Okunma: 769 kez
Dünyadaki 6 milyar kişinin konuştuğu 3000'den fazla dil vardır ama dünya nüfusunun yarısı bu dillerden yalnızca 15'ini konuşmaktadır. En çok sayıda insanın konuştuğu dil ise Çin'deki Mandarin dilidir. Yazı dili bütün Çin'de aynı olmasına rağmen halkın yüzde 70'i Mandarin dilini konuşur ve kuzeyde oturan bir kişi güneydekinin konuştuğunu anlamaz.
( www.genbilim.com )
Afrika'da 1000'e yakın dil konuşulmaktadır fakat l milyondan çok
kişinin konuştuğu dillerin sayısı 30'u geçmez. Hindistan'da 800'den
fazla dil konuşulmaktadır. Hatta bu kalabalık ülkede, her 12 kilometre
gittikçe lisanın değiştiği söylenmektedir.
Genetik bilimi, insanlığın dünyanın belli bir noktasında, çok büyük bir
olasılıkla Yakın Doğu'da doğarak yayıldığı ve dünya üzerindeki iki
toplum coğrafi olarak birbirinden ne kadar uzaksa genetik yapılarının
da o kadar farklı olduğu düşüncesini doğrulamaktadır. Örneğin Çin,
Japon gibi doğu milletleri genetik olarak birbirlerine, Avrupalılar ise
Kuzey Afrikalılara, Ortadoğululara ve Hintlilere daha yakındırlar.
Dünyanın bu genetik haritası ile konuşma lisanlarının yayılışı
paralellik gösterir. Teoriye göre milattan önce 7500 yıllarında tarımın
başlaması ve hayvancılığın gelişmesi ile birlikte Yakın Doğu'dan
Avrupa'ya, Kuzey Afrika'ya ve Hindistan'a büyük göçler olmuştur. Bu
büyük göç dalgaları üç ana dil gurubunun oluşmasına yol açmışlardır.
Diller arasındaki akrabalığa, bir başka deyişle dillerin tarihsel
oluşumuna dayanan bu sınıflandırmada, ortak bir kökenden
kaynaklandıkları varsayılan diller aynı öbeğe konulmuştur. Çelişkili
olmalarına ve tam tatminkar açıklaması yapılamamasına rağmen bu üç dil
grubu şunlardır: (1) Hint-Avrupa dilleri, (2) Ural-Altay dilleri, (3)
Hami-Sami dilleri.
Türk dilleri Ural-Altay ailesinin Altay öbeğindedir. Büyük dil
öbeklerinin dışında sınıflandırılmalarına rağmen Kore, Japon ve Eskimo
dilleri de bu aileden gösterilir. Hami-Sami dillerinin en belirgin
örneği Arapça'dır. Çin-Tibet ve Kafkasya dilleri, Avustralya, Afrika ve
Amerika yerli dilleri bu ana sınıflandırmanın dışındadırlar.
Diller ayrıca dilbilgisi yapılarına göre de dört sınıfa ayrılır: (1)
Kelimelerin kısa kısa, ek almadan, cümle içindeki yerlerine göre anlam
yüklendikleri diller (Çin, Vietnam, vb.); (2) Zaman, kişi, olumsuzluk
gibi tüm durumların fiilin köküne ek gelmesiyle türetilen diller
(Türkçe); (3) Dilbilgisi bağlantılarının fiil kökünde değişiklik
yapılarak ifade edildiği diller (Hint-Avrupa, Hami-Sami); (4)
Sözcüklerle ekler birleştirilerek bir cümlenin tek sözcüğe
dönüştürüldüğü diller (Eskimo). Örneğin Eskimo dilinde
"takusariartorumagaluarnerpa" kelimesi "onun bununla uğraşmaya
gerçekten niyetli olduğunu sanıyor musunuz" anlamına gelir.
Dünyadaki bütün dillerin tek ortak yanı, en çok kullanılan kelimelerin,
daha az kullanılanlara göre az sayıda harfle yazılmaları, yani daha
kısa olmalarıdır. Ayrıca hemen hemen bütün lisanlarda vücudun
kısımlarının ve organlarının isimlerinin bir çoğu kısa kelimelerle
ifade edilir. Türkçe'deki baş, bel, kaş, göz, kas, dil, diş, el, kol,
saç, aya, ten, diz, kan, boy, bel, kıl, vb. gibi.
Lisanın zenginliğinde milletlerin yaşadığı ortamın ve kültürün etkisi
vardır. Eskimo'lar ata, sadece at demekle yetinirken Türklerde atın
cinsine, yaşına, rengine göre değişik isimleri vardır. Ancak bizler de
'kar'a sadece kar derken Eskimo dilinde karı ve yağışını tanımlayan 32
kelime vardır.
Hayvanlara sesleniş bile dillere göre değişir. Bir İngiliz tavuğunu
"bili-bili" diye çağırırsanız anlamaz. İngilizler tavuğu "çak-çak"
(chuck), Finliler "fibi-fibu" diye çağırırlar ama hemen hemen bütün
dillerde tavuğu kovalama sesleri birbirlerine benzer; kış-kış, kuş-kuş,
kş-kş, kiş-kiş...

Etiketler:
Bilimler
Genetik
Farklı Dillerin Konuşulması
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |