Ağu
19
2008
|
Eskiçağ'da Bilim |
|
|
|
GenBilim Editorial
|
|
Salı, 19 Ağustos 2008 |
Okunma: 746 kez
A. Çin'de Bilim
Çin Uygarlığında bilimsel faaliyetin başlangıcı M.Ö. 2500'lere kadar götürülebilir. Zaman zaman sınırları Hindiçini de içine alan, zaman zaman ise sadece Sarı Irmak civarında ufak bir devlet şeklinde görülen Çin, ilk insan kalıntılarının (Sinantropus Pekinensis) bulunduğu yerlerden biridir.
( www.genbilim.com )
Çin uygarlığı, genellikle, kapalı bir uygarlık olarak
nitelendirilmiştir. Ancak Türklerle ve Hintlilerle yakın ilişki içinde
oldukları bilinmektedir. Bu etkileşim sonucunda Türklerin kullandıkları
On İki Hayvanlı Türk Takvimi'ni benimsemişlerdir. Hint uygarlığından
ise, özellikle matematik konusunda etkilendikleri bilinmektedir. On
ikinci yüzyıldan itibaren yapılan seyahatler sonucunda, matbaa ve barut
gibi teknik buluşlar, Avrupa'ya Çin'den götürülmüştür.
Çin'de kullanılan sayı sistemi on tabanlıdır. Ayrıca, işlem yapmalarını
kolaylaştıran, abaküs ve çarpım cetveli gibi bazı basit aletler de
kullanmışlardır. Diğer uygarlıklardan farklı olarak Çin'de daha çok
aritmetik ve cebir bilimleri gelişme göstermiş ve hatta geometri
problemleri bile bu iki disiplinden yararlanılarak çözülmeye
çalışılmıştır.
Çin astronomisi, diğer uygarlıklardan bazı temel farklılıklar gösterir;
takvim hesaplamalarında, diğer uygarlıkların Güneş veya Ay'ı esas
almalarına karşın, Çin uygarlığında yıldızlar esas alınmıştır ve diğer
sistemlerde yıllık hesaplamalar kullanılırken, burada günlük
hesaplamalar kullanılmıştır. Ayrıca Çinlilerin, temel koordinat düzlemi
olarak ekliptik düzlemi yerine ekvator düzlemini benimsedikleri
görülmektedir.
Çin astronomisi, bu açıklamalardan da anlaşılacağı gibi, bir yıldız
astronomisidir ve gözle görülebilen yıldızların yanında, kuyruklu
yıldızlar ve kutup yıldızı hakkında ayrıntılı bilgiler içermektedir.
Teknik açıdan da devrine nispetle oldukça gelişmiş bir düzeyde bulunan
Çin astronomisinde, Galilei'den önce Güneş lekeleri konusunda bilgi
verildiği görülmektedir (M.Ö. I. yüzyıl). Ayrıca astronomi
metinlerinde, meteor ve meteoritler ile nova ve süpernovalar hakkında
kayıtlara da rastlanmaktadır.
Çin tıbbı, evren, doğa ve insan arasında sıkı bir ilişkinin bulunduğu
anlayışına dayanır. Çinli düşünürler, evrenin sürekli bir oluşum içinde
olduğuna inanırlar; onlara göre, bu sürekli devinim daima bir
başlangıca dönüşü içerir. Evrensel sistemin bir parçası olan insan,
ikilem gösteren yin ve yang ilkesinin (iyilik ve kötülük, hastalık ve
sağlık gibi) etkisi altındadır. Geleneksel Çin tıbbının tedavi
şekillerinden olan masaj ve akupunktur yöntemleri günümüzde de
kullanılmaktadır.
B. Hindistan'da Bilim
Hindistan'daki bilimsel etkinliklerin başlangıcını M.Ö. 5000'lere kadar
geriye götürmek mümkündür; ancak bilim gibi düzenli bir bilgi
topluluğunun oluşumu için yaklaşık M.Ö. 2500'leri beklemek gerekmiştir.
Erken dönemlere ilişkin bilgileri Vedik metinlerden ve nispeten daha
geç tarihli olan Siddhantalardan edinmek olanaklıdır.
Hindistan'da kullanılan sayı sistemi, on tabanlı (yani desimal) olup,
erken tarihlerden itibaren konumsal rakamlandırma yönteminin
benimsendiği görülmektedir. Sıfırı ilk defa Hintli matematikçiler
kullanmıştır. Sayı sistemindeki bu erken tarihli gelişme, aritmetiğin
gelişim hızını büyük ölçüde etkilemiştir.
Daha sonra Pythagorasçılara mal edilecek olan Pythagoras Teoremi'nin
çözümü ile ilgili erken çözüm örneklerine Hintlilerin geometrik
metinlerinde rastlamak mümkündür.
Cebir alanında birinci ve ikinci derece denklem çözümleriyle
ilgilenmişler ve trigonometri alanında ise, sinüs ve kosinüs
fonksiyonlarını kullanmışlardır.
Daha sonra Hintlilerin aritmetik, cebir ve trigonometri konusundaki
bilgileri Sanskrit dilinden Arapça'ya yapılan çeviriler yoluyla İslâm
Dünyası'na aktarılacak ve buradaki bilimsel uyanışta önemli bir rol
oynayacaktır; on ikinci yüzyıldan itibaren Arapça'dan Latince'ye
yapılan çeviriler sonucunda ise, Hıristiyan Dünyası bu bilgilerle
tanışacaktır.
Hintlilerin evreni Yer merkezlidir ve astronomiden söz eden metinlerde
Ay ve Güneş'in hareketleri ve tutulmaları, Yer, Merkür, Venüs, Mars,
Jüpiter ve Satürn'ün hareketleri, Yer ve Güneş'in birbirlerine
uzaklıkları hakkında ayrıntılı bilgiler verilmiştir. M. S. beşinci ve
on ikinci yüzyıllar arasında konuyla ilgili yapmış oldukları
çalışmalarda ise, trigonometrik oranları da dikkate almak suretiyle,
Güneş-Yer, Ay-Yer uzaklıklarını, Güneş, Ay ve diğer gezegenlerin
konumlarını ve dolanım periyotlarını hesaplamaya çalışmışlar ve
bunlarla ilgili sayısal değerleri içeren eserler bırakmışlardır.
Bunlardan Aryabhata adındaki bir astronom ilk defa Yer'in kendi
etrafındaki hareketinden söz etmiştir.
Hint tıbbı, başlangıcından itibaren Hint felsefesi ve kozmolojisiyle iç
içe gelişmiştir. Onlara göre, canlı varlıklar evrenin küçük bir
modelidir ve doğadaki diğer varlıklar gibi, toprak, su, hava, ateş ve
eterden meydana gelmiştir. M.Ö. üçüncü yüzyıldan itibaren gelişen tıpla
ilgili sistemler konuya yeni bakış açıları getirmiştir. Bunlardan Yoga
Okulu, sağlıklı olabilmek için beden disiplinin yanı sıra, zihin
disiplinini de şart koşarken, yine aynı dönemlerde ortaya atılan bir
başka görüş, beden yapısının temelde kimyasal esaslara dayandığını,
dolayısıyla tedavinin de aynı esaslara dayanması gerektiği tezini
savunmuştur.
Hint uygarlığındaki bilimsel uğraşlar, bilimin gelişimi üzerinde
oldukça etkili olmuştur. Bu etki ilk dönemlerde tacirlerin, seyyahların
ve askerlerin yardımlarıyla gerçekleşirken, daha sonraki dönemlerde,
doğrudan doğruya bilginler ve çevirmenler yoluyla gerçekleşmiştir.
C. Orta Asya'da Bilim
Orta Asya bilim tarihi M.Ö. 8000'lere ve hattâ çok daha eskilere kadar
götürülmektedir. Arkeologlar tarafından bugün de sürdürülmekte olan
kazılarda, taş devrinden kalma çanak ve çömleklere, çakmak taşından ve
taştan yapılmış topuz veya kargı biçimindeki silahlara, buğday ve arpa
yetiştirildiğine ilişkin izlere rastlanmıştır.
Daha sonra, demir kullanılıncaya kadar geçen süre içinde hayvanlar
evcilleştirilmiş, bakır ve kurşundan çeşitli eşyalar yapılmıştır. İlk
defa alaşım olarak bronzu kullanan Türklerdir
Demir devrinden sonra, iklim koşullarının bozulması nedeniyle,
Türklerin güneye doğru göç ettikleri görülmektedir. Orta Asya'da atı
evcilleştirmişler ve M.Ö. 2800 yılı sıralarında arabayı icat
etmişlerdir.
Türkler, evrenin bir kubbe biçiminde olduğunu düşünüyorlardı. Bu kubbe,
altın veya demirden bir kazık, yani Kutup Yıldızı çevresinde, muntazam
bir hızla dönüyordu. Burçları taşıdığı düşünülen ekliptik çarkı ise
buna dik olarak yerleştirilmişti. Gökteki bu düzen, Yeryüzü'ne de
yansımıştı. Kutup Yıldızı'nın tam altında, Yeryüzü'nün yöneticisi olan
hakanın oturduğu kent bulunuyor ve Ordug adı verilen bu kentin plânı da
göksel düzeni yansıtıyordu. Merkezde kesişen iki ana yol vardır. Nasıl
gök, kutup yıldızının çevresinde dönüyorsa, toplumdaki işler de
hükümdarın çevresinde döner.
Bilinen ilk Türk yazılı anıtı Göktürk devleti (552-745) döneminden
kalma Orhun Yazıtları'dır. Göktürkler On İki Hayvanlı Türk Takvimi'ni
kullanmışlardır. Takvimde her yıla bir hayvanın adı verilmiştir. Bunlar
sıçan, öküz, kaplan, tavşan, ejder, yılan, at, koyun, maymun, tavuk,
köpek ve domuzdur. On iki yıl süren her devreden sonra aynı adları
taşıyan ikinci bir devre başlar. Devreyi teşkil eden hayvanlar
devrederken ait oldukları yılların özelliklerini de belirliyordu. Bir
gün on iki eşit kısma ayrılır ve her birine "çağ" denirdi. Yani bir çağ
iki saate karşılık geliyordu. Bu çağlara da yine on iki hayvanın adı
veriliyordu. Gün gece yarısı, yıl da ilkbahar başlangıcı ile başlardı.
Dört mevsim vardı. Yıl, altmış günlük altı haftaya ayrılmıştı. Bu on
iki hayvanlı takvim daha sonra, on üçüncü yüzyılda da kullanılmıştır.
D. Mısır'da Bilim
Nil nehri civarında gelişen Mısır uygarlığı M.Ö. 2700 yıllarından
itibaren matematik, astronomi ve tıp konularındaki etkinliklerle
parlamıştır. Mısırlılar matematiklerinde, kullandıkları on tabanlı
hiyeroglif rakamlarıyla, sayıları sembollerle ifade etme safhasına
ulaşmışlardır. Bu rakamlarla çeşitli matematik işlemlerini
yapabilmişler ve cebir işlemlerine çok benzeyen ve diğer uygarlıklarda
da görülen "aha hesabı" adlı bir hesaplama yöntemi geliştirmişlerdir.
Bu hesaplamada "yanlış yoluyla çözüm" tekniği kullanılmıştır.
Geometrilerinde ise alan ve hacim hesapları yapıyorlardı. Mimari
alanında Mısırlılardan kalan eserler arasında en önemli yeri piramitler
tutar; onlar birer mimari harikasıdır. Mısırlılar gökyüzü olaylarını
dinî açıdan yorumlamışlardı. Gök cisimlerini tanrı olarak kabul
etmişler ve gök yüzündeki olayların da tanrıların faaliyetleri olduğuna
inanmışlardı; yani astronomileri dinî öğelerle iç içe idi. Takvimleri
Güneş takvimi idi ve yıl uzunluğu 365 gün olarak kabul ediliyordu.
Günümüzde kullanılan takvimin temelinde Mısır takvimi yer alır. Günün
24 saate bölünme geleneğini de Mısırlılara borçluyuz.
E. Mezopotamya'da Bilim
Dicle ve Fırat deltası, Asya, Afrika ve Avrupa arasında köprü vazifesi
gören bir kavşak bölge olarak büyük bir uygarlığın gelişmesine çok
elverişli bir yerdi. Burada gelişen Mezopotamya uygarlığının başlangıcı
M.Ö. 3000 yıllarından öncesine gider. Bu uygarlığı Sümerliler,
Akadlılar ve Babilliler ortaya koymuştur. Bilimsel faaliyetler olarak
daha çok zaman ölçme, alan hesaplama, sulama kanallarını organize etme,
değiş-tokuş gibi günlük yaşamın gereklerine uygulanan astronomi ve
matematik bilgileri ile karşılaşılır.
Modern astronominin temelinde Mezopotamya astronomisi bulunur. Onlar
mitolojiye ve dinî inançlara dayanan astronomiden laik ve matematiksel
astronomiye geçmeyi başarabilmişlerdir. Evrenin, Yer, gök ve ikisi
arasında bulunan okyanustan oluştuğuna inanıyorlardı. Merkür, Venüs,
Mars, Jüpiter ve Satürn gezegenlerini ve on iki takım yıldızını
tanıyorlardı. Söz konusu beş gezegenin tutulma düzlemi yakınında
dolaştığını saptamışlardı.
Ay yılına dayanan takvimleri daha sonraki dinî takvimlere ve İslâm
Dünyası'ndaki hicrî takvime temel oluşturmuştur. Günü 12 saate, saati
60 dakikaya, dakikayı da 60 saniyeye bölmüşlerdi. Güneş, Ay ve beş
gezegene bağlı olarak bir hafta 7 gün olarak kabul edilmiş, ve bu 7
günlük hafta Romalılar vasıtasıyla Avrupa'ya geçmiş ve oradan da bütün
dünyaya yayılmıştır. Ay ve Güneş tutulması tahminlerini yapabilecek
düzeyde astronomi bilgisine sahiptiler.
Mezopotamyalılar cebirin kurucusudurlar. Gelişmiş bir rakam sistemine
sahip olmaları cebir konusunu da ilerletmelerine yol açmıştır. Birinci
ve ikinci derece denklemlerini belirli gruplar halinde sınıflamışlar ve
her grup için ayrı çözüm formülleri vermişlerdir. Geometrileri analitik
idi. Yani, geometri problemlerinin çözümü genellikle cebir yoluyla ele
alınmaktaydı. Thales Teoremi'ni dik üçgenler için bulmuş, ve
kullanmışlardır. Pythagoras Teoremi'ni de biliyor ve kullanıyorlardı.
Daireyi 360 dereceye bölen de Mezopotamyalılardır.
F. Anadolu'da Bilim
Coğrafi konumu çeşitli bölgelerle bir köprü niteliğinde olan Anadolu
yarımadasından ilk uygarlıkların tarihi M.Ö. 8000'lere kadar
götürülmekte olup, bu uygarlığın bugünkü Aksaray ili civarında olduğu
belirlenmektedir. Daha geç tarihli olanlar arasında ise Hitit, Urartu,
Firig ve Lidya uygarlıkları sayılabilir.
Hititlerin Mezopotamya kökenli "şekel" ve "mina" adlı ağırlık
birimlerini kullandıkları, en çok bakır ve tunçtan eşyalar yaptıkları,
çivi yazısı ve hiyeroglif yazı olmak üzere iki çeşit yazıları oldukları
bilinmektedir. Van gölü civarında gelişen Urartu uygarlığında ise çivi
yazısı ve resim yazısı kullanılmış, yapmış oldukları kapların üzerine,
onların hacimlerini yazmışlardır.
En önemli merkezleri Gordion ve Midas olan Firigya uygarlığının Fenike
alfabesinin Batı'ya yayılmasında önemli rolü olmuştur. Ayrıca, Kybele
adı verilen ana tanrıça kültü de bu uygarlıktan Yunanlılara geçmiştir.
Bakır-kalay alaşımı olan tunçtan eşyalar yapmışlar, bazı müzik
aletlerini icat etmişler (simbal, flüt gibi), kilim dokumuşlardır.
Kilim için kullandıkları "tapetes" adı bugün Fransızcada "tapis"
biçimini almıştır.
Batı Anadolu'daki Lidya uygarlığının en büyük başarısı ise parayı icat
etmiş olmasıdır. Böylece o dönemin ekonomik hayatında büyük gelişme
sağlanmış, modern ekonominin temelleri atılmıştır.

Etiketler:
Bilimler
Diğer Bilimler
Eskiçağ'da Bilim
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |
|
GenBilim Editorial Yazar Hakkında:Türkiye Bilim Sitesi
 Yazar Şuan Çevirim Dışı
Yazara E-Posta Atin
RSS Kategorileri
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
Makale İşlemleri
|
|
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
|
|
İlgili Makaleler
İlgili makale bulunamadı... |
|