Okunma: 501 kez
Jung çarpıcı doğalarından ötürü, böyle eşzamanlılıkların rastlantısal oluşumlar olmadığı kanısına vardı, bunlar aslında kendini deneyimleyen bireylerin psikolojik süreçleri ile bağlantılıydı. Ruhun derinliklerindeki bir oluşumun fiziksel dünyadaki bir olay yada olay dizisine nasıl neden olabildiğini kavrayamadığı için, yeni bir ilkenin bu güne dek bilimin henüz tanımadığı nedensellik dışı bir bağlantı ilkesinin söz konusu olduğunu düşündü.
( www.genbilim.com )
Jung bu fikrini öne sürdüğünde fizikçilerin çoğu onu ciddiye
almadı. ( Walfrang Pauli hariç) Ancak şimdi, mekansızlık bağlantılarının
varlığı saptandıktan sonra, bazı fizikçiler Jung’ın görüşünü yeniden gözden
geçirmektedir. Fizikçi Paul Davies, “Mekansızlık olgusuna sahip bu kuantum etkileri
gerçekten bir anlamda, bir tür eşzamanlılık biçimidir; şöyle ki, bunlar olaylar
arasında herhangi bir nedensel bağıntı bulunması yasaklanmış bir bağlantı- daha
doğrusu karşılıklı bir ilişki-kuruluyorlar” diyor.
Eşzamanlılığı ciddiye alan başka bir fizikçi de F.David
Peat’dır. Peat, Jung tipi eşzamanlılıkların yalnızca gerçek olmakla kalmayıp,
bunların saklı düzenle ilgili başka bir kanıtı daha sunmakta olduğunu
söylemektedir. Bohm’a göre şuur ve madde arasındaki görünür farklılık bir
yanılsamadır, ancak her ikisi de nesnelerin ve lineer zamanın belirgin dünyasında
ortaya çıktıktan sonra oluşan yapay bir olgudur. Eğer, her şeyin kaynağı olan
temelde ya da saklı düzende zihin ve madde arasında bir bölünme yoksa, ortaya çıkan
gerçekliğin bu derin bağlantının izlerini taşımakta olmasında şaşıracak bir
şey yoktur. Peat bu yüzden eşzamanlılık fenomeninin, gerçekliğin kumaşındaki
defolar, tüm doğanın altında yatan bu engin ve tekil düzene kısa bir göz atmamıza
izin veren anlık çatlaklar olduğuna inanıyor.
Başka türlü söyleyecek olursak, Peat eşzamanlılığın,
fiziksel dünyayla içsel psikolojik gerçekliğimiz arasında hiçbir ayrılık
bulunmadığını açıklamakta olduğu düşüncesindedir. Peat’a göre, bir
eşzamanlılığı deneyimlediğimiz zaman, aslında deneyimlemekte olduğumuz şey,
“insan zihninin bir an için gerçek düzeninde çalışması, toplumun ve doğanın
içine yayılarak, giderek incelen düzeyler boyunca ilerleyerek, zihnin ve maddenin
kaynağından geçip yaratıcılığın içine dalmasıdır.
Sonuç olarak biraz da diğer öğretilere baktığımız da;
Tibet’in tantrik mistikleri düşüncelerin ‘maddesine’ tsal
adını vermekte ve her zihinsel eylemin bir gizemli enerjinin dalgalarını üretmekte
olduğunu ileri sürmektedirler. Onlar, tüm evrenin zihnin bir ürünü olduğuna ve tüm
varlıkların kollektif tsal’ları tarafından yaratılıp,
canlandırıldığına inanmaktadırlar. İnsanların çoğu bu güce sahip olduğunu
bilmemektedir, diyor Tantristler, çünki sıradan insan zihni, “büyük okyanus tan
ayrılmış ufak bir gölcük gibidir.” Yalnızca büyük yogilerin zihnin daha derin
düzeyleriyle ilişki kurabildiği ve böylesi güçleri şuurlu olarak kullanabildiği
söylenir, bu amaca erişmek için yaptıkları şeylerden biri de diledikleri yaratıyı
sürekli olarak imgeleme çalışmaları yapmaktır. Tibet’in tantrik metinleri, bu gibi
amaçlar için oluşturulmuş imgeleme çalışmaları ya da “sadhana”lar ile doludur.
On ikinci yüzyıl İran Sufileri, imgelemenin kişinin kaderini
değiştirip, yeniden biçimlendirme açısından taşıdığı önem üzerinde ısrarla
durmuşlar ve düşüncenin süptil yapısına alam almithal adını
vermişleridir. Durugörü medyomlarının çoğu gibi onlar da insanın, çakra benzeri
enerji merkezlerince kontrol edilen süptil bir bedene sahip olduğuna inanmaktadırlar.
Bunlar aynı zamanda, gerçekliğin Hadarat adını verdikleri daha süptil varlık
planlarına dağılmış olduklarını öne sürmektedirler; varlığın Hadarat’a en
yakın planı ise, içinde kişinin düşüncelerinin süptil yapısının (alam
almithal’in )düşünce imgeleri olarak biçimlendirdiği bir tür gerçeklik
kalıbıydı ve bu kalıp sonuçta kişinin yaşamının akışını kararlaştırıyordu.
Sufiler konuya ayrıca kendilerine özgü bir anlam da getirmişler ve bu süreçten kalp
çakrasının ya da himma’nın sorumlu olduğunu ve kalp çakrasının
denetiminin kişinin kendi kaderini etkileyebileceğini öne sürmüşlerdi.
Edgar Cayce’de düşüncelerden somut nesneler ya da maddenin daha
ince bir biçimi olarak söz ediyordu, transa girdiği zamanlarda, hastalarına sürekli
olarak kendi düşüncelerini yaratmakta olduğunu anlatıyor, onlara “düşüncenin
yaratıcı, inşa edici özelliği’n den söz ediyordu. O’na göre, düşünme süreci
bir örümcek ağı gibi sürekli örmekte ve ağına sürekli eklemeler yapmaktaydı.
Yaşamlarımızın her anında gelecekti enerjilerimizi ve biçimlerimizi veren imgeler ve
kalıplar yaratıyoruz, diyordu Cayce.
Paramahansa Yogananda insanlara, kendileri için diledikleri geleceği
gözlerinde canlandırmalarını ve onu “yoğunlaşmış enerji” ile yüklemelerini
öğütlüyordu. O’nu söylediği gibi, “Konsantrasyon egzersizleri ve irade gücüyle
uygulanan bir vizüalizasyon düşüncelerimizi materyalize edebilmemizi sağlar ve bunlar
karşımıza yalnızca zihinsel alanlar daki rüyalar ya da vizyonlar değil, maddesel
alemdeki deneyimler olarak da ortaya çıkar.
Gerçekten de bu gibi düşünceler geniş yelpaze içinde dağılmış
bir dizi farklı kaynakta yer almaktadır:
Buda, “Biz ne düşünüyorsak, oyuz” demiştir.”
“Düşüncelerimizle yarattığımız her şeyiz. Biz, düşüncelerimizle
yarattığımız her şeyiz. Biz, düşüncelerimizle dünyayı oluşturuyoruz.”
Hindular’ın , Hristiyanlık öncesi Brihadaranyaka
Upanişadlar’ın da, “İnsan eylemleriyle kendisini yaratır. İnsanın arzuları ne
ise, kaderi de odur” diye yazar.
Ve Dördüncü yüzyıl Yunan Filozoflarından Iamblichus da şöyle
demiştir : “Doğadaki her şey Kader tarafından kontrol edilmez, çünki ruhun kendine
özgü bir ilkesi vardır.”
“İsteyin size verilecektir….Eğer imanınız varsa sizin için
hiç bir şey olanaksız değildir.” der İncil.
Ve Kabalistik kitap olan On Üç Yapraklı Gül’de Rabbi Steinsaltz,
“Kişinin kaderi, kendisinin yarattığı ve yaptığı şeylerle ilişkilidir.” diye
yazar.
Sözün kısası, hologramın icadın edilmesinden çok önce sayısız
düşünür evrenin mekansızlık özelliğini taşıyan düzenini algılamış ve bu
görünümü kendine özgü yollardan açıklama çabası göstermiş bulunuyordu. Şunu
da eklemek gerekir ki, bu çabalar karmaşık teknolojilere sahip günümüz insanlarına
göre farklı gelebilirse de aslında algılayabileceğimizden çok ileri bir öneme sahip
olabilirler. Örneğin, on yedinci yüzyıl Alman matematikçisi ve filozof Leibniz’in
Budizm’in Hua-Yen okulundan haberli olduğu anlaşılmaktadır. Bazılarına göre
Leibniz’in evrenin her biri tüm evrenin yansıması içeren “monad”adını verdiği
temel birimlerden oluşmuş olduğu yolundaki savı bu tanışıklıktan sonra ortaya
çıkmıştır. Burada önemli olan, Leibniz’in dünyaya integral hesabını armağan
etmiş ve bu integral hesabı sayesinde Dennis Gabor’un hologramı keşfetmiş
olmasıdır.
Bu yazıyı hazırlarken ana kaynak olarak Michael Talbot’un
Holografik Evren isimli, Ruh ve Madde Yayınları tarafından yayınlanan kitabını
kullandım. Talbot, kitabında pek çok zorlu kavramı teorik olarak ve kendi deneyimleri
ile açıklamaya çalışmış. Ben ise daha çok bilinç, kişisel gerçeklik ve
öğretilerin karşılaştırmaları bölümlerine biraz yeni örnekler, bir kaç deneyim
ilavesinde bulundum ve kitap dan alıntıları genel de bu yönde olanlardan seçtim. Ekte
ayrıca yazı da geçen bazı kelimeler için ilave terminoloji, adı geçen bilim
adamları ve düşünürlerle ilgili linkler ve ayrıca konular ile ilgili Ne’te
bulduğum bazı linkleri bulacaksınız.
05.10.2001
Terminolojik Bölüm:
Atman : Gerçek ben, ‘öz’, ‘O’. Ruh
Brahman : Başlangıçta büyülü formül, dua. Sonra kutsal
bilgi, Vedalar. Nihayet dünyanın özü, evrensel ruh, mutlak
Fantom Organ Sendromu : Bir organını yitiren kişilerin o
organ yerindeymiş gibi duyumlar alması ve bu hastalıklı duyumların oluşturduğu
belirtilerin tümü.
Kuanta : Kuantum kelimesini çoğuludur. Tek elektron bir
kuantumdur. Bir kaç elektron grubu bir kuantadır. Kuantum sözcüğü aynı zamanda, hem
paraçasık ve hem de dalga unsurlarına sahip bir şeyi anlatmak için kullanılan dalga
parçacığı terimiyle eş anlamlıdır.
Maya : İlizyon. Gerçeği örten bir nevi tül. Gerçeği
anlama vehmi, bu mehni sağlayan tanrısal güç.
Nöropsikolog : Bilindiği gibi psikoloji insan davranışları
üzerinde araştırma yapar.Nöropsiklog ise normal davranışlarda, hatta psiklojik
bozukluklarda, beynin neurokimyasal dediğimiz sinirler arası iletimini değişimini
inceler. Örn.parkinsonda sinir yolaklarında dopamin maddesinin azalması.. veya bir
obsesyonda nasıl bir kimyasal değişim olur?yada uykuda sinir sisteminin hangi
bölümleri çalışır ve bu çalışma nörotransmitter dediğimiz hangi maddelerle
olur? gibi.. (Dr. Murat’a tanım için teşekkürler.)
Nöroşirurji : Beyin cerrahisi.Direk olarak beyin
fonksiyonlarını nöroloji gibi araştırmaktan ziyade,olası sinir ve kafatası
yaralanmalarında ve tümrlerde direk cerrahi olarak devreye girerler.. ( Dr. Murat’a
teşekkürler tanım için)
ERP Paradoksu: Ayrılmış olsa dahi ikiz parçacıklar
arasında temel bağlantı olduğunu gösteren gözlem.
Kaynaklar :
- Holografik Evren, Michael Talbot, Ruh ve Madde Yayınları (Ana Kaynak)
- Dinlerde, Bilimde ve Metafizikte Zaman Enerjisi, Murry Hope, Ruh ve Madde Yayınları
- Bu site de bulunan Advaita Vedanta bölümün deki kaynaklar.
- Zamanda Yolculuk Arkeolojik Bulgular ve Yeni Bilimsel Perspektifler, J. H. Brennan, Ege
Meta Yayınları.
Karl Pribram ile yapılan bir röportaj

Etiketler:
Bilimler
Fizik
Eşzamanlılık; gerçeklik kumaşındaki defo
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |