GenBilim
Türkiye Bilim Sitesi  
Anasayfa | Forum | Bilimler | Arşiv Tarama | GenKalem | Destek | Site Haritası | Linkler | RSS | Reklam | Arkadaşını Davet Et | İletişim
Kontrol Paneli Anasayfa arrow Bilimler arrow Sosyoloji arrow Yabanci Dilde Egitim Neden Toplumsal Takıntımız? Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Üye OlŞifre Hatırlat Kontrol Paneli
Eyl 03 2008
Yabanci Dilde Egitim Neden Toplumsal Takıntımız? Yazdır E-posta
(2 Oy)



Prof. Dr. Göktürk Üçoluk   
Çarşamba, 03 Eylül 2008
Okunma: 574 kez

Boğaziçi Üniversitesinde Fizik okuduğum 7 kişilik sınıfta bir keresinde anlayamadığım bir çıkarım adımını İngilizce değil Türkçe sordum. Dile getirmek istediğim ayrıntıyı, nüansı belirtebilecek İngilizce bilgim yoktu. Boğaziçi nin genellemekle hiçte hata yapmış olmayacağım saldırgan ukalalığı ile, öğretim üyesi Say it in English i yapıştırıverdi. ( www.genbilim.com )

Neden İngilizce söylemediğimi gerekçelendirdim. Yanıt olarak  Eğer bu çabada olmazsam hiç bir zaman uluslararası düzeyde bir bilim adamı olamayacağımı  söyledi. (Ne büyük bir sav!!). Yanıtım çok çabuk geldi:  Asıl, kendimi ifade etmemi, soru sormamı bu yollarlar kısıtlarsanız, söylediğiniz gerçekleşecek  dedim ve sorularımı gerekli gördüğümde Türkçe sormaya devam edeceğimi, yanıtlayıp yanıtlamamanın kendisine kalacağını söyledim. Ne yazık ki, suratında herhangi bir anlama belirtisi göremedim, kendi sığ ve dar görüşü içinde doğru yaptığına inanıyordu.

Bu konu üzerine çok söz söylenmiş olan, akademisyenlerin de tartışmaya önemli bir taraf olarak katılmaları nedeniyle keramati kendinden menkul pek çok değer ataması ile yönlendirilmiş bir tartışma. Minnacık bir örneğini yukarıda verdim. Bu tavrı, zaman içinde açık oturumlarda, dergi ve gazete makalelerinde bol bol izledim. Bu tavır ne yazık ki toplumumuzun aşağılık duygusuna da fazlası ile  yaslanmış  durumdadır. Bu çok rahatsız edici bir sav ve sanırım birkaç paragraf ile de olsa açıklamaya gereksinimim var:

Toplumsal bir irdeleme:

Günümüz Türkiyesi Osmanlı dan gelmekte. 14-15 yy larda bir Dünya devi olan, emperyalist bir devlet. Kuralları kendisi koymuş ve tüm  süper güç  ler gibi zayıflıktan kaynaklanan hiç bir kompleksi yok. Kültür de, askeriye de, tıp da, bilim de buna dahil. Sonra bildiğiniz hikaye. Gerek çağa ayak uyduramayan bir emperyalizm, gerekse vaktı zamanında bilinçli bir seçimle belirlenmiş din mezhebinin tutuculuğu ve bağnazlığının, bir bumerang gibi, yönetim katını da vurması sonucunda, etkin emperyalizm uygulamaları, bilim ve teknoloji alanlarında ivmeli olarak geri düşme. Kültür de ilk aşamada değilse de, zamanla, bu gerilemeden esaslı biçimde payını almıştır. Artık rönesans sonrasında hızlı bir kültür oluşumuna giden bir hiristiyan alemi vardır ve daha çok da Avrupa eksenlidir. Ve artık, yükselen değerler (her ne iseler)  Avrupa usulü , Osmanlının kokuşmuş, yozlaşmış bozulmuş tüm düzeni de  Doğu usulü .  Evropa  in,  Şark  out. Bu yapının içinde oluşan  jön türk  hareketi aslında bir hareketten çok bir hevesi göstermektedir. Gitgide fakirleşmekte ve yozlaşmakta olan  köhne  fakat  büyük  bir imparatorluğu kurtarma hevesi. Bu  ahval ve şerait  içinde, talihin garip bir oyunu ile, aslında hiç de  yükselen değerler sayesinde  kazanılmamış bir  Kurtuluş savaşı . Son dakikada kaleye girmekte olan golü çıkaran bir avuç çok deneyimli  subay  ve, savaş yorgunu,  gavur a karşı  dinini, toprağını  savunan bir toplum. Ne subaylar, ne de toplum aslında bu savaşı, sözünü ettiğimiz  yükselen değerler  adına yapmadı. Kurtuluş savaşı 1500 yıllık bir kültürün  refleks  hareketi idi. Ancak özellikle savaşın kahramanı Mustafa Kemal in  jön türk  akımından etkilenmiş olması ve köhne  Osmanlı  dan  Türkiye  yi oluşturmanın yolunun ancak  yükselen değerler  çerçevesinde olabileceğini düşünmesi toplum üzerinde uygulamaya konulan bir dizi  dönüştürme  eyleminin nedenidir. Çok uygun bir zeminde olunması ve yeteri kadar egemenlik erkinin elde bulunması dolayısı ile tam deyimi ile  cerrahi  bir müdahale, kansız gerçekleştirilebildi. Bir dizi devrim, yasaklama ve yapılandırma ile toplumun yüzü  Garp cenahına  çevrildi. Bu yeni doğrultudan geriye dönmelere neden olabilecek köprüler atıldı. Klasik Türk Müziği, Arapça esaslı dil yapısı, yazı bunlardan bazıları idi. Burada şunu belirtmekte yarar görüyorum. Bu satırların yazarı olarak bu eylemleri onaylamıyor, kınıyor falan değilim. Hem benimsiyor hem de doğru buluyorum, bu ayrı bir konu. Ancak birşeyleri benimsememiz, sevmemiz, gerçekleri tüm yalınlığı ile görmemize engel olmamalı.

Atatürk, yeni Türkiye nin yapısını ince bir mühendislikle kurmaya girişmiştir. Yapılanlar arasındaki muazzam orkestrasyonu görmemek, takdir etmemek olanaksız. Bu çok boyutlu eylemler dizisinin bir boyutu orta eğitimin  tevhid-i tedrisat  yasası ile yeniden yapılandırılması iken, diğer bir boyutu üniversitelerin kurulması ve çok hızlı biçimde  Mustafa Kemal  hareketine sahip çıkacak, aydın bir genç kadronun oluşturulması idi. Bu oldukça başarıldı da. Daha sonraları, ikinci Dünya savaşından kaçan Alman bilim adamalarının varlığı da bu çabanın lehine oldu. Bu genç kuşak gerçekten de  hareketi  benimsedi ve böylece ilk  Cumhuriyet Kuşağı  doğdu. Gerek bağımsızlık savaşını kazanmış olmanın övüncü, gerekse kendilerine cömertçe sunulan akılcı olanakları değerlendiren bu ilk  Cumhuriyet kuşağı akademisyenleri  hummalı bir çaba ile Türkçeyi bir bilim dili haline getirdiler ve sayısız kitap yazdılar, çevirdiler. Bu hareket  Milli Şef  İnönü zamanında da sürdü. Yıllar önce babamın lise tarih kitabını gördüğümde küçük dilimi yutmuştum. 1945 lerin kitabı çok düzgün bir dile sahipti, renkli haritaları, fotoğrafları vardı, ofset kalitesine yakın bir kalitede kuşe kağıda basılmıştı. 300-400 sayfalık kitap bir de ciltli idi. Daha ilginci bu kitaplar para ile satılmaz, öğrencilere Milli Eğitim Bakanlığınca dağıtılırmış. İTÜ ve İÜ nün yayınları olarak basılmış çoğunluğu çeviri bilimsel kitapları görmenizi isterim. Çağın TÜM teknolojisini ve bilimini bulabileceğiniz binlerce (abartmıyorum) kitap. Yani o  fakir  Türkiye daha 50 li yıllarda orta öğrenim ve lisans eğitimi ile ilgili kaynak kitap sorununu  ezici  bir biçimde çözmüş idi. Şaşırtıcı değil mi?

Bu olumlulukların yanında olumsuz gelişmeler, diğer deyişle hastalıklar da gelişti bu yeni yapılanan ülkede. Osmanlının çağa ayak uyduramayan köhne zihniyetine alternatifi  batılılaşmakta  bulan Cumhuriyet kurucuları ve onları takip ederek yetişen aydınlar neyi niçin yaptıklarını her zaman bilemediler. Toplumun altından kültürel destekleri çekerken, bazıları pek inanmış olarak, topluma kuşaklar boyu  batılı değerleri alıp kendi bünyemize uydurmak  yerine  batılı gibi olmak  fikrini aşıladılar. Yani, batının, insanlığın (hümanizma nın) değer yargıları kümesindeki katkısı kadarlık kısmı alacağı (ve bunun tüm insanlık değerlerine denk olmadığını bileceği/bildireceği) yerde,  Batılı  görüntüsünü  toplum idolü  haline getirdiler. Bu vaktiyle pek az olan basın-yayın araçları ile işlendi de işlendi. Toplumda bunun yansıması ne yazık ki bir  aşağılık duygusu  gelişmesi biçiminde oldu. Ahhh, o  idolden  ne kadar da uzaktık !

Devleti yönetenler bu ince noktayı  görmezden geldiler  çünkü toplumun yönlendirildiği doğrultudan saptırılma tehlikeleri (özellikle irtica heveslilerince) vardı ve toplum bu ince farkın ayırdında olmayabilirdi. Daha sonraları Amerikan yanaşmacılığında  siyasi ikbal  gören çok partili devrin politikacıları, bu kez farklı amaçlarla aynı  toplum idolü  nü kullandılar. İkinci Dünya harbi ertesi bu kez Amerika  yükselen değerlerin  temsilcisi idi. Amerikan filmleri toplumun, ikili ticaret anlaşmaları kapitalin, Nato askerlerin içini gıcıklıyordu. Artık kemale ermiş ikinci cumhuriyet kuşağı bu değerlerle büyüdü. Lozan anlaşması gereği tanınan azınlık hakları çerçevesinde kurulmuş  ecnebi mektepleri  ni bir kenara bırakırsak, bu devir toplumda yabancı dilde eğitimin ilk filizlenmeye başladığı devirlerdir. Ve bu yıllarda ODTÜ, Amerikan yardımı ile, Amerikan üniversite sistemini taklit eden, eğitim dili ingilizce olan ilk üniversite olarak kuruluyor. (Yine talihin garip bir oyunu ile bu denli Amerikancı bir yapılanmaya sahip üniversitede anti-amerikancı eylemlerin başı çekiliyor, Amerikan elçisinin arabası gözünün önünde yakılıyor)

Gerek toplumun kendisine sunulmuş  idol  ü benimsemesinden gerekse yukarıda anlatılmış devlet politikası sonucunda  toplum  ve  devlet  bir rezonans durumuna giriyor. Yani her iki taraf birbirinin talep ve eylemlerini destekliyor. Milli Eğitimin liselerinde (Anadolu liseleri) önemli dersler İngilizce yapılmaya başlanıyor. (Yanlış anımsamıyorsam Almanca ve Fransızca eğitim yapanları da vardı ama çok çabuk kapandılar, gitti)

Son durumu hepimiz biliyoruz. Toplumun kültürel değerlerine olan son bağları da (ahlaki değerlerine koşut olarak) 12 Eylül rejimi ve Turgut Özal rejimince koparıldı. Zaten binbir zorlukla kurulmuş, yukarıda bir nebzecik anlatılmaya çalışılan  ince  dengeler, toplumun kültürel olarak altının boşaltılmış olması, yerine konanın bir  idol  seviyesinde kalması ve bunun da bir sonucu olarak  ahlaksızlığa  da daha eğilimli olması dolayısı ile yıkıldı. Toplum zıvanasından çıktı. Şu anda savrulup durmakta. Bir tarafta köklerinden gelen (veya geldiğini zannettiği)  şeriat özlemi , bir tarafta  her ne pahasına olursa olsun köşe dönmeler ,  AB ne girme gazı ,  demokratik olma söylemleri ,  Bölge jandarmacılığı görüntülü büyük devlet olma özlemi , öte yanda çekirdek çitleyerek saniyesi kaçırılmadan izlenen  televolesi ,  mehmet ali erbil i ve  BBG  si. Toplum, (başka bir  ses  yazısında da belirttiğim üzere)  duruşunu  yitirdi.

Bunlar olurken, tabii ki kendisine cici olarak benimsetilmiş  toplumsal idol  de, toplumun her canı yandığında, nasırına basıldığında, bundan nasibini almakta, duygusal filmleri aratmayacak sitemlere, hakaretlere maruz kalmada.  Avrupa, avrupa duy sesimizi... ,  İki yüzlü Avrupa,...  aslında  Ah, ulan, Nalannnn...  deyip duvardaki 2m^2 lik  Nalan ına kadeh fırlatan  Cüneyit  in hezeyanından ne kadar farklı ki?

Toplum böyle hücceten oradan oraya savrulurken, bir yandan ama, gözünün önünde  idolü ,  niçin  sorusuna, hipnoz altında belletilmiş gibi, motomot cevaplar vererek, ama  ne  istediğini çok çok iyi bilerek (yani maldan anlayarak) tek varlığı çocukları  yabancı dilde eğitim yapan  bir okula yazdırabilmek için, kendi yaşamlarından çaldığı paralar elinde, koşturuyor ve yarışıyor ölesiye, tek hücreliler gibi. Ve yine, daha çocuklar konuşmaya başlamadan,  mürebbiyeleri  İngiliz olan kreş ve ana okullarına kayıt yaptırabilmek için torpil kovalıyor.

Ve her allahın günü konsept gibi, saund gibi, medya gibi, medyatik gibi, couk (joke) gibi, remark gibi, tip (bahşiş anlamında) gibi bir damper dolusu acubik sözcük kulağımıza boca ediliyor. Dur diyemiyoruz. Bağırsak, ya ses ve söz kirliğinden sesimiz duyulmayacak, ya da deli diyecekler.


Etiketler:  



Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.





Reddit!Del.icio.us!Facebook!Slashdot!Netscape!Technorati!StumbleUpon!Newsvine!Furl!Yahoo!
 

GenBilim
GenBilim
Makale İçinde Ara GenBilim    
GenBilim
        RSS Kategorileri GenBilim
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
GenBilim
Makale İşlemleri
Sizde Yazi Ekleyin
Yorum Ekleyin
Bu makaleyi favorilerime ekle
Sizde Link Ekleyin
Bu makaleyi PDF olarak kaydet
 Makaleyi rapor et
Untitled 1
GenBilim
Sponsor Bağlantılar


        Favori Makalelerim
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
GenBilim
Nbrsin: Ne yapýyorsun?

GenBilim
GenBilim
GenBilim