Okunma: 722 kez
Küreselleşmeye dair bir özetleme çabası:
İlaçla ilgili siyasetin veya ekonomi-politiğin kavranması, küreselleşme ile ilgili siyasetlerin bütüncül olarak kavranması ve bu kavrayış içerisinde kesit yüzün anlaşılması ilişkisi olarak düşünülebilir.
İlaç, bütün ürün veya mallarda var olan kullanım ve değişim değeri bakımından incelendiğinde, kullanım değeri bakımından sosyal özellikler taşımakla beraber, değişim anlamında herhangi bir metadan farklılaşmamaktadır.
( www.genbilim.com )
Küreselleşmeye dair bir özetleme çabası:
İlaçla ilgili siyasetin veya ekonomi-politiğin kavranması, küreselleşme ile ilgili siyasetlerin bütüncül olarak kavranması ve bu kavrayış içerisinde kesit yüzün anlaşılması ilişkisi olarak düşünülebilir.
İlaç, bütün ürün veya mallarda var olan kullanım ve değişim değeri bakımından incelendiğinde, kullanım değeri bakımından sosyal özellikler taşımakla beraber, değişim anlamında herhangi bir metadan farklılaşmamaktadır. Bu anlamda da, piyasadaki değiş-tokuşunu belirleyen ana etmenler, yürürlükte olan ekonomik sistemin kural ve kulvarları ile ona hakim olan siyasi ve kültürel ideolojik hakimiyetle bütünleşmiş vaziyettedir.
Bu bütünlüğün ana momenti olan küreselleşmenin ne olduğu sorgulanacak olursa, insanlık tarihi içerisinde ardışık ve birbiriyle örtüşük olarak ortaya çıkan tarım ve sanayii devrimlerinin ulaştığı, siyaseti, ekonomisi ve kültürüyle yeni bir evre olduğunu söylemek yanlış olmaz. Bu evreyi kimileri, iletişim-bilişim devrimi olarak anmakta veya böylesi bir sürecin görüntülerinden biri göndermesini yapmaktadır; kimileri de emperyalizm kavramının yeni açılımı olarak bir imparatorluk dönemi önermesinde bulunmaktadır (1, 2). Bu kabul edilebilir soyutlama ve indirgemelerle ilgili hatırlanması gereken en önemli temel, yukarıda da ifade edildiği üzere, geçmiş evrimleşme süreçlerinin siyaset, ekonomi ve kültür olarak genetik temellerini içerisinde barındıran bir süreci yaşamakta olduğumuz gerçeğidir.
Evrimleşme sürecinin adı iletişim-bilişim olarak konulurken, bu devrimin özellikle son çeyrek yüzyıllık döneminde, değişimin ve bu anlamda da dönüşümün hızlandığından bahsedilmekte ve hatta tarihin sonuna gelindiğini ileri süren küreselleşme ideologlarının bulunduğuna dikkat çekilmektedir(3, 4, 5).
Sorun veya soru, nelerin değiştiği ile değişimin toplumsal sonuçlarının ne olduğudur! Küreselleşme ideologları değişimin, geçmişin egemen paradigmaları olan modernizm, aydınlanma, marksizm, sosyalizm ve klasik demokrasiden çıkış olduğunu ve gerçekte sonlanmanın bunlarla ilgili olduğunu belirtiyorlar. Değişimle ilgili basamaklar bakımından sadece ilk maddeye kısa bir yorum getirilmesi gerekirse, burada bahsedilen moderniteden kasıt modern sanayii ilişkileri içerisindeki evrelenmelerle ilgili değişimdir. Taylorizm ve Fordizm den sonra, son dönemlerde ortaya çıkan ve esnek üretim organizasyonlarını betimleyen Post-Fordist veya Toyotist Üretim Biçimleri geçmişin egemen modernite anlayışının iktisaden sona erdiğininin kanıtı sayılmaktadır. Diğer yandan, küreselleşme ideologları, değişim sonucu post-endüstrileşme evresine varışın artık geçmişten kopma olduğunu ve bu anlamda da insanlık adına gelinen noktanın eskiye ilişkin bir tarihin sonu olduğu savını ortaya koymaktadırlar. Geçmişten kopuşun önemli dönemeçlerinden birisi olarak görülen sosyalizm, Sovyet sistemi ile özdeşleştirildiğinden bu sistemin yıkılışının, aynı zamanda sosyalizm in bizatihi kendisinin ve bu bağlamda da, Marksizm in tasfiyesi olduğu anlayışı küreselleşmeci ideolojinin temel varsayımı olarak karşımıza çıkmaktadır.
Küreselleşmenin bir tez olma ötesinde siyasi, iktisadi ve kültürel olarak ideolojik bir uygulama oluşu değişim referansı ekseninde bir değerlendirmeyi gerekli kılıyor. Bu değerlendirme, sonuçta geçmişten gerçekten kopup, kopmadığımızı tanımlayacak ve bu anlamda da gerçekte değişinen ne olup, olmadığına dair kavrayışımızı biçimleyecektir. Gerçekte değişenin ne olduğu bir tabloda kısaca özetlenecek olursa, değişimin, bilimsel ve teknolojik gelişme adına insanlık önüne bazı ileri olanaklar sunuyor olmasına karşın, değişim olarak sunulanın kapitalist ekonomik sistemin dinamiklerini ileriye taşıyacak bir yapılanma olmaktan öte bir anlam taşımadığı görülecektir (Tablo 1).
Tablo 1. Yeni olan bağlamında gerçekte değişen nedir?
|
Değişim Parametreleri
|
Değişime ilişkin sonuçlar
|
|
Ekonomik sistem:
|
Kapitalist sistemin kendini dünya ölçeğinde yeniden
yapılandırılması
|
|
Uluslararası ilişki:
|
Yeni bir uluslararası işbölümü yapısının ortaya çıkması
|
|
Temel etmenler:
|
Dünyadaki ekonomik, siyasal ve kültürel tüm politikalarda gerçek
globalleşme · Uluslararası işbölümü yapısında yeni normlar · Kapitalist üretim sisteminin yeni
gerekirliklerine göre uygun değişim ·
Ulusal yapılardan uluslararası güç ilişkilerine kadar
herşeye mutlak bir düzenleme
|
Bu bağlamda da, sınıfsal çelişki ve çatışmaların daha da derinleştiği göz önüne alınırsa değişimin yeni bir gericilik çağı olduğunu belirlemek kaçınılmaz gibi görünmektedir.
Bu özertlemelerle küreselleşmenin ne olmadığı netleşmiş bulunmaktadır. Ne olduğuna gelince, küreselleşme, kapitalizmin başlangıcından beri sürekli büyüme ve genişleme yasasına tabi olarak hareket eden sermayenin dünya ölçeğinde yayılma ve egemen olma mantığının işleyişindeki yeni bir uğraktır; bu anlamda kapitalist dünyanın ABD'nin hegemonik öncülüğü altında yeniden yapılanmasıdır ve uluslararası sermayenin dolaşımının önündeki tüm engellerin ortadan kaldırılması siyasetidir. Bu anlamda küreselleşme sermayeye aidiyet temelinde içsel özellikler taşır. Bu içsel özellikler de aşağıdaki tabloda özetlenmiştir.
Tablo 2. Semayenin küreselleşmesinin özellikleri
|
Parametrik değişkenler
|
Açılımları
|
|
Sermayenin yoğunlaşması
|
Sermayenin yerel, ulusal ve bölgesel sınırları aşarak büyük ölçüde
uluslararasılaşması
|
|
Sermayenin merkezileşmesi
|
Büyük sermaye şirketlerinin tekeller, tröstler, karteller biçimindeki
ekonomilere ve ekonomilerin yönetimine hakim kılınması
|
|
Sosyal hegemonya stratejileri
|
Sermayenin küreselleşmesinin hukuksal, siyasal, ideolojik ve kültürel
pratiklere gereksinimi bağlamında askeri, siyasal, sosyal ve kültürel
stratejilerin (emperyalist politikalar)
geliştirilmesi
|
Kapitalizm, sistemik olarak bir krizler dönemi yaşıyor. İktisatçılar, bu krizlerin temel nedenini karlılık krizi ve eksik tüketim krizi olarak tanımlıyorlar. Küreselleşmenin bu kriz süreçleriyle ilişkşisi çok yakındır. Bugün için yaşanan kapitalist kriz sürecinin ve onun sonunda dayatılan ve altın çağ olarak sunulan Yeni Dünya Düzeni-YDD nin temel nedeni kapitalizmin kendi içindeki krize çözüm arayışlarından başka birşey değildir. Sermaye açısından, sermaye birikimi ile pazar paylaşımındaki karlılık düştüğünde sistemin hemen ve acilen restore edilmesi gereği doğmaktadır. Bu bağlamda, aşağıdaki tabloda karlılığın azalmasına karşı gündem edilen başlıca değişim politikaları özetlenmektedir.
Tablo 3. Sermaye karlılığının maksimizasyonu için oluşturulan yeni düzene ilişkin dönüşümleri
İlacın ekonomi politiğine dair bir özetleme çabası (6-15):
İlaç özgün yapısı, özellikleri ve işlevi bir yana konduğunda herhangi bir meta, mal veya üründen farklı değildir. Bu çerçevede, tüm metalarda olduğu gibi ilacın kullanım ve değişim olmak üzere iki değeri bulunmaktadır. Ilaçlar, insani gereksinimlerin doyurulabilmesi anlamında bir kullanım değeri içerirler. Meta olarak ilaç, insanı ya hastalıklardan korumak veya hastalığın tanısı ve/veya sağaltımında kullanılmak özelliklerini ve değerini taşır. Bu bağlamda da ilaçlar, mal veya ürün olarak birbiri yerine ikame edilemeyecek özelliklerde bir kullanım değeri içerirler. İlacın değeri değiş-tokuş edilmesine (fiyat) bağlıdır. Ancak ilacın değişim değerinin oluşması, diğer mallardan farklı bazı özellikler de gösterir. Ilaca olan tüketici talebinde esneklik bulunmaması (sıfırdır); malın (ilacın), değişim değeri (fiyatı) her ne olursa olsun, hasta bakımından edinilmek zorunluluğunun olması; ilacın seçiminde tüketicinin tercihi, beğenisi, bilgisinin bulunmaması; malın (ilacın) fiyatı yönünden çekiciliğinin söz konusu olmaması ve hekimlerin, eczacıların yani uzmanların ilaçla ilgili tercihi tüketici adına yapıyor olmaları başlıca farklılık özellikleri olarak karşımıza çıkmaktadır.
İlaç kullanım ve değişim değeri oluşturma bakımından sosyal bir ürün olma özelliğini göstermesine karşın üretimi bakımından bütün maddi malların üretiminin taşıdığı özellikleri içerisinde barındırır. Yani ilaç üretim ve tüketimi farklı zaman süreçlerinde gerçekleşir; ilaç herhangi bir mal olarak maddi bir nesnedir; bu anlamda maddi bir üretim vardır; üreticiler de maddi nesneler üreterek emeklerini sermayeye üretken emek biçiminde dönüştürürler. Bu özellikler çerçevesinde ilacın keşfinden, üretimine ve oradan da tüketimine kadar olan bütün egemen iktisadi süreçlerde yukarıda dillendirilmeye çalışılan küresel semaye yoğunlaşması ile ilgili bütün mekanizmalar birebir yansımalar gösterir.
Bütün sanayi sektörleri bakımından, bu arada ilaç sanayii ölçüsünde de, sanayinin yapısal özelliklerinin belirlenmesi bakımından iki ana ölçüt bulunmaktadır. Bunlar: a) sanayie yeni firmaların girebilmesindeki kolaylık veya zorluk dereceleri, b) sanayideki üretim ve satışların kaç firma tarafından gerçekleştirildiğidir. Bu temel kriterlere bakarak iktisaden yapılmakta olan sanayii üretiminin kendi içinde nasıl bir yapılaşma özelliği gösterdiği deşifre olabilmektedir. Bu temellendirmeye göre anamalcı ekonomik sistem monopolistik bir piyasa özelliği gösterir. Bu bağlamda, bir piyasada üretilen mala olan talep, fiyat karşısında ne denli duyarsızsa (yani, o maldaki fiyat artışına rağmen tüketicilerin malı tüketmeye devamları halinde), o piyasada tekelleşme koşulları o kadar fazla olacaktır. Tekelleşmenin derecesi toplulaşma oranı olarak tanımlanır. Bu oran bir piyasada satışların, üretimin, ya da istihdamın kaç firma elinde yoğunlaştığını gösteren bir değerdir. Bu oran ilk 4-5-10 firma bazında toplam piyasa satışlarının % kaçını elinde bulundurduğu temelinde hesaplanır. Piyasa toplulaşma oranı %0-100 arasında bir değer alır. Toplulaşma oranı ³ %60 olarak hesaplanırsa oligopol bir piyasadan söz etme olanağı ortaya çıkar.
Oligopol piyasasında, alıcı karşısında tekelle karışık rekabet piyasasından (veya serbest rekabet) daha az sayıda, birkaç tane firma vardır ve bunlar aynı veya farklılaştırılmış malları satan firmalardır. Bu bağlamda da oligopolcü firma, az sayıdaki rakiplerinin davranışlarını göz önünde tutmak zorundadır. Oligopol piyasadaki firma ürün satış miktarı a) malın fiyatına, b) rakip firmaların fiyatına, c) rakip firmanın gelecekteki tepkilerine bağlıdır. Firmalar arası fiyat rekabeti veya fiyatın ortaklaşa saptanması piyasa içindeki rekabet denge koşullarına göre tercih edilir.
Dünya istatistikleri ve Türkiye özeli değerlendirildiğinde, var olan global ve ulusal ilaç sanayinin oligopolistik bir yapıda olduğu görülmektedir. 1972-2000 yıllarına ait Türkiye değerleri, ilk 20 firma bazında %85 lik toplulaşma oranı olduğunu göstermektedir. Oligopol ilaç piyasasında rekabet üç başlık altında toplanabilir. Bunlar: a) ilaç sanayiinde (oligopol piyasanın oluşması sonrası) fiyat rekabetinin olmaması, b) gerçek rekabet koşullarını fiyat-dışı rekabet biçimlerinin belirlemesi, c) ortaya çıkan durumun serbest rekabet koşulları değil aksak rekabet biçimi olmasıdır. Oligopol ilaç piyasasında gerçek rekabet a) tüketici kesiminin ilaca karşı duyarlı olması, b) sektörde çok sayıda çokuluslu şirket (çuş) in bulunması ve c) ilaç sanayinin diğer imalat sanayii kollarından farklı bazı özellikler göstermesi gibi etmenlere bağlı olarak ortaya çıkar.
İlaç sanayii en fazla uluslararasılaşmış sanayii dalı olma özelliği gösterir. Pazardaki yoğunlaşmayı da sağlayan bu görüntüler, uluslararası ve çokuluslu ilaç sanayii bakımından sürekli gözlenen özellikler durumundadır. Başlıca görüntüler a) ilaçta uluslararası mal ticaretinin boyutu ve büyüme hızı, b) büyük ilaç üreticisi ülke firmalarının birbirlerinin ülke pazarına nüfuz etme dereceleri, c) nüfuz edilen pazarların bölgeselleştirilmesi ve küreselleştirilmesine ilişkin firmalar arası birleşmelerin koşullarını sağlama ve d) önemli çokuluslu ilaç şirketlerinin uluslararası faaliyetlerinin çapı olarak özetlenmektedir.
İlaç sanayiinde uluslararası karakterin başlıca göstergeleri de a) ilaç sanayii bakımından uluslararası düzeyde alım ve satım faaliyetleri, b) emek gücünün uluslararası düzeyde satın alınımı ve c) firma fonlarının uluslararası global kar maksimizasyonu amacına yönelik olarak uluslararası dağılımı olarak sıralanmaktadır. Bu bağlamda da ilaç sanayiinde uluslararasılaştırmanın araçları olarak a) doğrudan yabancı yatırım, b) lisans anlaşmaları ve c) ihracat ya da pazarlama anlaşmaları kullanılmaktadır.
İlaç sanayiinde çokulusluluğa neden olan asal ve yan unsurlar bulunmaktadır. Asal unsurlarla ilgili olarak a) çokulusluluk nedeni olarak Ar-Ge çalışmaları süreci ve b) çokulusluluk nedeni olarak özel sermaye birikimi süreci olmak üzere başlıca iki kategori bulunmaktadır.
Çokulusluluk nedeni olarak ve tekel kar maksimizasyonunun aracı olarak Ar-Ge çalışmaları: Ar-Ge süreci rekabete yönelik buluş süreci olarak tanımlanır. Ar-Ge sürecinin temel özellikleri temel bilimsel bilgi üretim ve geliştirilmesi ile firmalar arası, rekabet stratejisi işlevinin sağlanmasıdır. Bu süreç, bilimsel araştırma yapılması ve teknoloji geliştirilmesini sistemin yeniden kendisini üretim süreci olarak kullanmaktadır ve bu bağlamda da, sürekli yeni ürün geliştirmek ve ürünlerden daha iyileri (etkinleri) ya da taklitleri yapılıncaya değin tekel karları elde etmek amacına dayanmaktadır. Ar-Ge çalışmaları tekel karını maksimize etme amacına yönelik olmakla beraber bu karı elde edinceye değin bazı riskler de taşır. Bu risklerin başında genel neden olarak araştırma faaliyet ürününün (bilgi) kamu malı olma özelliğinin bulunmasıdır. Özel nedenlere bağlı riskler ise a) zaman harcatıcı olması, b) çok yüksek masraflı yatırım ve harcamaları gerektirmesi, c) yeni bir kimyasal bileşiğin ilaç olabilmedeki düşük başarı şansı ve d) rakipler tarafından taklit kolaylığı olarak sınıflandırılabilir.
Yukarıda anlatıldığı üzere, ilaç sanayiinde Ar-Ge çalışmaları rekabete yönelik buluş süreci olarak her zaman sektör içi karşılıklı riskler taşımakla beraber, Ar-Ge nin taşıdığı riski azaltmak amacıyla uluslararası patent sistemi nin sağladığı korumadan da yararlanılmaya çalışılmaktadır.
Patent, başkalarının belirli bir ürünün üretimi, kullanımı ve satışından veya üretim yönteminden yararlanmayı belirli bir süre men edebilmek için sahiplerine ve haklarını buluş sahiplerinden alan kimselere, hükümetler tarafından verilen hukuki bir imtiyazdır. Sınai mülkiyet haklarından biri olan patent ya da ihtira beratı, bir sınai veya ticari icadın kullanma hakkını temsil eder. Bu hak, maddesel olmayan duran varlık niteliğinde olup, işletmenin aktifleri arasında gösterilir. Başlıca çeşitleri arasında da yöntem patenti (process patent), ürün patenti (product patent) ve zorunlu lisans (compulsory licence) bulunur. Ar-Ge çalışmalarında riski azaltıcı etmen olarak kullanılan uluslararası patent sisteminin yetersizlik nedenleri arasında ürünün teknik gelişmesi, klinik deneyler ve ürünün ulusal sağlık otoritesine kaydı sırasında harcanan zaman gibi nedenlerle 17 yıllık nominal koruma süresinin altına düşmesiyle ortaya çıkan etkin patent süresi ne ilişkin sorunlar ile taklit yoluyla keşif adı verilen rakip firma stratejilerinin söz konusu olabilmesidir.
İlaç sanayiinde çokulusluluk nedeni olarak özel sermaye birikimi süreci: Özel sermaye birikimi süreci bakımından en önemli husus herhangi bir firmanın diğer firmalarca taklit edilemeyecek ürünler üretebilmesidir. Ancak bu süreç yukarıda da anlatıldığı üzere yeni ilaçlarin etkin ömürlerini belirsiz kılan rekabetçi taklit ve patent süresi bitimi yönünden riskler taşır. Bu risklere karşı önlem olarak ilaç firmaları, en kısa sürede en fazla satış hasılatı elde etme zorunluğu ile pazar boyutunu genişletmek zorundadır. Bu da son tahlilde, sektörde daha büyük bir ürün (ilaç) değeri hasıla oranını kontrol edebilecek olan pazar stratejilerinin geliştirilip uygulanmasına bağlıdır.
İlaç sanayiinde çokulusluluğun yan unsurlarına gelince, bunları da a) Ar-Ge bütçe maliyetlerindeki sürekli artışların uluslararası yayılmanın itici faktörü olması, b) bu çerçevede Ar-Ge etkinliklerinin sınırlı sayıda seçme terapötik gruplarda yoğunlaşma oluşturması, c) buna bağlı olarak özgün terapötik grupta yoğunlaşmanın, ilaç satış ve gelirleri bakımından az sayıdaki terapötik gruba bağımlılığı oluşturmasıyla firmaların ulusal boyuttan uluslararası boyuta taşınması zorunluluğunun ortaya çıkması ve sonuçta, d) Ar-Ge yatırımlarıyla, firma sermayesinde ortaya çıkan giderler açığının kısa sürede amortize edilme dürtüsünün, firmayı dünya çapında etkinlikte bulunmaya itmesi şeklinde sıralayabiliriz.
Yukarıda da ifade edildiği üzere, ilaç sektörü açısından uluslararasılaşmanın temel yolları olan ihracat, lisans çalışmaları ve doğrudan yabancı yatırım (dyy), sektörel anlamda ve iktisadi küreselleşme bakımından özgün örnekleri oluşturmaktadır. İhracat, pazarı büyütmenin ve doğrudan yeni bir pazara nüfuz edebilmenin en önemli yollarından birisidir. Yani, üretici ana ülkede üretilmiş olan ilacın diğer ülkelere satışı temel yoldur. Lisans çalışmaları, ilacın üretim teknolojisine ait bilgilerle beraber üretimin menşei ülkeden diğer bir ülkeye aktarılması süreci olup önemli bir uluslararasılaşma aracıdır. Bu büyüme ve genişleme kapasitesine ulaşan bir firma için daha sonraki basamak doğrudan yabancı yatırım (dyy) olarak bir ulusal pazara nüfuz etmektir. İlaç kullanım değeri özelliklerine bağlı olarak, dünya ticaretinde hızlı tüketim artışının sağlanmış olması, lisans anlaşmalırına bağlı dünya çapında yavru-şirketler ağının doğması zeminini hazırlamış ve sonuçta da ilaç üretim birimi açma, ulusal pazara nüfuz etme bağlamında görece bir kolaylığa erişmiştir. Bu çapa ulaşarak bir ülkeye doğrudan yabancı yatırım (dyy) cı olarak nüfuz eden menşei ülke firması, yavru-firması aracılığıyla doğrudan ulusal pazar içinde olma ve gümrük duvarları ile diğer koruma önlemlerini aşabilme avantajlarını sağlar. Uluslararası veya çokuluslu firma, yeni ulusal pazardaki ilaç üreticiliği rolü ile, o pazardaki araştırma-ürün geliştirme, ilaç aktif ve yan hammaddeleri üretimi, formülasyon ve mamul ilaç üretimi gibi ilaç üretiminin kendisine özgü diğer üretim aşamalarında da kontrolör veya belirleyicik avantajlarına da, böylelikle sahip olabilir.
Sonuç olarak, ilaç sanayii küreselleşme ideolojisinin iktisadi olarak en özgün sektörel örneklerinin başında gelmektedir. Bu anlamda da, çokuluslu ilaç sermayesinin, ulusal sağlık sistemlerini kendi sermayelerinin büyümesi önünde engel olmaktan çıkaran temelli politikaları küresel anlamda çevre ülkelere dayatabildiklerini zengin deneyim örnekleri olarak ve büyük bir sıklıkta gözleyebiliyoruz.
Gazi Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmakoloji ABD, Hipodrom, Ankara
Kaynaklar
1) Kongar E. Küresel Terör ve Türkiye, Remzi Kitabevi, 1. Basım, İstanbul, Aralık-2001
2) Hart M., Negri E. İmparatorluk, Ayrıntı yayınları, 1. Basım, İstanbul, 2001
3) Öngen T. (2001) Değişen Dünyada Türkiye nin Yeri AEOB-İlaç Forumu 19(2), 19-25,
4) Chossudovsky M. Yoksulluğun Küreselleşmesi, Çivi yazıları, 1. Basım, İstanbul, Ocak-1999
5) Şahin Ç. Kapitalizm ve Yoksulluk, Çivi yazıları, 1. Basım, İstanbul, 2000
6) Abacıoğlu N (1982) İlacın Ekonomi Politiğine Yaklaşım-I: Meta Olarak Sağlık Ve İlaç Kullanım Değeri Ve Değer, AEOB (Ank Ecz Od Bül) 4:5, 7-15
7) Abacıoğlu N (2000) İlacın Ekonomi Politiği, AEOB (Ank Ecz Od Bül) İlaç Forumu 18:2, 45-60
8) Abacıoğlu N (2001) Sorularla İlacın Ekonomi Politiği Özetleri, AEOB (Ank Ecz Od Bül) İlaç Forumu 19:2, 56-62
9) Abacıoğlu N (1982) İlacın Ekonomi Politiğine Yaklaşım-II: Bireysel Ve Toplumsal Olarak Gerekli Emek Ve Özgül Olarak İlaç Üretimi İçinde Somutlanmış Biçimi, AEOB (Ank Ecz Od Bül) 4:6, 10-15
10) Abacıoğlu N (1983) İlacın Ekonomi-Politiğine Yaklaşım-III. Metada Ve Meta Olarak İlaçta Maddeleşen Emeğin İkili Karakteri, AEOB (Ank Ecz Od Bül) 5:2, 20-22
11) Abacıoğlu N (1987) İlacın Ekonomi-Politiğine Yaklaşım-IV. Değer Biçimi ya da İlacın Değişim Değeri, TEB-Haberler 33, 5-8
12) Abacıoğlu N (1989) Türkiye ilaç endüstrisinde ilk 10 firma bakımından ortalama verimliliğin tayini, TEB-Haberler 41, 8-18
13) İEİS (2001) Türkiye de ilaç endüstrisi-2001, www.ieis.com
14) Kırım A (1987) Türkiye ilaç endüstrisinde sanayi yapısı ve rekabet yöntemleri üzerine rapor, TEB-Haberler 33, 14-27
15) DPT 8. V Yıllık Kalkınma Planı İlaç sanayii özel ihtisas komisyonu raporu, Ankara, 1-294, 2001

Etiketler:
Bilimler
İktisat
İlaç ve Siyaset
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |