'Gel kızım otur yanıma' derken üzerinde uzun uzun düşünmüşmüydü söyleyeceklerinin bilinmez.Sadece yüzündeki gizli iz önemli bir konunun başında olduğumuzun habercisiydi.
'Sana bu evin -tüttürmek kaydıyla-
dumanlı bacasını ve anılarımı miras
bırakıyorum.Biri taştır biri iki üç satırdır diye küçümseme onları.Yoksa boğazında
takılı kalır benden sonra geçmişin.'
Öyle iç acıtan bir yerden girmişti ki
konuya ne düşüneceğimi şaşırmıştım birden
'Lütfen böyle konuşma' diyebildim
çaresizce.
'Üzülme ' dedi rahatlatmak için beni.
Yüzündeki çocuk masumdu.
'Şu sokaları görüyor musun?
Biz onlarla iyi geçindik hep.
Dost olduk tanıdık, sevdik birbirimizi.
Sen de sev. Bil de sev.Seversen onlarda seninle yürürler.
Adımların sıklaşır.'
Sesindeki veda tonundan hiç hoşlanmamıştım.
'Sakın küsme kolay kolay barışamazsın.Bir
bakarsın ömrün bitmiş.
Herşeyin -hele ömrün – sonuna geldin mi
hüzün yerleşir kolarına.
Bu hüzün kırar onları.Gün gelir alçılar
bile kar etmez.İyi bir tarih taşırsan kafanda kolların daha çok dayanır.Özürleri
zamanında yerleştir yerine sonuna doğru dileyecek özrün kalmasın omuzunda.'
Araya girip birşeyler söylemem
gerekiyordu sanki ama ne söyleyeceğimi bilemedim.'senin ömrünün sonuna çok var
daha dedeciğim.Daha
neler neler yaşayacağız seninle.' Gibi bir sürü cümlekurmak geldi içimden
konuyu yumuşatmak için.
'bizim kasabanın masalını anlatacaktın
bana, hala anlatmadın.'
deyiverdim.Sonunu bilmediğim sohbetin
gidişinden rahatsız olduğum için yolunu değiştirmek istedim.
'Anlatayım.Bu kasabanın hikayesini iyi öğren,
bileğine güç verir.'
diye devam etti.Sanki bu da anlatmayı
planladığı şeyin bir parçasıymış gibi.Ama özellikle hikayesi demişti çünkü
masal değildi onun için gerçekti.Dilden dile anlatıldıkça biçim değiştirmiş
bütün eski zaman hikayeleri gibi masaldı oysa.
'Boz ve Doğan beylere ait iki efsanenin
eteklerinde kurulmuş bu kasaba, bu çarpık evler.Sağdaki tepe Boz beyinmiş,
soldaki tepe Doğan beyin.Çok uzun yıllar savaşmışlar, savaşlara alışmışlar.'
Yüzümdeki küçük tebessümü kaçırmadı.Oysa
ben konuyu değiştirmenin muzaffer edasıyla gülüyordum.
'Gülme.Savaşa da alışılır mı deme.Onlar
alışmışlar işte.Gün gelmiş kayıplardan savaşacak erleri kalmamış yanlarında.Kadınları
sürmüşler önlerine.Kadınları savaşta görünce yeşil onlara küsmüş.
Sular çekilmiş tarlalardan.Çaresiz savaşa
bir süre ara vermişler.'
Yüzümdeki huzur onun anlatma isteğini
arttırmıştı.Sakin tavrıyla devam etti.
'Savaş durunca insanlar ne yapacaklarını
şaşırmışlar önce. Sonra
barışa alışmışlar. Savaş günü geldiğinde
kimse kuışanmamış kınlarını.Siz gidin demişler,siz savaşın artık,biz bıktık.
Boz bey ile Doğan bey çaresiz çıkıp evlerinden ortada buluşmuşlar.
Ham vücutlarıyla dövüşmüşler.
Yenişememişler. Bir direk dikelim ortaya arkasına da bir saray yapalım. Oradan birlikte yönetelim insanları
demişler.Bir direk dikmişler.
Direğin kenarından sular fırlamış.
Sular da yeşil de onları bağışlamış.
Adlarını güçlerini birleştirmişler.
Böylece bereketiyle doğmuş bu kasaba.
Gördüğün yamalı bohçalı,
gül yüzlü biçarelerde burda açmış
gözlerini benim gibi.'
'Yaçocukluğun dedeciğim onu da anlatsana
bana.'
Artık istediği kadar konuşabilirdi.Hüzün
menzilinden uzaklaşmıştı.
Yaşlı yüreğinin kaldıramayacağı hiçbir
acıya teyet geçmesini bile istemiyordum. Ben ona buluttan yorgan, yastık, umuttan gelecek
vermek istiyordum. Gelecek
haricinde hiçbiri benim elimde değildi. Sanırım o da benimle konuşurken geleceğe dokunuyordu.
'Evimizi hatırlıyorum.Gıcır gıcır
öterdi. Ama
nasıl büyüdüğümü hatırlamıyorum. Ömrümün şu sert yokuşun
ucundaki kahveyle bu parkta
geçtiğini biliyorum. Sakızına
taş dizdim, şekerine zar attım.
Eve şekerle sakız götürmeyi marifet saydım.
Ferayeyi, çakır gözlü gülsümü doladım
dilime.Harman dalıyla kaldırdım kollarımı seyrek basarak oynadım oyunumu.
Bir zamanlar savaşa bile kadınlarımızı
yollayan bizler kahvede nöbetleşirken doğanın bize verdiği nimetleri kadınlarımızın
sırtına yükledik. Onlar
ağustos böceği biz karıncaydık. Ama biz hiç üşümedik, aç kalmadık.
Çünkü kadınlarımız gibi dallarını taşıyamayan
ağaçlarla çevriliydik. Oynadığımız
körebe oyununun ebeleri de hayatın gebeleri de hep kadınlarımız oldu.'
Sohbetdeki konunun oku yaydan çoktan fırlamıştı.
Sonunu beklemekten başka çarem
yoktu.Sessiz bir sızıyla dinlemeye devam ettim. 'Eşlerimizi telleyip, tülleyip emrimize amadeliğe hazırlarken – benim de
kızlarıma yaptığım gibi- kader adında bir türkü söylüyorduk hepberaber.Ben
buraların bütün türkülerine ortağım. Bütün
türküleri hep bir ağızdan sözleriz bizler.Hep bir ağızdan inanır, hep bir ağızdan bağırırız.'
'Başka yerler görmedin mi dede.Başka
kültürler, değişik yaşayışlar.'
'Gördüm elbet.Askerliğimi Edirne de yaptım.İkinci
dünya harbi yıllarıydı. Ne
Edirneyi gördü gözüm ne de kızlarını.Burnumda çam kokusu, ağzımda incir tadıyla dolaştım kışlada.Dört sene o
zamanlar ne uzun gelmişti. Bir
ömrü arşınlayınca kısacıkmış deyiveriyor insan. Döndüğümde buradakilerin düşlerini boğum boğum olmuş
buldum. Uzun kuyruklara
girerek yaşamaya alışmışlardı. Savaş
sonrası yoksulluklarını göğüsledik hep beraber.
Ne de olsa biz savaşa da barışa da kolay
alışan bir milletiz.
Alışkanlıklarımız çaresizliklerimizin
ortasında yeşerir.
Cesaretlerimiz seçme şansımız olmadığı
için destan yazdırır.'
'Ne güzel söyledin dede.'Cümleler
sihirli deynek olmuş bana dokunmuştu. Bir yandan destan yazdıran bir yandan teslim olan bir neslin devamı
olmayı pek aklım almıyordu ama bu hikayenin beni gelecekle ilgili bir yere
götüreceğinden emindim.
'Evlilik hikayeniz nasıldı anneannemle'
'Evlenmek için geç kalmıştım tabi.Savaştı,
barıştı, kuyruktu derken buralara göre karta kaçmıştım.Bana anneanneni uygun
gördüler. Uzaktan akrabamız
olurdu,aşağı mahallede otururlardı.
Gevrekçiydi babası, iyi yumuşak başlı
bir adamdı. Kayınvalide hanımda
epeyce cimri başı dik, dediğim dedik bir kadındı. Öyle cimriydi ki bir tek kibrit yakmamak için
közlerden ocak tutuştururken saatlerce ateşi üflerdi.Bir keresinde altına kaçırdığı
bile söylenir.
Çok naz etmediler. Bir
Allahın emri, bir peygamberimizin kavli onubana
vermelerine yetti. Oysa O, seyrek adımlı, canı dişinde,
güzel bir kızdı, ben savaş artığı bir işsiz.
Tellendik, tüllendik, evlendik.
Buralarda gerdek gecesi çarşaf
beklenirdi bir de dokuz on ay içinde bebek.Anneannenin tek şansı doğurmaktı.
O da sağolsun doğurdu.
Önce annen yani boynu kıldan ince kızım
doğdu. Sonra dayın yani
benim ölsemde gamyememim oldu.Yeter mi yetmez tabi. Bir çok bilmiş kızım ardından bir de küçük kuzum oldu.
Bütün bu çocuklar doğarken, büyürken ben
hep yokuşun ucundaki kahvedeydim. Ne olup bitenden haberdardım ne de evde olmayandan.
Bir de eve geldikçe aslan kükremesi
sesim bu duruma eklenince
anneanneni çok çaresiz bıraktım. Onun sabrının sınırlarını çok zorladığımda çocukları kolunun altına sıkıştırır
babasının evine giderdi. Ailesi
bir gece acısını dinleyip, ateşini söndürürdü.Ertesi gün babası öleceğin ev
burası diye kapımızın önüne koyardı onları.
Çocuklarımı çok seviyordum güya.
Yine de onları çıplak ayaklarıyla rüzgarın
içine attım. Kızlarımın
herbirine sabırdan kefenler giydirdim.Damatlarımın kızlarıma yaptıklarını
görünce anladım yıllar önceki yaşlı gevrekçinin bizim kapıdan geri dönerken
ölmek istediğini.
Sokaklarla bile barışık yaşayan ben bir
tek karımla barışamadım. Bir
özür dileyemedim.'
'Hala yapabilirsin dede.' Sesimdeki
yalvarış o kadar yankılıydı ki
gözlerini kocaman gözlerime dikti.
' Yapamam' dedi.'Kafamız karışır sonra,
dokunamayız birbirimize.'
'Niye ama bunları anladıktan sonra..'
Benim heyecanım karşısındaki kabullenişi yaşadığı tarihin bir parçasıydı sanki.
'Alışkanlıklarımızın elimizden alınması
için çok yaşlıyız.Geçmişimizle beraber bin yaşındayız.'
Hayatı değiştirebileceğimizle ilgili yüzlerce, binlerce cümle kurmaya hazırlanıyordum.
'Budoğru değil ama ' dedim.
Sözümü eliyle işaret ederek kesti.
'Senin için doğru değil.Biz ayaklarımızı
dik tutan batonlarımız olmadan yaşayamayız
artık. Biliyorum çok ağlayacak
arkamdan. Birikmiş bütün ağıtlarını
haykıracak. Sen o yaslara
benden bir özür ekle. Borcumu öde.'
'Ama dede' Çaresiz son cümleye gelmiştik.Onun
yok olma ihtimali cümle içinde geçmemeliydi ama geçti.
'Ama deme, borcumu öde. Lafı çok uzattım
zaten. Söylev oldu.
Yıllar sonra anladım ki buralarda her
erkek bir pişmanlık öyküsü yazmalı.
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.
Cavida VIZVIZ Yazar Hakkında: MERHABA
Dilim de durmaz benim kalemim de.Yazdıklarım su üstünde kalmasın diye paylaşmak istiyorum sizlerle.
Gün yüzünü bize döndüğünde
gökyüzü yeteri kadar maviyse
ya da ne bileyim hüzün yer edindiyse...
Okuduklarımızla ilgili söyleşmek gereği duyuyorsam,
mesleğimle ilgili bilimsel çalışmalarla ilgili makaleler bulduğumda..
Yani her fırsatta burda olmaya çalışacağım..
SevgilerimleYazar Şuan Çevirim DışıYazara E-Posta Atin