|
GenBilim Editorial
|
|
Salı, 19 Ağustos 2008 |
Okunma: 431 kez
Ortaçağ
Çeviriler yoluyla Yunanlılardan alınan bilimlerden birisi de astronomidir. İslâm Dünyası'nda astronomi, Aristoteles'in bilim anlayışının etkisi ile matematiğin bir dalı olarak benimsenmiş ve bu nedenle Güneş, Ay ve diğer beş gezegen ile yıldızlara ilişkin gözlem verileri, hareketli geometrik düzeneklerle anlamlandırılmaya çalışılmıştır.
( www.genbilim.com )
İslâm Dünyası'nda astronomlar, birbirleriyle bağlantılı olan iki tür
etkinlik üzerinde yoğunlaşmışlardır: Hem gözlem aletleriyle gökyüzünü
gözlemlemişler hem de gözlem verilerini hareketli geometrik
düzeneklerle anlamlandırmaya çalışmışlardır. Bunlardan ilki, gözlemsel
astronominin alanına girmektedir ve bu konuda İslâm astronomları, belki
de gözleme daha yatkın olan bilim anlayışlarının bir sonucu olarak
Yunanlılardan daha derin izler bırakmışlardır.
İlk gözlemevleri onlar tarafından kurulmuş, gözlemlerin dakikliğini
arttırmak için yeni gözlem araçları ve gözlem teknikleri
geliştirilmiştir; hatta bu amaçla, açıların ölçümünde kirişler yerine
yeni bulunan trigonometrik fonksiyonlar kullanılmaya başlanmıştır.
Ancak kuramsal astronominin alanına giren ikinci etkinlikte, aynı
ölçüde başarılı olduklarını söylemek olanaksızdır.
Müslüman astronomlar, Aristoteles'in yolundan giderek, Yer'in hareket
etmeksizin Evren'in merkezinde durduğuna ve Güneş de dahil olmak üzere
diğer bütün gök cisimlerinin onun çevresinde dairesel yörüngeler
üzerinde sabit hızlarla dolandığına inanmışlardır. Bu konuda,
Ptolemaios tarafından önerilen eksantrik ve episikl düzenekleri önemli
değişiklikler yapılmaksızın benimsemişlerdir.
Astroloji ise, Hellenistik Dönem bilginlerinde olduğu gibi,
astronominin bir dalı olarak görülmüş ve bir iki istisna dışında hemen
bütün astronomlar tarafından benimsenmiştir.
İslâm Dünyası'nda Ptolemaius'un Tetrabiblos (Dört Kitap) adlı meşhur
eseri ile yaygınlaşan astroloji, yıldızlar ve gezegenlerin, insanların
mizacı ve geleceği üzerinde etkili olduğu ilkesine dayanmaktadır. Bu
dönem astronomisinin geniş kitlelere nüfuz etmesinde kısmen yararlı
olmuşsa da, bu dalın bilimsel hiçbir değeri yoktur.
Yeniçağ
Bu dönemde en önemli gelişme, astronomi alanında olmuştur. Kopernik,
Yunan Dönemi'nden beri yürürlükte bulunan Yer Merkezli Evren Kuramı'nın
yerine, Güneş Merkezli Evren Kuramı'nı kurmuş ve Yer'in, Güneş'in
çevresinde dairesel bir yörünge üzerinde dolanan bir gezegen olduğunu
savunmuştur. Böylece, Yer'in Evren'in merkezinden kaldırılmasına bağlı
olarak insanın Evren'deki konumu da yeniden sorgulanmaya başlanmıştır.
Tycho Brahe ise Yer'i Evren'in merkezinden kaldırmanın doğuracağı
bilimsel ve dinsel sakıncaları göz önünde bulundurmuş ve Yer-Güneş
Merkezli Evren Kuramı ile Kopernik'e karşı çıkmıştır.
Kopernik'in kurmuş olduğu Güneş Merkezli Evren Kuramı çerçevesinde
yürütülen araştırmalar sonucunda Eudoxus, Aristoteles ve Batlamyus'tan
beri savunulagelmekte olan Yer Merkezli Evren Kuramı yıkılmış ve
Galilei ile Kopernik kuramı gözlemsel açıdan, Kepler ile kuramsal
açıdan geliştirilmiş ve çağdaş astronominin temelleri atılmıştır.
Böylece Kepler'in Elips Yörüngeler Kanunu ile gök mekaniğine giden yol
açılmıştır.
Yakınçağ
Yakın dönem astronomi çalışmalarının genellikle üç alanda yoğunlaştığı görülmektedir:
Özellikle Herchell ve Halley'in yapmış oldukları gözlemler sonucunda Güneş Sistemi'ne ilişkin gözlemsel veriler artmıştır.
Astronominin kuramsal yönünü oluşturan ve elde edilen gözlemsel
verileri değerlendirerek gökcisimlerinin hareketlerinin matematiksel
açıklamasını veren dinamik astronomi gelişmiştir. Mesela Laplace, Güneş
Sistemi'ndeki bütün gezegenlerin hareketlerinin matematiksel olarak
gösterilebileceğini öne sürmüştür.
Fizik ve kimya alanlarında yapılan araştırmalar sonucunda elde edilen
veriler doğrultusunda, yıldızların yapısını inceleyen astrofizik ve
Evren'in yapısını inceleyen kozmoloji gibi yeni bilim alanları ortaya
çıkmıştır. Özellikle astrofizikte Frounhofer ve Kirchoff'un,
kozmolojide ise Kant ve Laplace'ın yapmış olduğu araştırmalar çığır
açıcı niteliktedir.
Bu dönemde astronomi alanında yıldızlar ve Evren'in yapısına ilişkin
çalışmalar artarak devam etmiş ve Evren'in oluşumuna ilişkin Büyük
Patlama Kuramı ortaya atılmıştır. Diğer taraftan, insanın bu evrende
yalnız olup olmadığı tartışılmış ve bunu belirlemeye yönelik çeşitli
projeler geliştirilmiştir.
Yine bu dönemde gezegenlere ilişkin çalışmalar da ön plana çıkmış ve
1930 yılında Tombaugh tarafından Plüton Gezegeni ve daha sonra da bu
gezegenin uydusu Charon bulunmuştur.

Etiketler:
Bilimler
Diğer Bilimler
Astronomi Tarihi
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |