Okunma: 610 kez
Her birimiz kötü karmada kendi yükümüze sahibiz. Bunun ne tür ve ne kadar ağır olduğu önemli ama daha önemlisi bunu ne kadar taşıyacağımız. Felsefe asla karşılık yasasına yönelik pasif bir tutumu teşvik etmez, ayrıca yanlış umutlara dayanan yanıltıcı düşünce okullarının hatasına da düşmez.
( www.genbilim.com )
Belli bir zamana kadar bir kişinin alın yazısının gidişi kişinin etki,
hatta kontrol alanı içindedir, ama bu zaman aşıldıktan sonra değildir.
Kaçınılmaz olana boyun eğmek akıllıcadır, ama öncelikle bunun
kaçınılmaz olduğundan emin olmak gerekir. Alın yazısına karşı, tıpkı
tutsak edilmiş bir kaplan gibi mücadele etmenin daha akıllıca olduğu
zamanlar vardır; bazen de tıpkı ocağın yanındaki bir kedi gibi
hareketsiz oturmak daha akıllıca olur.
Koşullara boyun eğme, çevreye uyum sağlama, kaçınılmaz olanı kabullenme
ve önüne geçilemez olanı gönülsüz de olsa kabul etme, bunların da özgür
saldırgan iradenin kullanımı kadar yerleri vardır.
Cesaret göstererek zorluklara saldırma zamanını ve sabırla ya da
marifetle bunları atlatma zamanını öğrenmek bilgeliğin bir parçasıdır.
Her olay için doğru bir zaman vardır. Çok erkenden meydana
getirilirlerse, sonuçları da iyi ve kötünün bir karışımı olacaktır,
tıpkı çok geç meydana getirildiklerinde olduğu gibi. Bununla birlikte,
kişi doğru zaman için bekleyecek sabır ve bu zamanın farkına varacak
bilgeliğe sahipse, bu durumda sonuçlar sadece iyi olacaktır.
Faktörlerin uygun bir birleşimi meydana gelir gelmez devreye girer.
Zaman harcamaya değer bir amaç için, sıkı bir şekilde uğraşıp alın
yazısı bunun gerçekleştirilmesi için elverişsizse bu amacın
bırakılmasına razı olmakla, bunun için hiçbir şey yapmayıp bu amacı
tümüyle kadere bırakmak aynı şey değildir. Kişinin içinde talihsizlik
ve sıkıntının önlenebilir sebeplerini ortadan kaldırıp insan yaşamının
kaçınılmaz payı olanlara anlayışlı bir şekilde dayanmakla, sebeplerin
el değmeden kalmasına izin verip bunların sonuçlarını kader olarak körü
körüne kabul etmek de aynı şey değildir.
Yanlış yolda uğraşmak bizi engeller, doğru yolda uğraşmaksa bize
yardımcı olur. Kadere isyan etmek değil; kaderin kabul edilmesi ve
düzeltilmesi yardımcı olur.
Bazı zamanlar karmanın kararlarına sert bir şekilde direnmeniz
gerekirse, bazı zamanlarda da bu kararlara boyun eğerek saygı
göstermeniz gerektiği de doğrudur. Çünkü bırakmak akıllıca olduğunda
bırakma dersini öğrenememişseniz, bu kararlara karşı direnme yönündeki
parmaklarınızın her hatalı çabası size sadece daha fazla ve gereksiz
acı verecektir. Bunlara karşı körü körüne isyan etmemelisiniz. Hangi
yolun alınacağının nasıl kavranacağı sizin bulmak zorunda olduğunuz bir
şeydir. Hiçbir kitap size bunu söyleyemez, ama akılla kontrol edilen
sezginiz ya da sezginizle aydınlatılan aklınız bunu yapabilir.
Böyle bir sezgi, kendi duygusal komplekslerinizin, içsel
önyargılarınızın ya da hüsnükuruntularınızın salt bir yansıması olan
yalancı sezgiden dikkatlice ayırt edilmelidir. İlki kendi Yüce
Benliğinizin otantik fısıltısıdır. Yaşlanmayan Yüksek Benlik, adeta,
onunla ilişkili kişiliklerle ilgili sayısız anıların tümünü çözelti
halinde tutar, bu şekilde hem vardırlar hem de yokturlar.
O sadece, eylemlerinizle göstermiş olduğunuz karakteristikler için hep
size adil bir şekilde bedelini ödediği şey olan bu ardıl yaşamlar
süresince karmık olarak hak ettiğinizi gerçekleştirmeye çalışır. Yüksek
Benlik bu karmik ayarlamanın kaynağı olduğu için, her birimizin tamamen
kendi yargımız olduğu söylenebilir. Çünkü temelde Yüce Benliğin kişinin
asıl benliği olduğu asla unutulmamalıdır; size yabancı ya da sizden
uzak olan bir şey değildir.
Yaşamı biçimlendirme özgürlüğü hakkındaki heyecan verici ifadelerle ya
da talihi yaratma kapasitemiz hakkındaki sıkça duyulan cümlelerle
kişinin kendini aldatmasının yararı nedir ki? Gerçek olduğu gibi
durmaktadır: Karma bizi kıskacında tutar, geçmiş her yerde bizi kuşatır
ve ne kadar yaşlanırsak küçük özgürlüğün kaldığı alan da o kadar küçük
bir hale gelir. Gelin, elbette geleceği şekillendirmek ve geçmişi
düzeltmek için elimizden geleni yapalım, ama bize gelecek ya da bizimle
kalacak olan bu kadar çok düşünce ürününe dayanma gücüne de kendimizi
bırakalım ve yapabileceklerimizi gerçekleştirelim.
Böyle bir aydınlanmış ve nitelikli kaderciliğin, iradenin felç olması
ve beynin pasifliğine yol açması söz konusu değildir. Daha iyisi için
payımızın oranını değiştirme konusunda hiçbir şey yapamayacağımız, ya
da daha kötüsü, bizi bunu değiştirme isteği bile olmadan bırakmasına
kesin olarak dövünmez. Hayır, bir doktrinin öğrettiği kadere boyun
eğme, kendisinden daha az aydınlamış ve daha az nitelikli değildir.
Ona yalnızca inanmamakla kalmayıp aynı zamanda onu anlamayanlar
üzerindeki etkisi alçakgönüllü bir boyun eğme ile kararlı bir direnç
arasında bir denge mücadelesi, gerçekten kaçınılmaz olan ve kişisel
olarak değiştirilebilir olanın oldukları gibi görülmesini sağlayacak
şekilde tüm durumların doğru biçimde değerlendirilmesi yönünde olur.
Böylece Tanrı'nın iradesine bırakır, ama bu nedenle kendi irademizin
varlığını inkar etmeyiz.
Keskin içerleme ya da melankoli kötümserliği şeklinde yenilgiye
uğrayabiliriz. Her iki tutum da tamamen faydasızdır. Üçüncü ve daha iyi
bir yol var; farklı bir ilerleme için bu yenilginin başlangıç noktası
olarak görev yapmasını sağlamak. Bu, ilk olarak hataları bulmak ve
yanlışları itiraf etmek için içten, isteyerek yapılan ve araştırmacı
bir kendini incelemeyle, ikinci olarak da tövbekar düzeltme eylemleri
ve yeni bir bakış açısının öncülüğüyle yapılabilir.
Karmik yükümlülükler yerine getirilmek zorundaysa, en azından bu genel
bir bilgisizlikle yapılamayacaktır. Kinden çok boyun eğmeyle ve daha
yüksek bir kazanım umuduyla olacaktır.
Kontrol edemediğiniz ya da önleyemediğiniz şeye nasıl uyulacağını
öğrenmek zorunda olabilirsiniz. Bu boyun eğmedir, Muhammed'in dünyaya
sunduğu dinin tam da adı İslam'dır (Tanrı'nın iradesine teslim olma).
Ama belli şeyleri kabul etmek zorundaysanız, bu bunlara uymak, onları
onaylamanızı beraberinde getirir demek değildir. Daha çok bunlar
hakkında şikayet etme ya da endişelenmeye son vereceğiniz anlamına
gelir.
Sezgileriniz sizi değiştirilemez bir şekilde takdir edilmiş ve
kaçınılmaz olacağını bildiğiniz bir tarzda olması yakın bir olay
hakkında uyarsa bile, bu olayın olmasını engelleme yetersizliğiniz sizi
kendinizi korumak, böylece ondan başka türlü yapmış olsanız çekeceğiniz
acıdan daha az acı duymak için olası mümkün olan tüm önlemleri almaktan
alıkoymamalıdır. Böyle bir uyarı beklenmedik olanın korkusunun
başkalarını çok şaşırtabileceği bir paniğe kapılmaktan kurtarırsa ancak
yararlı olabilir.
Ara sıra karma, dayanması hoş olmayan dertler ve sıkıntılar
getirebilir. Yine de bunların da bize öğreteceği bir şeyler var:
Dıştaki yaşamın faniliği ve olaylarını dengeleyebilmek için daha
doyurucu bir içsel yaşam bulma gereksinimiyle ilgili o kadim ders. Bu
yerkürede yaşadığınız sürece bunlardan kaçamazsınız, ama bunları
anlamayı ve en sonunda bunlara, zihinsel tepkilerinize hükmetmeyi
umabilirsiniz. Orada huzur ve bilgelik yatmaktadır.
Şahsımızın ya da talihimizin tamamen kontrolümüz dışında kalan bazı
parçaları hep vardır. Ne yapacak olursak olalım bunu değiştiremeyiz. Bu
durumun kaçınılmazlığını kabul etmek, yararsız bir mücadeleyle gücümüzü
tüketmekten daha sağduyulu bir şey olacaktır. Bazen bunu kendi
yararınıza bile döndürebilirsiniz. Ama bu kaçınılmazlığın, kaderin bu
kararının varolduğunu bilince nasıl olacaksınız? Bunu değiştirmek için
ne kadar uğraşırsanız uğraşın başarısız olacağınız gerçeğiyle.
İçsel ve dışsal olarak, kaderin bir yayının bizim için gerilmiş ve
kendini tamamlamak zorunda olduğunu deneyimle öğreniriz. Bu yaya karşı
gelmeye çalışmak boşuna bir çabadır; onun sınırları içinde kalmaya
boyun eğmekse bilgece olur. Zihinsel ve fiziksel yaşamımızın tutması
gereken başlıca yönü ona bırakmalıyız. Aklımızda en çok dolaşacak
düşünceler ve en çok başımıza gelecek olaylar zaten bu yayın
sınırlarını belirler. Bununla birlikte bu konuda keyfi olan hiçbir şey
yoktur, çünkü düşünceler ve olaylar ilişkilidir ve birlikte bu gezegen
üzerindeki insan yaşamını oluşturan uzun bir sıra halinde içsel bir
doğumla daha çok ilgilidir.
Yaşamınızın olması gereken yolu buysa, alın yazısı kartlarınızın
dağıtılma biçimi böyleyse ve dıştaki ses sizi bunu değiştirme yönünde
yararsız bir çabaya sürükledikten sonra eğer içteki ses bunu kabul
etmenizi söylüyorsa, bu durumun belirli bir sebebi olmalıdır. Bu sebebi
araştırın.
Kendi karmanızı tümüyle ve itiraz etmeden kabul edin. Hatta
günahlarınızın bağışlanmasını istemekten sakınacak derecede, çünkü bu
sadece bir sonuçtur. Bunun yerine, sebep olan zayıflığın üstesinden
nasıl gelineceğinin gösterilmesini isteyin.
Başınıza gelen derdi, öğrenmeniz gereken mesajlar taşıdığını düşünerek
kabul ettiğinizde, acı duymak yerine, onlara çok daha kıymet vererek,
sabırla tahammül edebileceksiniz.
Alın yazısının bizden alacağı şeylerden vazgeçmeyi, bunları gönüllü olarak terk etmeyi öğrenmek zorundayız.
Böyle bir kabul, huzuru bulmanın tek yolu ve sürekli mutluluğa giden
tek etkili yoldur. Bireysel olarak sahip olduğumuz şeyleri ve
ilişkilerimizi daima olacaklarmış gibi görmeye, son vermeliyiz.
Alın yazımızı önceden kararlaştıran kuvvetler vardır ve bilmemiz
gerekir ki Napeleon gibi Kaderin kararına boyun eğip geri çekilerek
savaşların kazanıldığı anlar vardır. Yoganın Ötesindeki Gizli Öğreti
isimli kitabımın son bölümünde, kötü bir karmik döngünün önlenemez
akışıyla karşılaşma konusunda usta boksörlerin kullandığı mükemmel bir
teknik önerilmektedir.
Bu noktada, yararlı olabilecek bir başka örnek de ju-jutsu'dur;
ju-jutsu'nun ilkesi, rakibin kendini yenecek ya da kendi kaslarına
zarar verecek biçimde gücünü kullanmaya zorlayacak ustalıklı bir tarzda
ona izin vererek yenmektir. Yani, kötü bir karmayı, bir süreliğine ona
teslim olup en sonunda, başlangıçta sahip olduğumuzdan daha büyük bir
bilgelik ve tepkiyle ondan çekilerek yenebiliriz.
Bu teslim olma işini yaptığınızda, bir insan olarak bu konuda
yapılabilecek şeyi yaptığınızda ve sonuçları tamamen yüksek benliğe
havale ettiğinizde, onun derslerini tekrar tekrar analiz edip
kalbinizin derinliklerine aldığınızda, bu sorun artık sizin olmaz.
Fiziksel olarak durum ne olursa olsun, ondan azat edilir, zihinsel
olarak ondan kurtulursunuz. Artık ne olursa olsun en iyisi için
olacağını bilirsiniz.
Eğer düşüncelerde, ilgili karmayı değiştirmeye yetecek bir gelişme
olursa; büyük acılar veren bir evlilik, daha iyiye doğru tamamen
değişebilir ya da ikinci bir evlilik, daha mutlu bir evlilik olabilir.
Zihninizi onunla ilgili tüm olumsuz düşünce ve davranışlardan
kurtarmadıkça; hoş olmayan bir ilişkiden karmik olarak kurtulamazsınız.
Sonrasında karmik kuvvetler sizi azat edecektir ya da kendinizi nasıl
serbest bırakacağınız size içsel olarak gösterilebilir.
Bir karmik borcu ödemek için evli kalmanız gerekli değildir, diğer
yandan bu konuda kişisel arzularınızı izlemek için özgür de
değilsinizdir. Böyle bir borcun kişinin yaşamının sonuna kadar ödenmeye
devam etmesi gerektiğini düşünmek hata olur. Yine de kişinin iç yaşamı
ve yolu engellenmeyecekse, tamamıyla ödenmelidir. Yalnızca vicdanınızın
derinlerinden gelen ses bu noktayı belirleyebilir.
Aile yaşamına özgü durumların, karmik ilişkileri sevgi yerine düşmanlık
olan iki kişiyi bir araya getirmesi seyrek görülen bir şey değildir.
Bunlar erkek ve kız kardeş, hatta karı-koca olarak bir araya
getirilebilirler. Birinin diğerine karşı felsefi tutumu ne olacaktır?
Somut bir örnek alıp evlilikle ilgili bir uyuşmazlık vakası varsayarsak
ve ayrılma ya da boşanma -gerekli olarak görülebilir- gibi tatbiki
yöntemler hakkında önyargısız olursak, aydınlanmış eşin diğerini
öncelikle kendi kusurlarını keskin bir tanımlamayla getirecek açığa
vuran bir aracı, ikinci olarak da bu tür kusurların yok edilmesiyle
deney yapabildiği bir laboratuar olarak görmesi gerektiği söylenebilir.
Bu yüzden kadın sıklıkla hiddetli bir öfkeyle parlıyor ya da sürekli
olarak kusur bulan laflar dile getiriyorsa, onun kışkırtmalarının
kocasının öfkesini değil, gizli öz kontrolünü ortaya çıkarmasına izin
verilmelidir; kadının anlayış eksikliği kendi adına ilgili bir eksiklik
uyandırmamalı, tersine daha fazla düşüncelilik sağlamalıdır. Bu
şekilde, kadının davranışının yol açtığı durum daha yüksek şeylere
çıkmak için bir fırsata dönüştürülebilir.
Aileyle ilgili her kavga, her ne kadar önemsiz olsa da, erkeğin kendi
içindeki daha tanrısal yönlerden bir şeyleri ileri doğru sürebilmesini
sağlamalıdır. Yine, bu iki kişinin birbirine kökten bir şekilde uygun
olmadıklarım ve er geç ayrılmak zorunda kalacaklarını varsaysak bile,
bunun getireceği mutsuzluk, aydınlanmış eş tarafından, mutluluk için
dışsal şeylerden bağımsızlık kazanma yönünde daha kararlı olmak ve
ancak zihinde en iyi biçimiyle sonuç verebilecek içsel doyumlara daha
fazla güvenir olması için kullanılabilmelidir.
Ayrıca, kişinin, düşüncesizce davranma biçimi, aptallığı ya da tutkusu
aracılığıyla kendi hak ettiği geçmiş karmasını ödemekte olduğunu
anlamasını da sağlamalıdır.

Etiketler:
Bilimler
Psikoloji
Dayanma - Üstesinden Gelme
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |