Okunma: 1704 kez
Tarih her zaman tekerrür edecek diye bir şey yok, hayır. Ancak, ekonomi, siyaset gibi bazı sahalar var ki, buralarda gelişen olayların başlangıç durumlarındaki benzerlikler, sonuçlarını da benzer kılıyor. Bu nedenledir ki, çoğu kez hatalarımızdan ders alabiliyor, hatalarımızı tekrarlamama yoluna gidebiliyoruz.
( www.genbilim.com )
Örneğin, Amerikalılar: Amerikalılar, 1929 krizinden ders almamış, gerekli önlemleri geliştirmemiş olsalardı, 1987 krizini meselâ, atlatamazlardı. Ki, 1987 krizi, 1929 krizinden çok daha vahimdi. Amerikanlıları inim inim inleten ekonomik felâket, '87de yaşanmadı. Neden, çünkü, hatalarından ders almayı başardılar.
modern dünyanın en ağır ekonomik buhranı 1929 Krizidir. Oysa, ekonomi çok iyi gidiyordu. Amerikalılar, Birinci Dünya Savaşının acılarını geride bırakmışlar, yeniden yapılanmaya girişmişlerdi. Baş döndürücü bir teknoloji ve üretim patlaması yaşıyorlardı. Otomotivden, enerjiye kadar akla gelebilecek her sektörden her gün yeni bir buluşun haberi geliyordu. Sanayiciler kazançlarını yeni fabrikalara, yeni makinelere, yeni işçilere yatırıyorlardı. Ücretler artıyordu, tüketim artıyordu. Borsa devamlı yükseliyordu. İyimser olmamak, geleceğe güven duymamak için hiçbir neden yoktu.
1920li yıllar tarihe Amerikalıların en yaratıcı yılları olarak geçti. "Kükreyen Yirmiler" diye bir de isim takmışlardı. "Kükreme" sadece müthiş bir hızla büyüyen ekonomilerini değil, radikal bir biçimde değişen yaşam biçimlerini de anlatıyordu. Elektriğin evlere girmesi, başlı başına bir devrimdi. Caz müziği, borsa ve naylon çoraplar! Tarihte ilk kez, işçi kızlarla "asil leydiler" aynı ürünü kullanmaya başlamışlardı; naylon çoraplar. Naylon çoraplar, Amerikanın "demokratikleşiyor" olmasının işaretlerinden birisi sayıldı.
Kadınlar iş hayatına girdiler. Kısa sürede, çalışan kesimin beşte biri kadın oldu. Etekler, saçlar kısaldı. Hanım hanımcık kadınların yerini umuma açık yerlerde sigara içen, argo sözcükler kullanmaktan kaçınmayan kadınlar aldı. Boşanmalar arttı. Doğum kontrol yöntemlerinin uluorta konuşuluyor olması, geleneksel Amerikan ailesinin dağıldığının kanıtı olarak algılandı.
Kükreyen Yirmiler"in en önemli buluşlarından birisi de seri üretimdi. Ve tarihte ilk kez işçiler kendi ürettikleri otomobilleri satın alacak parayı kazanır oldular! Yine tarihte ilk kez "yıllık izin" kavramı gündeme geldi. O zamana kadar zenginlere özgü bir ayrıcalık olan seyahat de "demokratikleşti". Amerikalılar ülkelerinin tatil cennetlerine akmaya başlayınca bu defa turizm sektörü ihya oldu.
Charlie Chaplin, Rudolf Valentino ve erotizm. Bugün bildiğimiz şekliyle mayo da yeni bir icattı. Yarı çıplak starlar muhafazakâr Amerikalıları dehşete düşürdü,Yaşam ortalaması 55'den 60'a çıktı. Lise mezunlarının sayısı ikiye katladı. Dünyada ilk kez yemek karın doyurma kavramını aştı, "sanat" telâkki edilmeye başladı. Yemek kitaplarını, ilk rejim reçetelerini bu yıllarda görüyoruz. Köşebaşı bakkallarının yerini alan süpermarketleri de öyle.
Albert Einstein'ın sayesinde Kâinat'ın tanımı bile değişti!
Al Jolson, zamanın ünlü şarkıcısı, "You don't heard nothing yet!" diyordu, "Bu daha hiçbir şey değil!" Daha neler göreceksin! Çöküş öngörülebilir miydi?! On sekizinci yüzyıldan kalma. "Müdahale etmeyin, rahat bırakın!" anlamına geliyor. Bu anlayışa göre, ekonominin kendisine has iç-dinamikleri vardır. Bu iç-dinamikler, "gizli bir el" gibi hareket eder, ekonomiyi düzenlerler. Devlet müdahalesi iç-dinamikleri altüst edeceğinden, siyasiler ekonomiden uzak durmalı, ekonomik aktörleri rahat bırakmalıdır ki, işlerini görebilsinler.
Politikacılar olsun, ekonomi bürokratları olsun birşeylerin iyi gitmediğinin farkındaydılar. Örneğin, 1923-29 yılları arasında, günde iki banka batıyordu. Borsadaki yükselişin anormal olduğunu, kağıt fiyatlarının aşırı yükseldiğini iddia edenler vardı.
Ama ne Başkan ne de Amerikan Merkez Bankacılık Sistemi'nin ekonomistleri müdahaleye cesaret edebildiler. Borsa çöker de kabahat başlarına kalırsa diye ürküyorlardı. "İnşallah iyi olur," diyerekten, seyretmeyi sürdürdüler.
İyi olmadı. Kimileri evlerini ipotek etti, kâğıda yatırdı. Kimileri banka mevduatlarını çekti, kağıda yatırdı. Parası yetmeyen, kredi ile kâğıt aldı.
Borsaya yatırılmış gibi duran para, aslında orada değildi. 2 Eylül 1929, Cumartesi gününün cehennem kadar sıcak bir gün olduğunu kaydediyor. 5 Eylül Perşembe günü Yıllık Ulusal İş Konferansının yapıldığı günmüş, Roger W. Babson kürsüye çıkmış, "Borsa nın çökmesi kaçınılmaz," demiş,
"Kükreyen '20li Yılların" sonu, Büyük Çöküşün başlangıcı, Kara Perşembe. New York Borsası 24 Ekim 1929 Perşembe günü dibe vurdu. İnsanlar kağıtlarını satmaya çalıştıkça fiyatlar düştü.
29 Ekim Pazartesi sabahı borsa açıldığından birkaç saat sonra fiyatlar bir yıl öncesinin kârını sıfırlayacak kadar düştü.
Daha da kötüsü, topladıkları mevduatla borsa oynayan bankalar da ard arda batmaya başladılar. 4000 banka, mudiler (para yatıranlar) veznedara yaklaşıp paralarını kurtarmak için birbirlerini çiğnerlerken battı.
O yılın sonunda Amerikan ekonomisinden 30 milyar dolar buharlaştı. Kimsenin cebine girmedi -kimseyi zengin etmedi, sadece buharlaştı!
Kaynak: Alev Alatlı ‘nın 2001 yılında TRT-2 de yayımlanan konuşmalarından 1.özettir

Etiketler:
Bilimler
İktisat
Tarih Tekerrür ve Ekonomik Krizler - 1
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |