Okunma: 2099 kez
'Aslandan geldik' dense daha çok evrimci olurdu-29 Ağustos 2005 Pazartesi - Vatan * Devrim Sevimay "Ya Darwin'e inanacağız ya da kutsal kitaplardaki yaratılış bilgilerine..." Konu bu kadar keskin mi? Dinin kendisi de bir evrim geçirmiştir. Ortadoğu kaynaklı dinlerin yaratılış öyküleri birbirlerine az çok benzerler. Fakat yeryüzünde o kadar farklı kültür ve din vardır ki hepsinde de birbirinden farklı yaratılış öyküleri yer alır. Bilim bunların hangisinin doğru olduğuna karar veremez. İnançlar, bilimin alanı dışındadır.
Çin'de doğmuş olsaydık çok farklı bir yaratılış öyküsüne inanıyor olabilirdik. Bilim ise evrenseldir, kültürlere göre değişmez. Bilim bu konuya karar veremeyebilir ama insanlar bilmek isterler; Darwin'e inanırsam Tanrı'ya inancımdan vazgeçmiş mi olacağım diye... Yeryüzünde evrim konusunda araştırma yapan pek çok bilim insanı inançlarından vazgeçmeden evrimi destekleyecek kanıtlar üretebiliyorlar. Francisco Ayala bir rahiptir ve evrim konusunda dünyanın önde gelen isimlerden birisidir. Ülkemizde de inançlarından vazgeçmeden evrim konusunda araştırma yapanlar var. Bilini ve din insan düşüncesinin farklı boyutlarını temsil ederler. Bilimde kuşku duymak zorunludur. Dinde ise iman söz konusudur. Yani kuşku duymadan sorgulamadan inanmak. Kör saatçi tasarımı ABD'nin Ulusal Genom Araştırma Müdürü Francis Collins de "Ben Tanrıcı evrimci bir bilim adamıyım" der. Ama şu şartla: "Tanrı insanları yaratmaya karar verdiyse bunu yapmak için neden evrim mekanizmasını seçmiş olmasın?" Yani evrim yapılacaksa onu da Tanrı yapar inancı... Darwin'in kastettiği tam olarak bu muydu gerçekten? İkisinin doğaları taban tabana zıttır. Bu nedenle iki düşünce sistemini aynı boyutta ele almak hem bilime hem de dine zarar verir. Bilimle dini uzlaştırmak için kişiler kendi bilinçlerinde yorumlar yapabilirler. Fakat Darwin böyle bir şey kastetmedi. Darwin, bilini yaparken Tanrı varsayımından hareket etmedi. Bilim insanlarının yapması gereken de budur. Yani dinsel inanışlara sahip olabilirler, fakat bilim yaparken dinsel inançları onları yönlendirmemelidir. Yine de hem evrime hem Tanrı'ya inanmakta bir çelişki yok mu? Hayır, bu kadar keskin bir yol ayrımı yok. İşin içine bilimi katmadığınız sürece istediğinize inanabilirsiniz. Çünkü ne inanç bilimsel yöntemlerle açıklanabilir ne de bilim inançla... Ama sonuçta ya tesadüfe (insan 4 milyar yıl içinde tesadüfler sonucu mutasyon ve doğal seçilimle varolmuştur) inanacaksınız ya da (insanı bir yaratıcı tasarlamıştır) tasarıma? Evrimde genetik çeşitliğin ortaya çıkışını sağlayan mutasyonlar ve genetik çeşitlilik rastlantısaldır. Fakat çeşitliliğin içinden uygun mutasyonların meydana gelmesi ve çevre koşullarına en fazla uyum sağlayan genlerin seçilmesi diye tanımlayabileceğimiz 'doğal seçilim' rastlantısal değildir. O halde bu bir tasarım mı? Evet, buna bir tasarım diyebiliriz. Ama bu tasarım Dawkins'in dediği gibi kör saatçinin yaptığı gibi bir tasarımdır. Çünkü doğal seçilim canlıları çevrelerine uydurmaya çalışır. Canlı toplumlarını, bir koşu bandı üzerinde koşan bir sporcuya benzetebiliriz. Durursa, düşer. Doğada da koşullar sürekli değişim halindedir. Ve sadece değişen çevre koşullarıyla birlikte değişerek ortama uyum sağlayan canlı toplulukları ayakta kalabilmişlerdir. Yaratılışçılığı savunanların da Dawkins'te en tahammül edemedikleri nokta onun kör saatçi tezidir. Zira bu kusursuz tasarımın arkasında mutlaka bir akıl olması gerektiğini düşünüyorlar. Evrimcilerin elinde bu inancı sarsacak bir delil var mı? Canlılar kusursuz değildir. Örneğin zürafalar uzun boyları nedeniyle akarsu veya gölden su içmekte güçlük çekerler. İnsanda da bir yığın gereksiz gen bulunur. Örneğin C vitamini sentezleyen genler atalarımız meyveyle beslenmeye başladıktan sonra işlevsiz kalmışlardır. Bir yığın başka gen işe yaramaz durumdadır. Bir çok insan kalıtsal özürlerle yaşamaktadır. Kanser de insanların bir sorunudur. O da hücre bölünmesini kontrol eden bazı genlerin mutasyona uğramaları sonucunda oluşur. Bazı insanlarda bu genler, bu mutasyonlar zaten vardır. Diğerlerinde ise çevre kirlenmesi sonucu oluşan mutasyonlarla kanser oluşur. Dünyanın insanlar yaşasın diye yaratıldığı (antroposentrizm) düşüncesi size niye ters geliyor? Dünya insanlar için yaratılmamıştır. Darwin tam olarak bu düşünceye son vermiştir. Çünkü dünyanın insan için yaratıldığı düşüncesi insanın sonu olabilir. Zira evrimin bir sonucu da türlerin yok olmasıdır. Bugün yaşayan canlı türleri yeryüzünde var olmuş canlı türlerinin yüzde 1'inden bile azdır. Bir türün yok olma riski yüzde 99'dan fazla. İnsan ancak bu olasılığı kendi evrimini ve diğer canlıların evrimlerini anlamakla azaltabilir ve yeryüzünde kalma süresini uzatabilir. Süper akıl? Ya Big Bang (Büyük patlama)? Ateist düşünür Anthony Flew'e bile 81 yaşından sonra "Bir tür süper akıl, yaşamın kökeni ve doğanın kompleksliği karşısında yapılabilecek en iyi açıklamadır" dedirtti. Eğer milyar kere milyarda bir farklı patlama olsa evren diye bir şey olmayacaktı. Bu da sadece kör bir saatçinin işi olarak açıklanabilir mi? O zaman da akla "süper bir akıl evreni tasarladı ise o süper aklı tasarlayan başka üstün akıllar var mı" sorusu gelir. Bu sorular birbiri ardına eklenebilir ama bu konu artık felsefeye girer. Ancak süper bir aklın varlığı kesinlikle bilimsel bir hipotez değildir. Çünkü böyle bir şey bilimin yöntemleriyle sınanamaz, yanlışlığı ya da doğruluğu gösterilemez. Bilim, Tanrı'nın varlığını kanıtlayamayacağı gibi yokluğunu da kanıtlayamaz. Prof. Dr. Niyazi Öktem de bir konuşmasında aynı cümleyi şöyle bitirmişti: "İkisi de kanıtlanamayacağına göre ehvenişer ve birbirine saygılı olmak gerekir." 'Ehvenişerlik" bir yöntem olabilir mi? İnsanlar neye inanacakları konusunda özgürlerdir, ama eğer bilim yapacaksak o zaman bilimin yöntemlerini kullanmalıyız. Doğayı da ancak bilimin yöntemleriyle anlayabiliriz. O halde vicdanlardaki boşluğu yaratılışçıların doldurmasına da kızılamaz, öyle değil mi? Bilimin yanıtlayamayacağı sorular her zaman olacaktır. Bunlar felsefeyle ilgili olabilir. Bu boşluğu yaratılışçıların doldurması ise ayrı bir olay. Yaratılışçılar tam olarak bilimin karşısındadırlar. ABD'de kökten dinci Hıristiyanlardan oluşuyorlar. Ve son zamanlarda kökten dinci Müslümanlarla işbirliği yapabiliyorlar. Bütün amaç her şeyin kutsal kitaplardaki öğretilere göre açıklandığı bir eğitim sistemi. Ve Ortaçağ'a dönmüş bir dünya. Atalarımız ilkel solucanlar! Acaba maymun yerine aslandan geldiğimiz söylense evrim teorisi daha çok sempati toplar mıydı? Evet, sanırım epey ilgi toplardı. Çünkü birçok kültürde maymun aşağı bir yaratık görülür ve evrimin bazı insanlara itici gelmesinde bu da rol oynamıştır. Ama evrim denince de özet olarak hep bu ifade kullanılır. Ne kadar doğru? Aslında konunun derinliğine inersek tüm insanlar, maymunlar, aslanlar ve diğerleri balıklardan, balıklar da ilkel solucanlardan gelmiştir. Demek ki insan maymuna razı olmalı (Gülüyor).
O zaman niye maymunlarla anılıyoruz? Maymunlar genetik ve anatomik olarak insana en yakın canlılardır. Çünkü insan ve maymun hatları diğer canlılara göre çok daha kısa bir süre önce ve birbirlerine yakın zamanlarda ayrılmıştır. Her ikisi de yaklaşık 5 milyon yıl önce... Bu hat ayrılmasını bir ağacın dallarının başka dallara ayrılması gibi düşünün. O dalların kökündeki ilk canlı kim? Bir çeşit bakteri. 3.8 milyar önceden kalma fosili var. # Bir bakterinin fosili mi? Tek bir bakteri değil, milyarlarca üst üste dizilmiş bakteriler topluluğu. Peki bilim, insana ilk ne zaman rastlıyor? İlk kez Afrika'da 5 milyon yıl önce büyük bir çevresel değişim yaşanıyor. Böylece oradaki maymun türü ağaçlardan inmek zorunda kalıyor. Ve ilk kez iki ayağı üzerinde yürüyen canlı türlerine (Austrolo-pithecus) 3-4 milyon yıl önce rastlanıyor. İlhan Selçuk ayağa kalkma iradesini gösteren o ilk canlının dünyanın ilk solcusu olduğunu söyler... O kadarını bilemeyeceğim ama bu iki ayağı üzerinde duran hatlardan birisi yaklaşık 2 milyon yıl önce Homo-erectus hattına evriliyor. Yine iki ayağının üzerinde duran, ancak beyin yapısı biraz daha büyük. 200 bin yıl önce de gerçek insan diyebileceğimiz Homo-sapiens Afrika'dan çıkıp dünyaya yayılıyor. Atatürk de Darwinci'ydi Yaratılışçıların türevlerini sürekli tekrarladıkları bir örnekleri var: "Balta girmemiş bir ormanda bir heykele rastlarsanız, bundan çıkardığınız sonuç ne olur?" Bu bir demagoji. Örnek baştan yanlış. Balta girmemiş bir ormandaki bir heykelle değil binlerce canlı türüyle karşılaşılıyor. Evrimin mekanizmaları bu binlerce türün adaptasyonlarını oluşturabilecek güçtedir. Benzeri bir soru ilk kez William Paley tarafından 18'inci yüzyılın başlarında dile getirilmiştir. Bulunan bir saatin bir saatçi tarafından yapılması gerektiğini söylemiştir. Bu bir laf salatasıdır. "Gerçekler acıdır. Biber de acıdır. Öyleyse biber gerçektir!" gibi bir şey mi? Aynen böyle! Bu tip karmaşalar yaratarak insanların aklını çelmeye çalışıyorlar ve bu tip argümanlara bilimsel düzlemde verecek bir yanıt yok. Atatürk'ün 1930'lardaki konuşmalarından evrimi kabul ettiği kesin. Sizce O Tanrı şartı olan bir evrimci miydi yoksa tam bir Darwinst mi? Atatürk her şeyden önce gerçek bir aydındı.
"Yaşamda en gerçek yol gösterici bilimdir fendir. Bunların dışında yol gösterici aramak gaflettir, dalalettir, hıyanettir" sözü Cumhuriyetimizin temel ilkelerinden biri olmuştur. Atatürk'ün kendisinin de katkıda bulunduğu "Türk Tarihi" adlı kitapta canlıların evriminden söz edilir. Atatürk Darwinci bir evrimcidir. Zaten bilimde Tanrı şartı olan bir evrim söz konusu olamaz. 3N+1K Bugün tam 174 yıl oldu Kim: Prof. Dr. Aykut Kence, 59 yaşında. İstanbul'da doğdu. Aslen Trakyalı. Pertevniyal Lisesi'nin ardından İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü'nü bitirdi. NATO bursuyla State University of New York'ta 6 yıl ekoloji ve evrim üzerine doktora yaptı. Buradaki hocası nümerik taksonomiyi geliştiren, ünlü Ord. Prof. Dr. Sokal'dı. 1974'te yurda döndükten sonra daha çok yabancı dil bilen öğrenciye ulaşmak umuduyla ODTÜ Biyoloji Bölümü'nü tercih etti. 1987'de profesör oldu. 1998 tarihli TÜBA'ya bağlı Evrim Komisyonu'nun kurucularındandı. Eşi de biyolog olan Kence'nin iki çocuğu var. Neden: Bilim ne kadar sarsıcıysa tam karşısına konulan inanç da o derece sarıp, sarmalayıcıdır. Ve kabul etmeliyiz ki çıplak bir bilincin ihtiyacı her zaman ikincisidir. Belki de bu yüzden evrim kuramı yaklaşık 150 yıldır herkesin erişemeyeceği bir yerde ve serinde saklanıyor. Müfredatlardan şöyle bir geçip, hayvanat bahçelerindeki "Gel de inanma! Şu maymuna bak, aynı sen!" gülüşmeleriyle kafalardan uçup gidiyor. Darwin'in bile açıklamak için 20 yıl beklediği evrim kuramı bu mahçup haliyle günümüze kadar gelebildi. Ancak bir yandan 'haçlı seferleri'nden dem vurulan, bir yandan da kökten-dinci Müslümanların Büyük Ortadoğu Projesi'nin gulyabanisi olmayı kabul ettiği, tarihin bu karanlık vaktinde Darwinciler de ciddi bir gol yedi. 1990'larda "Akıllı tasarım" adıyla ortaya çıkan yaradılışçılar Bush'u da arkalarına alarak, dünya gündemine girmeyi başardılar. Öyle ki müfredatları bile zorlamaya başladılar. İletişimin tüm olanaklarını ve elbette inancın verdiği kozmik gücü son derece iyi kullanan yaradılışçılar zaten her gün kendilerini bir yerlerde anlatıyorlar.
Biz de bu yüzden dünyanın en belalı kuramlarından birinin bilimini yapan bir Darwinci'yle konuşmayı tercih ettik. Ne zaman: Aykut Kence'yle bu görüşmeyi 17 Ağustos tarihinde yaptık. Ama yayın tarihinin 29 Ağustos'a denk gelmesini özellikle istedik. Çünkü bir rahip olmaya hazırlanan Darwin tam 174 yıl önce bütün evrim tartışmasını başlatacak o çok önemli mektubu bugün almıştı. Mektupta Darwin, Güney Amerika'nın kıyı şeridinin haritasını çıkarmakla görevlendirilmiş bir gemiye davet ediliyordu. Darwin'i, Darwin yapan 5 yıllık yolculuk ona türler üzerine geniş araştırmalar yapmayı, bilim dünyasına da evrim kuramını armağan etti. Nerede: Kence'nin ODTÜ Biyoloji Bölümü'ndeki odasında. Alıntı Kaynağı : 29 Ağustos 2005 Pazartesi - Vatan * Devrim Sevimay

Etiketler:
Bilimler
Biyoloji
'Aslandan Geldik' dense...
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |