Okunma: 2133 kez
Ellerinin içinde kaybolduğunu görebiliyorum maroken kaplı direksiyonunun üç yüz altmış beygirlik bir yarış otomobilinin, ve sonra bir baltanın sapının, ki her indirişinde ciğerlerin gürülder, terler çağlayanlar gibi alnın, göğüs kafesin. Seni sonbahar sisinin çöktüğü korulukta görüyorum, elindeki çifte bir elbise askısı ehemmiyetinde, ıslak gömleğini değiştirmen için seslenen annenin dudaklarına yerleştirdiği tebessümle yürürken geniş ve yaylanan adımlarınla kaygan gazellerin üstünde.
Seni cana kıyarken görebiliyorum, evet; bir bıldırcını saçmayla, ve bir
adamı bir metre mesafeden gözlerinin içine bakarak veya bir Enfield
tüfeğiyle, unutulmuş bir uzak limanda, demir alan tankerlerin,
konteynırların arasında. Seni sevişirken görebiliyorum, evet, kurşunu
namluya sürerkenki sükûnetinle. Gözlerin yuvalarında dönmez, boşalırken
de böğürmezsin, eminim. Belini örtersin kadınının, bir de emanet
edersin ağır kollarını dinlenmeye üstünde; yüzü kayıp, avucunun içinde.
Ve sen, kimselere sataşmayan, kimselerle atışmayan giysilerinin yine de
alalayamadığı suistimal edilmemiş bedeninle, uykudaki bir derviş kadar
müteyakkız kestirirken kadim sırlara gülen gözlerinle, ben sana bakar
bakar da ağlarım, delik deşik bir yetersizlik bilgisi içimde. Sen,
muradım, sen, en tekinsiz iştiyaklarım cismanileşmişi, uzay ve zamanda
ezelden ebede ve bir baştan bir başa yayılmıştın dalgalar gibi de,
özlemimin karadelikler kadar güçlü çekimine karşıkoyamadın, kendini
belirlemek durumunda mı kaldın yanımda, yöremde, karşımda? Arsızlığım
mı neden oldu, sonsuz olasılığa sırt çevirip kırılmana benden yana?
Yoksa o yüksek ahlâklı ışık mısın, talep ettiğim gerçeklerin ötesini
yüklemekten imtina edebilen omuzlarıma? Hayırhah bir serap, yollara
döküldüğünde ardından sürükleyen dayanılır kılan ne varsa dünyayı;
sessiz, abartısız, kuru sıcak bir el, doğumda kanıyla, ölümde küreği ve
dualarıyla orada. Canhıraş bir çığlıktır ayrılık, yakılan türkülerde
orada. Kaderin bilgisi gözlerinde saklı, kabirin çamurunda, matemin
mahremiyetinde orada. Kandil ışığını güneşe dönüştüren, zemheride bahar
çiçeklerine yol veren, sen. Özenle ayıklayan hayrı şerden, cömertçe bir
abide tertipleyen toprağa verilenden. O abide, bir armağandır geride
kalanlara senden. Eşrefi mahlûkatın ölçüsüdür cömertlik, matemin
hakkını gözeten sen. İsyanı iyileştiren, teslimiyyeti miskinlikten
ayrıştıran, sonsuza açılan yolu aydınlatan, tarih hatası bir şövalye.
Vahiy, kendisini şer’in istibdatından kurtarana, gönlünde iyiliğe yer
açana inermiş derler. Kirden, pastan, öfkeden, nefretten arınmamıza
elveren. Hasreti iyileştiren, yanımızdayken bile özlüyor olmamız,
mükemmeliyetinden nasiplenme iştiyakımızın tükenmezliğinden.
Düzeneğimin elverdiği kadarıyla algılayabildiğim, ne olmasını
istediğimi seziyorsa öyle olan, umarsız, talepsiz, ve her zaman
yanımızdaki sen. Nerede, ne zaman, başlatacağını neyi hiçbir zaman
bilemeyeceğimizi matematiksel bir kesinlikle bildiğim, joker. Git,
dördüncü ası ol karenin, tamamlansın. Dön, altın kızı ol floş ruayelin
yüreği elinde; dönüş, karo oğlanına rengin. Aklın, ahlâkın, adaletin,
adabın ve aşkın ışığında, dokun, devreler tamamlansın. Elver, sistemler
çalışsın, sonsuz değerler kazansın olabilirlikler. Birarada düşünmeye
bile cesaret edemediğim hasletlerin mecmu’u, toplam yaşam enerjisi
insanlığın. Kuantum çekirdeği ol, devin bizimle sonsuza kadar.

Etiketler:
Bilimler
Felsefe
Devin Bizimle Sonsuza Kadar...
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |