GenBilim
Türkiye Bilim Sitesi  
Anasayfa | Forum | Bilimler | Arşiv Tarama | GenKalem | Destek | Site Haritası | Linkler | RSS | Reklam | Arkadaşını Davet Et | İletişim
Kontrol Paneli Anasayfa arrow GenKalem arrow Gidinin Efesi Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Üye OlŞifre Hatırlat Kontrol Paneli
Ağu 03 2008
Gidinin Efesi Yazdır E-posta
(11 Oy)



Cavida Esra VIZVIZ   
Pazar, 03 Ağustos 2008
Okunma: 998 kez

'Gel kızım otur yanıma' derken üzerinde uzun uzun düşünmüşmüydü söyleyeceklerinin bilinmez.Sadece yüzündeki gizli iz önemli bir konunun başında olduğumuzun habercisiydi.

'Sana bu evin -tüttürmek kaydıyla- dumanlı bacasını ve anılarımı miras bırakıyorum.Biri taştır biri iki üç satırdır diye küçümseme onları.Yoksa boğazında takılı kalır benden sonra geçmişin.'

Öyle iç acıtan bir yerden girmişti ki konuya ne düşüneceğimi şaşırmıştım birden

'Lütfen böyle konuşma' diyebildim çaresizce.

'Üzülme ' dedi rahatlatmak için beni. Yüzündeki çocuk masumdu.

'Şu sokaları görüyor musun? Biz onlarla iyi geçindik hep. Dost olduk tanıdık, sevdik birbirimizi. Sen de sev. Bil de sev.Seversen onlarda seninle yürürler. Adımların sıklaşır.'

Sesindeki veda tonundan hiç hoşlanmamıştım.

'Sakın küsme kolay kolay barışamazsın.Bir bakarsın ömrün bitmiş.

Herşeyin -hele ömrün – sonuna geldin mi hüzün yerleşir kolarına.

Bu hüzün kırar onları.Gün gelir alçılar bile kar etmez.İyi bir tarih taşırsan kafanda kolların daha çok dayanır.Özürleri zamanında yerleştir yerine sonuna doğru dileyecek özrün kalmasın omuzunda.'

Araya girip birşeyler söylemem gerekiyordu sanki ama ne söyleyeceğimi bilemedim.'senin ömrünün sonuna çok var daha dedeciğim.Daha neler neler yaşayacağız seninle.' Gibi bir sürü cümlekurmak geldi içimden konuyu yumuşatmak için.

'bizim kasabanın masalını anlatacaktın bana, hala anlatmadın.'

deyiverdim.Sonunu bilmediğim sohbetin gidişinden rahatsız olduğum için yolunu değiştirmek istedim.

'Anlatayım.Bu kasabanın hikayesini iyi öğren, bileğine güç verir.'

diye devam etti.Sanki bu da anlatmayı planladığı şeyin bir parçasıymış gibi.Ama özellikle hikayesi demişti çünkü masal değildi onun için gerçekti.Dilden dile anlatıldıkça biçim değiştirmiş bütün eski zaman hikayeleri gibi masaldı oysa.

'Boz ve Doğan beylere ait iki efsanenin eteklerinde kurulmuş bu kasaba, bu çarpık evler.Sağdaki tepe Boz beyinmiş, soldaki tepe Doğan beyin.Çok uzun yıllar savaşmışlar, savaşlara alışmışlar.'

Yüzümdeki küçük tebessümü kaçırmadı.Oysa ben konuyu değiştirmenin muzaffer edasıyla gülüyordum.

'Gülme.Savaşa da alışılır mı deme.Onlar alışmışlar işte.Gün gelmiş kayıplardan savaşacak erleri kalmamış yanlarında.Kadınları sürmüşler önlerine.Kadınları savaşta görünce yeşil onlara küsmüş.

Sular çekilmiş tarlalardan.Çaresiz savaşa bir süre ara vermişler.'

Yüzümdeki huzur onun anlatma isteğini arttırmıştı.Sakin tavrıyla devam etti.

'Savaş durunca insanlar ne yapacaklarını şaşırmışlar önce. Sonra barışa alışmışlar. Savaş günü geldiğinde kimse kuışanmamış kınlarını.Siz gidin demişler,siz savaşın artık,biz bıktık. Boz bey ile Doğan bey çaresiz çıkıp evlerinden ortada buluşmuşlar. Ham vücutlarıyla dövüşmüşler. Yenişememişler. Bir direk dikelim ortaya arkasına da bir saray yapalım. Oradan birlikte yönetelim insanları demişler.Bir direk dikmişler. Direğin kenarından sular fırlamış. Sular da yeşil de onları bağışlamış. Adlarını güçlerini birleştirmişler.

Böylece bereketiyle doğmuş bu kasaba. Gördüğün yamalı bohçalı, gül yüzlü biçarelerde burda açmış gözlerini benim gibi.'

'Yaçocukluğun dedeciğim onu da anlatsana bana.'

Artık istediği kadar konuşabilirdi.Hüzün menzilinden uzaklaşmıştı.

Yaşlı yüreğinin kaldıramayacağı hiçbir acıya teyet geçmesini bile istemiyordum. Ben ona buluttan yorgan, yastık, umuttan gelecek vermek istiyordum. Gelecek haricinde hiçbiri benim elimde değildi. Sanırım o da benimle konuşurken geleceğe dokunuyordu.

'Evimizi hatırlıyorum.Gıcır gıcır öterdi.  Ama nasıl büyüdüğümü hatırlamıyorum. Ömrümün şu sert yokuşun ucundaki kahveyle bu parkta geçtiğini biliyorum. Sakızına taş dizdim, şekerine zar attım.

Eve şekerle sakız götürmeyi marifet saydım. Ferayeyi, çakır gözlü gülsümü doladım dilime.Harman dalıyla kaldırdım kollarımı seyrek basarak oynadım oyunumu. Bir zamanlar savaşa bile kadınlarımızı yollayan bizler kahvede nöbetleşirken doğanın bize verdiği nimetleri kadınlarımızın sırtına yükledik. Onlar ağustos böceği biz karıncaydık.  Ama biz hiç üşümedik, aç kalmadık. Çünkü kadınlarımız gibi dallarını taşıyamayan ağaçlarla çevriliydik. Oynadığımız körebe oyununun ebeleri de hayatın gebeleri de hep kadınlarımız oldu.'

Sohbetdeki konunun oku yaydan çoktan fırlamıştı. Sonunu beklemekten başka çarem yoktu.Sessiz bir sızıyla dinlemeye devam ettim. 'Eşlerimizi telleyip, tülleyip emrimize amadeliğe hazırlarken – benim de kızlarıma yaptığım gibi- kader adında bir türkü söylüyorduk hepberaber.Ben buraların bütün türkülerine ortağım. Bütün türküleri hep bir ağızdan sözleriz bizler.Hep bir ağızdan inanır, hep bir ağızdan bağırırız.'

'Başka yerler görmedin mi dede.Başka kültürler, değişik yaşayışlar.'

'Gördüm elbet.Askerliğimi Edirne de yaptım.İkinci dünya harbi yıllarıydı. Ne Edirneyi gördü gözüm ne de kızlarını.Burnumda çam kokusu, ağzımda incir tadıyla dolaştım kışlada.Dört sene o zamanlar ne uzun gelmişti. Bir ömrü arşınlayınca kısacıkmış deyiveriyor insan. Döndüğümde buradakilerin düşlerini boğum boğum olmuş buldum. Uzun kuyruklara girerek yaşamaya alışmışlardı. Savaş sonrası yoksulluklarını göğüsledik hep beraber.

Ne de olsa biz savaşa da barışa da kolay alışan bir milletiz.

Alışkanlıklarımız çaresizliklerimizin ortasında yeşerir.

Cesaretlerimiz seçme şansımız olmadığı için destan yazdırır.'

'Ne güzel söyledin dede.'Cümleler sihirli deynek olmuş bana dokunmuştu. Bir yandan destan yazdıran bir yandan teslim olan bir neslin devamı olmayı pek aklım almıyordu ama bu hikayenin beni gelecekle ilgili bir yere götüreceğinden emindim.

'Evlilik hikayeniz nasıldı anneannemle'

'Evlenmek için geç kalmıştım tabi.Savaştı, barıştı, kuyruktu derken buralara göre karta kaçmıştım.Bana anneanneni uygun gördüler. Uzaktan akrabamız olurdu,aşağı mahallede otururlardı.

Gevrekçiydi babası, iyi yumuşak başlı bir adamdı. Kayınvalide hanımda epeyce cimri başı dik, dediğim dedik bir kadındı. Öyle cimriydi ki bir tek kibrit yakmamak için közlerden ocak tutuştururken saatlerce ateşi üflerdi.Bir keresinde altına kaçırdığı bile söylenir.

Çok naz etmediler. Bir Allahın emri, bir peygamberimizin kavli onubana vermelerine yetti. Oysa O, seyrek adımlı, canı dişinde,

güzel bir kızdı, ben savaş artığı bir işsiz.

Tellendik, tüllendik, evlendik. Buralarda gerdek gecesi çarşaf beklenirdi bir de dokuz on ay içinde bebek.Anneannenin tek şansı doğurmaktı. O da sağolsun doğurdu.

Önce annen yani boynu kıldan ince kızım doğdu. Sonra dayın yani benim ölsemde gamyememim oldu.Yeter mi yetmez tabi. Bir çok bilmiş kızım ardından bir de küçük kuzum oldu.

Bütün bu çocuklar doğarken, büyürken ben hep yokuşun ucundaki kahvedeydim. Ne olup bitenden haberdardım ne de evde olmayandan. Bir de eve geldikçe aslan kükremesi sesim bu duruma eklenince anneanneni çok çaresiz bıraktım. Onun sabrının sınırlarını çok zorladığımda çocukları kolunun altına sıkıştırır babasının evine giderdi. Ailesi bir gece acısını dinleyip, ateşini söndürürdü.Ertesi gün babası öleceğin ev burası diye kapımızın önüne koyardı onları.

Çocuklarımı çok seviyordum güya. Yine de onları çıplak ayaklarıyla rüzgarın içine attım. Kızlarımın herbirine sabırdan kefenler giydirdim.Damatlarımın kızlarıma yaptıklarını görünce anladım yıllar önceki yaşlı gevrekçinin bizim kapıdan geri dönerken ölmek istediğini.

Sokaklarla bile barışık yaşayan ben bir tek karımla barışamadım. Bir özür dileyemedim.'

'Hala yapabilirsin dede.' Sesimdeki yalvarış o kadar yankılıydı ki

gözlerini kocaman gözlerime dikti.

' Yapamam' dedi.'Kafamız karışır sonra, dokunamayız birbirimize.'

'Niye ama bunları anladıktan sonra..' Benim heyecanım karşısındaki kabullenişi yaşadığı tarihin bir parçasıydı sanki.

'Alışkanlıklarımızın elimizden alınması için çok yaşlıyız.Geçmişimizle beraber bin yaşındayız.'

Hayatı değiştirebileceğimizle ilgili yüzlerce, binlerce cümle kurmaya hazırlanıyordum.

'Budoğru değil ama ' dedim. Sözümü eliyle işaret ederek kesti.

'Senin için doğru değil.Biz ayaklarımızı dik tutan batonlarımız olmadan yaşayamayız artık. Biliyorum çok ağlayacak arkamdan. Birikmiş bütün ağıtlarını haykıracak. Sen o yaslara benden bir özür ekle. Borcumu öde.'

'Ama dede' Çaresiz son cümleye gelmiştik.Onun yok olma ihtimali cümle içinde geçmemeliydi ama geçti.

'Ama deme, borcumu öde. Lafı çok uzattım zaten. Söylev oldu.

Yıllar sonra anladım ki buralarda her erkek bir pişmanlık öyküsü yazmalı.

Biz efeyiz.

Hey gidinin gereksiz efeleri hey!..

Esra VIZVIZ

 


Etiketler:  



Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.





Reddit!Del.icio.us!Facebook!Slashdot!Netscape!Technorati!StumbleUpon!Newsvine!Furl!Yahoo!
 

GenBilim

Cavida VIZVIZ

Yazar Hakkında:
MERHABA Dilim de durmaz benim kalemim de.Yazdıklarım su üstünde kalmasın diye paylaşmak istiyorum sizlerle. Gün yüzünü bize döndüğünde gökyüzü yeteri kadar maviyse ya da ne bileyim hüzün yer edindiyse... Okuduklarımızla ilgili söyleşmek gereği duyuyorsam, mesleğimle ilgili bilimsel çalışmalarla ilgili makaleler bulduğumda.. Yani her fırsatta burda olmaya çalışacağım.. Sevgilerimle
Yazar Şuan Çevirim Dışı
Yazara E-Posta Atin
Yazarın Son Makaleleri Bütün Depremlere Gidinin Efesi
GenBilim
Makale İçinde Ara GenBilim    
GenBilim
        RSS Kategorileri GenBilim
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
GenBilim
Makale İşlemleri
Sizde Yazi Ekleyin
Yorum Ekleyin
Bu makaleyi favorilerime ekle
Sizde Link Ekleyin
Bu makaleyi PDF olarak kaydet
 Makaleyi rapor et
Untitled 1
GenBilim
Sponsor Bağlantılar


        Favori Makalelerim
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
GenBilim
GenBilim
GenBilim