Okunma: 1502 kez
Türk edebiyatı veya Türk yazını Türk dilinde yazılmış sözlü ve yazılı metinlerin tümüdür. Daha çok yazılı edebiyatın temelini şekillendiren, Farsça ve Arapçadan fazlasıyla etkilenmiş ve çeşitli Farsça-Arapça alfabelerini kullanmıştır. Türk edebiyatının tarihi yaklaşık 1.500 yıl öncesine dayanmaktadır. Eldeki en eski Türk yazıları 8. yüzyıldan kalma Orta Moğolistan'daki Orhun Irmağı vadisinde bulunan Orhun Yazıtları'dır.
( www.genbilim.com )
Dönemleri
- İslamiyetten Önceki Türk Edebiyatı
- Sözlü Edebiyat
- Yazılı Edebiyat
- İslamiyet sonrası Türk
edebiyatı
- Halk edebiyatı
- Divan edebiyatı
- Batı etkisinde Türk edebiyatı Tanzimat
Edebiyatı
- Servet-i Fünun
- Fecr-i Ati
- Milli Edebiyat
- Cumhuriyet Dönemi
Türklerin İslam'ı kabul ettikten sonraki edebiyat metinleri
lügatler, fıkıh eserleri, peygamberler tarihi, şecere türü yapıtlardır. 15.
yüzyılda Dede Korkut Kitabı ile başlayan destan türü, mektuplar, menakipler,
tarihler, tezkireler nesir türünün biçimleridir. Türk halk edebiyatı, aşık ve
tekke kollarıyla en eski çağdan beri süregelir. Halk edebiyatının bilmece,
destan, masal, efsane, hikaye, atasözü, fıkra, menkıbe, deyim, oyun biçimleri
vardır. Tekke edebiyatının nefes, ayin, ilahi, naat, mevlid, münacat
kalıplarıyla gelen kolları günümüze ulaşmıştır. Halk edebiyatı yanında klasik
edebiyat denilen Divan edebiyatı gelişmiştir.
Batı'da
roman türünün yaygınlaşmasıyla Türk edebiyatı da telif ve tercümelerle
1800'lerden başlayarak bu yöne eğilmiştir.
Türk edebiyatını dönemler
açısından ele alma konusu açık değildir. En iyi yöntem sanatçılar ve
eserleridir.
Türkiye'de cumhuriyet döneminin ilk devrinde
Milli Edebiyat hakimdir. Halk diliyle yazan ve Genç Kalemler dergisinde toplanan
yazarlar eserlerinde Türklüğü, vatanı, kurtuluş mücadelesini anlattılar,
kendilerinden önceki bireye dönük Edebiyat-ı Cedide'cileri eleştirdiler. Bu
devrin en önemli yazarı Yakup Kadri Karaosmanoğlu'dur. Milli Edebiyat'ın
milliyetçi görünümü sonraki devirde Anadoluculuk ve halkçılık olarak edebiyata
yansıdı. Dönemlerin etkisiyle hececiler, yedi meşaleciler grupları oluştu.
Siyasal etkilerle toplumculuk ve köycülük akımları İkinci Dünya Savaşı'ndan
sonra güçlendi. Aşık ve tekke edebiyatı, modernleşmenin tesiriyle gücünü
kaybetti, Divan edebiyatı ise Osmanlı ile beraber yok oldu.
Modern Türk
edebiyatı öykü, roman, eleştiri, deneme türlerinde ürünler vermekte ve bireye
dönük, postmodern bir akıma evrilmektedir.
- 1 Selçuklular Dönemi
- 2 Osmanlılar Dönemi
- 2.1 Halk Edebiyatı
- 2.1.1 Áşık Edebiyatı
- 2.1.2 Halk Hikáyeciliği
- 2.1.3 Yazanı Bilinmeyen Türler
- 2.2 Divan Edebiyatı
- 2.3 Tekke Edebiyatı
- 3 Batı Uygarlığı Etkisinde Gelişen Türk Edebiyatı
- 3.1 Tanzimat Edebiyatı
- 3.2 Edebiyat-ı Cedide
- 3.3 Milli Edebiyat
- 4 Türkiye Cumhuriyeti Dönemi Türk Edebiyatı
- 4.1 Roman ve Öykü
- 4.2 Şiir
- 4.3 Araştırma,Derleme
- 5 Türk edebiyatında roman
- 6 Türk edebiyatında öykü
- 7 Türk edebiyatında şiir
Selçuklular Dönemi
Türkiye topraklarında gelişen edebiyatın ilk
ürünleri Selçuklu dönemine aittir. Ancak bu dönemden günümüze ulaşabilenler
XIII.yüzyıla aittir. Farsça mesnevisi ile tanınan Mevlana Celaleddin Rumi'nin
(1207-1273) az sayıda Türkçe beyitleri vardır. Oğlu Sultan Velet'in (1266-1312)
Farsça İbtidaname, Rebapname mesnevilerinde Türkçe beyitler yer alır,
bunlar dışında Türkçe şiirleri de vardır. Eski Anadolu türkçesinin en eski şairi
olarak bilinen Ahmet Fakih (ö.1221) kaside biçiminde yazılmış dinsel öğütleri
içeren Çarhname adlı yapıtla hac yolcularının uğradığı kentleri, buradaki
camileri konu edinen Kitabu evsafı mesacid üş-şerife mesnevisinin
sahibidir. Yusuf ile Zeliha mesnevisinde bu Kuran kıssasını dinsel, ahlaksal
yönüyle işleyen Şeyyat Hamza'nın hece vezni ile yazmış olduğu şiirleri de
vardır. Gazellerinde aşk, içki, eğlence temalarını işleyen Dehhani dindışı
edebiyatın Anadolu'da gelişen divan edebiyatındaki ilk temsilcisidir. Bu dönemde
Battalname, Saltukname dinsel-destansı halk edebiyatı ürünleri
oluşmuştur. Ancak bunların yazıya geçirilmiş çeşitlemeleri daha sonraki Osmanlı
dönemine aittir.Dönemin en önemli şairi Yunus Emre'nin (1240/1241-1320/1321)
halk diliyle söylenmiş ve çoğu hece vezniyle olan ilahilei tasavvuf konularını
coşkun bir lirizmle işliyordu. Onun tarih boyunca alevi-bektaşi şiirini
etkileyen yapıtı XX. yüzyılda yeniden dikkat çekti ve yansıttığı insan sevgisi
bakımından yeni bir gözle değerlendirildi.
Osmanlılar Dönemi
Selçuklu Devleti'nin son yıllarında, bu
devletin yıkılmasından sonra ve Osmanlı Devleti'nin
başlangıç döneminde Anadolu beyliklerinin merkezinde Arapça ve Farsça'dan geniş
bir çeviri hareketi gerçekleşti. Bu merkezlerde ilk yapıtlarını veren
yazarlardan daha sonra Osmanlı sarayınca korunan oldu. Garipname (1330)
mesnevisinin sahibi olan ve Yunus Emre yolunda ilahileri bulunan Kırşehirli Aşık
Paşa, İlhanlılar'ın Anadolu valisi Timurtaş'ın vezirlerindendi. Süheyl-ü
nevbahar (1350) mesnevisinin sahibi Hoca Mesut, Kelile ve Dimne çevirisini
Aydınoğulları beyliğinde kaleme almıştı. Hüsrev ü Şirin (1367)
mesnevisinin yazarı Fahri, Aydınoğulları beyliğinde yetişmişti.
Hurşidname (1387) mesnevisini sahibi Şeyhoğlu Mustafa,
İskendername (1390), Cemşid ü Hurşid (1403)
mesnevilerini sahibi Ahmedi, Divan 'ı ve Çengname (1402-1411)
mesnevileriyle tanınan Ahmet Dai, Hüsrev ü Şirin (1421-1429) mesnevisinin
sahibi Şeyhi, Germiyanoğulları beyliğinde yetişmişti. Bu dönemde özellikle İran
şairlerinin kaside ve gazellerinde işlenen içki, aşk,t asavvuf, eğlence
konuları, onların kullandıkları imgeler, başvurdukları benzetmeler Türkçe'ye
aktarıldı. Gene bu örneklere dayanan aşk, serüven, tasavvuf konularıyla ilgili
mesnevileri yazılıyordu. Ancak uzun ünlüsü olmayan Türkçe'nin aruz veznine
uydurulması güçlükler yaratıyordu. Böyle olduğu halde başlangıçta Türkçe
sözcüklere, deyimlere hatta atasözlerine şiirde geniş yer veriliyordu. Halk
diliyle kahramanlık işleyen yapıtlar, dinsel edebiyat ürünleri de vardı. Tokat
kalesi dizdarı Arif Ali, I. Murat için Danişmentname 'yi (1311, gününüze
ulaşan yazması 1577) kaleme almıştı. Aynı nitelikli
dinsel-destansı yapıtlardan Battalname ve Saltukname metinleri sonraki yüzyılın ürünleri arasındadır. Ahmedi'nin
kardeşi Hamzavi'nin gene aynı nitelikli Hamzaviname'si din ve kahramanlık konularını birlikte işleyen,
halk diliyle yazılmıi yapıtlardandır. Sadrettin'in Destan-ı geyik, Destan-ı ejderha 'sı, Tursun Fakih'in
Kıssa-i mukaffa, Gazavat-i emir ül-müminin Ali 'si, Beypazarlı Maazoğlu
Hasan'ın Feth-i kale-i Selasil, Cenadil kalesi cengi gibi yapıtlar halk
kitapları arasındadır.
- XIV.yüzyıldan XIX.yüzyıla kadar İslam dini etkisinde ve İslam
uygarlığı çerçevesinde gelişen edebiyatın ürünleri birbirinden farklı yanları
olan üç çığıra ayrılır:
- Halk Edebiyatı
- Divan Edebiyatı
- Tekke Edebiyatı
Halk
Edebiyatı
Áşık Edebiyatı
Türk edebiyatının geleneksel
vezniyle,dörtlüklerden oluşan biçimlerle söyleniş şiirleri kapsar. Halkın
konuştuğu dile dayanır. Áşık, saz şairi ya da halk şairi adı
verilen gezgin şairlerin saz eşiliğinde doğaçlama söyledikleri şirlerin günümüze
ulaşan en eski örnekleri XVI. yüzyıla aittir. Aşıklardan birçoğu hakkında
koşmaların son dörtlüğünde anılan mahlaslardan başka bilgi yoktur. Bazı
áşıkların yaşamı efsanelerle karışmıştır. Aşığın düşünde pirlerin elinde bade
içerek saz çalıp, şiir söylemesi, düşte gördüğü sevgiliyi bulmaya çalışması
yaygın bir efsane motifidir. Birçok áşığın şiiri zamanla türkü, ağıt gibi sahibi
bilinmeyen halk şiiri örnekleri arasına karışmıştır. Örneğin Kerem, Ercişli
Emrah, Aşık Garip'in gerçekte yaşamış olup olmadıkları bilinmemektedir. Pir
Sultan Abdal, Karacaoğlan gibi büyük ustaların şiirleri arasına sonradan onların
onların mahlaslarıyla söylenmiş şiirleri de eklenmiştir. Aşıkların yapıtları
doğa, sevgi, gurbet, ahlaksal öğüt, toplumsal sorunlar yanında kahramanlık
konularına da yer verir. Yeniçeri Ocağı'nda yetişmiş birçok şair imparatorluğun
birbirinden uzak yerlerindeki (Bağdat, Girit, Kırım, vs.) yaşama tanıklık eder.
Bunlar arasında şu adlar sayılabilir; Hayali, Öksüz Áşık (XVI.yy.), Temeşvarlı
Áşık Hasan, Kátibi (XVII.yy.), Kayıkçı Kul Mustafa (ö.1686), Kabasakal Mehmet
(XVIII.yy.) vd. Toroslar'daki Türkmen aşiretlerinde yetişen Karacaoğlan'ın
(XVII. yy.) doğa güzellikleri ve sevgiyi konu edinen özentisiz, içtenlikli
şiiri,türünün en sevilen örnekleri oldu. Gene bu yörede yetişen Deli Boran,
Beyoğlu, Gündeşlioğlu (XIX. yy.) hiçbir yabancı etki altında kalmamış ve
değişmemiş halk zevkini devam ettirdi. Dadaloğlu'nun (1785 ? -1868 ? ) baskıya
ve haksızlığa başkaldıran şirini,göçebe ve aşiretlerin zorunlu iskanıyla ilgili
tarihsel olaylara tanıklık etti. Áşık edebiyatının geleneğinde áşık
kahvelerinin, kahvelerde düzenlenen atışmaların, muamma, asma, çözme gibi
hünerlerin önemli yeri vardır. Bu etkinliklerden dolayı áşıklara meydan
şairleri adı verilir. Bazıları medreselerde okumuş olan,kültür merkezi
kentlerde yaşayan áşıklara ise kalem şairi denir. Kalem şairleri üzerinde
dil, anlatım,konu bakımından divan şiirinin türlü etkileri görülür. Onların
şiirleri arasında koşma, varsağı, destan gibi özgün halk edebiyatı türleri
yanında aruzla divan, müstezat, gazel gibi ürünler de yer alır. Áşık
edebiyatının bu yolda yapıt veren temsilcilerinden başlıcaları şunlardır; Áşık
Ömer, Gevheri, Dertli, Erzurumlu Emrah, Bayburtlu Zihni.
Halk Hikáyeciliği
XV.yüzyılın ikinci yarısında yazıya
geçirildiği kabul edilen Dede Korkut Hikáyeleri, eski destan geleneğini ve
Türkler'in Anadolu'ya yerleşmelerinden önceki sözlü edebiyatlarıyla halk
hikáyeleri arasında bir köprüdür. Oğuz boylarının tarihleri, günlük yaşamlarının
yanısıra insan ilişkilerine tanıklık eden, duygusal durumları araştıran yapıt,
içeriği kadar dili ve anlatımıyla da bütün türk edebiyatının en önemli eserleri
arasındadır. Dede Korkut Hikáyeleri'nde düz sözle anlatılmış bölümler dışında
özellikle heyecan verici, duyarlıklı bölümler manzumdur. Halk edebiyatı
geleneğine kuvvetle bağlı olduğu görülen bu bölümlerin vezinleri ve nazım
biçimleri kesinlikle belirlenememiştir. Halk hikáyelerinde manzum bölümler, hece
vezniyle söylenmiş ve dörtlüklerden oluşan biçimleri kapsar. Bu hikayeler
kahramanlık (Köroğlu, Kirmanşah, Celali Bey ile Mahmet Bey vs.), sevgi ve
serüven (Aslı ile Kerem, Aşık Garip) konularını ele alır. Hikayelerden
bazılarının yaratıcısının serüvende yer aldığı aşıkları olduğu ileri sürülür.
Adları bilinen,yaşamları,yapıtları yakından tanınan aşıkların (Çıldırlı
Şenlik, Posoflu Müdami) meydana getirdikleri bilinen hikayeler de yer
alır.
Yazanı Bilinmeyen Türler
Sözlü
edebiyatta masal, fıkra,efsane gibi ürünlerin yazanı belli değildir. Türkiye
Türkçesi'yle söylenmiş ve XIX.yüzyıldan başlanarak yazıya geçirilmiş, bu
dönemdeki bazı ürünlerin islamlıktan önceki dönemle, Türkiye dışındaki
Türkler'le ya da Arap-İran Edebiyatı ile ilişkisi vardır. Ancak bunlardan geniş
ölçekte de tarihsel ve yerel özellikler kendini gösterir (Nasreddin Hoca
fıkraları, Bektaşi fıkraları, Bursa, Konya, İstanbul gibi kentlerle ilgili
efsaneler,gerçekçi nitelik taşıyan bazı meddah hikayeleri vs). Sözlü
gelenekte ezgiyle söylenen türkü, mani, ağıt gibi türler halkın ortak
yaratıcılığına dayanır. Bunlara zamanla sahipleri unutulan ürünler de
eklenmiştir.
Divan Edebiyatı
Bu edebiyat
özellikle Arap ve İran edebiyatı kurallarına bağlıdır;onların içeriğinden
geniş ölçüde yararlanır. Şiir, divan adıyla anılan
derleme içinde yer alan kaside,musammat, gazel, rubai gibi türleri kapsar.
Anlatı türü ise genellikle mesnevidir. Ortak İslam kültürünün etkisi ile yazı
dilinde Arapça ve Farsça'dan alınan sözcükler,bu dillere ait kurallar büyük
ölçülere ulaşmıştır. Divan Edebiyatı, saray ve medrese çevresinde aydın
topluluğun edebiyatı olarak gelişti. Şeyhi,Ahmet Paşa, Hayali, Necati gibi
şairler lirik şiirde İranlı ustaların yapıtlarındaki içerik ve söyleyiş
başarısını kendi dillerine aktardılar. Çağatayca'da Ali Şir Nevai'nin, Azeri
Türkçesi'nde Fuzuli'nin ulaştığı klasik olgunluğun Osmanlı şiirindeki temsilcisi
ise Baki (1523-1600) oldu. Nef'i (1575 ? -1635), abartmalara, gösterişli
benzetmelere,coşkulu bir söyleyişe yer veren kasideleriyle, Nabi (ö.1712), Koca
Ragıp Paşa (ö.1762) duygu ve imgelerin yerine yaşam deneyleriyle beslenen,
ahlaksal öğütler taşıyan gazelleriyle, Lale Devri'ne tanıklık eden Nedim
(ö.1730) neşeli, yaşam dolu şiirleriyle, özellikle şarkılarıyla
tanındı.
Dilde, temalarında halk söyleyişine, halk beğenisine yaklaşma
eğilimine (Nedim, Enderunlu Fazıl (1759 ? -1810) karşılık Fehim-i Kadim,
Naili, Neşati, Şeyh Galip gibi şairler içiçe tamlamalara, karmaşık imgelere
dayanan Sebk-i Hindi akımının temsilcisi oldular. Tanzimat'tan sonra türk şiiri,
batı etkisi altında değişip gelişirken yeni edebiyatın temsilcileri (Ziya
Paşa, Namık Kemal, vs.), divan şiiri geleneğine uygun ürünler de verdiler.
Eski şiirin son temsilcileri Encümen-i Şuara adı verilen topluluğun Naili,
Fehim-i Kadim gibi şairlerin yolunu izleyen üyeleri Leskofçalı Galip,
Yenişehirli Avni, Hersekli Arif Hikmet oldu. Aruz vezninin yerini hece veznine
daha sonrada serbest vezne bıraktığı XX. yüzyılda divan şiiri kesinlikle sona
erdi ancak Yahya Kemal Beyatlı beyit birimine dayanan bu şiire çağdaş şiirin
yapısal bütünlüğünü kazandırırken Baki, Neşati, Nedim gibi farklı şairlerin
söyleyiş özelliklerinden ve işledikleri konulardan yararlanan ürünler ortaya
koydu.
Tekke Edebiyatı
Evren'in Tanrı
yansıması,aşkı Tanrı'ya ulaşmanın yolu sayan tasavvuf görüşü, İslam etkisinde
gelişen edebiyatı büyük ölçüde besledi. Örneğin en yaygın konulardan biri olan
içkili eğlenceler konu edinirken meyhaneler tekkeyi, mey Tanrı'yı, meyhaneci
tarikat şeyhini simgeliyordu. Divan edebiyatında başta mevlevilik olmak üzere
tarikat ulularını öven, tarikat inançlarını konu edinen mesneviler, kasideler de
yazılıyordu. Ancak Tekke edebiyatı bu konuları tarikatlara bağlanan halk
topluluklarının anlayabileceği dilde, halk edebiyatı çerçevesinde konu edinir;
tekkelerde ayinler sırasında ezgiyle okunan ilahiler, nefesler, tarikat
büyüklerin menkıbelerini kapsar. Birçok tarikat XIII. yüzyıl şairi Yunus Emre'yi
yakından benimsedi, onun şiirlerini kendi törenlerinde yer verdiler. Yunus
Emre'nin yolunu izleyen ve ona nazireler yazan pek çok şair yetişti. Ayrı
tarikatlar, inançlar, birbirinden farklı üç edebiyat yolu oluşturdu.
- Bazıları tarikat kurucusu olan tarikat şairleri,kendi
inançlarını, tarikatlarının ilkelerini, giriş törenlerini, özel zikirleri, vb.
konu edindiler. Bu tür edebiyatın başlıca temsilcileri halvetilikle kadiriliği
birleştirerek eşrefiliği kuran Eşrefoğlu Rumi, İbrahim Gülşeni, Üftade, onun
halifesi ve celvetliğin kurucusu Hüdayi, bayramiliğin himmetilik kolunu kuran
Tarikatname yazarı Himmet, Niyazi-i Mısri'dir.
- Melamiler tekkeleri, tarikat kurallarını, zikirlerini vb. konu
edindileri. Melamilerin bayramilik kolu halvetilikle nekşibendiliği birleştiren
Hacı Bayram Veli'ye dayanır.
- Hacı Bayram Veli'ye bağlanan bektaşilerin ve onlardan daha
geniş bir topluluk oluşturan alevilerin şiiri, temalarıyla öteki tarikat
şairlerin şiirlerinden ayrılır. Bu edebiya dil ve anlatım bakımından tarikat
edebiyatının öteki iki kolundan çok daha sadedir. Alevi-bektaşi şiirlerinin
önemli temalarından biri Ali'ye, ehlibeyte aşırı bağlılıktır. Oniki imam övülür,
bütün adaletsizlikleri gideren bir kurtarıcı olarak Mehdi beklenir. Abdal Musa
ile müridi Kaygusuz Abdal, Pir Sultan Abdal, vs. bu konuları işleyen başlıc
aşairlerdir.
Batı Uygarlığı Etkisinde Gelişen
Türk Edebiyatı
Osmanlı İmparatorluğu'nda Tanzimat'ın ilanından (1839)
sonraki siyasal yenileşme döneminden başlayarak edebiyatın dili ve anlatımıyla
birlikte halk topluluğuna ulaşma biçimi, amacı, kapsadığı sorunlar da büyük
ölçüde değişti. Sözlü edebiyatın yerini kesin olarak yazılı edebiyat aldı.
Roman, tiyatro, eleştiri, deneme gibi batı kaynaklı türlerde ürünler verildi.
Toplumsal sorunlar gerçekçi yöntemle ele alınmaya başlandı.
Tanzimat Edebiyatı
Batı ülkelerinden özellikle de Fransa'dan
etkilenen ve geniş halk kitlesine ulaşmayı amaçlayan,toplumsal sorunlarla
yakından ilgilenmeye başlayan edebiyatın ilk ürünleri Tanzimat'ın ilanından 20
yıl kadar sonra verildi. Tasvir-i Efkar gazetesini çıkaran Şinasi,
biçimden çok öze önem verenbilgi ve düşünceyle temellenen, geniş halk
topluluğuna seslenebilmeyi amaçlayan yeni düzyazının kurucusudur. Şiirleri, şiir
çevirileri, makaleleriyle çağdaşlarını derinden etkileyen bu yenilikçi yazar
geleneksel halk tiyatrosuyla batı örneğini bileştiren ilk tiyatro yapıtını olan
Şair Evlenmesi'nin (1859) yazarıdır. Divan şiirini dil ve anlatım
bakımından topluma sırt çevirmiş, içerik bakımından doğaya, akla yabancı,
toplumsal sorunlara uzak sayan Tanzimat şiirinde Namık Kemal yurt, ulus sevgisi,
özgürlük, haksızlığa başkaldırma gibi temaları coşkulu bir dille ve yeni bir
anlatımla işledi. Ziya Paşa,divan şiirinin geleneksel biçimlerinden fazla
uzaklaşmadan siyasal yönetimde, insan ilişkilerindeki adaletsizlik, haksız
davranışlara karşı çıktı, uygarlığı bilimi savundu. Padişahın mutlak
egemenliğine karşı meşrutiyet yönetimini savunana, yurtiçinde olduğu kadar
gönüllü sürgün olarak yurtdışında da siyasal savaşın veren bu şairler
savundukları yeni dil ve edebiyat anlayışını eleştiri türünde verdikleri
ürünlerde dile getirdiler. Toplum için sanat ilkesine bağlı sayılabilecek
bu şairleri izleyen kuşak sanat için sanat ilkesine yatkın ürünler
verdiler. Doğa, aşk, ölüm, varlık-yokluk gibi konuları işlerken yeni bir anlatım
ve yeni biçimlerden yararlanıldı. Bu dönemde kendisi de yeni yenilikçi üürnler
kaleme almış olmasına rağmen geleneğe bağlı şiir anlayışını Muallim Naci devam
ettirdi. Şemsettin Sami'nin roman türünde ilk örnek olan Taaşşuk-ı Talat ve
Fitnat 'ını izleyen ürünler (Ahmet Mithat Efendi, Felatun Bey'le Rakım
Efendi, 1876; Namık Kemal, İntibah, 1876) bir yandan yaşanan çağa
ters düşmüş eski toplumsal kurumları öte yandan Batı'ya körü körüne öykünmeyi
eleştiriyordu. Ahmet Mithat Efendi, sözlü halk hikayeciliğinden eserlerinde bol
bol yararlandı. İlk ürünlerinde büyük ölçüde romantizmden beslenmesine karşın
Samipaşazade Sezai, Recaizade Mahmut Ekrem yer yer gerçekçi öğeler kullandılar.
Natüralizme yakınlık gösteren Nabizade Nazım, köy gerçeklerini konu edinen ilk
yapıt olan Karabibik 'in (uzun öykü, 1890) yazarı oldu. Tiyatroda Ahmet
Vefik Paşa'nın Moliére uyarlamaları halk geleneğinin batı kaynağı ile
birleştirme çabalarının bir halkasıdır. Buna karşılık Abdülhak Hamit'in oyunları
batı tiyatrosu örneklerinden büyük ölçüde beslenen, sahne diline halkın
beğenisine ise oldukça uzak ürünlerdir. Namık Kemal'in sürgüne gönderilmesine
yol açan Vatan yahut Silistre oyunu yazarın ana temalarından olan yurt ve
ulus sevgisini heyecanlı bir anlatımla sahneye aktararak konu ediniyordu. II.
Abdülhamit'in uzun süren baskısı yönetime II. Meşrutiyet sonrasına kadar tiyatro
edebiyatının gelişmesine engel oldu.
Edebiyat-ı
Cedide
Tanzimat edebiyatı yurt sorunlarıyla yakından ilgileniyor,
yurt,ulus sevgisi gibi konuları işliyor, halkın anlayabileceği bir dille yazmaya
çalışıyor, halkı eğitmeyi amaçlıyordu. II. Abdülhamit döneminde doğan doğup
gelişen Edebiyat-ı Cedide ya da yazdıkları derginin adıyla Servet-i Fünun
edebiyatı, bütün noktalarda kendisinden önceki edebiyatın karşısında yer aldı.
Edebiyat-ı Cedide yazarları bireysel konuları, güzelliklerini ancak öğrenim
görmüş seçkin kişilerin kavrayabileceği bir anlatımla işlediler. Batılı
özellikle de Fransız yazarların yapıtlarındaki biçim özelliklerini türkçeye
uyguladılar. Hareketin temsilcilerinden Tevfik Fikret (1867-1912), Cenap
Şahabettin (1870-1934) şiire geniş bir ses zenginliği kazandırdılar. Doğayı,
kişisel yaşantıyı, bireysel duyguları ayrıntılarıyla yansıttılar. Tevfik Fikret
zamanla toplumsal bozuklukları, siyasal yönetim baskısını,haksızlıkları konu
edinmeye koyuldu. Roman alanında Mehmet Rauf ile birlikte ruhsal durumları
çözümlemeye önem veren Halit Ziya Uşaklıgil, farklı toplum kesimlerinden
kişilerin, aydınların, sanat-edebiyat çevresinin, halkın yaşamına gerçekçi
açıdan tanıklık etti. Yapıtlarını bu dönemde yayımlamaya başlayan Rahmi
Gürpınar, Edebiyat-ı Cedide'den alabildiğine ayrılarak geniş okur topluluğuna
seslenen, halkın yaşamından canlı kesitler veren, öğretici, eğlendirici romanlar
yazdı. II. Meşrutiyet'in ilanından sonraki dönemde Edebiyat-ı Cedide'nin bağlı
olduğu sanat için sanat anlayışını kısa bir süre Fecr-i Ati hareketinin
genç temsilcileri sürdürdü. Bunlar arasında yer alan Ahmet Haşim,arı şiir
anlayışına bağlı ürünleriyle tanındı. Topluluğun üyelerinden hemen tümü II.
Meşrutiyet'ten sonra Milli Edebiyat hareketi içinde yer aldılar.
Milli Edebiyat
Türkçülük hareketinin etkisinde
gelişen Milli Edebiyat'ın hareket noktası ulusal kaynaklara yönelme
düşüncesiydi. Dilde sadeleşme,şiirde aruzun yerine hece vezni, içerikte halkın
sorunları ve yerli yaşam Milli Edebiyat'ın temellerini oluşturdu. Mehmet Emin
Yurdakul'un Tükçe Şiirler (1899) yapıtıyla başlayan yenileşme, aydınların
şiirini bir yandan halk edebiyatı öğelerine öte yandan halkın dertlerine
yöneltti. Türkçülük hareketinin ilkelerini saptayan Ziya Gökalp kaynak olarak
eski Türk destan geleneğinin, folklorun taşıdığı değeri gösterdi. Öykülerinde
toplum ve siyaset sorunlarına tarihsel geçmişe dayanarak çözümler araya Ömer
Seyfettin'in gerçekçi ve destansı anlatımı zaman zaman da yergicilik
ekleniyordu. Refik Halit Karay'ın gerçekçi yapıtı Memleket Hikayeleri
(1919) ilk kez Anadolu küçük kent ve kasabaların yaşamlarını konu edindi.
Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yazarlar kuşağının öncüleri Reşat Nuri Güntekin,
Halide Edip Adıvar, Yakup Kadri gibi romancılar Cumhuriyet döneminin eşiğinde
yayınladıkları yapıtlarıyla Osmanlı'nın yıkılış Türkiye'nin kuruluş dönemine
tanıklık ettiler; Anadolu gerçeğini yansıttılar. Mehmet Akif Ersoy, büyük
oylumlu, öyküsel şiirini derleyen Safahat dizisinde aruz veznini halkın
konuşma diline başarılı bir şekilde uyguladı. Yahya Kemal Beyatlı'nın vatan
sevgisi ve tarih duygusuyla beslenen şiiri bir yandan lirik öte yandan destansı
öğeler taşıyordu. Hece vezninin temsilcilerinden Faruk Nafiz Çamlıbel'in şiirini
yer yer Anadolu gerçekleri besledi. Milli Edebiyat akımı Cumhuriyet döneminde
toplum sorunlarına öncelik veren, gerçekçi yöntemi uygulayan edebiyata temel
oldu.
Türkiye Cumhuriyeti Dönemi Türk
Edebiyatı
Roman ve Öykü
Cumhuriyet dönemi edbeiyatı
Türkiye'nin gerçeklerine gittikçe genişleyen ölçüde eğildi. Yurdun bütün
bölgelerinde kentlerdeki, köylerdeki yaşamı ve insan ilişkilerini, yurtdışına göçen işçileri ele aldı. Her sınıftan,her yaşam biçiminden
gelen kahramanları canlandırdı. Onları kuşatan toplumsal bozuklukların
giderilmesi için örneriler getirildi. Dil devrimi, edebiyatı yakından etkiledi.
Türetilen ya da canlandırılan sözcükler yanında bölge ağızlarından sözcükler ve
anlatım biçimleri de edebiyata girdi. Halk söyleyişleri, anlatımı kadar dünya
edebiyatlarından trülü eğilimlerden, deneylerden izlenimler görüldü.
Cumhuriyet'in kuruluşunu ele alan yapıtlar oluşturuldu. Yakup Kadri yakın
tarihte oluşan, kendi tanık olduğu olaylara dayanarak toplumdaki değişmeleri,
siyasal yaşamdaki çalkantıları, çatışmaları ele alan romanlar yazdı. En etkili
romanı ise köylü ve aydın çelişkisini anlatan Yaban (1932) oldu. Cumhuriyet'in ilk on yılında Kurtuluş Savaşı'na katılan halk
ve aydınlar, yeni döneme ayak uydurmaya çalışan çıkarcılar ve işbirlikçiler,
batı uygarlığı karşısında geleneksel ahlakın ve yerleşik değerlerin
tartışılması, toplumdaki değişmelerin, batılılaşmayı yanlış anlamanın yıkıcı
etkileri gibi toplumsal konulara bireysel sorunlar, ruhçözüm
deneyleri eklendi. Şevket Esendal'ın Ayaşlı ve
Kiracıları (1934) romanı başkent Ankara'nın, Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki
yaşamını canlandırıyordu. Deniz tutkunu
olan Sait Faik, kendi yaşadığı Burgaz Adası'nın Rum balıkçılarını, kentin küçük
insanlarını geniş bir insan sevgiisyle canlandırdı. Öte yandan üretim biçimine, üretim biçiminde
değişmenin yaşamı nasıl etkilediğine dikkati çeken ilk yapıt
Sadri Ertem'in Çıkrıklar Durunca (1931) adlı köy
romanıdır. Sabahattin Ali, Kuyucaklı Yusuf romanıyla 20 yıl kadar sonra
gelişecek köy romancılığına öncülük etti. Köylüleri, düşkün kadınları, toplumsal
sınıflar arasındaki çelişkileri ele alan öyküler kaleme aldı.
İnce
Memed romanında 1930 yıllarında Toroslarda yaşayan, suça itilmiş bir
eşkıyanın yaşamını konu edinen Yaşar Kemal bu yöreyi ve Çukurova'yı tarihsel
kökleri, doğası, güncel sorunlarıyla yansıtırken anlatımdaki coşku,
betimelemerindeki renklilikle dikkat çekti. Orhan Kemal,
İstanbul'un yoksul kesimlerinde yaşayanları, köyden kente nüfus göçünü, ezilen
çocukların, genç kızların serüvenini konu edindi. Kemal Tahir'in köyü konu
edinen romanları ve köydeki gelişmelerin geniş bir panoramasını verdi. Samim
Kocagöz, Necati Cumalı, Fakir Baykurt gibi yazarlar roman ve öyküleriyle köy ve
kasaba yaşamına tanıklık ettiler. Aynı çevreyi konu edinen Bekir Yıldız,
yurtdışında çalışan göçmen işçilerin yaşamını konu edinen yazarlardan oldu.
Gerçeklere ironi ile bakan öykücüler bulunduğu gibi (ör; Haldun Taner)
toplumsal bozuklukları gülmece öyküleri ve romanlarıyla çok geniş bir okur
toplulukları önünde tartışan yazarlar (Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz) görüldü.
Kurtuluş Savaşı'nın ve Cumhuriyet dönemini, toplumcu ve gerçekçi yazarlara
karşıt biçimde yorumlayan yazarlar (Tarık Buğra) da oldu.
Ruhsal çözümlemelere yönelen,biliçaltını sergileyen yazarlar (Yusuf
Atılgan, Bilge Karasu, Adnan Özyalçıner, Oğuz Atay, vs.) soyutlamalardan,
kara mizahtan yararlandılar; geriye dönüşümlerle, çağrışımlarla beslenen, dilin
olanaklarını araştıran denemelere giriştiler. Kadın romancılar ve öykücüler
çevreyi, olayları, kişileri konu edinirken ayrıntılara daha çok indiler. Bu
yazarlar (Nezihe Meriç, Adalet Ağaoğlu, Pınar Kür, Füruzan, Sevgi Soysal, Tomris Uyar) bireyin toplumla ilişkisi, toplumsal yapıda ve kültürdeki değişimler,
cinsellik gibi konulara yönelirken yerleşik yargılara karşı çıktılar. Hızlı
kentleşme, sanayileşme olguları köy edebiyatının ortadan silinmesine yol
açarken, kentteki kaynaşmalar, kenar mahalle insanlarının, yoksulların,
işçilerin yaşamından çok aydınların, sanatçıların, siyasal eylemlere
katılanların toplumsal ve ruhsal dünyalarını,onların tanıklığıyla bireyi ve
toplumu konu edinen bir edebiyat gelişti: Erhan Bener, Demir Özlü,Selim İleri,
Orhan Pamuk, Latife Tekin, Nedim Gürsel, vs. gibi yazarların roman ve
öyküleri.
Şiir
Şiirde, Milli Edebiyat
akımından hece veznini devralan kuşak (Kemalettin Kamu, Ömer Bedrettin
Uşaklı, vs.) küçük duyarlılıkları, doğa ve yurt güzelliklerini konu edindi.
Biçim yetkinliğine, arı şiire yönelen çalışmalar folklordan (Ahmet Kutsi
Tecer) tarihin yanı sıra psikolojiden (Ahmet Hamdi
Tanpınar) beslendi. Simgelere (Ahmet Muhip Dıranas) ya da günlük
yaşamdan sahnelere, yaygın izlenimlere, duyarlığa (Cahit Sıtkı Tarancı)
yaslandı. Hece veznini kullanmada ulaşılan ustalığa yeni kalıplar, duraksız
uygulamalar (A.M.Dıranas, C.S.Tarancı) eklendi. İnsanın iç dünyasına
yönelik araştırmalar, gizemci düşünceler dile getirildi (Necip Fazıl
Kısakürek). Nazım Hikmet Ran'ın vezni, geleneksel
kalıpları kıran şiiri, biçimsel özellikleri kadar Marxçı görüşe bağlı
içeriğiyle de yenilik oluşturdu. Bu yenilikçi şiir zamanla halk şiirinden,divan
şiirinden hatta çağdaşı Garip şiirinden etkiler aldı; öykünün olanaklarından
yararlanıldı; yerel ve evrensel değerlerle beslendi. Garip hareketinin
temsilcileri (Orhan Veli Kanık, Melih Cevdet, Oktay
Rıfat) şiirde süregelen aşırı duyarlığa, şairaneliğe karşı çıktılar,
vezinsiz şiiri yaygınlaştırdılar. Garipçiler karşısında Nazım Hikmet'in şiir
anlayışından etkilenen toplumcu şiir anlayışı ortaya çıktı. Bu şiir
geleneğinin temsilcileri Rıfat Ilgaz, A.Kadir, Ahmed Arif, Hasan Hüseyin
'dir. Toplumsal konuları, imgeye ve duyarlığa daha geniş yer vererek işleyen
eğilimin temsilcisi Atilla İlhan oldu. Doğanın, aşkın, yaşamın, sevginin, barışın, özgürlüğün vs. gibi konuları
işleyen açık aydınlık şiirin (Bedri Rahmi Eyüpoğlu, Behçet Necatigil, Cahit
Külebi, Necati Cumalı) karşısında insanın evrendeki
yerini konu edinirken soyutlamalardan, biliçaltı araştırmalardan yararlanan
çalışmalar yer aldı. Asaf Halet Çelebi'nin şiirine eski uygarlıkların,
tasavvufun, folklorun katkısı görüldü. Dönemin en üretken şairi Fazıl Hüsnü
Dağlarca, insanın Tanrı, evren, tarih, zaman karşısındaki yerini yer yer
karanlık imgelerle okura sezdirmeye çalıştı. Garip şiirinin açık anlatımına karşın İkinci Yeni adı verilen şiirin
temsilcileri Edip Cansever, İlhan Berk, Cemal Süreya, Turgut Uyar, Sezai Karakoç
ve Ece Ayhan, çağdaş dünyanın karmaşası içinde bunalan insanın tedirginliğini,
yer yer kapanık bir şiir diliyle anlattılar. Toplumsal eylemlere (Kemal Özer, Ataol Behramoğlu) kentin yaşamında çizgi dışı kalmış
kitlelerin temsilcilerine (Refik Durbaş), kültürel kaynaklara ve tarihe
(Hilmi Yavuz) yönelen ürünler kendini gösterdi. İroni (Salah
Birsel), toplumsal (Metin Eloğlu), siyasal (Can Yücel), yergi,
duyarlığa karşı şiir kaynaklarından birini oluşturdu.
Araştırma, Derleme
Türk edebiyatını uzun
tarihi ve geniş coğrafyası içinde bir bütün olarak ele alan, dönemlerini
belirleyen,eski yapıtları gün ışığğna çıkaran yazar Fuat Köprülü'dür. F.Köprülü,
siyasal ve toplumsal kurumlardaki değişmelerin edebiyattaki etkilerini gösterdi.
Onun çizdiği çevreye bağlı kalarak geçmişteki türk edebiyatını inceleyen
araştırmacılar yetişti: İbrahim Necmi Dilmen, İsmail Habip Sevük, Agah Sırrı
Levent, Mustafa Nihat Özön, Nihat Sami Banarlı, Kenan Akyüz, Abdülbaki
Gölpınarlı,Fahir İz bu alanda çalışmalar gerçekleştirenlerden bazılarıdır.
Değerlendirmelerinde düşünce hareketlerini,yazarların psikolojisini,anlatım
özelliklerini göz önünde tutanlar (Ahmet Hamdi Tanpınar, Mehmet Kaplan)
oldu.
Türk Edebiyatında Roman
Roman, Türk
edebiyatına Fransızca’dan yapılan çevrilerle girdi. Bu çevirilerden ilki Yusuf
Kamil Paşa’nın Fenelon ’dan yaptığı Terceme-i Telemak ’tır. Daha
sonra adı bilinmeyen bir çevirici Victor Hugo’nun ünlü romanı Sefiller ’i
(Les Miserables) çevirdi. 1860-1880 yıları arasında başta Fransız yazarlar olmak
üzere bir çok Batılı yazarın eseri Türkçe’ye çevrildi. İlk Türk romanı Şemseddin
Sami’nin Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat adlı
eseridir. Sami’den sonra Ahmed Mithat romanlarıyla Türk
romanının gelişmesine katkıda bulundu. Türk romanı asıl Tanzimat döneminde
gelişti. Bu ilk dönem yazarları daha çok Fransız Romantizm akımını örnek
almışlardır. Taner Timur'a göre bunun öncelikli nedenlerinden biri bu dönemde
Fransız romanında etkili olan Doğalcılık akımı ve bu akım doğrultusunda yazılan
romanların toplumun en yoz ve kötü halini yansıtma eğiliminde olmalarıdır.
Osmanlılar bu romanlarda anlatılan hikayeleri bu nedenle beğenmemiş ve
kendilerine uygun görmemişlerdir. Émile Zola gibi yazarların
kötümser determinizmi yerine, dönemin değişen Osmanlı toplumuna daha çok hitap
eden konuları tercih etmişlerdir. Bu durum, Taner Timur'un Ahmet Mithat
Efendi'den yaptığı alıntıda şöyle geçmektedir:
“ Bu zamanın tabii romancılarına bakılacak olursa
dünyada ve bahusus dünyanın Fransa denilen kısmında ve hele Fransa'nın Paris
denilen yerinde fezaili beşeriyeden (insani erdemlerden) hiçbir eser kalmamış
olmak lazım gelir. ”
Bu nedenle dönemin
romanlarında daha çok romantik aşklar ve yanlış batılılaşma ana tema olarak ön
plana çıkmaktadır.Recaizade Mahmud Ekrem’in Araba Sevdası yeni teknikler
kullanılan Batılı anlamda türüne en yakın ilk Türk romanıdır. Servet-i Fünun
edebiyatı döneminde ilk usta romanlar ve usta yazarlar kendilerini gösterdi.
"Sanat sanat içindir" tezini savunan bu yazarlar aşk ve acıma gibi
konuları işledi. Halit Ziya Uşaklıgil bu dönemin en önemli romancısı sayılır.
Aşk-ı Memnu (1925) adlı romanı günümüzde de en başarılı Türk romanlarından
biridir. 1910’dan sonra milli duyguların ağır basmasıyla birlikte "Genç
Kalemler" dergisi çevresinde Türkçülük akımı gelişti. Milli romanların yazılması
bu dönemde başladı. Halide Edip Adıvar’ın Vurun Kah*eye, Reşat Nuri
Güntekin’in Çalıkuşu romanları bu dönemin örneklerindendir. Cumhuriyet
döneminde çağdaş Türk romanı ortaya çıktı. Toplumsal ve sosyal gelişmeleri konu
alan romanlar yazıldı. Köy ve kent romanları ayrımı da bu dönemle
ilgilidir.
Türk Edebiyatında Öykü
Türk
edebiyatında, bir olay anlatan sözlü ya da yazılı anlatılara hep hikaye
adı verilmiş, manzum olanlara destan da denmiştir.
Divan edebiyatında mesnevi türü (Leyla ile Mecnun, Husrev ve Şirin, Yusuf ve
Züleyha vb.) bunun en ünlü örneğidir. Halk edebiyatında hikayeci-aşıklar
tarafından kahvelerde, köy odalarında, düğün vb. toplantılarında söylenen
hikayeler, halk hikayesi diye anılır. XV. yüzyılda yazıya geçirildiği
sanılan ve destansı bir nitelik gösteren Kitab-ı Dede Korkut 'taki
hikayeler bunun ilk örnekleri sayılabilir. Anadolu'da XVI. yüzyıldan bu yana,
sözlü halk geleneğinde sürüp gelen halk hikayelerinde olaylar nesir ile
anlatılır, duygusal, coşkulu, haller nazımla ve saz eşliğinde söylenir. Halk
hikayeleri, konuları bakımından, aşk hikayleri ve
kahramanlık hikayeleri olmak üzere ikiye ayrılır.
Türk edebiyatında çağdaş
hikaye Batı'dakinin tersi olarak, halk hikaye ve masallarının gelişmesiyle
oluşmamış; XIX. yüzyılın ikinci yarısında doğrudan doğruya batı edebiyatının
hikaye yolundaki verimleri örnek tutularak yazılmaya başlanmıştır. Batı uygarlığı çevresindeki türk edebiyatında, hikaye karşılığı
olarak küçük hikaye terimi kullanılıştır.
Edebiyatımızda Batı'daki anlamıyla ilk hikaye Ahmed Midhat tarafından
yazılmıştır. Hikayelerinin kimi çeviri kimi yerlidir. Bu yolda
ikinci yazar Emin Nihat'tır; Müsameretname adlı
kitabında 7 hikaye toplanmıştır. Aynı dönemde kurgu ve anlatım bakımından
başarılı sayılabilecek ilk örnek Samipaşazade Sezai'nin Küçük Şeyler adlı
hikayesidir. Bu dönemin başka bir yazarı ise Nabizade Nazım'dır.
Türk
öykücülüğünü yetkinliğe kavuşturan yazar ise Halit Ziya Uşaklıgil oldu.
Edebiyat-ı Cedide döneminde yalın diliyle dikkat çeken Uşaklıgil, titiz
gözlemciliğiyle gerçekçi öykü geleneğini başlatan yazardır. Bu dönemin diğer
yazarları Hüseyin Rahmi Gürpınar, Mehmet Rauf, Hüseyin Cahit Yalçın, Ahmet
Hikmet Müftüoğlu ve Saffeti Ziya idi.
Meşrutiyet’in
ilanından sonra gelişen yeni edebiyat akımıyla birlikte öyküde toplumsal ve
siyasi sorunlar işlenmeye başladı. Türkçe’de yabancı sözcüklerin temizlenmesi,
yazımda konuşma dilinin hakim olması, taşra yaşamının gerçekçi bir üslupla
edebiyata taşınması gibi özelliklerle bilinen bu dönemde Ömer Seyfettin, Türk
öykücülüğünde yeri bir çığır açtı. Onu Halide Edip Adıvar, Reşat Nuri Güntekin,
Refik Halit Karay izledi. F. Celaleddin, Selahattin Enis, Sadri Ertem, Cemal
Kaygılı, Sabahattin Ali, Kenan Hulusi Koray, Nahit Sırrı Örik, Bekir Sıtkı Kunt,
Mahmut Şevket Esendal Cumhuriyet dönemi öykücülüğünü hazırlan isimlerdir.
Cumhuriyet dönemi 1930’lar sonrasını kapsar. Bu dönemde alışılmışın dışında bir
öykü dünyası kuran Sait Faik Abasıyanık, Halikarnas
Balıkçısı (Cevat Şakir Kabaağaç), diyalogların usta yazarı Orhan Kemal, Mehmet
Seyda, Samet Ağaoğlu, Sabahattin Kudret Aksal, Kemal Bilbaşar, Kemal Tahir ve
Ahmet Hamdi Tanpınar öykü yazarları olarak ön plana çıktı. Günümüzde Türk
öykücülüğü geniş bir konu ve üslup zenginliğiyle sürmektedir. Bunlar arasında
Muzaffer Buyrukçu ve Osman Çeviksoy üslupçuluklarıyla ön plana çıkarken, İslam
Gemici, Necati Tosuner (Çıkmazda, Neden Kitap) gibi isimler de çalışmalarına
aralıksız olarak devam etmektedirler.
Türk
Edebiyatında Şiir
Türk şiirinin halk ağzından derlenmiş en eski
ürünlerinden bazıları Divân-ı Lügati't-Türk 'tedir. Çuçu adlı bir Türk
şairinin adın adının da anıldığı bu kaynaktaki şiirler aşk, doğa, kahramanlık,
ahlaksal öğütler gibi dünya şiirinin en eski ve yaygın konularını kapsar. Burada
verilen örnekler hece vezniyle söylenmiş, uyaklı dörtlüklerden oluşur. VIII.-XIII. yüzyıllardan kalma manici ve buddhacı
Uygurlar'a ait şiirler koşuğ, küğ gibi adlar taşır. Bazılarının adları (Aprınçur Tigin, Sıngku, Seli Tutung)
da bilinen bu dönem şairlerinin ürünlerinde hece vezni ve uyak gibi
öğelerin yanında dize başındaki uyaklardan, dize
yenilemelerinden, aliterasyondan da geniş biçimde yaralanılmıştır. Şölen, sığır, yuğ gibi dinsel törenlerde kopuz eşiliğinde söylenen
eski Türk şiiri İslam dininin benimsenmesinden sonra Türk
halk şairlerin ürünlerinin prototipidir. İslam uygarlığı çerçevsinde din,
tasavvuf, konularını ele alan şiir yanında aşk, şarap temalarını işleyen din
dışı şiirin esin sonucu oluştuğuna inanılmıştır. Halk şiirinin hece ile
söylenmiş dörtlüklerine karşın aruz vezniyle beyit birimine dayanılarak
oluşturulan divan şiiride, İran şiiri aracılığıyla alınan biçimler yanında yerli
biçimler de (tuyuğ, şarkı) görülür. Şiirin kapalı
olmaması, kolay anlaşılması daima istenmiştir.
“ Şiirde sözün ruşen ola,açık ola ve sakın ki gamız
söylemeyesin, yani örtülü söylemeyesin.”
Büyük ölçüde anlatı ustalığına dayanan eski şiirin bilgi kaynağından da
beslenmesi ileri sürülmüştür. Bu yoldaki görüşler karşın divan şiiri ve XVIII.
yüzyıldan itibaren ondan derin biçimde etkilenen halk şiiri, gerçek yaşamdan ve
toplumdan alabildiğine uzaklaştı.
“ İlimsiz şiir esası (temel) yok duvar gibi
olur ve esassız duvar gayette biitibar olur.”
Fuzuli
Milli edebiyat kımı ve
konuşma diline, günlük yaşama, sokaktaki adamın serüvenine yönelen Garip şiiri
ve daha sonraki hareketlerde şiirde vezin, uyak, söz ve anlatım sanatı gibi
doğallığa aykırı anlatım öğelerini adım adım geride bıraktı.

Etiketler:
Bilimler
Edebiyat
Türk Edebiyatı
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |