Okunma: 353 kez
duraksayan yaşama aldırış etmeden hep birilerini takip eden canlılardır;insanlar.
Yaşadığımız mekan çok kısa kalınacak bize misafirperverlik edecek bir hayat.aslında biraz da düşündüğümüzde çıkmazları,savaşları vb. kötülükleri de hesaba katacak olursak bize bir karmış gibi görünen hayatın pek o kadar da iç açıcı olduğunu söyleyemeyiz.
yaşamı tarttığımız zaman tüm yaşamımızı ve bizden öncekilerinin de beynini hesaba katarsak hala kendimizi çözümleyemediğimiz besbelli ,biz ve doğayı anlama kavrayışımız,binlerce yıldır devam ediyor,doğanın ve insanın kutsallığını,yaşam felsefesini,tüm bilimler el ele vermiş,çözüme kavuşturmaya çalışıyor.küçük bir sıvıdan meydana gelen insan,bu dünyada hangi meslekten ve mekandan giriş yaparsa o esrarengiz hayat penceresinden bakmaya başlar ve devam eder.anlaşılacak,anlayacağımız bir hayatı anlaşılmayacak bir hayata çevirmek.biraz da zor anlayacağımız hayatı daha da zorlaştıracak bir biçime koymak insanlığımızın görevi haline geldi.insanlar ütün vasıflarıyla donatılmış bir varlıktır.sevme duygusu,beslenme duygusu,cinsiyet duygusu,statü duygusu vb.,her yandan insan,birbirleriyle çevrilidir..çağlara ve bugüne baktığımız zaman,bunların bütününü ister ve toplumsal tebalar buradan başladı.
Ve insanların eşit olarak doğduğunu ispatlamamıza gerek yoktur.bütün insanlar eşit doğmuştur,gereksinimleri ve gelişimlerine baktığımız zaman birkaç bireysel farklılıklardan öte başka hiçbir değişiklik yok.insanlar arasında eşitsizlik,eşitliği bozanlar tarafından çıkmıştır,ulaşamadığımız,her zaman da üstün olarak bellediğimiz mevkiler.artık bizim için önemli olanın mevki olduğunu sezdik kendimizce .insanların kafalarında ideal benlikler oluştu.bu dünyada bir nam bırakmak geldi içimizden.tüm insanların ideal benlikleri olduğu ve o benliğe ulaşacak insan sayısı da az olursa buyurun size kargaşa.
İdeal benlikler,çok titiz bakılması gereken bir düşünüştür.ideal benlik uğruna savaşacak insanlarda var olduğu sürece bu kanunun ne kadar önemli olduğunu görebiliriz.ideal benliklerin oluşum süreçleri insanlar arsında eşitsizlik sonucu ortaya çıkar.düz bir yolda ilerleyen arabanın çaprazlama yapıp şarampole yuvarlanmak istemesi ne kadar imkansız bir serzenişe bizim benliğimizde oluşan ülkü de o kadar benzerdir,örneğe.yani insanlar başlangıçta iyimser ve dünyaya bakış açısı genişken,nasıl olup ta bu pencere darlaşır. Hassas konudur insanın içindeki bu diyalog. Geniş deryalı bakış açımızı,dar pencereye çeviren insanlara sadece bu pencereden bakan insanların doğması doğa için korkunçtur.bu dar pencere nasıl oluştu?biyo-pisiko-sosyal olan insanlar ergenlik veya yetişkinliğe kadar çevresel faktörlere bağlıdır.yani insanı sırf kalıtımsal olarak serbest olarak bırakd-saydık herhalde o saf ve temiz yürekli insanın yaşamı kurtarılırdı.en azından böyle bir iyi niyetli insanı oluşturan toplum(ütopik olarak) olsaydı yine dünya kurtulurdu.ama böyle bir imkan ancak çabalarla oluşur.dedik ya insan belki bir yere kadar saftır.işte tam böyle zamanlarda çevre ve en basitinden aile kendini gösterirdi.toplum olarak çevre önemliydi bizim için.çevrenin oluşması da insan yani birey için önemlidir.çevre,toplum hangi tabakalar sonucu oluşur,neyi simgeler nasıl oluştu.bu konu çok derinlemesine inilen bir sorudu.yani bunu kurcalamak için epey bir buhranlı yerden geçeceksiniz.örneğimde de görüldüğü gibi düz yol yani insanların dünyanın sahibi iken bu sahiplik dar bir yolla sırlandırıldı.nasıl mı?şimdi dünya toprakları bütün insanlık içindir.bu toprakların sahiplenmesi kargaşa kaçınılmaz olur.tabii olarak insan toprak için savaştı,gerçekte öyle olmasada.
İnsan toprağı ne için ister,emek için ,barınmak için karnını doyurmak için.peki neden fazlasını isteyesin ki,senin için önemli değil mi yer,tamam sana verdik,peki fazlası seni rahatsız etmesin mi?.insanlar arası iş bölümün oluşması,bireysel farklıkların giderek,toplumsal farklılıklara kendini verdi hayat ve yaşam.toplum artık fazlasının fazlasını istemeye başladı,bu da kaçınılmaz bir sona bizi hazırlamıyor mu?anlayamadığımız bir isteme faaliyeti bizi nereye yönlendiriyor.çünkü;istediklerimiz belliydi,artık isteklerimizi de kaybediyoruz.isteklerin istekizleştirilmesi,amansız bir yaşayışa gerçek ideallerin kaybolmasına yol açar.gerçek ideal,standart bir hayat fonksiyonumuzda üst düzey bir çalışma sonucu,algıların çalıştırıldığı ama olumlu bir şekilde sürdürülüp,bu düşüncenin somut veya soyut verilerle birleştirilip,hayatın olumlu bir sevgi penceresi oluşturmasıydı.tıpkı İslam dinin bize sunduğu,cennet bahçelerindeki pencere gibi olabilirdi.işte gerçek ideallerden uzaklaşıp,yalancı ve doğru ideallerle boğuşmak.gerçek ideal doğduğumuz vakitekki saf benlikti.ama doğru benlik toplum içinde,toplum içinde yaşanılması mutlak,yalancı görünen yapay sisteme kulak kabartan benlikti.biz doğru benlik yani yalancı benliğe sürüklendik,sürükleniyoruz.kalınlaşan toplumsal tabakanın altında gerçek ideal(benlikten)uzaklaşıp,duruyoruz.gerçek benlik ve doğru benlik arasında dengenin kırılışından sonra hayat bize gülme şansını veremedi,aslında cennet gibi görünen dünya, kötülüklerin,açlıkların,sevginin hayatın köreldiği bir saha alanına çevrildi.yani gülmeyi,sevgiyi bulamayıp,kötülüklerle ölçmeye çalıştığımız bir hale gelindi.kötü ve iyi böyle sınıfsal tabakalardan benliğe kadar uzanan yolda kendini baş gösterdi.yani istenilenler,istenilmeyip başka işler için çalışılmaya başlanıldı.biz artık kendimizden bıkıp toplum satranca oynamaya başladık.suç bizden çıktı,çünkü her satrançta yenilen biz olduk,kendimiz bize yenildi.kendimiz bir olduk ama genimiz farklıydı herkes düşünebilirdi neden yok olduk.neden topluma oynuyoruz,toplum istedi diye,toplumla boğuşmaktan vazgeçip,toplumun verdiği kurallara uyuyoruz,kendimizin verdiği kararlar önemli değil,iyi ama nasıl bir toplum.

Etiketler:
Bilimler
Psikoloji
Yavaşlayan Değişim
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |