdır.
Herhangi bir eğiti,m sistemi, okul, öğretmen, çocuklar için planlayıcı
hedeflerin ve yaşantıların onların gelişim düzeyine uygun olup
olmadığına onların nasıl etkileyeceğini ancak gelişim teorilerinden
öğrenebilir. • Ders konularını dışardan çocuğa sunulması, onun biliş
yapılarını geliştirmeyecektir. Çocuğun biliş yapısı,
yetişkinlerinkinden farklılık gösterir. Çocuğun biliş yapılarını
zenginleştirmesine fırsat verecek en uygun çevreyi düzenlemek ve
öğrenmesine rehberlik etmek gerekir. Düzenlenecek öğretime-öğrenme
ortamı, çocuğun çevresindeki nesnelerle olaylarla, arkadaşlarıyla,
öğretmeni ve diğer yetişkinlerle kolayca etkileşimde bulunmasına fırsat
vermelidir. Çocuklar, öğrenme yollarını birbirinden
öğrenebilmelidirler. Düzenlenecek uygun çevre etkileşimleriyle çocuğun
gelişimi hızlandırılabilir. Aksi takdirde sınırlı bir çevrede de
çocuğun gelişimi sınırlandırılabilir. Gelişim, “figüratif bilme” den
yani nesnelerin olayların sadece duruk, fiziksel özelliklerini
bilmeden, nesne yada olayın anlamını ifade eden işlemsel bilmeye doğru
bir ilerlemedir. O halde düzenlenecek öğrenme-ortamıyla, çocuğun
fiziksel bilme olayından, işlemsel bilmeye doğru ilerlemesi
sağlanmalıdır. Buda, çocuğun öğrenme ortamında etkin olması, eşyalar,
olaylar üstünde çeşitli denemeler yapması ile mümkündür. • Okul, yaşama
hazırlayıcı değil, yaşamın kendisi olmalıdır. Kişiler arası etkileşim
ve tartışmalar, çocuğun ben merkezlilikten kurtularak dünyayı başkaları
açısından görmesini sağlayacaktır. Bu yolla toplumda
zenginleştirilecektir. • Okullardaki eğitim programları ve uygulanan
yöntemler, çocukların biliş yapılarına uygun olmalı; onların var olan
biliş yapılarını özümleme ve yeniden düzenleme yoluyla
zenginleştirilmelerine fırsat yaratmalıdır. Öğretmen, çocuğun
başarabileceğinin üstünde öğretim yapma eğilimden uzak olmalıdır.
Ancak, düzenlenen uyarıcılar, çocuklar tarafından tamamen özümlenirse
de öğrenme meydana gelmez. Piaget’ye göre, hazır bulunuşluk önemli bir
kavramdır. Düzenlenecek öğretme-öğrenme etkinlikleri çocukları
bulundukları düzeyden alıp bir üst düzeye çıkarabilmelidir. • Eğitimin
planlanması, öğretmenin rehberliğinde çocuklar tarafında yapıldığında
onların ilgi ve ihtiyaçlarına daha çok cevap verir. Ve çocukların etkin
olması sağlanabilir. • Piaget eğitimde sınavları zararlı bulunmaktadır.
Sınavlar belleğe dayalı olmamalıdır. Öğrenci, kitap ve kaynaklarını
kullanarak sınıfta yaptığı işin küçük bir örneğini yaparak sınav
olabilir. Değerlendirilmelerde çocukların zeka bölümleri değil, onların
içinde bulundukları gelişim dönemleri ve bilgi yapılarının düzeyi esas
alınmalıdır. Sonuç olarak Piaget, eğitimin bireyselleştirmesini
öngörmüş, aktif okul, açık sınıf uygulamalarına temel oluşturulmuştur.
Aktif yöntemlerde çocuklar, soru sormada ,araştırmada,kendilerini ve
çevrelerini keşfetmede özgürdürler. Öğretmen sınıfta ders anlatmak,
göstermek için değil, gözlemek, soru sormak, rehberlik etmek için
vardır. Çocuklar öğrenmeye ilgi ve istek duyduklarından daha hızlı
öğrenirler. Aktif yöntemle öğretmenin rolü öylesine hassas olmalıdır ki
çocuğa kendi kendisinin öğrendiğini düşündürmelidir. İlk İki Yılda
Görülen Bilişsel Gelişim Bebek doğumunun ilk gününden itibaren
çevresini keşfetme çabasına başlar. Keşif çabasında kullandığı temel
araçlar doğuştan getirdiği duyusal ve hareketsel yeteneklerdir. Piaget,
daha önce de belirtildiği gibi, bu devreye duyusal-hareketsel
(sensory-motor) aşama adı verir. Dokunma gibi basit duyusal verilerden,
tutma ve emme gibi basit hareketlerden işe başlayan çocuk, temel
süreçlerin üzerine yenilerini koyarak çevresini anlayabilecek bir
bilişsel sistem geliştirmeye başlar. Bilişsel gelişimin aşamalarından
birini çocuk nesnelerin değişmediğini (object constancy) keşfederek
başarır. Önceleri bebek için nesne ancak kendi görsel alanı içindeyken
vardır. Nesne ortadan kaldırılınca, nesnenin yok olduğunu, ya da
çıngırağın, on dakika önce eline aldığı aynı çıngırak ya da top
olduğunu bebek bilmez. Onun için her an dünya yeni baştan var olur ve
duyu organlarının dışında bir dünyanın varlığı düşünülemez. Bir yaşına
doğru çocuk nesnenin değişmezliği kavramını anlamaya başlar ve göz
önünden kaldırılan bir nesneyi, etrafına veya masanın altına bakarak
arar. İki yaşına doğru bebek dış nesne ve olayların iç temsilcilerini
(internal representation) gelişmeye başlar. Nesnelerin sürekli olduğunu
ve göz önünden kaldırılınca bile var olmaya devam ettiklerini anlayan
çocuk, bu nesneyi bir süreçle temsil etmeye başlar. Böyle bir iç temsil
süreci, kavram ve dil gelişiminin başlangıcını oluşturur. İç temsil
sayesinde çocuk orada bulunmayan bir nesneyi ya da olayı temsil etme
yeteneğine kavuşur. Değişikliklerin olabilmesi için çocuk çevreye
etkileşim içinde olması gerekir. Piaget’ye göre olgunlaşma süreci kendi
başına çocuğun bilişsel gelişimini açıklamaz. Olgunlaşma çocuğun sinir
sistemini geliştirerek onun daha karmaşık algılamalar yapabilecek bir
düzeye gelmesini sağlarken, çocuğun çevresiyle duyusal ve hareketsel
etkileşim yapması bilişsel gelişimin temelinde yatan öğrenme
deneyimlerini oluşturur. İki İle beş Yaş Arasında Bilişsel Gelişim ve
Dil Piaget bu devreye operasyon-öncesi (pre-operationel) devre adını
verir. Bu devrede daha önce kazanılan iç temsil süreçleri daha karmaşık
ve çok yönlü olmaya başlar. Çocuk bu devrede kelime kullanmaya ve ilkel
bir düzeyde ilk olarak bir sembol ile bu sembolün temsil ettiği nesne
arasındaki ilişkiyi anlamaya başlar. Kelimeyle nesne arasındaki
ilişkiyi anlayanm çocuk, böylece önüne açılan yeni dünyayı keşfetmeye
başlar. Çocuk iç temsilden, başka bir deyişle kelime, kavram ve
sembollerin verdiği zenginlikten faydalanarak oyun yaşamına yeni
zenginlikler getirir. Örneğin; bir ağaaç dalını at gibi kullanmaya,
ana-baba rollerine girerek arkadaşlarıla yetişkin ilişkilerini taklit
oyunları oynamaya başlar.bir çok çocuk hayali arkadaş icat ederek, bu
hayali arkadaşı evine davet eder, beraber yemek yer. Böylece çocuklar
son derece canlı, fakat tehlikesiz bir macera yaşamı denemeye
başlarlar. Bu sembolik, hayali ve oyunsal maceralar sayesinde çocuk
yavaş yavaş gerçek yaşama hazırlanır. Çocuğun bu yaşta becerdiği önemli
adımlardan biri nesneleri kategorilere ayırmayı öğrenmesidir.
Nesnelerin büyüklük, renk, biçim gibi belirli duyusal özelliklerine göre
sınıflanması, nesnenin değişmezliği aşamasından sonra kebdini gösterir.
Bu nokta Piaget’nin kuramı için önemlidir. Piaget bilişsel gelişmenin
adım adım ilerlediğini, her adımın kendinden daha önce geliştirilen
bilişsel yapıları kullandığını ifade eder. İki yaşından önce nesnelerin
değişmezliği aşamasının gerçekleşmesiyle, 2-5 yaş arasında nesnelerin
sınıflandırılması aşaması arasındaki ilişki, Piaget’nin sözünü ettiği
ilişkiye güzel bir örnek oluşturur. Beş yaşına ulaştığında çocuk, bir
nesneyi ayrı, bağımsız bir nesne olarak değil o nesnenin ifade ettiği
sınıfın bir temsilcisi olarak görebilir. Örneğin; iki yaşındaki çocuk
biri yuvarlak ve biri küp iki nesneyi aynı biçimde algılarken, beş
yaşındaki çocuk yuvarlak nesneyi “küre” kavramının, diğer nesneyi “küp”
kavramının bir temsilcisi olarak görebilir. Beş yaşındaki çocuk
soyutlama ve genelleme adımını gerçekleşmiştir.
Dil Gelişimi: iki yaşındaki çocuk bir veya iki
kelimeden oluşan ifadeler kullanabilir. Dil gelişimi 2-5 yaş arasında
süratli bir gelişim gösterir. Dil gelişiminin ana hatları Tablo 4’de
özetlenmiştir. Bir yıl içinde çocuğun dil gelişimi hayret verici bir
hızda gelişir. Çocuk üç yaşını doldurduğunda 3-4 kelimeden oluşan
cümleler kullanmaya başlar ve bu cümlelerde fiillerin geçmiş, şimdiki,
ya da gelecek zamanlarını doğru olarak kullanır. Beş yaşına
geldiklerinde çocuklar kendi dillerini başarıyla ve gramer kurallarına
uygun olarak kullanabilecek beceriyi kazanmıştır. Tablo 4. Yaşamın İlk
Beş Yılında Dil Gelişiminde Görülen Temel Aşamalar. Doğumdan 1 aya
kadar 2-5 ay 6-12 ay 12 ay 12-18 ay 18-24 ay 24-60 ay Ağlamanın dışında
başka sese rastlanmaz Bebek “agu” sesleri çıkartır. Bebek sesleri kendi
kendine tekrar eder. İlk kelime. Bir sesi, bir nesneyi veya olayı
belirtmek için tutarlı ve düzenli biçimde ilk defa kullanır. Cümle
yerine kullanılan tek kelime. İki heceli/kelimeli ifadeyi ilk defa
kullanır İki kelimeyi bir cümle içinde sık sık kullanır. Kelime
hazinesi artar, cümlelerde kullanılan kelime sayısı artar. Fiillerin
zamanında değişiklikler yaparak, kelimelere yeni ekler getirerek daha
karmaşık gramer kurallarına uygun yapılar kullanılmaya başlar. Dil Ve
Düşünce Arasındaki İlişki: Dil gelişimi ile çocuğun bol miktarda sembol
kullanmaya başlamasını aynı devrede ortaya çıkması, araştırmacıları iki
olay arasında nasıl bir ilişkinin olduğunu araştırmaya yöneltmiştir.
Bildiğiniz gibi, kelimeler semboldür ve bu çağda çocuk sembolleri
kullanma becerisine ulaşmıştır. Bu gözlemin sonucu olarak bazı
psikologlar, sembolik düşünmenin temelinde dil gelişiminin yattığını
savunmuşlardır. Piaget tam aksini savunur; ona göre sembollerin
temelinde kelime yatmaz, kelimelerin temelinde sembol kullanma yeteneği
yatar. Çocuk bir ağaç dalına at gibi binmeye başladığında ağaç dalı
atın yerine geçer, sembolik bir anlam kazanır. Çocuk zihninde yarattığı
bir resmide sembol olarak kullanabilir. Demek oluyor ki, kelimeler
çocuğun kullandığı sembol türlerinden ancak bir tanesidir, kelimelerin
yanı sıra çocuk daha başka sembollerde kullanır. Piaget’ye göre dil
gelişimi, çocuğun bilişsel gelişiminin belirli bir aşamaya ulaşmasının
doğal bir sonucudur. Bilişsel gelişimin temelinde dil gelişimi değil,
aksine, dil gelişimini temelinde bilişsel gelişim yatar. Beş ile Oniki
Yaş Arasında Bilişsel Gelişim Okul çağı adı verilen beş ile oniki yaş
arasındaki devrede çocuğun bilişsel gelişimi temel değişiklikler
gösterir. Piaget bu aşamaya somut operasyonlar (Contrete operatıons)
devresi adını verir. Piaget’ye göre bu devrede çocuk yeni ve son derece
etkin zihinsel beceriler geliştirir. Doğumdan iki-üç ay sonra
nesnelerin yok olduğunu zanneden bebek oniki ay civarında nesnelerin
değişmez olduğu aşamasına ulaşır. Beş yaşına doğru çocuk nesneleri
zihinsel olarak temsil eder, ancak bu kavramlar ve semboller üzerinde
zihinsel işlemler yapamaz. Örneğin; “masanın üzerinde duran beş
kalemden ikisini kaldırdığımda, masanın üzerinde kaç kalem kalır?” gibi
bir soruya zihinsel cevap veremez. Çocuk yedi yaşına doğru yaklaştıkça
toplama, çıkarma gibi bilişsel işlemleri yapmaya başlar. Beş yaşındaki
çocuk yukarıdaki soruya ancak masanın üzerine kalemleri koyup, ikisini
kaldırdığınız zaman cevap verebilirken, yedi yaşındaki çocuk zihninden
doğru cevabı hemen bulabilir. Bu zihinsel işlemler Piaget operasyon
adını verir. Yedi yaşındaki çocuğun zihinden düşünüş tarzı, beş
yaşındaki çocuğun somut olarak elleriyle yaptığı masanın üzerinden
kalemleri kaldırma işlemine benzediği ve çocuk iç temsilciler
aracılığıyla düşündüğü için, Piaget bu işlemlere somut operasyonlar
adını vermiştir. Çocuğun daha önce nesnelerle oynaması, nesneleri ikiye
bölüp bir kısmını bir yere, diğer bir kısmını başka bir yere götürmesi,
çocuğun somut operasyonlar geliştirmesinin temelinde yatar. Piaget’ye
göre, çocuğun zihinsel gelişiminin temelinde, onun çevresiyle sürekli
etkileşim halinde bulunması yatar. Bu dönemde çocuk bir olayı diğer
insanların gözünden görmeye başlar. Kitlenin Değişmezliği: Kitlenin
değişmezliği (conservation) kavramı, Piaget’nin çocukların bilişsel
gelişimiyle ilgili olarak keşfettiği önemli kavramlardan biridir. Bu
kavram kendini operasyon-öncesi devrede değil, somut operasyonlar
devresinde gösterir. Eşit büyüklükte ve aynı biçimde olan iki bardak
suya eşit miktarda su koyun ve çocuğa gösterin. Çocuk size, bardaktaki
suların aynı olduğunu söyleyecektir. Daha sonra çocuğun gözü önünde,
bardakların birindeki suyu daha dar ve uzun bir başka bardağa boşaltın.
İnce uzun bardaktaki suyun düzeyi daha yüksek olur. Çocuğa iki
bardaktaki suyun eşit olup olmadığını sorduğunuzda, operasyon öncesi
devredeki çocuk, “uzun bardaktaki su daha fazla!” diye cevap verir.
Somut operasyonlar devresine girmiş bir çocuk ise “daha önceki
bardaktan boşalttın, aynı miktarda su olması gerekir!” diye
cevaplandırır. Çocuk, somut operasyonlar aşamasına geldiğinde, gözüyle
görmüş olduğu suyun yüksekliğinin ötesine geçerek suyun miktarının ve
hacminin aynı olduğunu anlayabilmektedir. Böylece çocuk değişen
duyumsal verilerin ötesinde bir “değişmezlik” kavramını
gerçekleştirecek düzeye ulaşır. Değişmezlik kavramının temelinde
geriye-dönüştürebilme (reversibility) yatar. Neden daha fazla su yok,
bak daha yüksek gözükmüyor mu? Diye çocuğa sorulduğunda, çocuk “daha
önceki bardağa boşaltsam aynı düzeye gelir!” ya da,”yeni su eklemedin
ki!” gibi cevaplar verir. Demek oluyor ki çocuk o anda uzun bardakta
gördüğü suyun yüksekliğini, zihninden daha önce görmüş olduğu su
kütlesine dönüştürebilmektedir. Daha önce duyu organlarıyla yapılması
gereken işlemler şimdi zihnen yapılabilmektedir. Geriye-dönüştürebilme,
bu aşamada gelişen zihin işlemlerinden biridir. Sınıflama: Çocuğun
sınıflama (classification) becerelerinde de bu yaşta bir gelişme
gözlenir. Somut operasyonların oluştuğu bu aşamada çocuk iki önemli
beceriyi geliştirir. Becerilerden bir sınıf içerme (class inclusion)
becerisidir, başka bir deyişle bir sınıfa (kategoriye) ait olan
nesneleri, başka bir sınıfın alt dizisi olabileceğini çocuk anlar.
Örneğin, köpekler hayvanlar sınıfının bir alt dizisini oluştururlar.
Çocuğun kazandığı ikinci önemli beceri, daha önceki devrede ancak
nesnelere dokunarak gerçekleştirebildiği sınıflama sürecini zihninde
sembolik olarak yapabilmesidir. Operasyon öncesi devreyle somut
operasyonlar devresi arasındaki sınıflama farkını göstermek için şu
örneği verelim. Elimizde oyuncak, hayvan, insan, otomobil gibi üzerinde
değişik resimlerin bulunduğu bir deste kart (52 adet) bulunsun
aklımızdan bir kart tutuyoruz, çocuğun yirmi soru sorarak bu kartı
bulması isteniyor. Operasyon öncesi devredeki çocuk tipik olarak, her
kartı, “bu mu?” diye eliyle göstererek birbiri peşine sorar. Amaç yirmi
soruda kartı bulmaktır. Yirmi soruda kartı bulmak gerçekten zordur.
Çocuk ya tesadüfen karta rastlar, ya da çoğu kez olduğu gibi bulamaz.
Somut operasyon devresindeki bir çocuk karta bakar, kafasında kartları
sınıflar ve “oyuncak gösteren bir kart mı? Otomobil resmi olan bir kart
mı?” diye sorarak belirli kart sınıflarını elimine etmesini öğrenir.
“sınıfları elimine etme” becerisi ancak somut operasyonlar devresinde
kendini gösterir ve bu nedenle doğru kartı bulabilmesi daha yükselir.
Cinsiyet Rolleri: Somut operasyon devresinde gözlenen değişikliklerden
biride, çocuğun cinsiyet rollerinin “sex roles” değişmezliğini
anlamasıdır. Üç veya dört yaşındaki çocuk kadın-erkek kavramını
anlamıştır ve kadını, hem gerçek yaşamda hem de resimlerde, erkeklerden
har zaman ayırt edebilir. Fakat bu yaşta çocuğun anlamadığı cinsiyetin
sürekli oluşudur. Ancak beş yaşına geldiğinde çocuk cinsiyetin sürekli
olduğunu anlar ve elbise değiştirmek ya da saç uzatmakla cinsiyetin
değişmediği kavrar. Bir anlamda daha önce nesnelerle uğraştığı
“kitlelerin değişmezliği” kavramını, bireyin cinsiyetine uygulamaya
başlamıştır.
Hayal ve gerçek: Somut
operasyon devresinde çocuk gerçek dünya (reality) ile hayal dünyası
(fantasy) arasındaki farkı da kavramaya başlar. Daha önce ana-babanın
söylediği masalları gerçekmiş gibi dinleyen çocuk, bu devrede masalın
gerçek olmadığını anlar ve bu kavrayış içinde masalları dinler.
Çocuklar yeni yıl civarında hediye getirdiği kabul edilen Noel Baba’ya
uzun süre inanırlar. Amerika’da yapılan bir araştırma çocukların 6,5
yaşına kadar Noel Baba’ya inandıklarını daha sonra onun gerçek değil
bir hayal kişiliği olduğunu anladığını göstermişlerdir (Benjamin,
Langley, & Hall, 1977). Bu yaş kültürden kültüre ve her kültür
içinde çocuğun içinde bulunduğu sosyal ortama göre biraz değişebilir.
Örneğin, erken yaşta çalışmaya başlayan ve para kazanarak ailesini
desteklemek zorunda kalan çocuğun hayal ile gerçek arasındaki ayrımı
daha erken yapacağı beklenir. Yukarıda adı verilen araştırmacıların
gözlemleri böyle hipotezi destekler yöndedir. Anlatılanlar özetlenirse
operasyon öncesi devreden somut operasyonlar devresine geçen çocuğun
bilişsel alanda başardığı değişiklikler üç temel gurupta toplanabilir:
(1) çocuk nesnelerin ve olayların renk, biçim, yükseklik gibi dış
duygusal özelliklerin baskısında kurtulup, onların kitle, hacim, sayı
gibi iç özelliklerini kavrayabilecek hale gelir. Bu değişiklikler
çocuğun cinsiyet anlayışında, sayı kavramının gelişmesinde, mekan
ilişkileri kavramasında kendini gösterir. (2) Okul çağındaki çocuk bir
olayı diğer insanın gözüyle görebilmeyi zamanla daha iyi becermeye
başlar. Operasyon öncesi devrede çocuğun düşünce tarzını Piaget
ego-merkezli (egocentrich) düşünce olarak tanımlar. Ego merkezli
olmaktan kurtulup diğer kişinin gözüyle dünyayı görebilmek çocuğun
sosyal ilişkilerinde yani bir aşamaya yol açar. (3) Çocuk dış dünyadaki
nesnelerin yerine kafasında geliştirdiği semboller ve zihinsel
operasyonlar aracılığıyla işlemler yapmaya başlar. Gördüğü nesneleri
sınıflar, sınıflar arasındaki ilişkileri gözler ve dış dünyada bir
değişiklik yapmadan kendi zihin dünyasında o yaşa göre oldukça karmaşık
zihinsel buluşlara ulaşır. Tabii çocuk bu değişiklikleri beş yaşına
girdiği doğum gününde yapmaz. Yukarıda özetini verdiğimiz değişiklikler
uzun bir zaman süresi içinde oluşmaya devam eder. Çocuklar arasında
gelişme süreleri bakımından bazı farklılıkları olabilir. Bazı çocuklar
7-8 yaşında bazı zihinsel operasyonları geliştirirken, bazıları 9-10
yaşında bu gelişmeyi tamamlar. Fakat bilişsel gelişmenin her çocukta
gösterdiği yön, gittikçe soyutlaşan ve karmaşıklaşan bir zihinsel
operasyonlar dizisidir. Oniki İle Onsekiz Yaş Arasında Bilişsel Gelişim
Bu devrede zihinsel gelişim somut operasyonlardan formel operasyonlara
(formal operatıons) geçer. Formel operasyonlar düzeyine gelen birey
artık yetişkin dünyasıyla tam bir iletişim içine girmeye hazırdır,
çünkü bilişsel gelişimin en son aşamasına gelmiştir. Formel
operasyonlar gelişirken bireyin kişilik yapısı da gelişir ve bireyin
ahlak anlayışında olduğu kadar, kendini anlayışında da temel
değişiklikler yer alır. Piaget’ye göre formel operasyonların gelişimi
12 ile 14 yaş arasında bir devrede başlar. Operasyon öncesi çocuk
eliyle nesnelerin yerlerini değiştirip belirli bir sıraya koyabilir.
Somut operasyonlar devresindeki çocuk düzenlemeyi semboller
aracılığıyla zihinsel yapabilir. Formel operasyonlar devresinde ise
çocuk semboller düzeyinden bir aşama ötesine giderek düşünce düzeyine
ulaşır. Bu düzeye ulaşan bir çocuk, belirli bir sorunu çözebilmek için
değişik hipotezler geliştirir ve her hipotezi birer birer dener.
Çocuğun düşüncesine ve sorunlara yaklaşmasına bir düzenlilik, formel
yapı, akıl yürütme süreci gelmiştir. Somut operasyonlar devresindeki
çocuk var olan nesneleri gösteren sembollerle düşünürken, formel
operasyonlar devresindeki çocuk olası (muhtemel) seçenekler üzerinde
düşünebilir. Mantıksal düşüncenin kendini gösterdiği düşünce
tarzlarından biri tümden gelimdir. Tümden gelim düşünme tarzında
(deductive Reasoning) belirli bir genelleme, doğruluğu kabul edilen bir
temel düşünce alınır ve bu düşüncenin doğruluğu olasılıklar bulunur. Bu
düşünce genellikle şu tip cümle yapısıyla kendini gösterir: eğer Α
doğruysa, o zaman B’nin doğru olması gerekir. Örneğin, “Eğer
Ereksiyon’un kuramı doğruysa, o zaman 12 yaşındakilerin düşüncelerinde
formel operasyonlar gözleyebiliriz.” Küçük çocuklarda gözlenen daha
fazla tüme varım (inductive resoning) türünden akıl yürütmedir. “Annem
köpekten korkmuyor, babam köpekten korkmuyor, öyleyse benimde köpekten
korkmamam gerekir” gibi. Bu tip akıl yürütme türünde çocuk, tek tek
deneyimleri aracılığıyla bir genellemeye ulaşır. Yetişkinler hem tüme
varım hem de tümden gelim akıl yürütme biçimlerini kullanırlar.
Bilişsel aşamasının bu devresine gelen çocuk, 14 yaşında sonra, aynı
bir yetişkin gibi her iki tür akıl yürütmeyi de kullanabilir. Her birey
formel operasyonları tam anlamıyla geliştirmeyebilir. Bilimsel
düşünmenin ve mantıksal konuşmanın son derece önem verdiği Batı
uygarlığında dahi yetişkinlerin ancak % 60’ının tüm formel
operasyonları geliştirebildiği tahmin edilmektedir. Bilim ve
teknolojinin toplumsal ve kültürel yaşantıların temeli olmayan diğer
uygarlıklarda bu oranın daha da düşük olduğu düşünülmektedir. Piaget bu
durumu bir etkileşim olayı olarak yorumlar, başka bir deyişle bilişsel
bakımdan formel operasyonlara hazır hale gelen birey, çevreden bu yönde
uyarım ve teşvik görürse gelişmesini tamamlar toplumsal çevre bu
düşünsel gelişmeyi beğenmiyorsa ve birey kendini mantıksal
düşünmesinden dolayı toplumdan yabancılaşmış hissediyorsa, bu tip
düşünmeden uzaklaşır (Inheller & Piaget, 1958). Yukarıdaki
açıklamaya ek olarak Piaget, içinde yetiştiği kültürel ve toplumsal
çevrenin çocuğun bilişsel gelişimini şu şekilde etkilediğini açıklar.
Çocuk bir aşamadan diğerine, daha önceki aşamadaki düşünce tarzı
yetersiz kaldığı ve çevresine uyum yapabilmek için zorlandığı için
geçer. Bazı toplumlarda çocuk formel operasyonları kullanmak için
zorlanmaz, doğa ve toplum çevresine uyumunu somut operasyonlar
aşamasındaki düşünce tarzıyla yapabilir. Belki de bilim ve teknolojinin
baskın olmadığı tarım ülkelerinde formel operasyonların gelişmesi bu
nedenle durur. Bilimsel ve teknolojik bilginin her aşamada gerekli
olduğu endüstrileşmiş ülkelerde, formel operasyonlara dayalı düşünce
biçimi, bireyin eğitimi başarı ile tamamlayıp doktor, mühendis, bilgi
işlem uzmanı gibi başarılı bir meslek sahibi olabilmesi için
gereklidir. Böyle toplumlarda eğitimin temelini formel operasyona
dayalı düşünce oluşturur. Ahlaksal Düşüncenin Gelişmesi: Şimdiye kadar
sözünü ettiğimiz algılama ve düşünsel gelişime çocuğun nesneler ve
olaylarla ilgili bilişsel gelişmesini ifade eder. Çocuk insan
ilişkilerini de algılar ve bu alandaki bilişsel gelişme onun ahlaksal
(moral) düşüncesinin temelini oluşturur. Kohlberg ahlaksal düşüncenin
gelişmesini, Piaget’nin kuramına dayandırmış ve ahlaksal düşüncenin
gelişmesini gösteren yedi aşamalı bir tablo oluşturmuştur (Kohlberg
& Elfenbein, 1975; Walkker 1980). Bu tabloya göre çocuk en somut ve
yüzeysel ahlak anlayışından en soyut ve derin bir ahlak anlayışına
ulaşır. Aşamaları kısaca özetleyerek gözden geçirelim. 1. Aşama. Ceza
(punishment) ve itaat (obedience) yönelimi: Davranış bütünüyle dışardan
denetlenir. Dışarıdan gelen emirler, cezalar ve ödüllendirmeler
davranışın yönünü belirler. Cezalandırılan davranış kötü,
ödüllendirilen davranış iyidir. Gücü elinde tutan otoritenin
(yetişkinlerin) her dediği doğrudur. 2. Aşama. Bireysellik
(inidvidualism), amaca yönelik değiş tokuş kurabilmek bir kimsenin
doğru yolda olduğunu gösterir. Bireyler arasındaki anlaşma ve söz
vermelere değer verilir. 3. Aşama. İyi çocuk yönetimi: diğerlerini,
özellikle kişinin aile üyeleri gibi yakını olan kimseleri memnun etmek
için yapılan hareketler doğrudur. Bireyin kendinden bekleneni yapması
en doğru hareket biçimidir. 4. Aşama. Yasa ve düzen (law and order)
yönetimi: çocuğun algılaması aile sınırlarını aşmış ve tüm toplumu
kapsamaya yönelmiştir. Bireyin görevinin yapması, yasalara boyun
eğmesi, yasayı temsil eden otoriteyi dinlemesi ahlaksal davranış olarak
görülür. 5. Aşama. Toplumla sözleşme (social contracts) yönetimi:
Yasalar önemlidir, ancak bu aşamada yasalar, istendiğinde
değiştirilebilen sözleşmeler olarak görülür. Yasaların amacı toplumun
büyük kesimine hizmet edebilmek olduğuna göre, sırası geldiğinde bu
amacı gerçekleştiren diğer seçeneklerin düşünülmesinde de bir sakınca
olmamalıdır. Sözleşme ve anlaşmalar bir kez yapıldıktan sonra her iki
tarafı da bağlayıcı bir özellik taşır. 6. Aşama. Evrensel ahlak
ilkeleri (üniversally ethical principles): bu aşamada bireyin
düşünüşünü temel ahlak ilkeleri belirler. Ahlak ilkeleriyle yasalar
arasında çoğu kez bir çelişki olmadığı için, ahlak ilkelerine uyan
birey kendiliğinden yasaya uygun davranmış olur. Ne var ki, yasa ve
ahlak ilkeleri arasında bir çelişki olduğunda, bireyin ahlak ilkelerine
uyması beklenir. 7. Aşama. Kutsallıktan kaynaklanan ahlak anlayışı: bu
aşamada birey kendin istasyonu, içinde yaşadığı toplumu, insan ırkını
aşan evrensel bir düzen kurmaya çabalar ve bu kutsal düzenin bir
parçası olarak her şeyle uyum içinde yaşamaya yönelir. Bu tip düşünüşün
temelinde Mevlana’nın, Yaratıcı’ya duyulan sınırsız sevgi ve bağlılığın
yattığı, “Gel ne olursan gel, evimiz gönül evidir, kapısı herkese
açıktır” anlayışı yatar. Kohlberg’e göre bu gelişim aşamaları
evrenseldir ve her aşama kendinden bir önceki aşama gerçekleştikten
sonra kendini gösterir. Çocuk “diğer kimsenin” görüşünün, olaya
bakışının farkına varıp, onu kendi düşüncesiyle ilişki haline
getirebildiği oranda ahlaksal gelişme devam eder. Fakat, her bireyde
ahlaksak gelişme aşamalarının tümünün gelişmesi beklenemez. Sosyal ve
kültürel çevresine bağımlı olarak her birey kendi koşulları içinde
ahlak gelişmesini sürdürür. Bu nedenle bireyler arasında aşama
farklılıkları gözlenebilir.
BRUNER’İN BİLİŞSEL GELİŞİM KURAMI Jerome Bruner
(1966)’de bilişsel gelişim fonksiyonlarını incelemiştir. Bruner,
gelişim sürelerini inceleyen herhangi bir kuramın aşağıdaki noktaları
dikkate alması gerektiğine inanır. • Bilişsel gelişim, tepkileri
uyarıcıdan bağımsız hale gelmesidir. Başlangıçta çocuklar uyarıcıların
kontrolü altındadır. Değişik uyarıcılara belli yollarla tepkide
bulunurlar. Ancak zamanla tepkileri artan bir şekilde uyarıcıdan
bağımsız hale gelir. Çocuktan bilim kazanılmasıyla uyarıcıların kontrol
etme, yönlendirme, daha özgün davranma gözlenir. • Gelişim, bilgi
işleme sürecinin ve depolama sisteminin gelişimine bağlıdır. Çocuk dil
gibi bir sembol sistemini öğrenmeden, dünyayı anlamlandıramaz. Yaşantı
kazanma, sözel, görsel, matematiksel yada müziksel dünyanın zihinsel
temsilcilerinin kazanılmasını gerektirir. • Bilişsel gelişim, bireyin
kendisine ve başkalarına ne yaptığını ve ne yapacağını artan bir
kapasite ile açıklamasıdır. Bu kendinin farkında olmadır. Bilişsel
gelişim çocuğun kendini ve çevresini irdeleyebilmesi için gereklidir. •
Bilişsel gelişim için sistemli bir öğretici-öğrenici etkileşimi
gereklidir. Bruner’e göre, baba, anne, öğretmen ve toplumun diğer
üyeleri çocuğa öğretmelidir. Sadece bir kültür içine doğmak, tam bir
bilişsel gelişim için yeterli değildir. Öğreticiler, kültürü
yorumlayarak çocukla paylaşmalıdırlar. Bu nokta, Vygotsky’nin kuramında
da önem taşımaktadır. • Bilişsel gelişimde dil önemli bir anahtardır.
İnsanlar dili kullanarak birbirleri ile iletişim kurarlar. Dünyanın
kavramlarını dil yoluyla öğrenir, öğretir, sorunlarını dil yoluyla
tartışırlar, dilin doğası ve işlevleri bilişsel gelişimin bir parçası
olarak görülmektedir. • Bilişsel gelişim, aynı zamanda bir çok
seçenekle baş etme yeteneğinde araştırır. Etkinlikleri yapma sırasında
değişik bir çok duruma sırasıyla dikkat etmek gerekmektedir. Küçük bir
çocuğun nesnenin çarpıcı özelliğinde odaklaşması ile erginin olayları
bilimsel bir şekilde incelemesi arasında fark vardır. Bruner bilişsel
gelişimi Piaget’ye benzer bir şekilde incelediğini belirtmektedir. Her
ikiside dünyaya ilişkin bilginin kodlanması, işlenmesi, depolanması ve
sıralanması üstünde durmuşlardır. Bruner, çocuğun çevresindeki dünyayı
zihninden temsil etme yollarını 3 aşamada görmektedir. Bir başka
deyişle, bilişsel gelişimi üç aşamaya ayırmıştır. Bu aşamalar 1-
Eylemsel dönem, 2- İmgesel dönem, 3- Sembolik dönemdir. BRUNER’IN
BİLİŞSEL GELİŞİM DÖNEMLERİ 1.EYLEMASEL DÖNEM (ENACTIVE STAGE) (0-3 YAŞ)
Bilişsel gelişimde ilk aşama eylemsel dönemdir. Çocuk, bu dönemde
çevreyi eylemlerle anlar; çevresindeki nesnelerle ilgili yaşantıyı
onlara dokunarak, vurarak, ısırarak, hareket ettirerek kazanır, Onlar
için nesneler, bazı eylemler yaptıkları şeylerdir. Örneğin ; kaşık,
yemek yediği; bisiklet bindiği birer nesnedir. Bu dönemde çocuğa
bisiklet binmeyi öğretirken, ne sözel sembol, ne de imge
kullanabilirsiniz. Çocuklar en kolay psikomotor eylemlerle
öğrenebilirler. Çocukların yaparak öğrenmesi söz konusudur. Sözcükleri
de onlara ilişkin eylemlerle öğrenirler. Yetişkinler bile bazen yeni
bir şeyi öğrenirken, eylemsel döneme dönebilirler. Örneğin otomobil
kullanmayı öğrenme vb. Sonuç olarak bilişsel gelişimin eylemsel
döneminde olan çocuklar için, en kolay anlaşılabilir mesajlar
eylemlerdir. Bilginin eylemlerle temsil edilme formuna, Gardner
“devinduyumsal zekâ” adını vermektedir. 2. İMGESEL DÖNEM Bilişsel
gelişimin ikinci düzeyi, imgesel dönemdir. Bu dönemde bilgi, imgelerle
taşınmaktadır. Görsel bellek gelişmiştir. Ancak, çocuğun kararları dile
değil, duyu organları yoluyla edindiği etkilere dayalıdır. Çocuklar,
algılarının tutsağıdır. Her hangi bir nesneyi, olayı, durumu nasıl
algılarlarsa zihinlerinde o şekilde canlandırırlar. Çocuklar bu dönemde
herhangi bir nesneyi, olayı görmeden de resmedebilirler. Örneğin; çocuk
oturma odasını çizebilir; bir ev resmini görmeden de ev çizebilir. Bu
dönem Piaget’nin işlem öncesi dönemine karşılık gelmektedir.
Gardner,bilginin imgelerle temsil edilmesine “uzaysal zekâ” adını
vermektedir. SEMBOLİK DÖNEM Bilişsel gelişimin sonuncu düzeyi sembolik
dönemdir. Çocuk artık bu dönemde etkinlik yada algının anlamını
açıklayan sembolleri kullanır. Çocuk dil, mantık, matematik, müzik, vb.
alanların sembollerini kullanarak iletişim kurabilir. Sembolik dönem,
yaşantıların formüle edilmesine olanak sağlar. Örneğin; D=Ex2; B=I
(PxE). Ayrıca, bu dönemde kısa cümlelerle, anlamsal olarak zengin
ifadeler oluşturulabilir. Örneğin; damlaya damlaya göl olur; boş teneke
çok ses çıkarır, vb. Semboller yoluyla, az sembolle çok şey ifade
edilebildiği gibi; eylemlerle ve imgelerle açıklanamayan olay nesne ve
durumlar daha kolay ve etkili olarak ifade edilebilir. Bireyin sembolik
döneme ulaşması, zengin yaşantılar kazanmasını sağlar. Bruner,
çocukların eylemsel temsil döneminden imgesel ve sembolik temsil
dönemlerine ilerlediğine inanmaktadır. Ancak bu durum, yetişkinlerin
yaşantılarını artık eylemler ve imgelerle kodlayamayacağı anlamına
gelmez. Artan yaş ve yaşantılarla, sembolik sistem daha çok kullanılır.
Ancak, bazı meslek alanlarındaki kişilerde örneğin; cerrahlarda,
sporcularda, piyanistlerde eylemsel kodlama sistemi daha da
gelişmiştir. Görsel sanatlar alanındaki kişilerde de imgesel temsil
süreçleri daha baskındır. VYGOTSKY’NİN BİLİŞSEL GELİŞİME İLİŞKİN
GÖRÜŞLERİ Rus psikoloğu Lev Vygotsky (1978), çocuğun sosyal çevresinin
bilişsel gelişimde önemli bir rolü olduğunu ileri sürmüştür. Çocuklar,
çevresindeki kişilerden de onların sosyal dünyalarından öğrenmeye
başlamaktadırlar. Çocukların kazandıkları kavramların, fikirlerin,
olgunların, becerilerin, tutumların kaynağı sosyal çevreleridir.
Çocuğun için yaşadığı çevre, kültür, ona sağlanan uyarıcıların türünü
ve niteliğini belirlerler.
Etiketler:
Bilimler
Psikoloji
Bilişsel Gelişim Kuramları
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |